1 Mart '03
Sayı: 08 (98)


  Kızıl Bayrak'tan
  Hesap vermekten kurtulamayacaklar!
  Kan parasının miktarı belli oldu
  Bağımsızlık ve özgürlük devrimle kazanılacak!
  AKP hükümetinin "harp ve sulh" macerası
  BDSP’nin çağrısı: Emperyalist saldırganlığa ve savaşa karşı birleşelim!
  Emperyalistler arası kirli pazarlıklar ve hesaplar!
  Emperyalist savaş ve CHP
  Savaş karşıtı eylem ve etkinliklerden...
  Yeni iş yasası kapıda!
  Kölelik yasası protesto edildi
  ABD emperyalizmi ülkemizden defol!
  "Esnek üretim" saldırısında son perdeye gelinirken...
  KESK İzmir Bölge Toplantısı..
  KESK İstanbul Bölge Toplantısı...
  Ekim Gençliği'nden...
  Ne YÖK ne YEK, üniversiteler bizimle özgürleşecek!
  Ev kadınlarıyla savaş üzerine konuştuk...
  Bir tersane işçisiyle sorunlar üzerine konuştuk...
  Devlet solu yine hedef saptırıyor
  Emperyalist savaş, Kürdistan ve devrimci görevler...
  İtalyan emekçilerinden "ölüm trenleri"ne geçit yok!
  Katliam ortaklığına, ABD saldırganlığına 'hayır' diyoruz!"
  Emperyalist savaş ve sınıf cephesinde devrimci görevlerimiz...
  Bir savaş elçisinin itirafları
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Yeni iş yasası kapıda!

Ortaçağ köleliğine ve kıdem tazminatının gaspedilmesine karşı mücadele barikatlarına!

Emperyalizmin işbirlikçisi sermaye iktidarı bir yandan ülkemizi ABD’nin dümeninde Irak’a dönük kirli bir savaşın içerisine sürerken, diğer yandan da işçi ve emekçilerin yüzyıllık kazanımlarına göz dikiyor. Sermaye iktidarının dış politikasını emperyalizme uşaklık ve halk düşmanlığı belirlerken, iç politikasını da İMF-TÜSİAD yıkım programları ve emek düşmanlığı belirliyor. Onyıllardır İMF-TÜSİAD yıkım programları ile ülke tarımını çökerten, işçi sınıfı ve emekçileri işsizliğe ve açlığa iten, milyonları eğitim-sağlık gibi en temel haklarından yoksun bırakan sermaye iktidarı, şimdi de ABD tekellerinin ve onların işbirlikçisi bir avuç sömürücü sınıfın sefil çıkarları uğruna gençlerimizi ABD ordusunun arkasında Ortadoğu halklarını boğazlamaya ve ölmeye g&oum;ndermeye hazırlanıyor. Ülkenin üs, liman ve tesislerini ABD emperyalizminin kirli savaşına tahsis eden, ülke topraklarını boydan boya Amerikan askerlerine açan ve dün olduğu gibi bugün de Filistin halkının haklı direnişi karşısında İsrail’le işbirliği yapan burjuva iktidar, içerde de bir avuç sömürücü asalağın çıkarları uğruna, üstüne savaşın faturasını da ekleyerek işçi ve emekçilere dönük kapsamlı bir saldırıya girişmiş bulunuyor.

Bu saldırıların bir ayağında özelleştirmeler, işçi kıyımları, yeni vergi ve zamlar var. TEKEL, TÜPRAŞ, PETKİM, SEKA Kağıt Fabrikaları gibi en temel kamu işletmeleri ve hazine arazileri özelleştirmeler yoluyla yerli ve yabancı tekellere peşkeş çekilecek, eğitim ve sağlık gibi en temel kamu hizmetleri tümüyle paralı hale getirilecek, vergi affı yoluyla hortumculara ve hayali ihracatçılara af getirilirken emekçilerden yeni vergiler alınacak, yeni zamlar ve ücret düşürmeler yoluyla yaşamımız çekilmez hale getirilecek. AKP hükümetinin “Acil Eylem Programı” adı altında açıkladığı İMF-TÜSİAD programının içerisinde bunların yanı sıra kamu emekçilerinin iş güvencesinin kaldırılması, 1,5 milyonu aşkın memurun işten atılarak ya da sözleşmeli personel haline getirilerek memur sayısının 300 binlere çekilmesi, kamu işçilerinin sosyal haklarının gspedilmesi, işçi kıyımları, nemaların gaspı vb. saldırılar var.

