18 Ocak '03
Sayı: 03 (93)


  Kızıl Bayrak'tan
  Daha kitlesel, daha militan, daha örgütlü!
  Emperyalist savaşa geçit yok!
  Emperyalist savaş ve saldıranlığa karşı direnişi yükseltelim!
  Savaş karşıtı eylemlerden...
  Savaş karşıtı kitle hareketinin sorunları ve görevleri
  Emperyalist savaşa açık destek talep ediyorlar!
  Emperyalist savaş başlamadan basına yönelik sansür uygulaması başlatıldı
  Emek, Barış ve Demokrasi Bloğu...
  Kürt işbirlikçilerinin tarihi emperyalizme uşaklığın tarihidir
  Özelleştirme saldırısında yeni dönem
  Ciddiyetsizliğin son perdesi/4
  TÜMTİS Ankara Şube Başkanı Nurettin Kılıçdoğan ile görüştük...
  Yeni iş yasasına ilişkin pazarlıklar yapıldı...
  Denktaş köşeye sıkıştı
  Eylemlerden...
  Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht anmasına yüzbini aşkın insan katıldı...
  Pendik İKE'de "İş yasası tasarısı" konulu panel
  Hiçbir güç devrimci iradeyi teslim alamaz!
  ÖO direnişçisi Özlem Türk ölümsüzleşti!
  Ekim Gençliği'nden...
  "Ölümden korkarak intihar etmek"
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Emperyalist savaş ve saldırganlığa karşı
direnişi yükseltelim!

Hiçbir geçerli sebebi olmamasına rağmen emperyalist savaş hazırlığı hızla son aşamaya doğru yaklaşıyor. Washington’daki savaş kundakçıları önümüzdeki Şubat ayında Körfez’deki askeri yığınağın Irak’a saldırmak için yeterli düzeye ulaşacağını açıklıyorlar. Şubat’ta Irak çevresinde mevzilenen Amerikan-İngiliz askerlerinin sayısı 150 bini geçecek. Irak halkına karşı deneme amacıyla kullanılacak silahlar da dahil olmak üzere Irak’ın tümünü yerle bir edecek miktarda silah ve cephanelik bölgenin değişik ülkelerine yığılmış durumda. Körfez Savaşı’ndan beri ilk defa, Amerikan deniz piyadeleri bünyesindeki tüm personelin izin ve emeklilikleri donduruldu vb.

ABD emperyalizmi tarafından savaş hazırlıkları devam ederken, BM silah denetçileri başkanı Hans Blix, Güvenlik Konseyi’ne, “Irak’ta dumanı tüten bir silaha rastlamadık” şeklinde bir rapor sundu. Irak’ın Güvenlik Konseyi kararlarını çiğnediğini sık sık dile getiren ABD-İngiliz savaş koalisyonu bu rapordan duyduğu rahatsızlığı açıklamakta geç kalmadı. Savaştan rahatsızlık duyan diğer emperyalist güçler ise, silah denetçilerinin sunduğu rapordan sonra savaşsız çözümün mümkün olduğunu daha yüksek perdeden dile getirmeye başladılar.

Ortadoğu’ya saldırma kararlılığını sık sık tekrarlayan Beyaz Saray yönetimi, Hans Blix’in raporuna karşı, Irak’a saldırmak için silah denetçilerinin somut bir “suç” unsuruna rastlamalarının şart olmadığını küstahça açıkladı. Böylece bu yıkım savaşını her halükarda başlatacaklarını yeniden ilan etmiş oldu. Bunun üzerine bir Rus bakanı, “madem ki silahların saklandığını iddia ediyorsunuz ve yerlerini biliyorsunuz, o halde silah denetçilerine yerlerini bildirin ki onlar da bulsunlar” şeklinde bir açıklama yaptı. Bu açıklama bile, emperyalist saldırganlar tarafından öne sürülen gerekçelerin ne denli dayanaktan yoksun olduğunun bir göstergesi.

ABD uşakları zor durumda

Bir yanda BM silah denetçilerinin Güvenlik Konseyi’ne sunduğu rapor, öbür yanda gittikçe güçlenen emperyalist savaş karşıtı mücadele, ABD-İngiliz savaş koalisyonunu günden güne dünya halkları nazarında gayri meşru duruma düşürüyor. Emperyalist savaşa destek veren bölge ülkelerindeki uşak yönetimler, bu koşullarda savaşa verdikleri desteği açıkça savunamıyorlar. Bu sıkıntıyı en çok yaşayan kuşkusuz, Ankara’daki Amerikan uşaklarıdır. Savaş hazırlığı çerçevesinde sürekli yeni adımlar attıkları halde, hala savaş istemediklerini iddia edip duruyorlar.

