1 Mart '03
Sayı: 08 (98)


  Kızıl Bayrak'tan
  Hesap vermekten kurtulamayacaklar!
  Kan parasının miktarı belli oldu
  Bağımsızlık ve özgürlük devrimle kazanılacak!
  AKP hükümetinin "harp ve sulh" macerası
  BDSP’nin çağrısı: Emperyalist saldırganlığa ve savaşa karşı birleşelim!
  Emperyalistler arası kirli pazarlıklar ve hesaplar!
  Emperyalist savaş ve CHP
  Savaş karşıtı eylem ve etkinliklerden...
  Yeni iş yasası kapıda!
  Kölelik yasası protesto edildi
  ABD emperyalizmi ülkemizden defol!
  "Esnek üretim" saldırısında son perdeye gelinirken...
  KESK İzmir Bölge Toplantısı..
  KESK İstanbul Bölge Toplantısı...
  Ekim Gençliği'nden...
  Ne YÖK ne YEK, üniversiteler bizimle özgürleşecek!
  Ev kadınlarıyla savaş üzerine konuştuk...
  Bir tersane işçisiyle sorunlar üzerine konuştuk...
  Devlet solu yine hedef saptırıyor
  Emperyalist savaş, Kürdistan ve devrimci görevler...
  İtalyan emekçilerinden "ölüm trenleri"ne geçit yok!
  Katliam ortaklığına, ABD saldırganlığına 'hayır' diyoruz!"
  Emperyalist savaş ve sınıf cephesinde devrimci görevlerimiz...
  Bir savaş elçisinin itirafları
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



  Kirli pazarlıklar efendinin istekleri doğrultusunda tamamlandı...

Kan parasının miktarı belli oldu

Hükümet ile ABD yetkilileri arasında sürdürülen kan pazarlığı nihayet tamamlandı. 20-30 milyar dolarlık bir kredi karşılığında Türkiye’nin savaşa gireceği kesinleşti. Geriye bu anlaşmaya bağlanan yetki tezkeresinin meclis tarafından onaylanması kaldı. Meclisin onayıyla birlikte Türkiye’nin boydan boya Amerika’nın savaş ve saldırı üssü haline getirilmesine ve Türkiye’nin Irak’a asker göndermesine nihayet bir resmiyet kazandırılmış olacak.

Kan pazarlığı efendinin istediği şekilde tamamlandı

Sürekli yinelediğimiz gibi, Türkiye’nin bu savaşa gireceği çok önceden belliydi. Türkiye’yi yönetenleri buna rağmen böylesine kıran kırana bir pazarlığa iten en temel neden ise Türkiye kapitalizminin emperyalistlerin vereceği üç-beş milyar krediye gerçekten ihtiyacı olmasıydı. Yanı sıra bir süredir öne çıkartılan “ulusal çıkarları korumak” söyleminin belli bir somut temele oturtulması gerekiyordu.

Her türlü iç ve dış politikasını emperyalizmin bölge politikalarına endekslemiş Türkiye sermaye sınıfının elinde “ulusal çıkarlar” adına kala kala emperyalizme verilen hizmet karşılığında alacakları dolarların miktarı kalmıştı. Doğal olarak da pazarlıkların esas kızıştığı konu bu oldu.

Irak’a dönük saldırının Türkiye ekonomisini hayli derinden etkileyeceği biliniyor. Muhtemel zararın 150-300 milyar dolar gibi büyük rakamlara ulaşacağı hesaplanıyor. Bu nedenle Türk tarafı, ABD’nin bu savaşta kendisine muhtaç olduğu, o nedenle de bonkör davranacağı düşüncesiyle talepler çıtasını epeyce yüksek tutmuştu. Basında yazılanlara göre Türk tarafı ABD’den çoğunluğu kredi olmak üzere 90 milyar dolar civarında bir para talep etmişti. Fakat pazarlıklar uzadıkça kimin kime muhtaç olduğu daha rahat görünür oldu.

Zira ABD emperyalizminden para kopartmanın hiç de o kadar kolay olmadığı pazarlıklar ilerledikçe ortaya çıktı. ABD tarafı şartlarını her nasılsa kabul ettireceğinin rahatlığı içinde eli sıkı davranıyor, en ufak konuda bile kılı kırk yararak pazarlık yapıyordu. Türkiye’nin isteklerini yerine getirmek bir yana, ABD tarafı Türkiye’de konumlanacak askerlerinin yapacağı her türlü harcama için özel düzenlemeler talep ediyordu. Amerikan askeri araçlarının kullanacağı akaryakıttan vergi alınmaması, Amerikalı askerlerden Türkiye’de yapacağı alışverişlerde KDV istenmemesi gibi istekler görüşmelere Türkiye adına katılanları zaman zaman çılgına çeviriyordu.

Nitekim sonunda pazarlıklar ABD’nin istediği şekilde tamamlandı. Tayyip Erdoğan görüşmelerin anlaşmayla tamamlandığı açıklandıktan sonra kendisine soru soran gazetecilere “Anlaşma dört dörtlük olmadı. Ama bu durumu sineye çekmek zorundayız” demek zorunda kaldı. Buna göre ABD Türkiye’ye savaşta sunacağı hizmet karşılığında 24 milyar kredi verecek. Bu kredi dört yılı geri ödemesiz 15 yıl vadeli olacak. Ayrıca 2 milyar dolar da askeri malzeme alımı için hibe olarak verilecek. Türkiye’nin kayıpları ve talepleri yanında bu rakamın devede kulak kalacağı, savaşın yol açacağı yıkımın faturasının bütünüyle işçi ve emekçilere ödetileceği böylece kesinleşmiş oldu.