Saldırıların diğer ayağını ise dünya işçi sınıfının yüz yılı aşkın mücadelesiyle, can bedeliyle elde ettiği kazanımların gaspedilmesi oluşturuyor. 26 Haziran 2001 tarihinde sendika ağaları, işveren temsilcileri ve dönemin Çalışma Bakanı Yaşar Okuyan yanyana geldiler ve bir protokol imzaladılar. Bu protokol mevcut iş yasasının değiştirilmesi için Bilim Kurulu adı altında 3’ü işçi sendikalarını temsil eden 9 kişilik bir kurulun oluşturulmasını öngörüyordu. Bu protokole göre Bilim Kurulu’nun çıkaracağı yasa tasarısı tüm taraflarca kabul edilmiş sayılacaktı. Yani sendika ağaları böyle bir protokolü imzalayarak görmedikleri bir yasayı önden kabul etmiş oluyorlardı. Bilim Kurulu’nu oluşturan sözde bilim adamları bir araya gelerek hummalı bir çalışma yürüttüler ve yeni bir iş yasası taslağı hazırladılar. İş yasaların çağdaşlaştırma iddiasıyla yola çıkanlar, ortaçağın kölelik kurallarını yasa hükmü haline getiren “İş Yasası Ön Taslağı” adı altında yeni bir yasa tasarısı hazırladılar. Bu yasa tasarısının tek amacı işçi sınıfını tüm haklardan yoksun bırakarak köleleştirmektir. Bu tasarı üzerinden Ocak ayından beri sendika ağaları, patron örgütleri ve sermaye hükümeti pazarlıklar yapıyor. Sermaye sınıfı e onun iktidarının derdi sahte İş Güvencesi Yasası’nın yürürlüğe gireceği 15 Mart’a kadar tasarıyı yasalaştırmak.

Kıdem tazminatı kaldırılıyor!

Hazırlanan tasarı kıdem tazminatını fiilen kaldıran iki öneri getiriyor. Bunlardan biri “Kıdem Tazminatı Fonu” adı altında yeni bir fon oluşturulması. Patronlar bu fona işçi adına aylık ücretin yüzde üçü oranında prim ödeyecekler. Yani patronların ödeyeceği yıllık prim işçinin 1 aylık ücretinin yalnızca yüzde 36’sına denk geliyor. Böylelikle patronların mali yükümlülükleri düşürülmüş oluyor. Çünkü bugün işverenler işten çıkardıkları işçiye çalıştığı her yıl için bir aylık ücreti kadar tazminat ödüyorlar. İşçinin kıdem tazminatı alabilmesinin şartlarını tasarı şöyle belirliyor : “Ölüm, emeklilik, malullük durumları ile adına 15 yıl prim ödenen işçinin isteği halinde” Yani artık işten atılan işçiye kıdem tazminatı ödenmeyecek! Eğer iş¸i belirtilen şartları yerine getirirse kendisine, adına prim ödenen her yıl için 30 günlük ücreti tutarında fondan ödeme yapılacak. Örneğin tasarının yasalaşmasının ardından 10 yıl daha çalışarak emekli olan bir işçi, adına yalnızca 5 yıllık bir prim ödenmişse sadece bu prim ödenen 5 yıl için tazminat alabilecek. Diğer yandan kıdem tazminatı fona devredildiğinde kıdem tazminatına esas olan gün sayısı toplus&oul;zleşme yoluyla da artırılamayacak. Bugün birçok sendikalı işyerinde toplusözleşme yoluyla kıdem tazminatına esas olan gün sayısı 30 günün üzerine çıkartılabiliyor ve işten çıkartılan işçiye çalıştığı her yıl için belirlenen gün sayısı üzerinden ödeme yapılabiliyor.

Tasarının ikinci önerisi ise kıdem tazminatına esas olan gün sayısının doğrudan 15 güne indirilmesi. Kıdem tazminatı alabilmenin şartları ise bugünküyle hemen hemen aynı. Tek fark aynı işyerinde 10 yılını tamamlayan veya 50 yaşını dolduran işçi işten çıkartılmadan da kendi isteğiyle tazminat alabilecek. Bunun dışında işten atılan işçinin tazminat alabilmesi için aynı işyerinde kesintisiz en az 1 yıl çalışmış olması ve 17. maddeden atılmamış olması gerekiyor. Bu öneriye göre eğer işçi işten atıldığında tazminat almaya hak kazanabilirse kendisine çalıştığı her yıl için 30 günlük ücreti tutarında değil, 15 günlük ücreti tutarında tazminat ödenecek!

