ARSIVANA SAYFA
 
29 Temmuz '00
SAYI: 27
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan...
Hücre saldırısı ve devrimci sorumluluk
SAG-ÖO direnişi ve yeni dönem dersleri
SEKA direnişinin bir kez daha gösterdiği
"Kophenag Kriterleri" ve Kürt sorunu
%10 barajı saldırısına karşı işçi eylemi
Metal sektöründe TİS süreci ve görevlerimiz
Birleşik Metal-İş Genel Temsilciler Kurulu...
Kongreye doğru DİSK!
İstanbul Anakent Belediyesi'nde de grev...
Zindan direnişinin dersleri ve yeni dönemin görevleri
F tipi saldırısı
Saldırı direnişle yanıtlandı
Bergama'da katliam girişimi ve tepkiler
Maltepe'de "Hücre Tipi Cezaevleri Politikası ve..."
F tipi cezaevine karşı aydın ve sanatçı girişimi
Programda tarım ve köylü sorunu/3
Kıbrıs'ta işgale son!
Bu memleket bizim!
Türkiye'de enerji sorunu ve politikaları
Resmi bilim emperyalist tekellerin hizmetinde
Sezer'in tavrı ve sözde "demokrasi rüzgarı"
14. kuruluş yılında İHD
G-8 Zirvesi ve gösterdikleri
Emperyalist-kapitalist sisteme karşı yürütülen...
Cellatex ve Adelshoffen eylemleri
Propaganda-ajitasyon sorunu
Yorum senin ya da yorumsuz mu demeliyim?
Mücadele Postası
 
Tüm yazılar





 
 
F tipi saldırısı

Mücadelede durum,
yaklaşımlar ve sorunlar


Ali İ. Çelik


Uygulama karar ve talimatı MGK tarafından verilen hücre tipi cezaevinin temel amacı tutukluları birbirlerinden, siyasal ve sosyal çevresinden ve tüm dış dünyadan tecrit etmektir. Asıl hedefin siyasi tutuklu ve hükümlüler olduğu da açıktır. Bu amaca uygun bir kadrolaşmanın da oturduğu cezaevleri genel müdürlüğü bürokrasisinin tümüyle kafatasçı kontr-gerilla elemanlarıyla sağlamlaştırıldığı da bilinmektedir. Adalet Bakanı ise temelde izlenen politik hattın taraftarı, ayrıntılarda ise müdahale gücü ve basireti de olmayan bir niteliğe sahiptir.

İşte bu koşullarda ve kapsamda bir hücre tipi saldırısı ile karşı karşıya olduğumuz gerçeğinden hareketle, mücadelenin mevcut durumu ve geleceği değerlendirilmelidir.


    1- Kamuoyunun Seyri

Mevcut siyasal iktidar bileşenleri ve arkalarındaki destek ile saldırının merkezi olan MGK’nın tam bir oyuncağı ve sadık bir uygulayıcısı durumundadır. Sınıfsal ve siyasal saldırı için özel olarak oluşturulan iktidarın hücre saldırısı için de elverişli bir yapı ve konuma sahip olduğu anlaşılıyor. Nitelikleri ve konumundan kaynaklanan bu rahatlıkla kamuoyunun tepkisine kapalı, kaynağını ve desteğini büyük ölçüde buradan almadığı için de rahat bir pozisyonda.

Demokratik kamuoyu hücre cezaevlerinin somut, yakın zaman uygulaması olarak gündeme getirildiğinden bugüne dek belli bir mesafe kaydetti. Bilgilenme arttıkça, insanların ve kurumların duruşları da daha net ortaya çıkmaya başladı. Gelinen aşamada, henüz büyük ölçüde pasif de olsa, önemli bir karşı kamp yaratılabilmiştir. Görece önemli sayılabilecek bu karşı kamp, saldırının kapsamına ve pratik adımlarına göre ise oldukça zayıf kalıyor. Ancak gelişmeye açık olduğunun ve ciddi, düzeyli bir yönlendirme ile etkili bir boyut kazanabileceğinin açık işaretleri de görülüyor.


Reformist partilerin tutumu ya da tutarsızlığı

Demokratik kitle örgütlerinin ve SİP, HADEP, EMEP, ÖDP gibi partilerin saldırıya teorik olarak karşı olmaları henüz pratiklerine yansımıyor. Bu partiler yönetimlerinde bulundukları sendikaları harekete geçirmedikleri gibi, tabanlarına da konuyu anlatan çalışma içerisinde değiller. Bu tutum özellikle sendikalardaki konumları nedeni ile ÖDP ve EMEP kanalı ile sendikalarda zaafiyete yol açmaktadır. Adeta el yakıcı bir sorun gibi hücreler konusundan uzak durulmaktadır. Aynı tutum bu hareketlerin Ulucanlar katliamı davasına sahip çıkmamasında da kendini göstermişti.