Efendi küstah, uşak onursuz

Pazarlıklar sürerken ABD yönetimi görüşmelerin bir ön önce tamamlanması ve tezkerenin meclisten geçmesi için ağır bir baskı uyguladı. Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış sözüm ona pazarlıklar konusunda “üst düzey temaslar” yapmak için Hazine’den sorumlu devlet bakanıyla birlikte geçtiğimiz günlerde ABD’ye gitmişti. Fakat Bush “ülkenize gidin, bu tezkereyi meclisten geçirin!” diyerek onları adeta kovdu. Dışişleri Bakanı Powell başta olmak üzere ABD’li yetkililer her vesileyle pazarlıkların bir an önce tamamlanıp tezkerenin meclisten geçmesini sabırsızlıkla beklediklerini, askeri planlar açısından daha fazla beklemelerinin mümkün olmadığını belirten açıklamalar yaptılar.

Yapılan en bayağı bir kan pazarlığıydı. Türk tarafı bunu “savaşın yol açacağı zararların karşılanması” için yaptığını ifade etse de mızrak çuvala sığmadı. Türkiye bu nedenle son bir haftadır dünya basınının ve kamuoyunun maskarası haline geldi. Savaşa girmesi karşılığında üç dolar fazla koparmaya çalışan bir Türkiye görüntüsü, geçtiğimiz hafta dünya basınında pek çok yazı ve karikatürün ortak konusuydu. Karikatürlerde Türkiye ya bir dilenci veya paralı asker ya da para karşılığı göbek atan bir dansöz olarak çizildi.

Siyasal ve askeri konular

Türkiye’nin görüşmelerde üstünde durduğu ikinci konu Kuzey Irak’taki Kürt gruplarının durumu ve bu bölgeye girecek Türk askerlerine kimin komuta edeceğiydi. Bu konu üzerinden varılan anlaşmanın içeriği henüz çok net değil. Türkiye bu bölgede bir Kürt devleti kurulmasına izin verilmemesini ve burada operasyon yapacak Türk birliklerinin Türk komutanların emri altında olmasını istiyordu.

Pazarlıklar sürerken Kürt Parlamentosu Kuzey Irak’ta ABD ordusu dışında hiçbir bölgesel gücün müdahalesini istemediklerini, eğer böyle bir şey olursa savaşmaktan kaçınmayacaklarını açıkladı. Açıklama son derece açık bir şekilde Türkiye’ye karşı yapılmıştı. Kürt parlamentosuna bu açıklamayı ABD’nin yaptırttığı ise konuyla ilgilenen birçok insanın ortak görüşü durumunda.

Son açıklamalarda bu konunun Türkiye’nin istekleri doğrultusunda çözüldüğü; siyasi ve askeri mutabakatın sağlandığı söyleniyor. Ancak ABD’nin pazarlıklarda hem Türkiye’ye hem de Kuzey Irak’taki Kürt gruplara mavi boncuk dağıtan bir konumda olduğu düşünülürse, uygulamanın Türkiye’nin istediği şekilde işleyeceği hayli şüpheli. Kaldı ki siyasi ve askeri konular ancak pazarlıkların son günlerinde, “Türkiye para pazarlığı yapıyor” eleştirilerinin dozunun arttığı bir süreçte ve “sadece para pazarlığı yapmıyoruz, asıl önemli konular siyasi ve askeri konular” demek için biraz da kasıtlı olarak öne çıkarıldı. Yoksa bu konularda, hele de savaş sonrasında Irak’ın şekillenmesiyle ilgili olarak ABD’nin Türkiye’ye herhangi bir söz hakkı vermeyece&currn;i, bu yüzden de pek çok siyasi konuyu onunla tartışıp yükümlülük altına girmek istemediği biliniyor.

Pazarlık tamam, sıra savaşta!

Pazarlıklar bitti. Tezkerenin meclisten geçmesiyle birlikte Türkiye burjuvazisi ve onun devleti savaşa girmenin hukuksal zeminini kendince döşemiş olacak. Ortadoğu ve Türkiye halklarına ihanet pahasına ve üç kuruş kredi uğruna Türkiye savaş bataklığına girecek. ABD emperyalizmiyle elele girdiği bu bataklıktan çıkıp çıkamayacağını ise zaman gösterecek.



Sümerbank işçilerinden eylem...

“Amerikan askeri olmayacağız!”

ABD emperyalizminin ve işbirlikçilerinin Irak halklarına yönelik saldırganlığını Sümerbank işçileri kitlesel bir eylemle protesto ettiler. 25 Şubat günü saat 12:00’de başlayan eyleme 250 civarında işçi katıldı.

Sümerbank Bakırköy İşletmesi önünde yapılan eylemde, “Kiralık katil olmayacağız!”, “Amerikan askeri olmayacağız!”, “Irak halkı yalnız değildir!”, “Savaş açlık ve işsizliktir!”, “Kahrolsun ABD emperyalizmi!” sloganları sık sık ve coşkulu bir şekildi atıldı. TEKSİF Bakırköy Şube Başkanı Çetin Yelken yaptığı konuşmada “Başka bir ülkenin çıkarları için mazlum bir halk katledilemez!” dedi. Milletvekillerine yönelik olarak da “ya bizden yana olursunuz ya da tarihteki hainlerin yanında yerinizi alırsınız” dedi. Komünistler eyleme “İşçiler birlik halklar kardeş olmalı!”, “Amerikan askeri olmayacağız!” BDSP imzalı dövizleriyle katıldılar. Fabrikanın önüne pankart aşılarak eyleme son verildi.

SY Kızıl Bayrak/Rumeli