Görülüyor ki tasarının amacı kıdem tazminatını fiilen kaldırmak. Zaten Bilim Kurulu da bu amacı saklamıyor. Bilim Kurulu yasa gerekçesinde şöyle diyor: “Gerçekten zamanla işletmeler için ağır bir yük haline gelen kıdem tazminatı, özellikle ekonomik kriz dönemlerinde işverenlerin ödeme güçlüğü içerisine düşmesine neden olmuştur.” Fakat sözde Bilim Kurulu’nun söylemediği bir şey var. Bugünkü biçimiyle değiştirilmeden kalsa bile, tasarının çalışma yaşamına ilişkin diğer maddeleri kıdem tazminatına hak kazanmayı olanaksızlaştırıyor. Mevcut yasaya göre kıdem tazminatı alabilmek için aynı işyerinde kesintisiz en az 1 yıl çalışmış olmak gerekiyor. Oysa bugün de birçok işçi girdi çıktı yapıldığı, kısa süreli sözleşmelerle çalıştırıldığı için aynı işyerinde aravermeden bir yılı tamamlayamıyor ve tazminat almaya hak kazanamıyor. Tasarı diğer maddelerde taşeronlaştırmayı, kısa süreli çalışmayı vb. yasalaştırıyor. Böylece kıdem tazminatına hak kazanmak için aynı işyerinde 1 yılı tamamlamak olanaksızlaşıyor. Tasarının amacı kıdem tazminatını kaldırarak hem patronların mali yükümlülüğünü azaltmak, hem de işçi çıkartırken daha rahat davranmalarını sağlamak!

Taşeronlaştırma yasalaşıyor!

Aynı fabrikada çalışan işçileri bölerek örgütlenmelerini engellemenin, sefalet ücretleri altında her türlü sosyal haktan yoksun köleler gibi çalıştırmanın en kolay yöntemlerinden biridir taşeronlaştırma. Bugün taşeronun girmediği neredeyse tek bir fabrika bile yok. Mevcut yasaya göre asıl işin taşerona devredilmesi konusunda bir açıklık yok ve bu nedenle de asıl işin taşerona devredilmesi yasadışıdır. Yeni tasarı taşeronlaştırmayı tümüyle yasalaştırıyor ve kapsamını genişletiyor. Eğer tasarı yasalaşırsa patronlar yapılan işin bir bölümünü başka bir patrona verebilecekler ya da işyerini kısımlara ayırıp parça parça taşeronlaştırabilecekler. Örneğin bir konfeksiyon fabrikasında, fabrika bir patrona ait olacak ama işçiler ayrı ayrı patronlara bağlı olarak çalışacaklar. Ya da fabrika bölüm bölüm ayrılabilecek ve her böl&uul;m başka patrona ait olabilecek. Dahası bu yöntemin her ikisi de bir arada uygulanabilecek.

Ödünç işçi borsası kuruluyor!

Tasarı ödünç işçi adı altında yeni bir kavram getiriyor. Buna göre patronlar işçisini, eğer işçi kabul ederse (!)‚ başka patronlara ödünç verebilecekler. Bu durumda bir patronun işçileri başka başka fabrikalarda, bir orada bir burada birbirlerini tanımadan ödünç işçi olarak çalıştırılabilecekler. Böyle olunca da işçilerin örgütlenmesi mümkün olmayacak.

Diğer yandan tasarı grev kırıcılığını yasalaştırıyor. Çünkü tasarı grev aşamasındaki bir işyerinde ödünç işçilerin isterlerse çalışmayabileceklerini, isterlerse çalışmaya devam edebileceklerini söylüyor. Peki eğer işçiler ödünç verilmeyi ya da grevdeki bir işyerinde ödünç çalışmayı kabul etmezlerse ne olacak? Her gün işten atılma korkusuyla çalışan işçilerin ödünç işçi olarak çalışmayı kabul etmeme şansları olmadığı gibi, kabul etmezlerse asıl patronları onlara haddini bildirecek ve kapı önünü gösterecektir!