HADEP ise, on binin üzerindeki Kürt siyasi tutuklunun karşılıklı etki alanında olması nedeni ile daha da önemli bir konumda. İçeride ve dışarıda hücre tipi konusunda da devlet ile en ufak karşı karşıya durmayı göze almayan ve tercih etmeyen bu hareketin, özellikle içerideki mücadele açısından büyük bir zayıflık doğurduğu açıktır. Genel politik perspektifleri itibarıyla gerçekte mücadele ruhunu ve azmini büyük ölçüde yitiren, düzenle bütünleşen bu çevrenin, pratik konumu nedeni ile harekete geçirilmeye çalışılması için çaba gösterilmesi, her şeye rağmen gereklidir.


Baroların tutumu ve zaman içindeki değişimler

Diğer taraftan, kamuoyuna açık yapılan çalışmaların ve eylemlerin birleşik etkisinin de katkısıyla, belli başlı barolarda, hücre tipine karşı çeşitli düzeylerde karşı çıkışlar gözleniyor. Bu açıdan en ileri konumda olanların dahi çok kısa bir süre öncesine dek "oda tipi" aldatmacasının etki alanında olduğu düşünülürse, bunun ciddi bir gelişme olduğu görülür. Bu anlamda konunun niteliği gereği işçi sınıfı örgütlerinin politik önemini saymazsak, en kritik tutumların baroların ve tabip odalarının tutumu olacağı açıktır. Bu iki meslek grubu saldırının doğrudan etki ve ilgi alanında olduklarından, alacakları tutum da önemlidir.

Bu iki meslek grubundan barolar, üst kuruluşu olan Türkiye Barolar Birliği’nin (TBB) F tipi cezaevi savunuculuğu yapmasıyla gündeme geldi. Meclis İnsan Hakları Komisyonu’nun Ulucanlar katliamı ile ilgili raporunda, TBB temsilcisi Ertuğrul Özok, görüşü sorulan kitle ve meslek kuruluşlarının içinde F tipini savunan tek kişi olarak belgelere geçmişti. Bu kuruluşlar içine gericilerin örgütü olan Mazlum-Der de dahildir.

En büyük ve etkili baro konumunda olan İstanbul Barosu ise, temelde hücre tipi karşıtı söylemde olmakla beraber, uzun bir süre devletin "oda tipi" tanımlamasının ve aldatmasının yakınlarında dolaştı. Elde yeterli veri olmadan F tipine hücre denemeyeceği gibi zaaflı ve bulanık tutumunu belli bir süre korudu. TBB yönetimiyle genelde aynı çizgi içerisinde bulunan Ankara Barosu ise, konuya sessiz kalmayı, Ulucanlar katliamında da ilgisiz ve tavırsızlıkla bir yerde destek olmayı yeğlemişti. İzmir Barosu ise, genel olarak daha ileri durumu ve Ulucanlar katliamına ilişkin olumlu tavrına göre, F tipi saldırısı konusunda pasif ve silik kaldı.

Yapılan çalışmaların etkisi, F tipi cezaevlerinin gezilebilmiş olması ve tabandaki üyelerin çalışmalarının da katkısıyla, başlangıçtaki bu olumsuz tablo önemli ölçüde değişmiş görünüyor. Bugün artık Ertuğrul Özok ve TBB açık bir hücre savunusu yapamıyorlar. Soyut olarak hücre uygulamasına karşıyız, ama uygulamayı bir görelim, tecrit olursa kabul etmeyiz, noktasına gelmiş durumdadırlar.

Şimdilerde Ankara Barosu da, hazırladığı gözlem raporunda, F tipi cezaevlerinin hücre olduğunu, hukuka aykırı olduğunu ve karşı olduklarını açıkça ifade etmektedir. TBB ve Ankara barosuna hakim kadroların, hücre tipi cezaevlerinin mimarlarından olan CHP çizgisinden çevreler olduğu da düşünülürse, geldikleri bu noktanın önemli olduğu kabul edilmelidir.

Daha da önemlisi, TBB’nin, avukatlara yönelik saldırıyı içeren üçlü protokole karşı açıkladığı tavırlardan MGK istek ve kararları doğrultusunda yüzgeri ettiği, mesleki bir talebe bile bu politikalar çerçevesinde sahip çıkmaktan açıkça geri durduğu gözetilirse, durumun önemi daha da artar.

İstanbul Barosu ise, taban çalışmasının katkısı, F tipi cezaevlerinin yapısıyla tamamen ortaya çıkışı ile birlikte, bulanık tavrını aşarak, F tipinin yanlışlıklarını ortaya koyan, tecrit ve kişiliksizleştirmeye karşı ve belirgin bir aktiviteye sahip olumlu bir tutum içerisindedir.


