ARSIVANA SAYFA
 
27 Ocak '01
SAYI: 04
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan
Çürümüş ve kokuşmuş düzeniniz er-geç yıkılacak
Yeni bir şovenist histeri kampanyası
Ankara Tabip Odası İnsan Hakları Komisyonu'nun raporu
Gebze Cezaevi'nde yeni bir operasyon hazırlığı mı?
Tahkim yasasını tamamlayan yeni yasalar gündemde
Enerjideki yağma ve soygun örtbas ediliyor!
Enerji krizi sektörün krizi mi?
İstanbul belediyelerinde tensikat saldırısı gündemde
Cengiz Tekstil İşçileriyle Dayanışma Gecesi
Öncü işçi inisiyatifine dayalı girişimleri yaygınlaştıralım!
Tüm Yargı-Sen yöneticileri gözaltında
Kıbrıslı emekçilere saldırı hazırlığı
Kadına karşı şiddet
Direniş,katliam ve sol hareket
Katliam ve direniş/4
Faaliyetlerimiz ve eylemlerimiz sürüyor
Hücre karşıtı muhalefet
Gençlik
Tutsak temsilcileri ile heyetler arasında yapılan görüşmeler/4
Kapitalizm bir yolsuzluklar, hırsızlıklar ve skandallar rejimidir
Nazım vatan hainliğine devam ediyor
Hümanizm mi, iki yüzlülük mü?
Mücadele Postası







 
 

Kapitalist kokuşmuşluğun gündemdeki yeni ülkesi Almanya’da, büyük rüşvet skandalı derinleşerek sürüyor...

Kapitalizm bir yolsuzluklar,
hırsızlıklar ve skandallar rejimidir

Kapitalist sistemde kronik yolsuzluklar ve skandallar

Kapitalist sistemde ekonomiyi elinde bulunduran sermaye sınıfı, işçi ve emekçileri sömürebilmek için yalnız ekonomik hayatı değil, devlet aygıtını da denetlemek zorundadır. Bunun için, çeşitli sermaye grupları çeşitli düzen partilerini satın alır, kendi partilerinin iktidara gelmesi için her türlü maddi desteği verir, kilit görevlere kendi adamlarını yerleştirir, parlamento üyelerini satın alır. Onları kendi adamı haline getirmekle kalmaz, ayrıca medya da dahil, tüm alanları denetimi altında tutar. Böylece de iktidarlarını sürdürmeyi amaçlar.

Devlet de sermaye sınıfına hizmet eder; onun çıkarlarını korumada, onun sömürü, soygun ve talanının gerçekleşmesinde başlıca dayanağı ve suç ortağı olarak politika üretir, yasalar yapar. Karar verici, yönetici, denetleyici olmanın imtiyazlarını şu veya bu sermaye grubu için veya ona karşı kullanır. Bu onlar için büyük bir kazanç kaynağıdır.

Bu yüzden sermaye devleti, sermaye sınıfının karakterinin bir uzantısı olarak, yolsuzluk, rüşvet, usulsüzlük batağında yüzer. İdeologları, düzeni ve hizmetindeki devleti korumak için, onların pisliklerini örtbas etmeye özen gösterir; işçi ve emekçi kitlelerin dikkatlerini asıl konudan uzaklaştırarak, tek tek olaylar üzerine çekmeye çalışır veya sunni gündemler oluşturur.

Sistem skandallarla çürümüşlük batağında kokuşurken, büyük çaptaki rüşvet olayları sadece özel durumlarda skandala dönüşür ve hükümet partilerini sarsacak düzeye gelir. Rüşvet ne kadar büyük ve hükümet merkezine ne kadar yakın ise, veya büyük tekeller, medya ve politika arasındaki çıkar ilişkileri ne kadar büyük ve içiçe geçmişlikleri ne kadar sıkı ise, skandalın açığa çıkma olasılığı da o derece zayıftır. Bir rüşvet skandal olup açığa çıkmışsa o, buzdağının sadece görünen ucudur. Asıl skandal ise buzdağının görünen kısmının altında gizlidir.

