ARSIVANA SAYFA
 
29 Temmuz '00
SAYI: 27
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan...
Hücre saldırısı ve devrimci sorumluluk
SAG-ÖO direnişi ve yeni dönem dersleri
SEKA direnişinin bir kez daha gösterdiği
"Kophenag Kriterleri" ve Kürt sorunu
%10 barajı saldırısına karşı işçi eylemi
Metal sektöründe TİS süreci ve görevlerimiz
Birleşik Metal-İş Genel Temsilciler Kurulu...
Kongreye doğru DİSK!
İstanbul Anakent Belediyesi'nde de grev...
Zindan direnişinin dersleri ve yeni dönemin görevleri
F tipi saldırısı
Saldırı direnişle yanıtlandı
Bergama'da katliam girişimi ve tepkiler
Maltepe'de "Hücre Tipi Cezaevleri Politikası ve..."
F tipi cezaevine karşı aydın ve sanatçı girişimi
Programda tarım ve köylü sorunu/3
Kıbrıs'ta işgale son!
Bu memleket bizim!
Türkiye'de enerji sorunu ve politikaları
Resmi bilim emperyalist tekellerin hizmetinde
Sezer'in tavrı ve sözde "demokrasi rüzgarı"
14. kuruluş yılında İHD
G-8 Zirvesi ve gösterdikleri
Emperyalist-kapitalist sisteme karşı yürütülen...
Cellatex ve Adelshoffen eylemleri
Propaganda-ajitasyon sorunu
Yorum senin ya da yorumsuz mu demeliyim?
Mücadele Postası
 
Tüm yazılar





 
 
Sezer’in tavrı ve sözde
“demokrasi rüzgarı”


“Demokrasi kurtuldu”!.. Evet, YÖK’ün rektör seçimlerine anti-demokratik müdahalesini Cumhurbaşkanı Sezer’in veto etmesinin ardından, konuyla ilgilenen kesimler bu hava içine girdiler. Burjuva köşe yazarlarından burjuva parti liderlerine kadar hemen herkes, “demokrasi önderi” Sezer’e büyük sevgi gösterilerinde bulundular. Tansu Çiller bile “biz uzun zamandır YÖK’ün kaldırılması gerektiğini savunuyoruz” diyebildi. Neredeyse YÖK dışındaki herkes Sezer’in bu vetosundan memnun.

Sanki artık demokratik bir ülkede yaşıyormuşuz gibi bir hava estiriliyor. Sanki ülkemizde işkence bitmiş, cezaevlerinde insanlar devlet tarafından öldürülmüyor, sakat bırakılmıyor. Sanki işçi sınıfının, emekçilerin ve diğer ezilenlerin yanında olmalarından dolayı binlerce insan cezaevlerinde çürütülmüyor. Sanki bunlar da yetmezmiş gibi, ölüm anlamına gelen hücre tipi cezaevleri bugün siyasi tutsak ve hükümlülere dayatılmıyor. Sanki yasalar işçi sınıfının her türlü örgütlenmesinin ve haklarını almasının önüne geçecek şekilde düzenlenmemiş. Sanki ortalama bir işçi insanca yaşanacak ücretin beşte biri düzeyinde bir ücrete mahkum değilmiş. Sanki hakkını arayanın, demokratik bir ülke isteyenin kafasından cop, bileklerinden kelepçe eksik oluyormuş gibi...

İşte Sezer böyle bir ülkenin cumhurbaşkanıdır. Ve misyonu faşist sermaye iktidarının “demokrasi” cilası ihtiyaçlarına yanıt vermektedir. Bir tarafan açık katliamlar gerçekleştirilirken, cezaevlerinde insanların kolları koparılırken, işçi-emekçi direnişleri polis-jandarma saldırılarıyla bastırılmaya çalışılırken, öte yandan “demokrasi” hayalleri yaymak gerekmektedir. Sezer de ipliği çoktan pazara çıkmış faşist bir kurumun uygulamaları üzerinden bunun gereklerini yerine getirmektedir. Böyle bir misyonun sahibi Sezer’in farklı bir tavır göstermesi, hele ki bunca kamuoyu tepkisi altında, hiç de amaca uygun olmazdı. Sezer tam da düzenin ihtiyaçları doğrultusunda davranmıştır.




