ARSIVANA SAYFA
 
29 Temmuz '00
SAYI: 27
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan...
Hücre saldırısı ve devrimci sorumluluk
SAG-ÖO direnişi ve yeni dönem dersleri
SEKA direnişinin bir kez daha gösterdiği
"Kophenag Kriterleri" ve Kürt sorunu
%10 barajı saldırısına karşı işçi eylemi
Metal sektöründe TİS süreci ve görevlerimiz
Birleşik Metal-İş Genel Temsilciler Kurulu...
Kongreye doğru DİSK!
İstanbul Anakent Belediyesi'nde de grev...
Zindan direnişinin dersleri ve yeni dönemin görevleri
F tipi saldırısı
Saldırı direnişle yanıtlandı
Bergama'da katliam girişimi ve tepkiler
Maltepe'de "Hücre Tipi Cezaevleri Politikası ve..."
F tipi cezaevine karşı aydın ve sanatçı girişimi
Programda tarım ve köylü sorunu/3
Kıbrıs'ta işgale son!
Bu memleket bizim!
Türkiye'de enerji sorunu ve politikaları
Resmi bilim emperyalist tekellerin hizmetinde
Sezer'in tavrı ve sözde "demokrasi rüzgarı"
14. kuruluş yılında İHD
G-8 Zirvesi ve gösterdikleri
Emperyalist-kapitalist sisteme karşı yürütülen...
Cellatex ve Adelshoffen eylemleri
Propaganda-ajitasyon sorunu
Yorum senin ya da yorumsuz mu demeliyim?
Mücadele Postası
 
Tüm yazılar





 
 
Zindan direnişinin dersleri ve
yeni dönemin görevleri


(Bu metin, ‘96 Büyük Zindan Direnişi’nin hemen ardından, Ekim’in 149, 150 ve 151. sayılarında başyazı olarak yayınlanan üç bölümlük değerlendirmenin belli bölümlerinden oluşmaktadır. Burada kullandığımız başlık, üç başyazının ortak başlığıdır.)


Zindan direnişinin zaferle sonuçlanması Türkiye devrimci hareketi için büyük bir politik ve moral başarı olmuştur. Şimdi bir bütün olarak devrimci hareketin önünde, ortak onurunu taşıdığı bu başarıyı çok yönlü olarak değerlendirme, ondan gerekli dersleri ve sonuçları çıkarma, elde edilen politik ve moral kazanımları yeni bir çıkışın dayanakları olarak kullanabilme sorumluluğu durmaktadır. (...)


Devlet baltayı taşa vurdu

1 Mayıs’tan itibaren genel bir karşı saldırı başlatan devlet, bununla devrimci hareketin kazandığı politik ve moral mevzileri tahrip etmeyi amaçlıyordu. Bunda başarı sağladığı ölçüde ise, işçi sınıfına ve emekçi halka yönelik çok yönlü bir yeni saldırı için yolu tümüyle düzlemiş olacağını hesaplıyordu.

Saldırının en kritik cephesini devlet kendisi tayin etti: Zindanlar. Zindanlar şahsında devrimci hareket, devrimci hareket şahsında ise işçi-emekçi hareketi hedef alınıyordu. (...)

Devrimci tutsaklar teslim alınırsa, bu devrimci harekete büyük bir politik ve moral darbe olacak, böylece gelişmekte olan devrimci kitle hareketi de daha henüz ilk gelişme safhasındayken önderlikten yoksun bırakılacak ve kolayca dizginlenebilecekti.

Devrimci hareket, bir bütün olarak, zindanlara yöneltilmiş bu yeni saldırının anlamını ve amacını doğru saptadı. Bu alandaki bir çatışmanın ciddiyetini, taşıdığı çok özel önemi gözetti ve birleşik bir güç olarak buna göre hareket etti. Devrimci tutsaklar da saldırı karşısında buna uygun düşen bir bilinç ve kararlılık koydular ortaya.

Alanını ve anlamını bizzat devletin tayin ettiği sert ve amansız bir çatışmadan bugün devrimci hareket büyük bir politik başarı elde ederek çıkmıştır. Çatışma bir irade ve kararlılık savaşı olarak sürmüş, savaşı devrim cephesi açık bir üstünlükle kazanmıştır. (...)


Tecrit etmeye çalışan devletin
kendisi tecrit oldu

Zindan direnişinin zaferi çok yönlü bir politik başarının ifadesidir. Cezaevlerinde yılların mücadeleleriyle ve tekrar tekrar bedeller ödenerek elde edilmiş hakların korunması, bu çok yönlü başarının yalnızca küçük bir ayrıntısıdır. Asıl başarı rejimin ulusal ve uluslararası planda teşhiri ve tecriti alanında elde edilmiştir. Dikkatler asıl bu noktaya verilmelidir.

