18 Ocak '03
Sayı: 03 (93)


  Kızıl Bayrak'tan
  Daha kitlesel, daha militan, daha örgütlü!
  Emperyalist savaşa geçit yok!
  Emperyalist savaş ve saldıranlığa karşı direnişi yükseltelim!
  Savaş karşıtı eylemlerden...
  Savaş karşıtı kitle hareketinin sorunları ve görevleri
  Emperyalist savaşa açık destek talep ediyorlar!
  Emperyalist savaş başlamadan basına yönelik sansür uygulaması başlatıldı
  Emek, Barış ve Demokrasi Bloğu...
  Kürt işbirlikçilerinin tarihi emperyalizme uşaklığın tarihidir
  Özelleştirme saldırısında yeni dönem
  Ciddiyetsizliğin son perdesi/4
  TÜMTİS Ankara Şube Başkanı Nurettin Kılıçdoğan ile görüştük...
  Yeni iş yasasına ilişkin pazarlıklar yapıldı...
  Denktaş köşeye sıkıştı
  Eylemlerden...
  Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht anmasına yüzbini aşkın insan katıldı...
  Pendik İKE'de "İş yasası tasarısı" konulu panel
  Hiçbir güç devrimci iradeyi teslim alamaz!
  ÖO direnişçisi Özlem Türk ölümsüzleşti!
  Ekim Gençliği'nden...
  "Ölümden korkarak intihar etmek"
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Hiçbir güç devrimci iradeyi teslim alamaz!

Geçtiğimiz günlerde TBMM Adalet Komisyonu Başkanı Köksal Toptan 16 kişilik komisyon ile Sincan F Tipi Cezaevi’ni ziyaret etti. Hiçbir siyasi tutsakla görüşülmezken, çete mensubu birkaç adli tutuklu ile yapılan görüşmenin sonunda Toptan, şu açıklamayı yaptı, “İnsan haklarına yakışan uygulamaların ve yaşam için gerekli olan düzgün ortamın olduğu bir cezaevi gördük. Mahkumların herhangi bir şikayetini almadık.”, vb...

Yani, F tipi cezaevinde herşey güllük gülistanlık! Kimse tecrit altında değil ve keyfi uygulamalara maruz kalmıyor! Bu cezaevlerinde 104 insan ölmedi, yüzlerce kişi zorla müdahalelerle sakat bırakılmadı! İki insan tecrit ve baskılar nedeniyle intihar etmedi!

Elbette bu demagojiler yeni değil. Artık F tipi savunucularının bile rağbet göstermediği bu yalanlara şimdi yeni bakanlar sarılmış durumda.

F tipi cezaevlerinin genel durumu

F tiplerindeki bütün işleyiş ve uygulamalar tecrit ve izolasyona göre uygulanıyor. Sayımlar ve arama adı altında hakaretler ediliyor, işkenceler yapılıyor. Tutsaklar her gün iki defa yapılan sayım esnasında ayakta durmadıkları bahanesiyle tartaklanıp tekmeleniyor. Arama yapılırken bütün eşyalar darma dağın ediliyor. Dört duvar arasına hapsedilen tutsaklar ayakkabılarına kadar didik didik aranıyor. Buna uymayanlar tartaklanıyor, ayakkabası zorla çıkartılıyor.

Arada cam ve demirin olduğu, ahize ile yapılan aile görüşlerine gidiş-dönüşte tutsaklar ayakkabılarına dek tekrar tekrar aranıyor. Merkezi radyo yayını ise başlı başına bir işkence aracı. İdarenin belirlediği (TRT FM ve gerici kasetler) çerçevede yayın yapılıyor. Tekli hücrelerde kalanların radyonun sesini kapama şansları yok. Üçlü hücrelerde ise açıp-kapama düğmesi içerde olsa bile istendiği zaman bunlar devre dışı bırakılabiliyor. Gece yüksek sesle yapılan yayının yanısıra, gardiyanlar tarafından çıkarılan çeşitli sesler (havlama, miyavlama, çığlıklar, tuhaf sesler vb.) ile psikolojik işkence sözkonusu.

Ailelerin getirdiği pek çok eşya renkleri uygun değil, kantinde satılıyor vb. bahanelerle alınmıyor. Kantinde bu ihtiyaç maddeleri ise fahiş fiyata satılmakla birlikte kalitesiz oluyor. Verilen yemekler hem az, hem besin düzeyi açısından çok düşük. Hücrelerdeki yaşam tam bir ekonomik sömürü üzerine oluşturulmuş.

Ailelerin yatırdığı paralar tutsaklara verilmemekte, tutsaklar arasındaki dayanışma engellenmekte, alışverişler “arz ederim, saygılarımla” ifadelerinin yeralmasının dayatıldığı dilekçelerle yapılmaktadır. Yapılan alış-verişler “haftada bir defa” şeklinde sınırlandırılarak tutsakların hesaplarından kesilmektedir. Herşey pahalı olduğu için ziyaretçisi gelmeyen tutsaklar en temel ihtiyaçlarını karşılayamamakta, zor durumda bırakılmaktadır. Parası olmayanın hem elektriği kesiliyor, hem de ilaç vb. ihtiyaçları karşılanmıyor.

