18 Ocak '03
Sayı: 03 (93)


  Kızıl Bayrak'tan
  Daha kitlesel, daha militan, daha örgütlü!
  Emperyalist savaşa geçit yok!
  Emperyalist savaş ve saldıranlığa karşı direnişi yükseltelim!
  Savaş karşıtı eylemlerden...
  Savaş karşıtı kitle hareketinin sorunları ve görevleri
  Emperyalist savaşa açık destek talep ediyorlar!
  Emperyalist savaş başlamadan basına yönelik sansür uygulaması başlatıldı
  Emek, Barış ve Demokrasi Bloğu...
  Kürt işbirlikçilerinin tarihi emperyalizme uşaklığın tarihidir
  Özelleştirme saldırısında yeni dönem
  Ciddiyetsizliğin son perdesi/4
  TÜMTİS Ankara Şube Başkanı Nurettin Kılıçdoğan ile görüştük...
  Yeni iş yasasına ilişkin pazarlıklar yapıldı...
  Denktaş köşeye sıkıştı
  Eylemlerden...
  Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht anmasına yüzbini aşkın insan katıldı...
  Pendik İKE'de "İş yasası tasarısı" konulu panel
  Hiçbir güç devrimci iradeyi teslim alamaz!
  ÖO direnişçisi Özlem Türk ölümsüzleşti!
  Ekim Gençliği'nden...
  "Ölümden korkarak intihar etmek"
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
ÖO direnişçisi Özlem Türk ölümsüzleşti!

“(...) 15 Nisan 1975 Gümüşhacıköy/Amasya doğumlu olan Özlem, Alevi-Türk, yoksul bir çiftçi ailesinin çocuğuydu. Tek geçim kaynakları tütündü. Tüm tütün üreticileri gibi, o büyüdükçe, yoksullukları da büyüyordu. Lise yıllarında devrimci düşüncelerle tanıştı. Liseden sonra çeşitli işlerde çalışmaya ve mücadele etmeye başladı.

Çok genç insanların şehit düşmesi etkiliyordu onu. 1993’te, iki üniversite öğrencisi olan Uğur Yaşar Kılıç ve Şengül Yıldıran’ın katledilmesini protesto için yapılan 3 günlük protesto Açlık Grevi, onun katıldığı ilk eylemlerden biri oldu. Özgür Karadeniz ve Samsun Mücadele gazetesi bürolarında çalıştı. Sık sık gözaltına alındı. ‘93’te Özgür Ülke bürolarının kontrgerilla tarafından bombalanması sonrasında dayanışma amacıyla gittiği Özgür Ülke bürosundan gözaltına alındı. Çiller hükümetinin 5 Nisan soygun paketine karşı özel sayı dağıttığı için gözaltına alındı. (...)

1995 23 Şubat’ında tutuklanarak Samsun hapishanesine, oradan da Ulucanlar hapishanesine sevkedildi. 1996 Ölüm Orucu Direnişinde ikinci ekipte yer aldı.

2000 yılında F tipleri gündeme geldiğinde zulme karşı direnişte de, 19 Aralık katliamı sonrasında da, yine en önde olmak isteyenlerdendi. Şöyle diyordu yazdığı mektupta:

Ölüm Orucu Savaşçısı olmak büyük bir onur, büyük bir gurur. Bu onur ve gururu tüm içtenliğimle tekrar yaşamak istiyorum. Yaşadığım bütün duygularımı ifade etmek çok zor. Yoldaşlarımın gün gün erimesini, şehitliğini görmek, ayrılığı yaşamak büyük bir acı. Ağır basan yan yalnızca duygularımla değil, bilincimle ve tüm yüreğimle yoldaşlarımla birlikte, daha doğrusu yoldaşlarımdan önce ölümü göğüslemek. (...)”

DHKC’nin açıklamasından...



Zorla müdahale işkencesi yasalaşıyor!

Zindanlar her zaman iki iradenin en çıplak halde çatıştığı yerler oldu. Devrimci irade karşısında “zor”un bütün olanaklarına sahip bir güç vardı. Zoru en pervasız haliyle kullandığı halde karşısındaki iradenin ne pahasına olursa olsun direnme, boyun eğmeme tavrı karşısında çaresiz kaldı zulüm. Eli ayağı yatağa zincirlenerek zorla beslenen devrimciler ilk fırsatta damarlarına takılı serumları çıkarıp attılar. Bilinci kapanan devrimciler kendilerine gelince yaptı aynı şeyi.

Bugün F tipi cezaevlerine geçilmiş olmasına rağmen faşist devlet programını uygulayamıyor. Tredman’a (ıslah programı) uyacak insan bulamıyor. Devrimci tutsaklar F tipi cezaevlerinde siyasal kimliklerinden taviz vermeden birbirlerine her koşulda sahip çıkarak yaşıyorlar. Yaşamı olduğu kadar ölümü de paylaşıyorlar.

