ARSIVANA SAYFA
 
17 Şubat '01
SAYI: 07
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan
Yıkıma karşı birleşik mücadele cephesini örelim!
Kazanmak ve ihanete geçit vermemek için TİS komitelerini örgütleyelim!
Sendika ağaları İMF dayatmalarının altına imza attılar!
"Ekonomi zirvesi"ndeki "feryadın" arka planı
Tutsak yakınlarının Ankara girişiminden notlar
Yasaklamaya rağmen 1500 kişilik protesto eylemi
Kürt halkına karşı yeni bir kirli savaşın işaretleri çoğalıyor
İktidar yeniden gözaltında kaybetmeye başladı!
Sistem çürüyor emekçiler yürüyor!
Ermeni soykırım yasasına Türk sermayesinin tepkileri
Ekim Gençliği'nden
Dünyada güncel durum/1
Ev kadınlarıyla ilgili bir anket çalışmasının sonuçları
Proleter kadın hareketinin görevleri/V.İ.Lenin
Ekvador halkı bir kez daha kazandı
Ölüm Orucu direnişçilerinden mektup
Ölüm Orucu direnişçisi katliamı anlatıyor
Direnişçilerin kaleminden
Ölüm Orucu direnişçisinden yoldaşlarına mektup
Kuşlar uçmayı sürdürüyor...
Türkeş ailesinin miras kavgasıyla ortaya saçılan pislik
Mücadele Postası


Bu sayının
PDF formatını download
etmek için tıklayın





 
 

Olanakları güce, gücü örgütlülüğe dönüştürelim, baharı kazanalım!

Gençlik alanında

dönemsel devrimci görevlerimiz

Tarihi önemde bir dönemden geçiyoruz. Bu dönem, devrimci mücadelenin dönüm noktalarından birini işaretliyor. Son otuz yıldır tüm ezme ve yoketme çabalarına karşın yokedilemeyen devrimci gelenek yeni bir atılımın eşiğindedir. Bunu devrimci iyimserliğimiz ve devrim cephesinin mevcut güçleri üzerinden söylemiyoruz. Zira buradan bakıldığında, mevcut tablo belirgin bir sınırlılığı ifade ediyor. Ancak devrimci mücadelenin olanakları ve geleceği buradan bakılarak anlaşılamaz. Devrimci mücadelenin olanakları ve geleceği, sınıf mücadelesinin genel tablosu üzerinden anlaşılabilir. Devrimcilerin bugünkü güç ve olanakları ise, ancak bu genel tablo üzerinden anlamını bulabilir.

Bugünkü tabloya bu gözle bakalım. Öncelikle düzen cephesinde çürümede ifadesini bulan ve giderek derinleşen bir iktisadi ve siyasal kriz mevcut. Düzenin bu krizi aşmaya dönük çabaları iki alanda yoğunlaşıyor. Birincisi, iktisadi krizin faturası tam bir pervasızlıkla işçi ve emekçilere yükleniyor. Bunu siyasal planda tek komuta merkezi tarafından yönetilen baskı ve terör tamamlıyor. Ama bunlar, ne düzenin yaşadığı krize çare olabiliyor, ne de ona bir parça olsun nefes aldırabiliyor. Düzenin içinde bulunduğu durum tam bir çıkmazı ifade ediyor. İktisadi planda sürdürülen acımasız program, düzenin krizini hafiletmesi bir yana, yeni krizlerin yolunu düzlüyor. Siyasal planda ise, MGK komutasında sürdürülen tüm baskı ve terör saldırılarına rağmen, toplumsal muhalefet üzerinde tam denetim sağlanamıyor. Tüm acımasızlığıyla sürdürülen baskı ve terör, toplumsal mücadele dinamiklerini besliyor, onun en örgütlü kesiminin direngenliğini güçlendiriyor. Öte yandan, düzenin siyasal plandaki iç sıkıntı ve gerilimleri krizi ayrıca besliyor. Elbette tüm bunların gerisinde tarihin önlenemez akışı var. Düzen kaçınılmaz olarak çürüyor ve geleceğinin olmadığı gün be gün ortaya çıkıyor. Bu beraberinde yeni bir düzen arayışının, bu doğrultuda mücadelenin maddi koşullarını olgunlaştırıyor.