Abdullah Gül’ün Ortadoğu’ya yaptığı “Aktif Barış Diplomasisi” turu İran ve Suudi Arabistan ziyaretleri ile sürdü. Tayyip Erdoğan, bu diplomatik atağın öyle iddia edildiği gibi barış için değil, emperyalist savaşa destek verecek, müslüman ülkelerden oluşan bir koalisyon kurmak amacıyla yapıldığını dile getirdi. Dahası Erdoğan bu diplomatik atak için Başkan Bush’u ikna ettiklerini “gururla” sözlerine eklemekten de geri durmadı. Böylece Türkiye bir İslam-demokrasi sentezi olarak bölge ülkelerine model olma “onuruna” da erişmiş oldu.

Türkiye’nin emperyalist savaşta Amerika safında aktif bir taraf olduğunun resmen ilanı anlamına gelen üsler, havaalanı ve limanların ABD ordusuna açılması da (Genelkurmay tarafından alınan karar gereği) Başbakan Gül tarafından resmen onaylandı. 150 kişilik ABD askeri heyeti keşiflere başladı. Bu keşiflerle liman ve üslerde Amerikan ordusunun ihtiyaçları doğrultusunda gerekli yenileme çalışmalarının tespit edilmesi hedefleniyor. Yani ülkemiz emperyalist savaş için dört dörtlük hizmet verecek bir Amerikan karargahı haline getirilecek.

İşbirlikçi burjuvazi savaş istediğini açıkça ilan etti

Ortadoğu’yu bir cehenneme çevirmeye hazırlanan haydut başı Bush ve çetesi, gelinen aşamada kendilerine verilen desteğin açıkça ilan edilmesi ve sınırsız olmasını istiyorlar. Bundan dolayı Ankara’daki uşaklar tarafından atılan adımları yetersiz görmüş olacaklar ki, ABD’nin eski Ankara büyükelçisi Marc Parris’i Türkiye’ye gönderdiler. Resmi ve gayri resmi birçok görüşme yapan eski büyükelçi, bir yandan TÜSİAD kodamanlarını harekete geçirirken, öte yandan Türkiye’yi dışta tutan B planını devreye sokmaktan bahsetti. Yapılan görüşmelerde, Beyaz Saray tarafından Türk egemenlerine dayatılan utanç verici uşaklık rolünün eksiksiz bir şekilde yerine getirilmesi güvence altına alınmak isteniyor.

Eski Amerikan elçisiyle görüştükten sonra açıklamalarda bulunan TÜSİAD Başkanı Tuncay Özilhan, emperyalist savaşa verilen desteğin resmen ilan edilmesini talep ederek, hükümeti bu konuda kararsız davranmakla suçladı. Emperyalizme göbekten bağımlılığın da bir göstergesi olan bu açıklama, işbirlikçi Türk tekelci burjuvazisinin savaş karşısındaki tutumunu dolaysız bir şekilde gözler önüne serdi.

Savaş çığırtkanlığı etkili olamıyor

Pentagon tarafından yalan ve çarpıtmaya dayalı psikolojik savaş için yüzlerce milyon dolarlık bir payın ayrıldığı daha önce açıklanmıştı. Bu kirli propagandanın ABD’nin “dost”u ve “müttefik”i olan ülkelerdeki medya aracılığıyla yürütüleceği de aynı açıklamada yer almıştı. Türk medyasına ayrılan payın en azından bir kısmının sahiplerine ulaştığını sermaye basınına bakarak anlamak mümkün. Manşetlerden yorum yazılarına, haberlerin veriliş şeklinden köşe yazılarına kadar savaş çığırtkanlığı yapılıyor.

Artık egemenler cephesinin tüm kurumları, değişik tonlarda olmakla beraber savaşı meşrulaştırmak için aktif bir uğraş içindeler. Bu hazırlığın bir diğer boyutu ise, emperyalist savaş karşıtı mücadelenin yükselmesi tehlikesine karşı olanıdır. Toplumdaki savaş karşıtı muhalefetin yaygınlığını bilen düzen bekçileri, bu tepkinin sokağa taşması durumunda zora dayalı araçlarla bastırabilmek için gerekli hazırlık ve tahkimatı yapmaktadırlar.

