ARSIVANA SAYFA
 
29 Temmuz '00
SAYI: 27
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan...
Hücre saldırısı ve devrimci sorumluluk
SAG-ÖO direnişi ve yeni dönem dersleri
SEKA direnişinin bir kez daha gösterdiği
"Kophenag Kriterleri" ve Kürt sorunu
%10 barajı saldırısına karşı işçi eylemi
Metal sektöründe TİS süreci ve görevlerimiz
Birleşik Metal-İş Genel Temsilciler Kurulu...
Kongreye doğru DİSK!
İstanbul Anakent Belediyesi'nde de grev...
Zindan direnişinin dersleri ve yeni dönemin görevleri
F tipi saldırısı
Saldırı direnişle yanıtlandı
Bergama'da katliam girişimi ve tepkiler
Maltepe'de "Hücre Tipi Cezaevleri Politikası ve..."
F tipi cezaevine karşı aydın ve sanatçı girişimi
Programda tarım ve köylü sorunu/3
Kıbrıs'ta işgale son!
Bu memleket bizim!
Türkiye'de enerji sorunu ve politikaları
Resmi bilim emperyalist tekellerin hizmetinde
Sezer'in tavrı ve sözde "demokrasi rüzgarı"
14. kuruluş yılında İHD
G-8 Zirvesi ve gösterdikleri
Emperyalist-kapitalist sisteme karşı yürütülen...
Cellatex ve Adelshoffen eylemleri
Propaganda-ajitasyon sorunu
Yorum senin ya da yorumsuz mu demeliyim?
Mücadele Postası
 
Tüm yazılar





 
 
Propaganda-ajitasyon sorunu


Tahir Solmaz


Sınıf ve kitle çalışmasında pratik-politik faaliyetin önemli ve vazgeçilmez unsurlarından biri propaganda ve ajitasyon faaliyetidir. Propaganda denilince, görsel, yazınsal ve sözlü propaganda akla gelmektedir. Ve bunun alanı fazlasıyla geniştir: Müzik, tiyatro, televizyon, sinema, roman, şiir, öykü, slayt, resim, afiş, bildiri, kuşlama, pullama vb.

Yazılı materyallerde kendisini tekrarlayan bir tarzdan uzak durabilmek, yaratıcı ve çarpıcı bir tarzı geliştirmek, ancak sınıf ve kitle çalışmasında derinleşerek başarılabilmeli. Yığınların ruhhalini, eğilimlerini dikkate almak, ileriye dönük taleplerini formüle edebilmek, alana hakim olabilmeyle doğrudan orantılıdır. Kaldıraç işlevi olabilecek öyle çok zenginlikler vardır ki, bunları değerlendirebilmek, yeni zenginlikleri keşfetmemizi sağlayacaktır. Doğruyu bilmek yetmez. Bu doğruyu işçi ve emekçilere nasıl sunulacağını da bilmek gerekir. Hangi yöntem daha etkilidir? Nasıl bir anlatım daha etkili olur? Bir afişte neye dikkat edilmelidir? Bildiri nasıl kaleme alınmalıdır? İşçinin ilgisini nereye yoğunlaştırmak gerekir? Kendini tekrarlayan kuru bir üsluptan nasıl kurtulmak gerekir? Bunların hazır bir reçetesi yoktur. Önce de vurguladığımız gibi, bu doğrudan pratik faaliyet içerisinde kazanılabilecek bir reflekstir.

Bildiriyi kaleme alabilmenin çok değişik biçimleri vardır. Somut bir saldırıya karşı kaleme alınan bir bildiri farklıdır, yereldir. Genel bir seslenişte ise üslup daha değişik olacaktır. Ancak yeni bir üslup ve tarz denenirken “zorlama” olmamasına dikkat edilmelidir.

Her bildiri, “İşçiler-emekçiler!” diye başlamak zorunda değildir. Ayrıca gerçeği kuru bir dille (ki bilimsel metinler böyledir) ifade etmek, işçiler üzerindeki etkiyi zayıflatır. Mesela x sektöründe bir çalışmamız var. Bu sektörde çalışan işçi yoldaşlar, başka sektörlere seslenen bildiriler kaleme alabilir. Metalden, petro-kimyaya, tekstile vb. gibi. Mektup yazma yöntemiyle de işçilere seslenilebilir.