Rektörlük seçimleri
skandalında son gelişmeler



22 üniversitede yapılan rektör seçimlerinin ardından YÖK, Cumhurbaşkanı Sezer’e gönderdiği üçer kişilik aday listesinde MHP’li adayların şansını arttırmak adına en çok oy alan bazı adayları keyfi bir şekilde elemişti. Özellikle Dokuz Eylül Üniversitesi’nde oyların %80’inden fazlasını almış olan iki adayın elenmesi, tepkileri eyleme dönüştürmüş, öğretim görevlileri ardı ardına eylemler gerçekleştirmeye başlamıştı. Bunun üzerine kamuoyunda bir tepki de yaratılmıştı. En son Sezer’in yapacağı hamle bekleniyordu.

Nihayet Sezer listeyi olduğu gibi YÖK’e geri gönderdi. Bunun kamuoyunda yansıması ise özetle Prof. Dr. Hakkı Bahar’ın yorumu gibiydi: “Şu anda her şeyden önce demokrasi kurtuldu. Herkes cumhurbaşkanımızdan böyle bir davranış bekliyordu.

Bu vetonun ardından YÖK, 21 Temmuz Cuma günü olağanüstü toplandı. Kendi kararında direten YÖK, listeleri ayırarak ve tercihlerini gerekçelendirerek, ama esasta bir değişikliğe gitmeden, listeleri cumhurbaşkanına geri yolladı. Sezer, 9 Eylül Üniversitesi dışındaki 21 üniversiteye ilişkin listelere bir itirazda bulunmadı. Bu arada birer oy almalarına rağmen YÖK tarafından üç kişilik listeye alınan Prof. Dr. Orhan Uslu ve Prof. Dr. Güzin Gökmen, yaşanan gelişmeler üzerine adaylıktan çekildiler. YÖK bu sefer de geriye kalan ve bir oy almış olan Prof. Dr. Özcan’ı listeye ikinci sıradan alırken, liste dışı bıraktığı Prof. Dr. Emin Alıcı’yı listeye almak zorunda kaldı, ama üçüncü sırada tercih etti. Süreç karşılıklı ayak direme şeklinde devam ediyor.




“Terör”ün sorumlusu ergenlik!


Sınıf mücadelelerin (egemen sınıflara göre “terör”ün) nereden kaynaklandığı bulundu! Ezen ve ezilen sınıflar arasındaki uzlaşmaz çelişkinin, ya da günümüz somutundan bakarak, bir işçinin insanca yaşam ücretinin beşte birine talim etmesinin, gençliğin geleceğinin karatılmasının bunun kaynağı olduğunu düşünüyorsanız, hiç de “bilimsel” bakmıyorsunuz! Meğerse tüm suçlu ergenlik dönemi sorunlarıymış. Bu büyük “keşfin” sahibi Terörle Mücadele Daire Başkanlığı Psikolojik Harekat Şubesi’nde görevli komiser psikolog Necati Alkan. Bu iddiasını şöyle açıklıyor:

Ergenlik döneminde fiziksel yapısı bozulan genç, kendini değersiz görüp, güvensiz hisseder. Bu durum doğal olarak psikolojisine de yansır ve tepkileri önceden kestirilemez. Anne-baba, devlet gibi otorite sayılan her şeye başkaldırı meyili artar. Maceracı, iniş-çıkışlarla dolu bu kritik dönemi terör örgütleri çok iyi kullanır.

Gençliğin bu insanlık dışı düzene, geleceğini yok eden sisteme başkaldırısı hep sürecektir. Bu gülünç “bilimsel” açıklamalar sahiplerinin hiçbir işine yarayamayacaktır. İnsanlığa verebileceği hiçbir şeyi kalmayan bu sistem yalnızca gençliği değil, işçi ve emekçileri de “terör örgütleri” dedikleri devrimci örgütlerden uzak tutmayı başaramayacaktır.