TTB ve belli başlı tabip odaları

Türk Tabipler Birliği ve belli başlı tabip odaları ise, henüz yeterince kamuoyuna yansıtılmamakla birlikte, fikren hücre tipine karşı görüşlerini ifade etmektedirler. Bu görüşleri doğrultusunda aktif bir tutum içerisine sokulabilmeleri olanaklı ve gereklidir.

Ne var ki bu alanda sözü geçen kurumları da harekete geçirecek temel yapılar, devrimci siyasal hareketler, ilerici kurum ve kişilerdir. Saldırının ana hedefi olan siyasi tutuklular ve bunların içinde ve yakınındaki çevreler, tüm mücadelenin asıl hareket ve dinamizm odaklarıdır. Oysa bu müdahalede temel yapılarındaki bilinen eksikliklerin ve olumsuz geleneklerinin etkisiyle belli bir gecikme olduğu da görülüyor.

Buna rağmen alınan mesafe dikkate değerdir ve gelecek çalışma için çok öğreticidir.


    2- Yöntem ve olanaklar

Genişleyerek ve gelişerek süren tepki ve eylem sürecinin, zaman içerisinde moral ve maddi zaaflara uğrama riski olduğuna kuşku yoktur. Uzun soluklu olacağı açık olan bu mücadelede, devletin temel karakteri ve kurumları ile doğrudan karşı karşıya olduğumuz unutulmamalıdır. Bu açıdan eylemlerin yaygın ve sürekli olması kadar, etkisiz ve tüketici olmaması da gerekiyor.


Devrimciler kendi aralarında birleşmeden
başkalarını birleştiremezler

Bugüne kadar izlenen pratik bu açıdan çok iç açıcı değildir. Şüphesiz bunda temel sorumluluk, bu kadar net ve ortak saldırıya karşı tek yumruk halinde olamayan, dışarıya karşı böyle bir görünüm veremeyen devrimci harekettedir. Devrimciler kendileri birarada olamadan, herkesi birleşmeye çağırmak anlamlı olmayacaktır. Aile örgütlülüklerinin bile ayrı ayrı, hatta zaman zaman birbirinin önünü kesen çalışmalar içinde olması ve tek vücut hareket edememelerini hiç kimseye açıklamak mümkün değildir.

Oysa bu saldırı kendi amaç ve boyutunu da aşan şekilde geniş, aktif ve kapsayıcı bir muhalefeti örgütlemenin mümkün olduğu bir alandır. Bu yönüyle demokratik haklar için mücadele yönteminin gelişmesinde çok elverişli de bir konudur. Devrimci hareketler aydın, sanatçı ve ilerici çevreleri aktif bir temelde kendi çevresine alma olanağını yakalayabileceği ender konulardan biriyle karşı karşıyadır. Bu olanak iyi değerlendirilmeli, tüm alışkanlıklar ve geçmiş başarısızlıklar bir kenara bırakılmalıdır.


Dargörüşlü ve sekter tutumlar
aşılmak zorunda

Aynı zaaflar nedeniyle mücadelenin biçimine, ilgilenenlerin tavırlarına ve anlamına dair yanlış bir eğilim de kendini gösteriyor. Açıktır ki hücre uygulamasının çok yönlü etkileri ve sonuçları vardır. Sağlık, savunma hakkı, ailevi haklar, siyaset hakkı vs. gibi bir dizi insani ve demokratik hakkın kısıtlanması ya da kaldırılmasını içeriyor. Bu nedenle çeşitli kitle ve meslek örgütlerinin ya da grubunun kendisiyle ilgili yönüyle çalışma yapması doğaldır. Hekimlerin sağlık, avukatların savunma ve yargılanma haklarıyla ya da mimarların mimari tasarımının özellikleriyle ilgilenmesi gibi. Bu doğru ve gereklidir de.

Kuşkusuz her kesimin tepki ve ilgisinin kendi alanıyla sınırlı kalması düşünülmemelidir. Ama kendi alanını en iyi şekilde doldurması da mutlak bir zorunluluktur. Bu sorun pratikte, şu tür eylemlere katılırsa iyi katılmazsa kötü, konunun diğer siyasal yönleriyle ilgilenmezse karşı cephededir şeklinde yanlış tespitlere uzanmaktadır. Bugün için doğrudan ifade edilmese de, devrimci hareketlerde bu tür bir yaklaşım hissedilir düzeyde olup, fiilen çalışma azmini ve moralini zedeleyebilmektedir. Unutulmamalıdır ki, bir meslek grubunun hücre tipinin bir etkisi ya da yönüne karşı ciddi karşı duruşu, hücre tipine karşı mücadelenin ta kendisidir. Yeter ki temel amacı ve perspektifi yitirmeyelim.