Dünyada politik çatlaklar döneminde yaşanan skandallar

Dünyada geniş ölçekte skandalların, çok özel durumlarda, örneğin devlet içindeki politik çatlaklar ile patlak verdiğine tanık oluyoruz. Rüşvet ve yolsuzluklarla ilgili bilinçli suskunluk, kokuşmuş burjuva demokrasilerinde tam da bu çatlaklar dönemlerinde bozulur. Örneğin, uzun yıllar sonra iktidar değişikliği durumunda. Böylesi anlarda sermaye çevrelerinde çelişkiler depreşir ve herbir büyük sermaye grubunun kendi beklenti ve talepleri doğrultusundaki çabaları -örneğin yeni hükümetin yapılanmasında etkin rol sahibi olmak, aşırı kârı güvenceye alacak politikaları egemen kılmak- gündeme gelir. Bu süreçte skandala dönüşen olaylar aslında önceden de bilinmektedir, fakat onları açığa vurmak ve hasımlara karşı kullanmak zamanı şimdi gelmiştir.

Tarihe “Flick skandalı” olarak geçen Almanya tarihinin en büyük skandalında, olayların üzerindeki sis perdesi ‘80-81 yıllarında dağılmaya başlamış; ama skandal ancak ‘82’de hükümet değişikliğinden sonra patlamıştı. Skandalla ortaya çıkan en önemli gerçeklik; rüşvet kartelinin, iktidarda söz sahibi olan Alman tekellerine bağlı olduğu ve büyük sermayeye hizmet ederek, Bonn parlamentosundaki temel politik kararları ve tercihleri resmen satın aldığıdır. Buna 1982’de Almanya’daki hükümet değişikliği de dahil.

Amerikan tarihinde cumhuriyetçilerin iktidarda bulundukarı Nixon döneminin sonunda yaşanan skandal, Amerika’nın Vietnam savaşındaki yenilgisi çerçevesinde ortaya çıkmıştı. Bunu takip eden dönemlerde ise, skandallar tam da Reagan döneminin sonunda ve Bill Clinton döneminin başlangıcında, yani bir iktidar değişiminin arifesinde yaşanmıştı.

İspanya’da, yıllarca iktidarda kalan Gonzales’in sosyal demokrat PSOE hükümeti döneminin hemen sonrasında ve yeni gerici hükümetin iktidara geldiği ilk günlerde, finans skandalları, ETA’ya karşı işkence ve katliamların örgütlendiği gizli polis ve devletin karanlık terör örgütlerinin üzerindeki sır perdesi de nihayet kalkmıştı.

İtalyan tarihindeki en sarsıcı skandallardan biri, 30 yıl iktidarda kalan Demokracia Christiana (DC) döneminin sonunda ortaya çıktı ve 20. yy’ın 2. yarısında yaşanan en büyük skandal olarak tarihe geçti. “Temiz eller” operasyonu ile başlayan süreçte, skandal düzen partilerinin yeniden şekillenmesine, hıristiyan demokratların tarih sahnesinden tamamen silinmesine neden olmuştu.

Almanya’da satın alınabilirliğin tarihi

Almanya’da Flick adı, politikanın her döneminde satın alınabilirliğin adıdır. Onun Alman politikasını etkilemesinin parasal koşulları, faşizm döneminde sağladığı muazzam servetinde yatıyor. Flick, Hitler faşizminin en önemli finansmanlarındandı. Tahminen 7-8 milyon marklık bağış yaparak Hitleri, katillerini ve katliamlarını destekledi. Bu kârlı yatırımlar için servet birikimini, Yahudi servetinin Almanlaştırılması, savaş tutsakları ve esir işçilerin sömürülmesi yoluyla sağladı. Asıl vurgunu ise silah üretiminden gerçekleştirdi.

Flick, Nürnberg Savaş Suçluları Mahkemesi’nce 7 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Ama daha ‘49 yılı gibi erken bir tarihte salıverildiğinde önemli bir servete sahipti. Milyonlarıyla bir yandan Daimler Benz’i ve tüfek üretiminde önemli yer tutan Dynamit Nobeli satın almış, diğer yandan politikada karar yetkesi olan politikacılarla yakın ilişkiler kurmuştu. Özel sekreteri ve tekelin bazı üst düzey yöneticileri, aynı zamanda yeni kurulan gerici CDU’nun (Rüşvetçi eski başbakan Helmut Kohl’un partisi) kurucu üyeleriydiler. Almanya’nın Bavyera eyaletinin büyük gerici partisi CSU’ya da maddi desteğini eksik etmiyordu. Karşılığını da görüyordu. Örneğin CDU’lu Başbakan Adenauer’in teşvikiyle, Vatandaş Cemiyeti (SV) kuruldu. SV, Almanya’nın en eski ve büyük kara para aklama merkezi olarak işlev gördü, görüyor ve her zaman düzen partilerine, özellikle de CDU, CSU, FDP’ye “politik çevrenin düzenlenmesi” için parasal olarak hizmet etti, ediyor.

