ARSIVANA SAYFA
 
17 Şubat '01
SAYI: 07
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan
Yıkıma karşı birleşik mücadele cephesini örelim!
Kazanmak ve ihanete geçit vermemek için TİS komitelerini örgütleyelim!
Sendika ağaları İMF dayatmalarının altına imza attılar!
"Ekonomi zirvesi"ndeki "feryadın" arka planı
Tutsak yakınlarının Ankara girişiminden notlar
Yasaklamaya rağmen 1500 kişilik protesto eylemi
Kürt halkına karşı yeni bir kirli savaşın işaretleri çoğalıyor
İktidar yeniden gözaltında kaybetmeye başladı!
Sistem çürüyor emekçiler yürüyor!
Ermeni soykırım yasasına Türk sermayesinin tepkileri
Ekim Gençliği'nden
Dünyada güncel durum/1
Ev kadınlarıyla ilgili bir anket çalışmasının sonuçları
Proleter kadın hareketinin görevleri/V.İ.Lenin
Ekvador halkı bir kez daha kazandı
Ölüm Orucu direnişçilerinden mektup
Ölüm Orucu direnişçisi katliamı anlatıyor
Direnişçilerin kaleminden
Ölüm Orucu direnişçisinden yoldaşlarına mektup
Kuşlar uçmayı sürdürüyor...
Türkeş ailesinin miras kavgasıyla ortaya saçılan pislik
Mücadele Postası


Bu sayının
PDF formatını download
etmek için tıklayın





 
 

TKİP dava tutsağı/Ölüm Orucu direnişçisi Düzgün Zengin’in suç duyurusu...

F Tipi hücreler izolasyon/tecrit, teslim alma, onursuzlaştırma/kimlikliksizleştirme aracıdır

(Başlık ve arabaşlıklar tarafımızdan
konulmuştur/Kızıl Bayrak)

Cezaevi Müdürlüğü Kanalı ile Cumhuriyet Başsavcılığı’na/Kandıra-Kocaeli
Konu: “Hayata Dönüş Operasyonu” ile ilgili suç duyurusudur...

“Hayata Dönüş” adı altında saldırı ve katliam

19 Aralık 2000 tarihinde Türkiye’deki cezaevlerinde, biz devrimci tutsaklara yönelik kanlı ve vahşi katliamlar gerçekleştirildi. Sermaye devletinin “Hayata Dönüş” diye yutturmaya çalışarak yürüttüğü bu saldırılarda, 28 devrimci yaşamını yitirirken, yüzlercesi de çeşitli şekillerde yaralandı, onlarcası kalıcı biçimde sakatlandı.

Başta jandarma-komanda birlikleri ile polis ve kimi cezaevlerinde de gardiyanlar-cezaevi personeli olmak üzere devletin kolluk güçleri, yürüttükleri saldırı boyunca ateşli silah, bomba, cop, kimyasal-yanıcı gazlar, iş makineleri, itfaiye araçları vs. her türlü teçhizatı kullanarak ve elektrik vermeden yakmaya, çivi çakmadan taciz ve tecavüze, her türlü insanlık dışı işkence yöntemi uygulayarak, cezaevlerini tam bir savaş ve vahşet alanına çevirdiler.

Bununla yetinmeyen sermaye iktidarı, biz devrimci tutsakları yine insanlık dışı bir dizi işkence ve uygulama eşliğinde, tamamen izolasyon/tecrit, teslim alma, onursuzlaştırma/kimlikliksizleştirme amacıyla inşa edilen F Tipi hücre cezaevlerine kapattı. İnsanlık dışı uygulamalar, kaynağını 17 Ocak 2000 tarihli “üçlü protokol”den alarak F Tipi hücrelerde de sürdürüldü, sürdürülmektedir.

Subaylar yönetiminde vahşet

Esasta işçi sınıfı ve ezilen emekçi kitlelere yönelik iktisadi, sosyal, siyasal, kültürel vb. tüm alanlarda yürütülen topyekün saldırının en ileri düzeyde bir parçası olan bu saldırıda (”Hayata Dönüş Operasyonu”!) kişi olarak yaşadıklarım ise özetle şöyledir;

Tümüyle meşru ve haklı taleplerimiz için 20 Ekim 2000 tarihinde ülke çapındaki cezaevlerinde başlayan Süresiz Açlık Grevi-Ölüm Orucu eylemine, ben de bulunduğum Gebze ÖTC’de 23 Ekim 2000’de başlamıştım. Ölüm Orucu eylemimi sürdürüyorken, diğer cezaevlerine olduğu gibi, o zaman kaldığım Gebze ÖTC’ye de 19 Aralık 2000’de saat 05: 10 civarında tam teçhizatlı (robokop giysili, silahlı, gaz bombalı, maskeli, joplu-kalkanlı) yüzlerce jandarma-komando tarafından “operasyon” başlatıldı.

İlk giriş anında bir arkadaşımızın, jandarma tarafından bacağına silahla ateş edildiğini ve yaralandığını öğrendim. Cezaevindeki tutsaklar olarak, can güvenliğimizi sağlamak için koğuşlardaki eşyalarımızla koridor girişlerini kapattık. “Operasyon” timleri ise, kah üst kattan koridor tavanını ve çatıları, kah koğuş duvarlarını kompresör gibi iş araçlarıyla delerek, üstümüze yoğun bir şekilde gaz bombası attılar. Birçok kez de silahla üstümüze ateş ettiler. Bunlardan birinde, Kenan Tayboran adlı koğuş arkadaşım, başından ağır bir şekilde yaralandı.

