ARSIVANA SAYFA
 
17 Şubat '01
SAYI: 07
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan
Yıkıma karşı birleşik mücadele cephesini örelim!
Kazanmak ve ihanete geçit vermemek için TİS komitelerini örgütleyelim!
Sendika ağaları İMF dayatmalarının altına imza attılar!
"Ekonomi zirvesi"ndeki "feryadın" arka planı
Tutsak yakınlarının Ankara girişiminden notlar
Yasaklamaya rağmen 1500 kişilik protesto eylemi
Kürt halkına karşı yeni bir kirli savaşın işaretleri çoğalıyor
İktidar yeniden gözaltında kaybetmeye başladı!
Sistem çürüyor emekçiler yürüyor!
Ermeni soykırım yasasına Türk sermayesinin tepkileri
Ekim Gençliği'nden...
Dünyada güncel durum/1
Ev kadınlarıyla ilgili bir anket çalışmasının sonuçları
Proleter kadın hareketinin görevleri/V.İ.Lenin
Ekvador halkı bir kez daha kazandı
Ölüm Orucu direnişçilerinden mektup
Ölüm Orucu direnişçisi katliamı anlatıyor
Direnişçilerin kaleminden
Ölüm Orucu direnişçisinden yoldaşlarına mektup
Kuşlar uçmayı sürdürüyor..
Türkeş ailesinin miras kavgasıyla ortaya saçılan pislik
Mücadele Postası


Bu sayının
PDF formatını download
etmek için tıklayın





 
 

Yasaklamaya rağmen

1500 kişilik protesto eylemi

11 Şubat Pazar günü, Türkiye’deki baskı ortamına karşı yasal sol partiler ve kitle örgütleri tarafından yapılmak istenen mitinge İstanbul Valiliği izin vermedi. Bunun üzerine, hem mitinge izin verilmemesini hem de baskı ortamını protesto etmek için, İstiklal Caddesi’ndeki ÖDP binasının önünde bir basın açıklaması yapıldı.

Basın açıklaması için daha önce Tünel belirlenmişti. Ancak Tünel’e çıkan tüm yolları tutan polis Tünel’e yapılan yürüyüşü engelledi. Parti ve DKÖ’lerin polisle görüşmelerinden sonra slogansız ve alkışsız bir şekilde ÖDP binasının önünde basın açıklamasının yapılması karalaştırıldı. Polisin basın açıklamasını engellememesinin temel nedeni, katılımın yüksek olması idi. Polis basın açıklamasnın yapılmasına izin verdikten sonra, gruplar halinde dağıtılmış kitle birleşti. Ağırlığını HADEP’in oluşturduğu 1500 civarındaki kitlenin basın metni okunması sırasında slogan atması, yöneticiler tarafından engellenmeye çalışıldı. Gerekçe ise, “Barış ortamı”nın bozulmamasıydı.

Eylemde “Devrimci tutsaklar onurumuzdur!”, “İçeride dışarıda hücreleri parçala!”, “Barışa uzanan eller kırılsın!” sloganları atıldı. 5 dakika gibi kısa bir süre içerisine sıkıştırılan eylem, kitlenin bir kısmı daha katılmadan ve ne olduğunu anlamadan bitirildi. Oysa kitle polisin tüm engeleme girişimlerine karşın dağılmamakta ısar göstermişti. Buna rağmen basın metni alelacele okunup eylem bitirildi.

Kızıl Bayrak/İstanbul


Eylemde okunan basın metni:

“Mahkumlara F tipi bir cezaevi sunanlar, topluma F tipi bir yaşamı sunuyorlar”

Son birkaç aydır ülkemizde, şiddetin, gerginliğe dayalı politikaların dozunu her geçen gün daha da artırdığı gelişmeler yaşanmaktadır.

Türkiye kriz içinde kıvranıyor. Ordu siyaseti yönlendirmeye devam ediyor. Cezaevleri yeni ölümlere gebe. Kuzey Irak’a asker sevkiyatı, ülkemizi yeni savaşların ve maceraların içine sürüklüyor. İMF politikaları emekçileri daha da yoksullaştırıyor. Demokrasi ve emek güçlerinin sesi bütünüyle kesilmek isteniyor.

Cezaevlerinde F tipi bir yaşama 32 insan katledilerek geçildi. Mahkumlara F tipi bir cezaevi sunanlar, topluma F tipi bir yaşamı sunuyorlar. Cezaevlerinde yaşanan saldırılar henüz toplumun üzerinde etkisini yitirmemişken, hala açıklanamayan pek çok soruyla belirsizliğini koruyan Diyarbakır Emniyet Müdürü ve 5 polisin öldürülmesi olayı gündeme girdi.
Ardından, Şırnak ili Slopi ilçesi HADEP’li iki yöneticiden 25 Ocak’tan bu güne kadar haber alınamaması sonucu, gözaltında kaybedilmesi, beraberinde bir çok soruyu gündeme getirmiştir. Kürt kimliğinin tanınması için gerekli adımlar geciktirmeksizin atılmalı, bütün yasal ve fili engeller kaldırılmalıdır.