Flick, Daimler Benz hisselerinin %30’unu Deutsche Bank’a satmasından sonra, parlamentodaki adamlarının başarılı çalışmaları sonucu, yüz milyonlarca marklık kazancın gelir vergisini ödemekten kurtuldu. Çünkü, iktidardaki SPD hükümetinin Ekonomi Bakanı, Flick’in bu yatırımlarının, “siyasi-ekonomik çerçevede özellikle teşvik edilmesi”ni uygun görmüştü.

Kasım ‘81’de Flick’in bürosu merkezi savcılık tarafından vergi kaçakçılığı iddiasıyla basılınca, asıl bomba da o zaman patladı. Ele geçen bir bağış listesinde, eskisinden-yenisine federal ve eyalet hükümetlerinde görev yapan veya yapmış ekonomi bakanlarının, maliye bakanlarının, yüksek mevkilerdeki bir dizi politikacının ismi bulunuyordu. CDU, FDP’nin sağ kanat politikacıları özellikle mükafatlandırılmıştı.

Yeni dönemin rüşvet olayları eski dönemin isimleri

‘99 yılında iki Thysen menejerine karşı sahtekarlıktan dava açılmıştı. Başlatılan soruşturmada ise, ardarda kara kasalar, örtülü ödenekler, vergi kaçakçılığı, kara para aklama, devletin en tepesine kadar rüşvet, iltimasçılık ekonomisi, satılmışlık, mafyalaşma ve bir dizi isim ortaya çıktı.

Bu skandalın anahtar figürü silah tüccarı Schreiber’di. Kanada’da bulunan Schreiber Alman devletinin tutuklama kararı ile yakalanması üzerine açıklamalarda bulundu. Açıklamasında yer alan CDU’ya yaptığı milyonluk bağış (Suudi Arabistan ile yapılan panzer satışı ile ilgili), bugüne değin üstü örtülü gerçekleşen rüşvet ve yolsuzlukları bir ucundan su üstüne çıkardı. Böylece skandallar kamuoyunun gündemine girmiş oldu, CDU Başkanı Kohl ve Hazine Başkanı üzerinde basınç artmaya başladı.
‘99 yılının Aralık ayında Kohl, TV kameraları karşısında, aldığı bağışı kabul etmek zorunda kalmıştı. CDU’nun resmi hesap numaralarının dışında, para dönüşümünü (kara para aklama!) resmi olmayan kasalardan sağladıklarını, bazı bağışların parti mali hesap defterine hiç işlenmediğini kabul etmek zorunda kaldı. Bu çok sayıda milyonluk bağışların (yani rüşvetin!) sahiplerinin kimlikleri ise, halen büyük bir sır olarak saklanmakta. Milyonlarca mark tutarındaki bağışlar (bankalara pek güvenmiyor olacaklar ki (!)), İsviçre semalarında, parklarda valizlerle, zarflarla elden ödenmiş.

Hesap numaraları üzerine tartışmalar sürerken, silah tüccarı Schreiber’in; “Tüm bildiklerimi anlatırsam cumhuriyeti havaya uçururum” diyerek, ilişkilerinin CDU parti başkanı Schauble, Savunma Bakanı Rühe, CSU ve Bavyera Eyalet Başkanı Stoiber ile de olduğunu açıklaması, skandalın boyutunu biraz daha genişletti. Bu Schauble’yi parti başkanlığı koltuğundan etti.

Silahlanma ve rüşvet

Silah ticaretinin büyük tekeller tarafından yapıldığı biliniyor. Alman devleti politikalarıyla her dönemde büyük tekellerin ve silah satın alan ülkelerin çıkarlarının koruyucusu olmuştur. Örneğin Irak’ta kullanılan kimyasal gazlar “Made in Germany”di ve Alman firmalarının kasalarına akan milyonları, Halepçe örneğinde olduğu gibi binlerce Kürt yaşamlarıyla ödeyeceklerdi.