İşçinin sömürüldüğünü anlatmak gerekiyor mu? Kuşkusuz her işçi bunu bilir. Eğer bilinen gerçeği doğrudan verirsek etki şansı yoktur. Çeşitli görüngüler içerisine yedirerek verdiğimizde, hem anlamlı, hem etkili olur. Halk deyimlerini, atsözlerini vb.’ni bildirilerimizde kullanabiliriz. Kimi zaman işçilere iletmek istediğiniz mesajı, sayfalar dolusu metinlerden daha vurucu ve özlü biçimde böylece verebiliriz.

Özellikle yerel bildirilerde fabrikanın somut durumu çok iyi bilinmelidir. İşçilerin eğilimleri, kendilerini en fazla rahatsız eden özel noktalar öne çıkarılmalı, işçinin sermayeye karşı öfkesi kamçılanmalıdır. Kimi bildiriler doğrudan patron muhatap alınarak yazılabilir. İşçinin kafasından geçen, ama söyleyemediği şeylerin patronun “yüzüne” söylenmesi etkili olmaktadır.

Her bildirinin ortak temalarından biri “birlik” çağrısıdır. İşyerlerinde işçilere birliğin önemini anlattığımızda, “doğru söylüyorsun ama, bu işçilere güvenilmez” derler. Hepsi istisnasız aynı sözü tekrarlar. Bu güvensizliği kırmak tek başına “propangada”nın yapabileceği bir iş değildir. İşçileri kaynaştırmayı sağlayacak başka araçlar kullanılmalıdır: Spor, piknik, tiyatro, ev toplantıları, işçi platformları vb. Bildirideki birlik çağrısı diğer faaliyetlerle birleştirildiğinde gerçek sonuçlarına varır.

Duvar yazıları, afiş, kuşlama vb. kısa ifadelerden oluştuğundan, seçici davranabilmeliyiz. Afişlerdeki soluk renk her zaman etkiyi zayıflatır. Kelimelerin göze batmasını zorlaştırır. Özellikle afişlerde görselliğe/estetiğe önem vermeliyiz.

Sözlü propaganda halen zayıf olduğumuz bir alandır. Bu zayıflığın iki yönü vardır. İlki, bu propagandayı yapabilmenin olanaklarının sınırlılığıdır. Diğeri ise, ajitatör ve propagandistlerin özel olarak yetiştirilmesindeki zayıflıklardır. Fabrika önünde bildiri dağıtmanın olanaklarının sınırlılığı düşünüldüğünde, bu iş daha çok fabrika servislerinde gerçekleşmektedir. Burda da, dışardan değil, işçiye “bu bizden” dedirtecek bir düzey tutturulduğunda başarı şansı vardır. Rahat olmak, konuşurken tek tek işçilerin yüzlerine bakarak etkiyi güçlendirmek, işçinin elindeki bildiriyi daha etkili okumasını sağlamak gerekir. Anlatılmak istenilen vurucu bir tarzda, jest ve mimiklerin yadımıyla yapılmalıdır. Eğer işçilerin pür dikkat dinlemesi sağlanamıyorsa, etki zayıf demektir.

Sözlü propaganda alanındaki zayıflığımızın üzerine gitmeli, bu alana uygun güçlerin seçimine ve yetkinleşmesine özel bir önem vermeliyiz.

Sözlü propagandanın diğer bir alanı, direnişe çıkan işçilerle kurulan ilişkilerdir. Burada fazlasıyla hassasiyet ve dikkat gerektiren bir ilişki tarzı önemlidir. Direnişe çıkan işçinin ruh hali, kendilerine “kazandıracak” olan kimse, ona ilgi göstermeye meyillidir. Yani dayanışmacı arar kendisine. Dayanışmayı gösterecek olanın kimliğiyle fazla ilgilenmez. Ama bizim ilişki tarzımız dayanışmacılıktan direnişin asli öğesi olmaya dönüşmek durumundadır. Kurulan ilişkide ilk elden yapılan acemilikler ilişkinin seyrini etkiler. Öğretmen edasıyla davranmak, niye şöyle değil, niye böyle yapılmıyor vb. davranışlar sergilemek (ki bu öğrenci alışkanlığıdır) baştan kaybetmeyi getirir. İşçileri yönlendirebilmek bir süreç sorunudur. Ağırlık oluşturabiliyorsanız bunu yapabilirsin. Yoksa söylenen her söz itici gelir.