Bugün devrimci tutsakların sürdürdüğü direniş, düzen ve devrim arasında süren savaşımın en ileri cephesidir. Düzen direnişi kıramamıştır, dolayısıyla devrimci tutsakların bugün canları pahasına sürdürdükleri direniş, cephe gerisindekilerin hızla ileri safları doldurmasının yolunu açmaktadır. İçerisinden geçtiğimiz dönem, tüm unutturma ve yalıtma çabalarına karşın, direnişin dışarıya doğru dalgalar yaratarak gerçek toplumsal muhataplarına ulaşmasına gebedir.
Bahar dönemi bu açıdan, devrim cephesinin toplumsal planda etkisini genişletecek ve önemli güçleri toparlayacak bir dönem olma özelliği taşımaktadır.

ÖO direnişi baharı kazanmanın anahtarıdır!

ÖO direnişi öncesinde, sınıf ve kitle hareketinin durumu ve biriktirdiği olanaklar üzerine yapılan değerlendirmelerde, düzene karşı mücadele dinamiklerinin güçlendiği ve bir çıkış arayışı içerisinde olduğu genel olarak kabul edilen bir olguydu. Ancak, böyle bir çıkışın yolunu açacak önderlikten yoksunluk hareketin en temel sorunuydu. Sınıf ve kitle hareketinin başını tutanların, ne hareketin ihtiyaçlarına yanıt vermek gibi bir kaygıları vardı, ne de bunu yapabilecek bir iradeye sahiptiler. Önderlik boşluğu ancak devrimci bir düzlemden doldurulabilirdi. Ama devrimci hareket ile sınıf-kitle hareketi arasında önemli bir mesafe sözkonusuydu. Düzen cephesi bundan güç alarak F tipi cezaevlerini yaşama geçirmeye çalışıyordu. İşte ÖO direnişi, bu mesafenin aşılabilmesi açısından, devrimci tutsakların kendilerine yönelen saldırıdan başlayarak verdikleri bir yanıt olma özelliğine sahipti.

ÖO direnişinin bu açıdan ilk etkisi, dağınık ve örgütsüz durumdaki ilerici ve sol potansiyeli arkasında saflaştırmasıydı. Bu saflaştırma, liberal sol çevre ve örgütleri de kapsıyordu. Diğeri, direnişin belli bir evreden sonra toplumsal mücadele dinamiklerini etkileme yönünde yarattığı sonuçlardı. Bu ikincisi, düzen karşısında toplumsal planda biriken öfkeye mücadele yolunu göstermesi ve direngen bir ruh halini yaygınlaştırması açısından oldukça önemliydi. Direnişin bu etkisi giderek toplumsal planda bir saflaşmayı zorunlu kılıyordu. Saflaşma, düzen ile devrim arasında yaşanacak, devrimci hareketin uzun süredir özlemini çektiği toplumsal güce ulaşmanın yolunu açacaktı.

19 Aralık’ta devleti böylesine pervasız ve vahşi bir katliama yönelten, direnişin yarattığı bu sonuçlar oldu. Sermaye devleti hücre saldırısı ile devrimci tutsaklar şahsında devrim davasını söküp atmayı hedefliyordu Ama ÖO direnişinin gücü bunu engellediği gibi, devrim davası yeniden ete-kemiğe bürünüyor, filiz açıyordu.