Bu arada, CDU mali hesap defterinde yer alan tüfek üreticisi Heckmer Koch firmasının 40 bin marklık bağışının da, Türkiye’ye HK 33 otomatik tüfek göndermesiyle bağlantılı olduğu sanılıyor.

Rüşvet skandalıyla iligili en çok tartışılan konu ise, Alman devletinin Suudi Arabistan’a sattığı panzer satışı ile ilgili. Suudi Arabistan’a panzer satışı parlamentoda onaylanmış ve sonuçta net bir “hayır” cevabı çıkmıştı. Ama buna rağmen Suudi Arabistan’a panzerler satıldı. Nasıl mı? İşte skandalla açığa çıkanlardan bazı örnekler:

Resmi dairelerle kurduğu iyi ilişkilerden dolayı, eski CSU parti genel başkanı ve eski Bavyera eyalet başkanı Strauss’un ailesi, 5 milyon mark ile mükafatlandırılıyor.

Savunma Bakanlığı’nda görevli Devlet Sekreteri ve eski Anayasayı Koruma Dairesi Başkanı Pfahls’a (CSU), Suudi Arabistan ile silah tüccarı Schreiber arasında yapılan panzer ticareti 4 milyon mark kazandırdı.

Ekonomi Bakanlığı’nda görevli, eski devlet sekreteri Riedel (CSU) ise, Kartel Dairesi’nin Daimler Benz ve MBB’nin birleşmesine red kararını etkisiz kılan özel izni çıkararak, bu büyük birliğin gerçekleşmesinde adını duyurdu.

Diedi ve Pfahls, Avrupa’nın en pahalı silahlanma projesi Euro Fighter 2000’in de en aktif savunucuları olarak tanınıyorlar. Proje, Daimler’in yan kuruluşu olan DASA tarafından gerçekleştiriliyor. O dönemin Savunma Bakanı Rühe, Euro Fighter’ların pahalıya çıktığını açıklaması üzerine, Daimler şefi Schrempp, Almanya’daki tüm işyerlerini kapatma tehditini savurmuş, silahlanma lobicileri Riedl, Pfahls ve Bayern’li silah tüccarları, politik sahneye baskı yaparak projenin yaklaşan seçimlerden önce kabul edilmesini sağlamışlardı.

Aynı Savunma Bakanının, Fuchs ajan panzerlerinin Suudi Arabistan’a ihracatında Thysen tekeli tarafından 500 bin mark komisyonla ödüllendirilmiş olmasından dolayı, ‘96 yılında dokunulmazlığı kaldırılmıştı. Savcılık araştırması uzun sürdüğü gerekçesiyle, ‘97 Kasım’ında dokunulmazlığı geri verilmişti.

İlginçtir! Bu adı geçen şahısların hepsi şu an yurt dışına kaçmış bulunuyor.

Özelleştirme, yolsuzluk ve rüşvet
(Kohl ve Mitterand büyük rüşvetin içinde)

Doğu Alman Leuna rafinerisinin Elf Aquitaine-Thyssen’e satılması, bağış skandalının bir başka boyutunu ortaya çıkardı. Rafinerinin özelleştirilmesi sırasında Fransız kapitalisti Guelfi, Lichtenstein’deki firması üzerinden bir Alman partisine 85 milyon komisyon ödendiğini, bunun Kohl ve Mitterand’ın bilgisi dahilinde olduğunu açıkladı. Ayrıca, Lichtenstein üzerinden CDU Hessen eyaletine, 1991-96 yılları arasında 9 milyon mark ödendiği, ödemenin, rafinerinin satışına karşı Almanya’daki muhalefetin kırılması nedeniyle yapıldığı ortaya çıktı. CDU Leuna işletmelerinin satışında yönlendirici görevini üstlenmişti.

Launa Rafinerisi’nin Elf tekeline satışı sırasında yolsuzluk yapıldığını araştıran Fransa ve Almanya’daki komisyon ise, satışı belgeleyen dosyaların ve bilgisayar kayıtlarının eksik veya silinmiş olduğunu gördü.