(...) Devrimci tutsakların ortaya koyduğu ve iki ayı aşkın bir süre devam ettirdiği yıkılmaz irade ve kararlılık karşısında, rejimin gerçek yüzü ve kaba kuvvetin arkasına gizlediği aczi sonuçta açığa çıktı. Suskunluk fesadı paramparça oldu. Zindan direnişi, zindan direnişi şahsında devrimci hareket, günlerce toplum gündeminin baş köşesine oturdu. Yaratılmaya çalışılan tecrit atmosferi yıkıldı. (...)


Rejim uluslararası çapta da
teşhir ve tecrit oldu

Zindan direnişi ve dışarıda ona paralel süren destek eylemleri, devletin, onun zor aygıtlarının, özellikle de polisin zulüm ve zorbalığını, yalnızca Türkiye’nin milyonlarca emekçisinin önünde değil, dünya ölçüsünde de açığa çıkardı. (...) Dünya ölçüsünde yüzmilyonlarca insan Türkiye’deki faşist rejimin kanlı yüzünü bu vesileyle izleme olanağı buldu. Faşist rejimin yüzmilyonlarca dolar harcayarak kendi için yaratmaya çalıştığı ikiyüzlü ve sahte demokratik imaj bugün büyük bir darbe almıştır. (...) Rejimin bu darbenin tahribatını onarması hiç de öyle kolay olmayacaktır. (...) Türkiye’deki rejimin itibarı uluslararası sahada en dip noktaya inmiştir.

Fakat dünya halkları yalnızca Türkiye’deki rejimin kanlı yüzünü değil, aynı zamanda, bu aynı ülkede, davaları uğruna bilinçli bir ölüme hazır devrim savaşçılarına sahip bir devrimci hareketin varlığını da görmüş oldular. Olay dünyanın çeşitli ülkelerindeki devrimciler için büyük bir moral kaynağı oldu. Türkiyeli devrimcilerin bu başeğmez kararlılığı, onlara Türkiye’de devrim ve sosyalizm davasının derindeki kökleri konusunda açık bir fikir ve dolayısıyla moral bir güç verdi. Türkiye devrimci hareketi uluslararası devrimci hareket nezdinde önemli bir prestij kazandı. Çeşitli ülkelerin devrimci akımları, bundan böyle Türkiye’yi, onun devrimci ve emekçi hareketini ayrı bir ilgiyle izleyeceklerdir. Bu, zindan direnişleri şahsında Türkiye devrimci hareketinin onurunu taşıdığı bir başka önemli politik başarı olmuştur.


Başarının güvencesi: Birleşik devrimci eylemin
bükülmez kararlılığı

Bir bütün olarak Türkiye devrimci hareketi, zindan direnişinin sağladığı büyük politik etki ve başarının onurunu taşımaktadır. Fakat bu onur öncelikle devrimci tutsaklara aittir. Onlar kendilerine yönelen bu yeni saldırının genel devrimci siyasal mücadele açısından önemini tam olarak değerlendirmiş, buna uygun bir bilinç ve kararlılık ortaya koymuş, eylemde kendini adama ruhuyla hareket etmişlerdir. Onların ölümü büyük bir yiğitlikle karşılamaları, kitlesel ölümlere hazır oldukları konusunda hiçbir kuşkuya ve tereddüte olanak tanımamaları, sarsıcı bir etki yaratmış ve düşman bu çelikten kararlılık karşısında dize gelmiştir.

Zindan cephesinde sağlanan güç ve eylem birliği, başarıyı güvenceleyen bir başka etken olmuştur. Devlet tüm manevralarına ve girişimlerine rağmen, saflarda ve tutumlarda en ufak bir çatlak yaratmayı başaramamıştır. (...)


İçerde tutsaklar
dışarıda tutsak yakınları

Güçlü direnişe zayıf destek!” -komünistlerin erken bir tarihte dikkat çektikleri bu zaaf zindan direnişi sürecinin en temel sorunu durumundaydı. Yazık ki sonuna kadar aşılamayan bir zaaf olarak kaldı. (...)

İçeride ölümüne bir kararlılıkla direnen tutsakların direnişine dışarıdan gelen en anlamlı destek, bizzat tutsak yakınlarının tüm direniş süreci boyunca ortaya koyduğu kararlı direnme oldu. Bu direnme polisin özellikle son haftalarda dozu iyice artan tüm saldırı ve terörüne rağmen kırılamadı. Günden güne daha büyük bir kararlılık kazanarak direnişin zaferine kadar sürdü. (...)