Nükleer Santrala Karşı
Güç Birliği Platformu’dan açıklama:

Çokuluslu nükleer tekeller ve yerli işbirlikçilerine vurulmuş bir darbe!


Nükleer santral ihalesinin iptal edildiğinin açıklanmasının bir gün sonrasında, 26 Temmuz günü, Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) İstanbul Şubesi’nde, Nükleer Santrala Karşı Güç Birliği Platformu konuyla ilgili bir basın açıklaması düzenledi. Açıklamaya EMO, Enerji Yapı Yol Sen, ÖDP, EMEP, Nükleer Karşıtı Platform İstanbul şubeleri ve Greenpeace Akdeniz temsilcileri ile aralarında Suavi ve Nejat Yavaşoğulları’nın da bulunduğu sanatçılar katıldı. Güçbirliği adına EMO İstanbul Şube Sekreteri Selami Yılmaz’ın okuduğu basın açıklamasının ardından nükleer santrallerin “kapkara karanlık defteri”, temsili olarak, platform bileşenlerince “bir daha açılmamak üzere” kapatıldı.

Ardından basın mensuplarının yönelttiği sorulara geçildi. Bu ihalenin iptal edilmeyip “kısa bir süre” ertelendiği açıklamasının hatırlatılması üzerine; bu “kısa süre”den kastedilenin 10-15 yıl olduğu, nükleer enerjiden yana olan kliklere mavi boncuk dağıtmak için böyle söylendiği, bu işin artık bittiği ifade edildi. Enerji sıkıntısı hakkında sorulan bir soruya da; sahip olduğumuz birçok doğal, ucuz ve temiz enerji kaynağı sıralanarak, yakın gelecekte bizi bir enerji krizinin beklemediği vurgulandı.

Yapılanların boşa gitmediği ve bunların alınan kararda büyük etkisinin olduğu ifade edilen basın açıklamasının sonunda, Akkuyu’da 5 Ağustos’da düzenlenecek olan nükleer karşıtı şenliğe çağrı yapıldı. Buna göre İstanbul’dan 4 Ağustos Cuma akşamı yola çıkılacak. Akkuyu’da 5 Ağustos’da saat 11:00’de başlayacak olan miting muhtemelen akşam 17:00’e kadar sürecek. Akşam, sanatçıların katkısıyla gerçekleşecek olan şenliğin ardından, aynı akşam herkes geldiği ile geri dönecek.

Okunan basın metni:

35 yıldır Türkiye’yi tehdit eden nükleer macera, 25 Temmuz günü Başbakan Bülent Ecevit’in “Akkuyu Nükleer Santral İhalesi’nin” iptal edildiğini açıklaması ile son bulmuştur.

Bu karar;
Para hırsıyla ülkemizi ve dünyayı radyasyon cehennemine çevirmek için lobi faaliyetlerini yürüten çokuluslu nükleer tekeller ve yerli işbirlikçilerine vurulmuş bir darbedir. (…)

Bu iş burada bitmiş gibi gözükse de, nükleer lobilerin bu işten kolay kolay vazgeçeceğini düşünmüyoruz. Duyarlılığımız, hem ülkemiz hem de dünya için son nükleer santral kapanıncaya kadar sürecektir. (…)

Güçbirliği adına
EMO İstanbul Şube Sekreteri Selami Yılmaz


Bu kapkara karanlık defterde; yüzbinlerce insanın kanserden ölümü,
Bu kapkara karanlık defterde; yüzbinlerce bebenin özürlü doğuşu,
Bu kapkara karanlık defterde; milyonlarca insanın radyasyona maruz kalarak geleceklerinin karartılışı,
Bu kapkara karanlık defterde; milyonlarca insanın alınteri ve emeğinin gaspedilişi,
Bu kapkara karanlık defterde; onlarca ülkenin geleceklerinin ipotek altına alınışı vardır.
Bu kapkara karanlık defteri bir daha açılmamak üzere kapatıyoruz.