19 Aralık katliamıyla da rejim amacına ulaşamadı. Çünkü direniş kırılamamış, dahası katliam karşısında ortaya konulan hayranlık verici direniş derinden derine bu kökleri daha da güçlendirmiş, açan filizlere daha bir direngenlik kazandırmıştır. Bunun içindir ki, katliamla beraber direnişin toplumsal planda yarattığı sonuçların önü alınamamıştır. Sadece daha ileri düzeyde elde edilecek başarı ve kazanımları geciktirmiştir. Dolayısıyla, direniş hala toplumsal planda bir saflaşmayı koşullamakta ve sınıf ve kitle hareketinin gelişimi yönünde etkisini korumaktadır. Ama burada sorun, direnişin yarattığı olanakları sınıf ve kitle hareketini düzen karşısına çıkaracak bir biçimde değerlendirebilmektir. Bunun gereklerinin yerine getirilememesi, devrimci tutsakların can bedeli yarattıkları olanak ve kazanımların heba edilmesi sonucunu doğuracaktır.

Önümüzdeki bahar dönemi bu açıdan kritik bir süreci ifade etmektedir. Direnişin yarattığı olanakları değerlendirmek açısından olduğu gibi, direnişin kendisi açısından da bu böyledir. Direnişin zafere ulaşması dışarıda alınacak mesafeyi kolaylaştıracağı gibi, direnişin yarattığı kazanım ve olanakların değerlendirilmesi de, direnişin en az bedelle zafere ulaşmasını kolaylaştıracaktır.

Bahar dönemini kazanacak güç ve olanaklara sahibiz

Bahar dönemini kazanmak, kitleleri düzen karşısına çıkarabilmek, ileri güçleri devrim saflarında örgütleyebilmektir. Bunu başaracak olanaklara fazlasıyla sahibiz. Genel olarak sınıf ve emekçi kitle hareketi üzerinden ifade ettiğimiz olanaklar, gençlik hareketi sözkonusu olduğunda daha fazladır. Zira, sınıf-emekçi hareketinin zindan direnişinden etkilenme düzeyi ile gençlik hareketinin etkilenme düzeyi arasında belirgin bir farklılık bulunmaktadır. Sınıf ve emekçi hareketi açısından etkilenmenin pratik karşılığı henüz ortaya çıkmamışken, gençlik hareketi açısından etkilenmenin karşılığı somut eylem ve etkinliktir. Bu gerçeklik kendisini katliam öncesinde oldukça net bir biçimde ifade etmiştir.

Katliam ve beraberindeki azgın devlet terörü gençlik hareketinin zindanlara yönelik eylemli ilgisini kıramamıştır. Katliam öncesi kitlesellik henüz sağlanamamış olsa da, üniversiteler önemli eylemliliklere sahne olmuştur. Zindan direnişine dönük olarak, salt ileri gençlik güçlerinde değil, geniş gençlik kitlelerinde de önemli bir ilgi sözkonusudur.

Diğer yandan, zindan direnişiyle beraber gençlik güçlerinin devrimci örgütlülüklere yönelik güvensizliği aşılmaya başlanmıştır. Geçmişte devrimcilerin düzenlediği eylem ve etkinliklerden uzak durulurken, bugün gençliğin ileri kesimi zorlama olmaksızın sürecin aktif katılımcıları olabilmekte, devrimci örgütlülüklerle aynı zemini paylaşabilmektedirler. Bu, beraberinde bu güçlerin özgüvenlerini artırmakta, örgütlü mücadeleye akmalarının önünü açmaktadır.

Bir başka önemli olanak ise, Kürt gençliğinin teslimiyet sürecini sorgulamaya başlaması, devrimci güçlerle yeniden bir yakınlaşma içerisine girmesidir. Geçmişte devrimci örgütlere duyulan güvensizlik aşılmakta, sergilenen ölümüne direniş büyük bir saygı yaratmaktadır.

ÖO direnişinin ortaya çıkardığı güçleri
birleştirerek işe başlamalıyız!