Düzen kurumları tarafından yapılan tüm hazırlıklara, Genelkurmay, hükümet ve Dışişleri Bakanlığı tarafından yürütülen, “biz aslında savaş istemiyoruz, ama savaş bize rağmen çıkacak, bu durumda çıkarlarımızı korumak için bu savaşın içinde yer almaya mecburuz” tarzındaki şoven demagojiye ve sermayenin kirli medyası tarafından başlatılan savaş propagandası seferberliğine rağmen, işçi sınıfı ve emekçi kitlelerin savaş karşıtı duruşlarında bir değişiklik olmamıştır. Bu koşullarda ABD ve yerli uşakları tarafından harcanan hiçbir çaba, emekçileri savaş destekçisi bir konuma çekme imkanına sahip değildir.

Emperyalist savaş karşıtı tepkiyi örgütleme sorumluluğu

Emperyalist savaş karşıtı tepkinin tüm yaygınlığına karşın güçlü bir eylemlilik ortaya konulamamaktadır. Milyonlarca emekçi savaş istememesine, savaşın varolan sorunları katbekat arttıracağını bilmesine rağmen henüz sokaklara çıkmamakta, üretim ve hizmetten doğan gücünü kullanamamaktadır. “İnşallah savaş olmaz” gibi pasif, dahası naif bir duruş sergilenmektedir. Yapılan eylemlere katılım halen az sayıda emekçi ve emperyalist savaş karşıtlarıyla sınırlı kalmaktadır. Bu haliyle eylemlerin şimdiki boyutu savaş çığırtkanlarının uykularını kaçırtacak düzeyde değildir.

Söz konusu pasif tutum, birçok emekçinin savaş karşısındaki verili durumuna işaret ediyor. Ancak emekçi kitlelerdeki eyleme dönüşmeyen savaş karşıtlığının tersine dönmesi her an gündeme gelebilir. “İnşallah savaş olmaz” türünden temenniler, herhangi bir eyleme girmeden savaş belasından kurtulmaya, bu tehlikeyi savuşturmaya duyulan isteğin bir yansımasıdır. Ancak emperyalist savaş somut bir gerçeklik haline geldiği zaman, bu beklentinin boş olduğu, savaş gibi bir musibetten kurtulmak için mücadele etmek dışında bir yolun kalmadığı görülecektir.

Şimdiki gelişmelerin eğilimi bu yöndedir. Ancak emperyalist savaş karşıtı muhalefetin alanlarda kitlesel bir şekilde kendini ifade edecek düzeye doğru evrildiği bir aşamada da yeni sorunlar boy gösterecektir. Bunlar, emekçilerin örgütsüz olması, sınırlı kesiminin örgütlü oldukları kurumların başında yozlaşmış bir bürokratik önderliğin bulunmasıdır. Bu engeller aşılmadan, emperyalizm ve savaş karşıtı kitlesel bir mücadelenin amaçlarına ulaşması zor olacaktır.

Kuşkusuz, mücadelenin gelişimi örgütsüzlük alanında yaşanan sorunların aşılması için gerekli ortamı sağlayabilecektir. Ancak işçi sınıfı ve emekçi kitlelerin örgütlenme ve önderlik alanında yaşadığı sorunları kendiliğinden aşmasını beklemek, sınıf devrimcilerinin, emperyalist savaş karşıtı öncü işçi ve emekçilerin tutumu olamaz. Böylesi bir tutum, emekçilerde biriken emperyalist savaş karşıtı öfkenin boşa akıtılıp heba edilmesine yol açabilir ancak.

Emperyalist savaş karşıtı muhalefet, sınıf ve kitle hareketinin içinde bulunduğu durgunluğun aşılmasına olanak sağlayacak bir düzeye de gelebilir. Zira İMF-TÜSİAD saldırı paketlerine ek olarak, emekçilerin sırtına emperyalist savaş gibi ağır bir yıkımın eklenmesi de gündemde. Bu koşullarda üretim alanlarından hizmet birimlerine, eğitim kurumlarından yaşama alanlarına kadar yerel inisiyatifler/platformlar oluşturmak, bunlar aracılığıyla kitleleri harekete geçirmek her zamankinden daha olanaklı olacaktır. Hedeflenen düzeyin yakalanabilmesi, aynı zamanda merkezi eylemlerin de yolunu açabilecektir. Bu düzeyi yakalayan bir mücadele birikimini kokuşmuş kapitalist düzeni hedef alacak bir noktaya taşımak mümkündür. Sınıf devrimcileri tüm güç ve imkanlarını bu hedefe ulaşmak için seferber edebilmelidirler.