Gelişen bu saldırıları püskürtmenin tek yolunun demokratik siyasal mücadeleden geçtiğinin bilincinde olan bizler, tepkimizi yasal yollardan ortaya koymak için, İstanbul’da 11 Şubat 2001 Pazar günü bir Demokrasi mitingi düzenlemek istedik.

Eylül ayından bu yana hiç bir mitinge izin vermeyen, son miting başvurumuza idari gerekçeleri bahane ederek yasaklayan, fakat çeşitli basın yayın organlarına “İlin emniyet ve asayişini olumsuz şekilde etkileyerek, toplumda huzursuzluğa neden olacağı” gerekçesiyle izin verilmediğine yönelik yazılı açıklamalar gönderen İstanbul Valiliği’ni ve tüm demokratik tepkilere şiddetle yanıt veren hükümeti bu vesileyle bir kez daha kınıyoruz.

Biz aşağıda imzası olan partiler ve demokratik kitle örgütleri olarak, gelişen baskı ve anti-demokratik uygulama ve politikalara karşı, F tipi cezaevleri ve katliama karşı, ordu güdümlü siyasete karşı, savaş kışkırtıcılığına ve bölgesel yayılmacı politikalara karşı, IMF ve sermaye politikalarına karşı, DSP-MHP-ANAP hükümetinden hesap sormak için, emekçilerin ve ezilenlerin kendi demokratik iktidarları için, şimdiye kadar olduğu gibi, bundan sonra da, hep birlikte demokrasi mücadelemizi sürdürme kararlılığı içinde olacağız.

Tüm kamuoyunu da, gelişen baskılara karşı daha duyarlı olmaya çağırıyor, Türkiye’yi kendi karanlık ve otoriter emellerini gerçekleştirmek için kan gölüne çeviren savaş rantçısı güçleri protesto ediyoruz.

10/02/2001
DBP İstanbul İl Örgütü
EMEP İstanbul İl Örgütü
HADEP İstanbul İl Örgütü
ÖDP İstanbul İl Örgütü
İHD İstanbul Şubesi
DİSK,KESK
Halkevleri



F tipleri birerNazi Kampı durumundadır

(...) Hapishanelerde ve dışarıda her türlü baskıya, saldırıya, işkenceye ve karalama kampananyasına rağmen Ölüm Orucu Direnişi sürüyor. Tutuklular ve tutuklu aileleri olarak haksızlıklara karşı, adaletsizliklere karşı direnmeye devam ediyoruz.

Gelinen noktada bizlere, düşüncelerimizi, insanlığımızı bir kenara bırakarak hayvanca bir yaşam sürmemiz dayatılmaktadır. Elebette bu yalnızca bize değil, bu ülkede yaşayan herkesedir. Adalet istemeyin, hak hukuk nedir bilmeyin, yoksa yakarım, yıkarım, işkence yapar katlederim, sakat bırakırım denmektedir. Ne evlatlarımız ne de biz bize dayatılan bu onursuz yaşamı kabul etmeyeceğiz.

Yapacağımız tek şey vardır, DİRENMEK!

Ya direneceğiz, bize dayatılan bu hayvanca yaşamı kabul etmeyeceğiz, ya da bütün bunlara boyun eğerek tamam, istediğiniz gibi olsun diyeceğiz. İkisi arasında bir yol yoktur.

(...)

Yalanın, demagojinin haddi hesabı yok. Halk, Ölüm Orucu direnişi ve F tipleri kunusunda yalan yanlış bilgilerle kandırılmaya, gerçekler gizlenmeye devam ediliyor.

Gerçek şudur, o bir dönem Adalet Bakanlığı’nın lüks odalar diye sunduğu F tipleri şimdi birer işkencehaneye dönüşmüştür. Tecrit uygulamasıyla, tutuklulara yapılan işkence ve hakaretlerle, dayakla, keyfi yaptırım ve uygulamalarıyla, F tipleri birer Nazi Kampı durumundadır.

TAYAD’lı aileler/10 Şubat ‘01



İşkencede ölümü açığa çıkaran
Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı görevinden alındı

DİSK/Limter-İş sendikası Eğitim Uzmanı Süleyman Yeter’in gözaltında işkenceyle öldürüldüğünü beyan eden Adli Tıp Kurumu raporuna onay veren İstanbul Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanı ve Adli Tıp 1. İhtisas Kurulu üyesi Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, İstanbul Valiliği’nin suç duyurusu üzerine, hakkında açılan dava sonucunda Adalet Bakanlığı tarafından Adli Tıp İhtisas Kurulu üyeliği görevinden alındı. Süleyman Yeter Cinayeti Davasını İzleme Komisyonu’nu bunun üzerine yaptığı yazılı açıklamada şunları söyledi:

“...Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın görevden alınması, işkenceyi teşvik eden, işkenceciyi koruyan bir karar olduğu gibi, işkenceye karşı çıkan, müdahale edenlere ise açıktan bir gözdağıdır.

“Bu karar, işkencenin bir devlet politikası olduğunu teyid ediyor.

“Bir insanlık suçu olarak işkenceye ve işkencecilere karşı mücadele, tüm insanlığın ortak özlemdir. Karşı çıkacağız ve insanlığı savunacağız.”