Bahar döneminde anlamlı bir eylem ve etkinlik düzeyi ortaya çıkarabilmek, geniş gençlik güçlerini mücadele içerisine çekebilmek için, öncelikle ileri çıkmış güçleri belirli bir mücadele programı etrafında birleştirebilmeliyiz. Bu, bugün pratik süreç üzerinden önümüzde duran en temel sorun durumundadır. Çünkü ÖO direnişinin etkisiyle eylem ve etkinliklerin bir parçası haline gelen güçler, katliamla birlikte azgınlaşan devlet terörünün etkisiyle dağınık durumdadır. Bu dağılma direnişe yönelik bir ilgi zayıflamasından değil, devrimci güçlerin bu ilgiyi aktaracak bir odağı yaratamamış olmalarından kaynaklıdır. Zira sözkonusu dağılma devrimci güçler açısından da geçerlidir.

Bu sorunu aşma yönünde atılacak adımlar, baharı kazanmanın yolunu açmak anlamına gelecektir. Mevcut dağınıklığa son vermek, mücadelenin bugüne kadar ortaya çıkardığı birikim ve olanaklardan yararlanmaktan geçiyor. Katliam öncesinde birçok üniversitede oluşturulmuş bulunan platform ve komiteleri canlandırmak ve yeni güçlerle beslemek temel bir sorumluluktur. Ancak platformların işlevlerine uygun olarak çalışabilmesi, yani sürece yanıt verebilmesi, yanısıra ileri çıkan gençlik güçlerinin enerjisinin seferber edilebilmesi için, bir mücadele programının oluşturulması zorunludur. Dönemin bir bütün olarak planlanması, alınacak tutum ve izlenecek yolun belirlenmesi, bu mücadele programının içeriğini oluşturacaktır.

Burada belirleyici olan, platformların hedeflerinin net bir biçimde belirlenmesidir. Böylece, hem dönemin planlanması, mücadele yol ve yöntemlerinin belirlenmesi kolaylaşacak, hem de platforma katabileceğimiz güçlerin katkı ve katılımları süreklileştirilebilecektir.

En önemlisi, platformların hedefleri belirlenirken, odağında F tipine karşı mücadelenin olduğu siyasal sorunlar ile geniş gençlik güçlerinin özgül sorunlarını birleştirebilmektir. Bu bütünlüğe sahip bir mücadele programı, platformun genişlemesinin zeminini oluşturacak, siyasal sorunların sahiplenilmesini kolaylaştıracaktır.

Bu çerçevede belirlenen bir mücadele programı, belirsizliklerin ve geç kalmışlıkların önüne geçebilmenin en etkili aracıdır. Soruna bu bilinçle yaklaşmalı, komünist gençlik olarak gerekli iradi çabayı sergilemeliyiz.

Tam bir seferberlik içerisinde hareket etmeliyiz!

İçinden geçmekte olduğumuz süreç, olağan dönemlerde sergilenen çaba, enerji ve azmin kat be kat arttırılmasını gerektirmektedir. Yanısıra, tüm güç ve olanakların belirlenen hedefler doğrultusunda en etkin bir biçimde seferber edilmesini... Böylesi bir düzeyin gereklerine uygun bir duruş sergilenemediği koşullarda, dönemi kazanmak mümkün olamayacaktır.

Devrimci mücadele ciddiyet ve sorumluluk gerektirir. İçerisinde bulunduğumuz dönem ise, böylesi bir ciddiyet ve sorumluluğun gereklerini yerine getirememeyi affetmez. Dönem bir ileriye çıkışın olanaklarını barındırdığı gibi, eğer bunun gerekleri yerine getirilemezse, tersine sonuçlar doğuracak koşullara da sahiptir. Zira, dönemin temel karakteristiği, düzenin ezme ve yoketme saldırısı ile devrimci hareketin varolma mücadelesi eksenindedir. Düzen tüm gücüyle devrimci hareketi ezmeye ve bu topraklardan silmeye çalışmaktadır.

Saldırı devrimci tutsaklar tarafından göğüslenmiştir, ama saldırıyı püskürtmek devrimci mücadeleyi toplumsal-maddi dayanaklarına kavuşturmaktan geçmektedir. Döneme bu bilinç ve sorumlulukla yaklaşmalıyız.

Kazanan biz olacağız!

(Ekim Gençliği’nin Şubat ‘01 tarihli 44. sayısının
orta sayfa yazısıdır...)