Başka bir özelleştirme ise, Haziran ‘98’de demiryollarına ait 31 bin evin satışına ilişkin. Evleri satın alan bir çift, önce CDU’ya 3.4 milyon bağışta bulunmuş, ardından evlere sahip olmuştu. Hem de ihalede bu çiftten, 7.1 milyar mark daha fazla teklifte bulunanlar olduğu halde! Al gülüm, ver gülüm misali.

Kara para aklamanın adresi: Hessen CDU

‘90’lı yıllarda CDU’nun Frankfurt’taki kasalarına 4 taksitle ödenen 12 milyon mark soruşturmasında, Eyalet Başkanı Koch tam bir utanmazlıkla, bu bağışların kaynağı hakkında her gün yeni bir senaryo üretiyor. Hatırlanacaktır; bu eyalette, CDU, yabancıların çifte vatandaşlık haklarına karşı büyük paralar ödeyerek bir kampanya yürütmüş, Koch ve partisi bu kampanya sayesinde seçimleri kazanmıştı. Bugün bu kampanyaların hangi paralarla ödenmiş olduğu artık bir bilmece değil.

İsviçre’de yatan paraların miktarı her gün artıyor. En son bilinen 30 milyon markın yattığı hesap numaralarının Adenauer zamanında kurulan SV cemiyetine ait, paraların büyük kısmının ise ‘81 yılındaki o büyük skandalın sahibi Flick zamanından kalma olduğu ortaya çıktı.

Skandallarla kitleler nezdinde teşhir olan eski başbakan Kohl (tam 16 yıl aralıksız olarak başbakanlık yapmıştı!), partinin devlet kasalarına geri ödemesi gereken on milyonlarca marklık para cezasını yine sermaye çevrelerine etek açarak topluyor. Bu arada, açılan soruşturma sonucunda, o döneme ait olan devlet arşivlerinde bulunması gereken dosyaların kayıp olduğu ve bilgisayar kayıtlarının silindiği de ortaya çıktı.

Skandallar aslında sadece CDU ile sınırlı değil. Kuzey Ren Vesfalya’nın SPD’li Eyalet Başbakanının doğum günü partilerini ve yüzlerce özel seyahatini, West LB isimli banka tarafından ödenen milyonlarca markla yaptığı ortaya çıktı. Yatırım yapacakları yerlerle ilgili küçük sırların karşılığı olarak herhalde...

Skandalların ilk ortaya çıktığı günden beri sermayenin uşaklığını yapan medya, skandala adı karışan partiler üzerinde yazıp çizdi. Scheiber’in ödediği 100 bin marklık bağışı CDU Başkan’ının mı yoksa CDU Hazine Başkan’ının mı aldığı skandaldaki en önemli sorunmuşcasına, rüşvet araştırma komisyonunun döne döne araştırdığı sorun, medyanın ise döne döne verdiği haber oldu. Ama tekeller ve bankaların rolü üzerine bir cümle bulmak bile zor.

Örneğin Suudi Arabistan’a panzer gönderilmesi döne döne yazılırken, Thysen tekelinin Almanya’da “politik çevreye bakım” adı altında kendi kârlarını artırdığına değinmiyorlar bile. Silah tüccarı Schreiber sanki tek başına ticaret yapıyor ve Alman parti ve politikacılarına ödediği paraları kendi cebinden ödüyor. Onun Thysen’in aracısı olduğu, bilinçli olarak es geçiliyor. Schreiber, gözaltında tutulduğu Kanada’da, kendisinin ifadesiyle, “büyük bir proje için” bulunuyordu. Sözü edilen “büyük proje”, Kanada’da Thysen’in planladığı bir panzer firması olmasın sakın.

Her gün yeni kara kasalar çıkıyor, skandallar sürüyor. Flick skandalının 2, İtalya’da “temiz eller” skandalının 3 yıl sürdüğü düşünülürse, Almanya’da da bu skandalları örten perdenin aralanmaya devam edeceği ve krizin daha da derinleşeceği bilinmelidir.

Al gülüm ver gülüm parolasıyla işleyen rüşvet, örtülü ödenekler, valiz ticaretleri, sahtekarlık, satılmışlık vb., hiç de sadece Kohl hükümetine özgü değildir. Bunlar kapitalist sistemin doğasında vardır, onun işleyişinin kaçınılmaz sonuçlarıdır. Çünkü kapitalizmde herşey metadır, herşeyin bir fiyatı vardır, herşey satın alınabilir.