Tasarı ödünç işçiliği bununla da sınırlı tutmuyor. Borsada hisse alım satımı üzerinden yapılan vurgunculuğa yeni bir alan daha açılıyor. Buna göre “Özel İstihdam Büroları” açılarak bu bürolarda ödünç işçi alımı ve satımı yapılabilecek. Patronlar hisse alır gibi bu bürolardan işçi alacaklar, 3-5 gün ya da birkaç ay çalıştırıp geri verecekler. Büro sahipleri de işçi satarak para kazanacaklar. Kısacası işçiler alınlarına yazılan ödünç ibaresiyle fabrika fabrika dolaşarak ömür tüketecekler!

Geçici, sözleşmeli, part-time vb.
çalışma biçimleri yasalaşıyor!

Tasarı akla gelebilecek her tür kölece çalışma biçimlerini yasalaştırıyor. Tasarıda “iş sözleşmeleri belirli veya belirsiz süreli, tam süreli veya kısmi süreli yahut deneme süreli ya da diğer türde oluşturulabilir” diyor. Eğer işçi ile patron arasında yapılan iş sözleşmesi belirli bir süreye bağlanmışsa (6 ay, 2 yıl gibi) veya belirli bir işin bitirilmesi şartı konmuşsa ya da işin kendisi geçici ise (inşaat işleri, mevsimlik işler gibi), buna belirli süreli iş sözleşmesi deniyor. Örneğin patron işçiyi günde iki saat ya da haftada 2 gün çalıştırıyorsa buna da kısmi süreli iş sözleşmesi deniyor. Fakat bunların dışında da farklı türde iş sözleşmeleri yapılabiliyor. Örneğin işçinin “iş oldukça çalışması” şartıyla bir sözleşme yapılıp adına da “kayan zamanlı iş sözleşmesi” denileblir. Başka bir maddede ise “çağrı üzerine çalışma” düzenleniyor. Buna göre işçi patron gel dediğinde çalışacak, git dediğinde gidecek! Tasarıyla deneme süresi de 2 aya çıkartılıyor. Yani kısacası tasarı yasalaşırsa işçi her isim altında çalıştırılabilecek! Böyle olunca da işçi hafta sonu ücreti almadan çalıştığı saat kadar ücret alır, sendikalaşması olanaksızlaşır, aynı işyrinde kesintisiz bir yılı tamamlaması imkansız hale geleceğinden kıdem tazminatı almaya hak kazanamaz!

Günlük çalışma süresi 12 saate çıkartılıyor,
fazla mesai ücreti kaldırılıyor!

Tasarı haftalık çalışma süresini bugünkü gibi 45 saat olarak belirlerken, yoğunlaştırılmış çalışma haftası adı altında patronlara günlük çalışma süresini 12 saate kadar çıkartma hakkı veriyor. Örneğin patron işçiyi 6 gün 12’şer saatten 72 saat çalıştırabilecek. Peki 45 saati aşan kısımlar için işçiye fazla mesai ücreti mi ödenecek? Hayır! Patron fazla çalışılan saatler yerine takip eden bir ay içerisinde daha az çalıştırarak ya da izin vererek bu süreleri denkleştirecek! Denkleştirme süresi toplusözleşme yoluyla 3 aya kadar çıkartılabilecek. Kısacası yasa tasarısı işçiye iş çok olunca çok çalış, olmayınca izin yap, ama fazla mesai ücreti isteme demektedir.

Boş geçen günler yerine telafi çalışması

Eğer tasarı yasalaşırsa patronlar herhangi bir nedenden çalışmanın durdurulduğu saatler yerine işçiyi başka günlerde çalıştırabilecekler. Yani patron işçiye bugün iş yok eve git, yerine pazar günü gel çalış diyebilecekler! Böylece stok var, sipariş yok, makine bozuk gibi nedenlerle işin durdurulmasının faturası da işçiye çıkartılıyor. Oysa şu anda patronlar iş olsun ya da olmasın işçiye o günün ücretini ödemek zorundalar.

Ücretsiz izin yasalaşıyor!