Haberleşme, yayın ve savunma hakkı keyfi olarak kısıtlanıyor

Tutsaklara gelen ve göndermek istedikleri mektup, faks vb. çoğu kez yayın kurulu tarafından sakıncalı bulunuyor. Yasak olmadığı halde sipariş edilen dergiler alınmıyor. Kitap okuma olanağı üç kitap ile sınırlı. Tutsaklara posta ile gelen gazete ve dergiler verilmeyerek toplatması çıkıncaya kadar bekletiliyor. Toplatması bulunmayan yayınlar da keyfi gerekçelerle verilmiyor.

Avukatlarla görüşme olanağı oldukça kısıtlı. Hükümlü tutsakların avukatlarıyla görüşmeleri Adalet Bakanlığı genelgeleriyle yasaklanmış. Avukatların davalarla ilgili getirdiği savunma evrakları alınmıyor, müvekkilleriyle aynı anda görüştürülmüyor. Avukat görüşüne çıkarken kağıt-kalem alınmasına, herhangi bir belge alışverişine izin verilmiyor. Mahkeme tarihleriyle ilgili tebliğler ve iddianameler tutuklulara ya zamanında iletilmiyor ya da eksik iletildiği için savunma hazırlığı yapılamıyor. Hazırlanan savunmalara da idare tarafından “inceleyeceğiz” vb. bahanelerle el konuluyor.

Mahkeme günü devrimci tutsak çok ağır hasta olsa bile zorla götürülmekte, zincir kelepçesi kemiğine işleyecek tarzda sıkıca kilitlenmektedir. Gidiş-gelişlerde yapılan hakaretler ve darplar da cabası. Avukat görüşü tavanın ortasına yerleştirilen kamera ile çekilmekte, gardiyan tarafından görüşme bitinceye kadar taciz edici tarzda izlenmektedir. Avukatları yıldırmak ve görüşe gelmelerini engellemek amacıyla cezaevi girişinde taciz edici bir tarzda avukatlar elle aranmakta, evraklarına ve müvekkili ile görüş esnasında aldığı notlara el konulmaktadır.

Mengele artığı doktor, psikolog ve sosyologlar

Yayın Komisyonu sosyologlar ve psikologlardan oluşturulmuş. Sansür meslekleri ile en ufak bir ilgisi kalmamış bu insanlar tarafından yapılıyor. Ayrıca tecrit uygulamaları ve cezaevi politikasının belirlenmesinde sosyolog, psikolog ve doktorların önemli bir payı bulunuyor. Devrimci tutsaklara yapılan saldırıların sonuçlarını an an yakından gözlemleyerek yeni saldırı politikaları geliştirmek öncelikli görevleri arasında. Mesleki ilke ve ahlaklarını ayaklar altına alarak hünerlerini sermayenin hizmetine tereddütsüz sunan bu Mengeleler, zaman zaman cezaevi heyeti adı altında bütün hücreleri tek tek dolaşarak tutsaklara anketler yaparak, sözüm ona varolan sorunların (sıcak suyun akmaması, kaloriferlerin yanmaması, gardiyanların saldırması, yemek sorunu, yayınların verilmemesi vb.) çözümünde yardımcı oluyor ve öneri alıyorlar! Tutsakların yalnızlıktan sıkılabileceklerini, istedikleri zaman kendilerini ça¤ırıp sorunlarını anlatabileceklerini söylüyorlar.

ÖO direnişçileri moral kaynağı oldukları için çevrelerindeki tutsaklardan yalıtılarak tek başlarına tutulmaktadırlar. Müdürler, doktorlar, sosyologlar ve psikologlar, ÖO’nu bırakmaları için tutsaklara psikolojik işkence uygulamakta, tutsakların iradesini kırmaya, tedaviyi kabul etmeleri için “zorla müdahale edeceğiz” vb. tehditlerle baskı altına almaya çalışmaktadırlar.

Disiplin cezalarında sınırsızlık

F tiplerinde hemen herşey disiplin soruşturması gerekçesi yapılmakta ve ceza verme tehdidi ile tredman politikalarına uyulması zorunlu hale getirilmeye çalışılmaktadır. Sayım esnasında ayağa kalkmadığı, arama ve görüş esnasında ayakkabısını aratmadığı, açlık grevine veya ölüm orucuna başladığı, insanlara moral ve motivasyon verdiği, diğer hücrelerdeki arkadaşlarına notlar yazıp toplarla attığı” gerekçesi ile devrimci tutsaklara aylarca mektup vermeme, ailesi ile görüştürmeme ve hücre cezaları, avukat ve havalandırma yasağı verilmektedir. Verilen disiplin cezaları ile birçok tutsağın infazı yakılmıştır.

Hiçbir güç devrimci iradeyi teslim alamaz!

F tipi cezaevleri tam bir tabutluk durumundadır. Herşey, her uygulama devrimci kişiliği ve kimliği yıkmaya, devrimci tutsağı kendine yabancılaştırmaya dönük birer saldırı olarak gündeme getirilmektedir. Hak ve özgürlüklerden yana ve işkenceye karşı olduklarını açıklayan sermayenin yeni uşağı AKP’nin bakanları, devrimci tutsakları ve ÖO direnişini karalayarak gözden düşürmeye çalışıyorlar.

Bu hesaplar çok yapıldı, direniş bu hesapları sürekli bozdu ve bozmaya devam edecektir. Tecrit sona ermediği sürece direniş sürecektir. Ne pahasına olursa olsun, kazanan insanlık onurunun simgesi haline gelen devrimci tutsaklar olacaktır!

Z. Güneş