Kapitalist dünyada büyüyen yolsuzluk ve rüşvet skandalları

Almanya’dan Fransa’ya her yerde!..

Federal Almanya’da, yolsuzlukların ardı arkasının kesilmediği bir yıl yaşandı. 1998 Ekim seçimlerine kadar 16 yıl boyunca ülkenin kaderini başbakan olarak elinde tutan Helmut Kohl, yasalara aykırı bağış aldığını çeşitli açıklamalarla kabul ederken bağışçıların adını vermemekte direndi...

Fransa da, en üst düzeyde ‘düzensizliklerle’ boğuşmaya başladı. Jacques Chirac’tan önceki Devlet Başkanı François Mitterrand’ın büyük oğlu Jean-Christoph Mitterrand, geçen hafta sonunda, ‘nüfuzunu kullanarak para aklama ve silah satışı işlerine karıştığı ve bu yolla kişisel çıkar sağladığı’ gerekçesiyle gözaltına alındı. Mitterrand’ın sorgulanan 54 yaşındaki oğlu, 1988-1992 yılları arasındaki danışmanlık görevi sırasında kurduğu ilişkiler üzerinden özellikle Angola’ya silah satışlarında komisyon almak ve bu arada kara para aklama işlemlerine karışmakla suçlanıyor.

Halkta mevcut sisteme güvensizlik ve tepki büyüyor

Almanya’da ‘Kohl Vak’ası’ ile birlikte patlak veren siyasi yolsuzlukları öncelemekle görevli Federal Meclis Araştırma Komisyonu Üyesi Christian Ströbele, bu tür gelişmelerin Batı demokrasilerini tehdit ettiğini söyledi. Cumhuriyet’in sorularını yanıtlayan Yeşil milletvekili, yolsuzlukların halkı seçim sandığından uzaklaştırdığını da ileri sürdü. (...)

Yolsuzlukların demokrasiyi tehdit ettiği iddialarının gerçeği yansıttığını kabul eden Ströbele, “Gittiğim çoğu toplantıda halkın güveninin sarsıldığını bizzat görüyorum. Halkta parlamenter demokrasiye karşı tepkinin büyüdüğünü, insanların artık sisteme sırt çevirdiğini ve seçimlere katılmadığını gözlüyorum. Biz şu an CDU’nun yolsuzluğunu araştırıyoruz, ama toplum bu yolsuzlukları hiç ayırt etmeden tüm partilere ve siyasilere mal ediyor. Buna karşı alınması gereken tek bir önlem, suçlamaların tümüne açıklık getirip sonuçlar çıkararak insanların güvenini kazanmaktır’’ diye konuştu. (...)

Almanya’da yolsuzluk olaylarının sayısı yılda 100 bin

Öte yandan Almanya’daki yolsuzluk dalgasının sadece CDU bağış skandalı ve Helmut Kohl adı etrafında yürümediği, özellikle iş dünyasının rüşvet yardımıyla bürokrasinin altını oyabildiği kaydedildi. Federal Almanya Yolsuzlukla Mücadele Dairesi tarafından yapılan bir açıklamada, son yıllarda Alman devlet dairelerinde de yoğun rüşvet ve yolsuzluk olaylarının yaşandığına dikkat çekildi.

Uzmanlara göre, yolsuzluk olaylarının sayısı yılda 100 bin olurken bu nedenle ortaya çıkan toplumsal zarar da sadece inşaat sektöründe 10 milyar markı aştı. Zararın, daha çok usulsüz sözleşmeler nedeniyle devlet tarafından ödenen yüksek fiyatlardan ve devlet memurlarına ödenen rüşvetlerden kaynaklandığı belirtildi. (...)

Daire, son yıllarda yolsuzluk olaylarında belirgin bir artış gözüktüğünü açıkladı. Uzmanlar ise açıklanan rakamların ‘buz dağının tepesi’ olduğunu belirttiler ve 1997 yılından bu yana tutulan istatistiklerin tüm yolsuzluk olaylarını yansıtmadığına dikkat çektiler. Dairenin yolsuzluk davalarının genelde yıllarca sürdüğünü ve davanın da ancak sonuçlanınca istatistiklere girebildiğini açıklayan uzmanlara göre bir başka sorun da, istatistiklerde yer alan rakamların sadece eyalet polis teşkilatlarından alınması ve savcılıkların devre dışında bırakılması. (...)