Zindanlarda binlerce devrimci var ve mücadele giderek sertleşeceğine göre bunlara yeni binlercesi eklenecektir. Zindanlara yönelik saldırıların ve bunlara karşı tutsakların göstereceği direnişlerin sonu da gelmeyeceğine göre, bu binlerce devrimci tutsağın dışarıdaki yakınlarını birleşik bir güç olarak örgütlemenin taşıdığı özel önemi son zindan direnişi bir kez daha ortaya koydu. 12 Eylül sonrası tüm deneyimin de açıkça gösterdiği gibi, bu kitle devrimci politizasyona, evlatlarına desteği duygusal bir yakınlıktan öteye politik bir çerçeveye oturtmaya fazlasıyla yatkındır. (...)


Zindan direnişi
ve işçi sınıfı hareketi

Mayıs ortasından Temmuz sonuna kadar süren ve son evresinde tüm toplumu sarsan bir etki gücü kazanan zindan direnişi süreci karşısında işçi sınıfı hareketi cephesinde yaşanan sessizlik ve edilgenlik son derece rahatsız edici bir açık olgudur. İstanbul’da Tuzla Deri işçileri ile Belediye işçilerinin sınırlı eylemleri elbette bu sessizliği ve edilgenliği bir parça yırtan anlamlı çıkışlar oldular. Fakat toplam tablo sınıf hareketinin genel zayıflığının yeni bir tescilinden başka bir şey değildir. (...)

Sınıfa yönelik bu tür bir çalışma ve çabanın olmadığı bir durumda ve sınıf hareketinin önüne kurulmuş onca barikat varken, sınıf hareketi cephesinden kendiliğinden ne beklenebilirdi ki? Sınıf hareketi cephesindeki sessizlik ve edilgenlik ancak bu sorunun ışığında doğru bir biçimde anlaşılabilir. (...)


Zindan direnişi süreci ve devrimci
hareketin bazı gerçekleri

Faşist rejimle girilen irade ve kararlılık savaşını kazanan devrimci hareket elbette bunun onurunu taşıyacak, kıvancını yaşayacaktır. Fakat bunun bir tür zafer sarhoşluğuna dönüşmesi tehlikesinden de özenle uzak durulmalıdır. (...)

Devrimci hareketin önünde yeni oyunları boşa çıkarmak, yeni saldırılara birlikte göğüs germek görev ve sorumluluğu durmaktadır.

Bu nedenledir ki, bir irade ve kararlılık savaşını ulusal ve uluslararası planda sarsıcı etkiler yaratan açık bir başarıyla kazanmış olmanın kıvancını yaşamalı, fakat aşırı baş dönmesinden, bunun besleyeceği bir rehavetten özenle kaçınmasını da bilmeliyiz. (...)

Zindan direnişi devrimci hareketin gücünü ve güçsüzlüğünü birarada sergilemiştir. İrade, kararlılık, inançları ve amaçları uğruna kendini tereddütsüz biçimde adama, gücün kendisini gösterdiği alanlardır. Bu kadar haklı bir zeminde ve bu derece uygun bir politik atmosferde geniş kitleleri seferber edebilecek ciddi bir önderlik kapasitesi ve inisiyatiften yoksunluk ise güçsüzlüğün en bariz biçimde açığa çıktığı alandır. “Ses getirecek” eylemlere duyulan o özel eğilimin gerisinde gerçekte bu güçsüzlüğün açık bir itirafı vardır. (...)

Komünistler direnişin kritik bir safhaya girdiği sırada, “Güçlü Direnişe Zayıf Destek!” vurgusuyla, herşeyden önce devrimci hareketin bu zaafına işaret etmişlerdi. O zaman söylenenler arasında şunlar da vardı:

Bu yetersizliğin sorumluluğu örgütlü devrimci hareketin omuzlarındadır. Görülebildiği kadarıyla tüm devrimci yayınlar zindanlara yönelik saldırıyı diktatörlüğün 1 Mayıs’ı izleyen genel saldırısının en önemli halkası olarak değerlendirmektedirler. Fakat bugüne kadarki çabalar bu değerlendirmenin gerektirdiklerinin yanında son derece cılız kalıyor. Güç ve olanaklar buna uygun bir tarzda seferber edilemiyor. Zindanlardaki direnişlere destek ve dayanışma faaliyeti, her zaman olduğu gibi fiilen tutsak yakınlarının çabalarını aşmayan bir zemin üzerinde sürüyor.
(...)