Tecrit koşullarına rağmen devrimci tutsaklar F tipi hapishanelerde boyun eğmeme geleneğini sürdürüyorlar. Sadece F tipi hapishaneler değil, hastahaneler de devrimci iradenin teslim alnamazlığına tanıklık ediyor 3 yıldır. F tipi hapishanelere geçişin ve bu süreçteki katliamların sorumlusu Hikmet Sami Türk döneminde hazırlanmış olan “zorla müdahaleyi” düzenleyen yasa yeni Adalet Bakanı Cemil Çiçek tarafından yeniden gündeme getirildi.

TBMM Adalet Komisyonu’nda gündeme gelen bu düzenlemeler; avukatların aranması, açlık grevi ve Ölüm Orucu yapan tutsaklara zorla müdahale, sorunu gündeme taşıyanlara ise Ölüm Orucu’na teşvik etmekten 20 yıla kadar hapis cezası içeriyor.

Bu düzenlemelere göre avukatların müvekkillerine iletmek istediği evraklar incelenecek, ayrıca avukatların üst araması elle yapılacak. Şu anda F tiplerinde fiili olarak uygulanan bu tür baskılar artık yasallaşıyor.

Açlık Grevi ve Ölüm Orucu yapan devrimci tutsaklar 19 Aralık 2000’den bu yana zorla müdahale işkencesini tüm boyutlarıyla yaşıyorlar. Tutsakların bir kısmı zorla müdahale sonucu şehit düştü, yüzlercesi de sakat kaldı. Yapılan düzenleme bunun yasallaştırılmasından başka bir şey değil.

Ölüm Oruçları’nı teşvik edenlerin 20 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılması ise dışarda konuya duyarlı olan aydınlardan ailelere kadar tüm muhalif kesimleri tehdit eden bir düzenlemedir. Devrimci tutsakların sahiplenilmesinin önünü kesmeye yöneliktir.

Bugüne kadar bütün yöntemler denendi. Ama devrimci tutsaklar teslim alınamadı. Fiili faşist uygulamaların yasallaştırılması da devrimci iradeyi teslim alamayacaktır.



Direnişçilere yönelik baskı, işkence ve katliamlar sürüyor

TAYAD’lı Aileler 13 Ocak günü İHD Genel Merkezi’nde, tecridin kaldırılması ve ölümlerin durdurulması için bir basın açıklaması yaptı. Önce İHD Başkanı Hüsnü Öndül kısa bir konuşma yaptı. Ardından TAYAD’lı bir aile basın açıklaması metnini okudu. Açıklamada, tecride karşı sürdürülen ölüm oruçlarının üçüncü yılına girdiği ve bugüne kadar 104 kişinin yaşamını yitirdiği, 500’e yakın insanın ise sakat kaldığı vurgulandı. Son olarak Numune Hastanesi’nde Özlem Türk’e yapılan zorla müdahale sonucu yaşamını yitirdiği ve aynı hastanede tedavi olması gereken Enver Yanık’ın tedavisinin engellendiği belirtildi. Ardından İHD, Aydın ve Sanatçı Girişimi adına da birer konuşma yapıldı.

Özlem Türk’ün avukatı Zeki Rüzgar ise yaptığı konuşmada; bugüne kadar Numune Hastanesi’nde 40 kişinin yaşamını yitirdiğini ve bu insanlara çeşitli müdahale biçimlerinin uygulandığı, bu uygulamalar sonucunda insanların ya sakat kaldığını ya da öldüğünü belirtti. İnsanların doktorlar tarafından kobay olarak kullanıldığını söyleyerek, basının bu hastaneye dikkat çekmesi gerektiğini belirtti.

Aynı gün 11 Ocak’ta şehit düşen Özlem Türk için Yüksel Caddesi’nde oturma eylemi düzenlendi. Özlem’in zorla müdahaleden sonra şehit düştüğü belirtildi. Ailelerin ve avukatının konuşmasının ardından oturma eylemine geçildi. Özlem’in cenazesinin akşam Adli Tıp’tan alınarak memleketi Amasya’ya gönderileceği açıklamasının ardından eylem sona erdi.

SY Kızıl Bayrak/Ankara



TAYAD’lı ailelerin AKP ziyareti

TAYAD’lı Aileler F tiplerinde tecrit, izolasyon ve ölüm oruçlarında ölümlerin sürmesi nedeniyle AKP il ve ilçe binalarını ziyaret ediyorlar.

11 Ocak günü de bu amaçla AKP Basmane ilçe binası ziyaret edildi. Yarım saatlik görüşme sonrası ilçe binası önünde bir basın açıklaması yapıldı. Birleşik Metal-İş ile CHP yöneticilerinin de katıldığı basın açıklamasında, “Tecridi kaldırın ölümleri durdurun!”, “İçerde dışarda hücreleri parçala!”, “Ölüm orucu şehitleri ölümsüzdür!” vb. sloganlar atıldı. (SY Kızıl Bayrak/İzmir)