Direniş çadırlarındaki sohbetler önemlidir. İşçilerin tartışmalarından eğilimlerini, düzeylerini, kararlılıklarını anlayabilir, ikircikli tipleri tespit edebilir, öncü işçilerle sağlıklı ilişkiler kurabilirsiniz. Kimi durumlarda öncü işçiler sendika komitesinde olmayabilirler. Dolayısıyla komitelerin her zaman en ileri düzeyi yansıtmayabileceğini gözetmeliyiz.

İşçi sınıfını kuşatabilmenin araçlarındaki zenginlikleri kullanamadığımız sürece, etki hep zayıf ve tek yanlı kalacaktır. Slayt gösterimi ve sokak tiyatrosunun işçilerin örgütlenmesinde fazlasıyla etkili oluşunu tarihsel deneyimler de göstermektedir. Slayttaki müzik ve iyi seçilmiş fotoğraflar çok etkileyici olabilmektedir. Tiyatronun etkisi daha çok iki biçimde kendini gösterir. Birisi “sokak tiyatrosu” denilen, somut bir sorun üzerinden propaganda biçimidir. Direnişler, mitingler, platformlar, fabrika önleri bunun temel alanıdır. Diğeri de sahne üzerinde oynanan oyunlara işçileri taşımaktır.

Kimi işçi platformları, işçi kültür evleri “işçi tiyatrosu”nun örgütlenmesi için değerlendirilebilir.

Görsel, yazınsal ve sözlü propaganda faaliyeti, sınıfın örgütlenmesinde asli bir faktördür. Sınıfı her alanda sarıp sarmalamak, partinin her alana el atmasına, bütün alanlarda sınıfı bilinçlendirme ve örgütlemede seferber etme yeteneğine bağlıdır.





Broşür ve bildiri dağıtımından gözlemler...


Sermaye sınıfının ve onun devletinin son günlerde en fazla üzerinde durduğu konulardan biri de ücret zamlarıdır. Biz Anadolu yakasından Kızıl Bayrak okurları olarak, bundan hareketle çevremizdeki fabrikaları gezerek, işçilerin içeride yaşadığı sorunlara hakim olmak ve müdahale etmek noktasında belli çabalar harcıyoruz.

Bu fabrikalardan biri de zam dönemi yaklaşan Bayrak Metal fabrikasıdır. Bu fabrikada ilk çalışmamıza, asgari ücretle konulu popüler broşürümüzü dağıtarak başladık. Zam dönemi yakın olduğundan işçiler broşürlere beklediğimizden fazla ilgi gösterdiler. Elimizde yeterli sayıda broşür yoktu. Bu nedenle broşür alamayan işçiler tek tek yanımıza gelerek broşür talebinde bulundular. Bu, sürece olan duyarlılıklarının bir göstergesiydi.

Daha sonra, broşürü okuyan bir işçiyle ayaküstü sohbetimizde, işçi arkadaş bize kendi sorunlarına nasıl yardımcı olabileceğimizi sordu. İşyerinde komiteler kurup örgütlü bir şekilde hareket etmedikten sonra sorunlarımızı çözemeyeceğimizi ve bu sorunlarımızın çözümünün de biz işçilerin elinde olduğunu ifade ettik. Fabrikaya yönelik önümüzdeki süreçte zamla ilgili bir metin kaleme alıp dağıtacağımızı söyleyerek ayrıldık.

İkinci çalışmamızda, bu kez bildiri dağıtımı gerçekleştirdik. Bunu servislerin içine girerek yaptık ve aynı duyarlılıkla karşılaştık. Hemen hemen bildirimizi almayan işçi yoktu. Eline bildiriyi alan hemen okumaya başlıyordu. Bildirileri dağıttığımız sırada bir ses “Helal olsun!” diyerek bizi selamladı. Karşılaştığımız tablonun vermiş olduğu coşku ve azimle bildirilerimizi bitirerek ayrıldık servislerden.

Biz sınıf bilinçli devrimci işçiler olarak şunu çok iyi biliyoruz ki, bu sömürü sisteminde yaşadığımız sorunlara karşı mücadele bayrağını dalgalandırmaktan başka çaremiz yok. Bu da ancak birleşik-örgütlü militan mücadeleden geçmektedir.

Düşük ücret saldırısına karşı işyeri komitelerinde örgütlenelim!
İşçilerin birliği sermayeyi yenecek!

Kartal’dan komünist işçiler