(Cumhuriyet/31 Aralık ‘00)

(Başlık ve arabaşlıklar tarafımızdan konulmuştur/Kızıl Bayrak)



Yolsuzlukla Mücadele Derneği Başkanı Schaupensteiner:

“Sadece yüzde 5’ini aydınlatabildik”

1993 yılında kurulan Yolsuzlukla Mücadele Dairesi’nin başkanı Wolfgang Schaupensteiner , son yıllarda yolsuzluk olaylarının ortaya çıkmasının bir nedeninin, savcıların ve polislerin, daha önce asılsız olarak nitelendirilen ihbarları takip etmeye başlamaları olduğunu belirtti.

Schaupensteiner, yolsuzluğa karşı mücadelede en etkili kaynağın ihbarlar olduğunu vurgulayarak “Araştırmalar gösteriyor ki, bu ihbarlar değerlendirildiğinde, müfettişlerimiz belki hiç ortaya çıkarılamayacak yolsuzluklar ortaya çıkarıyor” dedi. Yolsuzlukların daha çok savcıların çabasıyla ortaya çıktığını belirten uzmanlar ise, siyasetin bu konuda yeterli çabayı göstermediği ve gerekli girişimlerde de bulunmadığına dikkat çektiler. Köln Üniversitesi öğretim üyelerinden sosyolog Erwin Scheuch , Federal Kriminal Dairesi’nin yolsuzluğa karşı daha etkin yasalar istemesine rağmen siyasetin hareketsiz kaldığını savundu.

Dünyadaki yolsuzlukları araştıran Uluslararası Saydamlık Örgütü Almanya Şubesi Başkanı Michael Wiehen de, siyasilerin yolsuzluğa karşı adımlar atamamasını eleştirerek “Karga, karganın gözünü oymaz” derken, devlet ihalelerinde usulsüzlüklerin ortaya çıkarılmasının, belgelerin dağınıklığı nedeniyle olanaksız olduğu vurgulandı. Uzmanlar, devletin yapısının da, yolsuzluk yapmayı kolaylaştırdığına dikkat çektiler. Devlet dairelerinde birçok yetkinin bir kişide toplanmasının yolsuzluğa neden olabileceğini de açıklayan Yolsuzlukla Mücadele Dairesi Başkanı Schaupensteiner, “Dairelerde klasik bir zayıf nokta, alım ve ihale yetkisinin bir kişide olmasında. Çoğu zaman bir kişi giren malları kontrol ediyor ve fatura çıkarıyor. Bu yetki ‘para basma yetkisi’ ne ulaşabilir. Bunlar tek tük kara koyunlar değil, bir sürü. Biz, yolsuzluk olaylarının sadece yüzde 5’ini aydınlatabiliyoruz” şeklinde konuştu.

Yolsuzluk araştırmalarında bir başka olumsuz faktörün yolsuzluk mağdurlarının belli olmaması olduğunu belirten savcı Wolfgang Schaupensteiner, “Yolsuzlukta savcılığa başvuracak kurbanlar yok. Bu tür olaylarda rüşvet veren de rüşvet alan da kârlı çıkıyor. Ortaya çıkan zarar, müşteriler veya devlet dairesi söz konusu ise vatandaş tarafından karşılanıyor. Fiyatlar rüşvet nedeniyle yüksek olduğu için de müşteri ve vatandaş gereğinden fazla fatura ödüyor” dedi.

Yolsuzluk faillerinin ortaya çıkarılmasının bir başka nedeninin de, rüşvet verenlerin çoğu zaman büyük şirketler ve rüşvet alanların devlet dairelerinde üst yönetimin olduğuna dikkat çeken Schaupensteiner, “Suç işleme sanatını iyi beceren, çok zeki insanlarla karşı karşıyayız. Kimin karar verme yetkisi varsa ona rüşvet veriyorlar, dairenin kapıcısına değil” dedi. (...)

(Cumhuriyet/31 Aralık ‘00)