‘Alternatif cezaevi’ modelleri önermek
bizim işimiz olamaz

Çeşitli kitle örgütlerinde zaman zaman yürütülen ‘alternatif cezaevi’ tartışması da dikkat çekicidir. Bu tür tartışmalar gereksiz olduğu gibi, mücadeleyi de zayıflatıcı niteliktedir. Bize düşen devlete bizi kapatması için cezaevi modeli önermek olamaz. Hiçbir kitle ya da meslek örgütü de kendisini, bunu üretmek ihtiyacında hissetmemelidir.

Temel bakışımız cezaevlerinin ve mahkemelerin olmadığı bir dünya özlemidir. Öyleyse yapılacak olan mevcut durumun yanlışlarını, eksiklerini sergilemek, düzeltilmesini istemektir. Hareket noktamız cezaevindeki insanlarımızın hak ve özgürlüklerinin formüle edilmesidir. Cezaevlerinde yaşanan sorunların nedenleri bellidir, anlatılması sorunu vardır.


Taban ve emekçi kitleler F tipi
konusunda aydınlatılmalıdır

Sendika ve kitle örgütleri, hücre saldırısını kendi tabanlarına mal etme, hatta bilgisini ulaştırma konusunda bile çok yetersiz kalıyorlar. Tabanda büyük bir bilgi eksikliği net olarak görülmektedir. Oysa tabanın tepkisizliğinin önemli nedenlerinden biri, getirilmek istenen sistemin ne olduğu ve sorunların neden kaynaklandığını bilmemeleridir.

Emekçilerin büyük çoğunluğu, devletin propaganda araçlarının etkisiyle, cezaevlerindeki sorunların kalabalık koğuşlardan kaynaklandığını zannediyorlar. Hatta dışarıdaki sorunların dahi bir kısmının cezaevindeki olaylardan kaynaklandığını düşünebiliyorlar. Bu nedenle de, F tipi cezaevi ile mafya egemenliğinin ya da bazı siyasal sorunların çözüleceği yanılgısındalar. Onlara cezaevlerindeki sorunların kaynağının idare ve siyasi bakışaçısı ile ilgili olduğunu, mafya örgütlenmesinin dışarıda olduğu gibi içeride de devlet destekli ya da dayanaklı olarak varlığını sürdürdüğünü anlatmak gerekir. Koğuşlara neden kapasitesinin çok üzerinde insan konulduğunu, neden tutuklu haklarının tanınmadığını ve bunların asıl sorun olduğunu açıklamak gerekir.

Durumu bilen hiçbir emekçi tecrit uygulamasının yanında olmayacaktır. Öngörülen tecrit hali emekçilerin temel yaşam alışkanlıklarına aykırı olduğundan, kendiliğinden bir doğal red vardır. Bu noktadaki eksikliğin giderilmesi, mücadelenin temel ayaklarından ve gelişme kaynaklarından biridir.


    3- Yürekli ve umutlu mücadele

Hücre saldırısının uygulama aşamasına gelindiği Ulucanlar, Burdur vb. saldırı biçimleriyle, hem fikren kamuoyu alıştırılmaya, hem de güç dengeleri test edilmeye çalışılıyor. Bir yönüyle genel saldırının tatbikatı da yapılıyor. Devletin amacına uygun kamuoyu oluşturmak için F tipi cezaevlerine düzenlediği basın turu da istedikleri sonucu vermediği için, benzer saldırı ve bazı provokasyonların yapılacağı açıktır.

Mücadele, saldırının boyutu ve devletin kararlı olduğu yolundaki açıklamalarla belli bir umutsuzluk atmosferinde başlamıştı. Şimdi bu tablo değişmiş, yapılan etkinlikler ve genişleyen destek karşısında, moral güç yeniden yaratılmıştır.

İnsanları cezaevlerinin kendilerine çok uzak olmadığı gerçeğiyle yüzleştirmek, bir gün kolayca hücrelere atılanın kendileri de olabileceğini anlatmak hala acil bir ihtiyaçtır. Bu zorlanır ve kurumlar hücre tipinin tarihi sorumluluğuyla şimdiden yüzleştirilebilirse, saldırıyı geri püskürtme gücümüz vardır.

Unutulmasın ki bu saldırıya karşı mücadele, insanlarımızın kan dökülerek hücrelere konulması halinde de devam edecektir. Mücadelenin son noktası burası olmayacağı gibi, hücrelere sokmanın başarılamayacağı inancıyla ve başarılsa bile geri döndürüleceği yürekliliği ve umuduyla, uzun soluklu çalışmaya devam edilmelidir.