Yasa tasarısı bugün yasa dışı olarak uygulanan ücretsiz izinleri de yasalaştırıyor. Buna göre patronlar “genel ekonomik kriz ve zorlayıcı sebepler” nedeniyle üretimi geçici olarak kısmen ya da tamamen durdurabilecek ya da çalışma sürelerini önemli ölçüde azaltabilecekler. Bunun adına kısa çalışma deniyor. Eğer kısa çalışma 4 haftayı geçmezse işçiye hiçbir ücret ödenmeyecek! 4 haftayı geçtiği taktirde “İşsizlik Sigortası Fonu”ndan işçiye komik bir ücret ödenecek. Bu komik ücreti alabilmek için işçinin işsizlik sigortasından faydalanma koşullarını yerine getirmiş olması gerekiyor. Oysa biliyoruz ki, kriz nedeniyle işten atılan 2 milyon işçiden işsizlik sigortasından faydalananlar parmakla sayılıyor! Eğer tasarı yasalaşırsa patronlar işçileri istedikleri zaman ücretsiz izne çıkartacaklar.

Hafta sonu tatili kaldırılıyor!

Mevcut yasada 6 iş gününden sonraki gün hafta tatili olarak belirtiliyor. Yani hafta tatili sabit bir gün olarak belirleniyor. Bugün fabrikaların neredeyse tümünde genel olarak Pazar günü, bir çoğunda ise Cumartesi ve Pazar günleri hafta tatili olarak uygulanıyor. Oysa tasarı 6 iş günü şartını kaldırarak herhangi bir gün ya da günlerde hafta tatili yapılabileceğini söylüyor. Yani haftada bir gün tatil yapan bir işçinin tatil günleri bir hafta Pazartesi, öbür hafta Salı, diğer haftalarda başka günler olarak belirlenebilecek. Bunu belirlemek tümüyle patronun keyfine bırakılıyor!

Sahte iş güvencesi kölelik yasasına bahane ediliyor!

Yukarıda başlıklar altında verdiğimiz düzenlemeler de gösteriyor ki, yasa tasarısı tümüyle patronları güvence altına alırken işçilere de kölelik dayatıyor. Bizim kölelik dediğimiz şeye patronlar “esneklik” diyorlar. Esnekliği onlar “iş sürecinin pazar koşullarına, işyeri koşullarına uyarlanması” diye tanımlıyorlar. Bizler ise esneklikten işçinin kölece, barbarca sömürülmesini anlıyoruz. Yasa tasarısı bizden bir avuç sömürücü asalağın rekabet güçlerinin artması ve daha fazla kâr edebilmeleri için her türlü haktan yoksun, sefalet ücretleri altında, sendikasız ve hayvanca çalışmamızı, iş olmadığı zamanlarda da kahve köşelerinde aç-sefil dolaşmamızı istiyor. Ama aynı tasarı işçi sınıfıyla alay edercesine iş güvencesi getirdiğini iddia ediyor! Tasarının iş güvencesi diye yutturmaa çalıştığı düzenlemeler geçtiğimiz yıl yasalaştı ve 15 Mart 2003’te yürürlüğe girecek. Sermaye sınıfı bizden sahte iş güvencesine karşılık köleliği kabul etmemizi istiyor. Onun için de 15 Mart’a kadar kölelik tasarısının çıkartılmasını dayatıyorlar. Onların amacı kaşıkla verip kepçeyle geri almak!

Peki iş güvencesi yasası işten atmayı engelliyor mu? Hayır! Patronlar yine istedikleri gibi işçi çıkartabilecekler. Yasa patrona işten çıkartırken gerekçesini bir kağıda yazıp işçiye verme yükümlülüğü ve işçiye de dava hakkı getiriyor! İşçi açtığı davayı kazanırsa patron onu ya işe geri alacak, ya da işçiye mahkemenin belirlediği en az altı aylık en çok bir yıllık ücreti kadar tazminat ödeyecek. Peki bu dava hakkı bütün işçilere mi tanınıyor? Hayır!

Birincisi dava hakkından yararlanacak işçinin o fabrikada en az altı aydır çalışıyor olması gerekiyor.

İkincisi, o işyerinde onunla birlikte toplam en az on kişinin çalışıyor olması gerekiyor.