Devlet güçleri, gaz bombalarından ve silahlardan etkilenme düzeyini en aza indirmek için çekildiğimiz son koğuşa da saat 14.00 civarında girdiler. Başlarındaki Albay rütbeli şahsın talimatı ve cezaevi bölük komutan yüzbaşının somut yönlendirmesiyle, üstümüze gaz bombaları yağdırarak çekildiler. Koğuşun yemekhanesi artık gazdan katlanılmaz duruma gelince topluca havalandırmaya çıktığımızda ise, başta Ölüm Orucunda olan biz 4 kişi (ben, Ali Rıza Dermanlı, Çetin Can, Duygu Mutlu) olmak üzere birçoğumuz, “operasyon” güçleri tarafından cop, dipçik, tekme-yumruk, küfür hakaret eşliğinde diğer arkadaşlarımızın yanından alınıp götürüldük. Bu “götürme” sırasında, bahçede bekletilen bir ambulansa bindirilene kadar “koridor dayağı” tabir edilen işkenceye maruz kaldım.

Ambulansla götürüldüğümüz Gebze SSK Hastanesi’nde, diğer arkadaşlarım gibi ben de bir yatağa kelepçelendim. 25 Aralık 2000 akşamına kadar yataklara bağlı olarak tutulduğumuz bu hastanede, bazen en doğal insani ihtiyaçlarımızı dahi gideremedik, buna engel olundu. Avukatlarımızla ve ailelerimizle görüştürülmedik. Buradaki durumumuz, arada bir nöbet nedeniyle değişen jandarma mangalarının başlarındaki uzman çavuş ve astsubayların keyfine bağlıydı; kimisi kendi paramızla da olsa su, şeker, gazete, tuz gibi şeyleri almamıza engel oluyordu...

Kandıra F Tipi hücreleri: İşkence, tecrit, yoksunluk...

25 Aralık 2000 akşam saatlerinde, buradan alınıp Kandıra 1 No’lu F Tipi Cezaevi’ne getirildik. Girişte asker, arama-parmak izi alma-kayıt işlemlerini, tartaklama, küfür-hakaret eşliğinde ve zorla donlarımıza kadar soyarak, onur kırıcı şekilde yaptı. Bu aramada sigara (6 paket 2000), çakmak, kağıt mendil/peçete, not defteri, şeker gibi eşyalarım gaspedildi. İdare girişinde de yere yatırılarak zorla soyma ve küfür-hakaret etme biçiminde ikinci bir aramaya tabi tutuldum. Bu arada ise iki adet kemer ve bir gözlük kutusuna, makbuz verilmeksizin el konuldu. Tarafıma hiçbir açıklama yapılmadan, o gece B2-7/14 No’lu tek kişilik hücreye konuldum.

6 Ocak 2000 tarihine kadar havalandırmaya çıkarılmadım. İstemime rağmen B-1 vitamini verilmedi. Isınma, sıcak/ılık suyun akmaması, kantin ihtiyaçlarımın (şeker, sigara, kağıt, içme suyu, kalem, gazete vb.) karşılanmaması gibi problemler yaşadım. Aile görüşünden avukat görüşüne her hakkım sınırlandırıldığı gibi, getiriliş-götürülüşlerde de rencide edici uygulamalarla yüzyüze kaldım. 28 Aralık 2000 tarihindeki akşam sayımında ise, sayım memurları tarafından, Ölüm Orucunun 67. günüde olduğum halde, “meydan dayağı” biçiminde darp edildim. Yasal olduğu halde kitap, dergi ve bazı gazeteler verilmeyerek, mektup, kart, faks gibi posta araçları sınırlandırılarak, iletişim hakkım gaspedilmiştir.

Şiddete maruz kaldığım zamanlarda (tüm süreç boyunca) adli tabipe çıkarılmadım. Bugün izlerden en ufak bir eser olmasa da, Gebze SSK Hastanesi’ne götürüldüğümde yapılan kaydımdan (ki izlerin öyle kabaca ve göz ucuyla bakılarak kaydedildiğini düşünüyorum) şiddete maruz kaldığım görülebilir.

Hükümet, bakanlar, Genelkurmay Başkanı, Jandarma Genel Komutanı vb. hakkında suç duyurusunda bulunuyorum

Burada yargılanması süren bir “tutuklu” statüsüyle bulunduğum halde, halen tecrit altında, birçok yasal hakkımdan mahrum durumda, üçlü protokolden kaynaklı bir dizi rencide edici ve baskıcı uygulamaya maruz kalarak, tek kişilik bir hücrede tutulmaktayım.

19 Aralık 2000 tarihli katliamın (“Hayata Dönüş Operasyonu”nun) ve bütün bu yaşananların;

Başta Adalet ve İçişleri Bakanları, ayrıca bunlarında parçası oldukları iş başındaki B. Ecevit-D. Bahçeli-M. Yılmaz hükümeti ile, “operasyon”u bizzat emreden ve yaptıran Genelkurmay Başkanlığı ve kendisine bağlı Jandarma Genel Komutanlığı olmak üzere, tüm sorumluları ve sorumluluğu bulunan devlet yetkilileri;

Yanısıra, “operasyon”a bizzat komuta eden ve katılımcısı olan subaylar ile saldırının yürütücüleri olan asker, polis, cezaevlerinin idare ve personel gibi devlet güçleri hakkında suç duyurusunda bulunuyor, gerekli yasal işlemlerin yapılmasını talep ediyorum.

Bilgilerinize sunulur...

Düzgün Zengin
1 No’lu F Tipi Cezaevi/ B2-7/14
1 Şubat 2001