Üçüncüsü, işçinin deniz ve hava taşıma işleri ve ev işleri dışında kalan bir sektörde çalışıyor olması gerekiyor. Dördüncüsü ve en önemlisi işçinin “belirsiz süreli iş sözleşmesi” ile çalışıyor olması gerekiyor. Yani işçinin tarihi belirsiz bir süre ile işe başlaması, günlük dildeki deyimle kadrolu çalışması şart. Eğer sözleşme belirli bir süreye bağlanmışsa (6 ay, 1 yıl gibi) ya da işin kendisi geçici ise (inşaat işleri gibi), işçi mevsimlik, sözleşmeli, geçici, kısmi süreli, deneme süreli vb. isimler ile çalıştırılıyorsa patronun işten atarken herhangi bir gerekçe bulması gerekmiyor.

Yeni iş yasası tasarısı tüm bu çalışma biçimlerini ve hatta toplu işten çıkarmayı yasalaştırıyor! Tüm bunlara rağmen patron işçiyi yanlışlıkla “belirsiz süreli iş sözleşmesi” ile çalıştırırsa ve diğer şartlar da mevcutsa işten atarken bir adet gerekçe, bir adet kağıt ve kalem bulması gerekiyor! Gerekçe bulmak da kağıt ve kalem bulmak kadar kolay! Kriz, ekonomik koşullar, üretimin azalması, stokların olması, siparişlerin düşmesi, işyerinde değişiklikler yapılması, işçinin davranışı ve performansı gibi akla gelebilecek her şey işten atmak için yeterli bir neden oluyor!

İşte bu sahte iş güvencesi yasasını sermaye sınıfı, hükümet ve sendika ağaları pazarlık malzemesi yapıyorlar. Yeni iş yasası tasarısı yasalaştığında kadrolu çalışan tek bir işçi bile kalmayacaktır. Patronların kağıt-kalem masrafından ve dava riskinden kurtulması için iş akitlerini yenilemesi yeterli.

Kölelik yasasına birleşik mücadeleyle cevap verelim!

Sermaye sınıfı ve onun iktidarı bizleri savaşta, fabrikada, köyde ve evde köle yapmak istiyor. Kendi sefil çıkarları için ölmemizi ve öldürmemizi istiyorlar. Kendi kârlarını büyütmek için bizleri fabrikalarda köle gibi çalıştırmayı, istedikleri zaman kapı önüne koymayı istiyorlar. Onlar istiyorlar ki, açlığa, işsizliğe ve sefalet ücretlerine baş kaldırmayalım. İstiyorlar ki elimizdeki kırıntı hakları da sofralarına sunalım.

Ama biz milyonlarca işçi ve emekçi, bu sefil kölece yaşama mahkum değiliz. Fabrikaların bacalarını tüttüren, demiri işleyen, kentleri kuran, toprağı işleyen bizleriz. Can bedeliyle elde ettiğimiz kazanımlarımızı bu doymak bilmeyen bir avuç sömürücünün sofrasına sunamayız. Boynumuza asılan sömürü zincirlerini kırmak için birleşelim. İhanetçi sendika ağalarının haklarımızı pazarlamasına izin vermeyelim. Bunun için fabrikalarımızdan başlayarak işyeri komitelerinde, yerel işçi platformlarında örgütlenelim. Sermaye sınıfının karşısına “Herkese iş, iş güvencesi, 7 saatlik işgünü” gibi taleplerimizle dikilelim. Eğer bunu yapmazsak bugün ücretli köleysek, yarın köle olacağız. Çok değil bir ay içinde kölelik yasası meclisten geçecek. Sermayenin topyekun saldırısını püskürtmek i¸in birleşik mücadeleyi örelim, alanları dolduralım!

Kölelik tasarısı geri çekilsin!
Bilim Kurulu dağıtılsın!
Herkese iş, tüm çalışanlara iş güvencesi!
Geçici, taşeron, mevsimlik, parça başı, sözleşmeli vb. çalışma biçimleri yasaklansın!
7 saatlik iş günü, 35 saatlik çalışma haftası!
Kesintisiz iki günlük hafta tatili!
Tüm çalışanlar için genel sigorta! (işsizlik, kaza, sağlık, emeklilik vb.)
İnsanca yaşamaya yeten vergiden muaf asgari ücret!
Sendikal ve siyasal örgütlenmenin önündeki tüm engeller kaldırılsın!
Sınırsız örgütlenme, toplanma, söz, basın, gösteri ve grev hakkı!
Emperyalist savaşın ve krizin faturasını ödemeyeceğiz!
Emperyalist savaşa hayır! İşçilerin birliği, halkların kardeşliği!
Kahrolsun işbirlikçisi sermaye iktidarı!