ARSIVANA SAYFA
 
27 Ocak '01
SAYI: 04
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan
Çürümüş ve kokuşmuş düzeniniz er-geç yıkılacak
Yeni bir şovenist histeri kampanyası
Ankara Tabip Odası İnsan Hakları Komisyonu'nun raporu
Gebze Cezaevi'nde yeni bir operasyon hazırlığı mı?
Tahkim yasasını tamamlayan yeni yasalar gündemde
Enerjideki yağma ve soygun örtbas ediliyor!
Enerji krizi sektörün krizi mi?
İstanbul belediyelerinde tensikat saldırısı gündemde
Cengiz Tekstil İşçileriyle Dayanışma Gecesi
Öncü işçi inisiyatifine dayalı girişimleri yaygınlaştıralım!
Tüm Yargı-Sen yöneticileri gözaltında
Kıbrıslı emekçilere saldırı hazırlığı
Kadına karşı şiddet
Direniş,katliam ve sol hareket
Katliam ve direniş/4
Faaliyetlerimiz ve eylemlerimiz sürüyor
Hücre karşıtı muhalefet
Gençlik
Tutsak temsilcileri ile heyetler arasında yapılan görüşmeler/4
Kapitalizm bir yolsuzluklar, hırsızlıklar ve skandallar rejimidir
Nazım vatan hainliğine devam ediyor
Hümanizm mi, iki yüzlülük mü?
Mücadele Postası







 
 

“Olay küçük bir yolsuzluk olayı değil, uygulanan
20 yıllık özelleştirme politikalarının iflasıdır...”

Enerji krizi sektörün krizi mi?

(EMO ve Enerji -Yapı Yol Sen’in 23 Ocak tarihli ortak basın açıklamasından alınan bu metne arabaşlıklar metindeki ifadelerden hareketle tarafımızdan konulmuştur...)

Bugünlerde gündeme getirilen "yolsuzluk operasyonları" ve özellikle de "beyaz enerji operasyonu"nu son yıllarda ortaya konulan politikalardan bağımsız olarak değerlendirmek, bizi sığlığın bataklığına sürükler.

Çünkü son 20 yıldır ülkemizde estirilen ve tek seçenek olarak sunulan neo-liberal politikalar artık iflas noktasına gelmiştir. Ülkenin ekonomisi IMF’ye, siyaseti de her açıdan kirlenmiş kadrolara teslim edilmiştir. Güneşi sıvayacak balçık tükenmiştir.

Bugün enerji sektöründe gündeme getirilen yolsuzluk 1984 yılından beri uygulanan politikaların kaçınılmaz sonucudur ve bu sektörde yaşanan yolsuzluğun boyutu da gündeme getirilen kadar değil, çok daha büyük kapsamdadır.

Özelleştirme doğası gereği içinde yolsuzluğu,
hukuksuzluğu ve rüşveti barındırmaktadır

1984 yılından beri enerji, özellikle de elektrik enerjisi, bir kamu hizmeti olarak görülmekten çok, piyasa malı olarak ele alındı ve bütün politikalar bu veri üzerinden oluşturuldu.

Özel sektörün de, elektrik sektöründe elektrik üretimi, dağıtımı ve iletimi gibi faaliyetlerde bulunmasının koşulları, 3096 sayılı kanunla yaratıldı. Bununla da yetinilmeyerek, bu sektörde yeni yapılan yatırımlar, Yap-İşlet-Devret, Yap-İşlet modelleriyle yerli ve yabancı sektöre yaptırıldı. Bunların yapılabilmesi için yasaların ve Anayasa’nın çiğnenmesinde hiçbir beis görülmedi.

Elektrik sektöründe özelleştirmenin bir çok yöntemi uygulanmaktadır. Turnike yöntemi, Yap-İşlet-Devret, Yap-İşlet, işletme hakkı devir sözleşmesi ve şimdi de DB’nın gündeme getirdiği mülkiyetiyle satış yöntemleri uygulanmaktadır. Ve her uygulama sonucu kamu milyarlarca dolarlık zarara uğratılarak, bu kaynaklar özel sektöre aktarılmaktadır. Yani özelleştirme doğası gereği içinde yolsuzluğu, hukuksuzluğu ve rüşveti barındırmaktadır.

Kamunun milyarlarca doları bulan zararı

"Beyaz enerji operasyonu"na zemin hazırlayan Konya-Yeşilhisar iletim hattının ihalesi yine bir özelleştirme yöntemi olan turnike sistemiyle yapılması sonucu, kamunun 386 milyar TL zarara uğratıldığı iddia edilmektedir. Oysa bu sektörde yaşanılan olaylara baktığımızda kamunun zararının milyarlarca doları bulduğu ortaya çıkmaktadır. Örnek mi?

* Teftiş Kurulu raporlarında da belirtildiği gibi AKTAŞ A.Ş.’nin 11 yıllık faaliyetlerinden dolayı kamunun uğradığı zarar (bu şirket dolandırıcılık bile yapmıştır) yaklaşık 300 trilyondur.

* TEAŞ’ın YİD ve Yİ modeliyle yaptırdığı santrallara verilen alım garantisinden dolayı (DB ve DPT raporlarında yer aldığı gibi) 2020 yılına kadar sürdürüldüğünde bu zararın 30 milyar dolara çıkacağı tahmin edilmektedir.

* 10 santral ve 25 dağıtım bölgesinin işletme hakkı devrinden dolayı kurumun vazgeçtiği kaynak 35 milyar dolardır.

* Afşin-Elbistan santralının bakım ve onarım hizmetlerinin özelleştirilmesi sonucunda, nedeni tamamen ihmal ve ehliyetsizliğe bağlı olan kazanın meydana gelmesi ve 340 MW gücünde bir türbinin patlaması yüzünden TEAŞ’ın zararı 500 milyon doları bulmaktadır. (4 yıllık üretilecek elektriğin üretilmemesi de bu zararın parçasıdır.)

Bu listeye TEAŞ ve TEDAŞ’ın malzeme alımları ihaleleri, %80’i kamu tarafından yapılmış hidrolik santrallerin Yap-İşlet-Devret modeliyle özel şirkete verilmesi, ÇEAŞ, Kayseri Bölgesinin devir olayı, yüzer-gezer santrallar ihalesi, mavi akım projesi eklendiğinde, kamunun uğradığı zararın boyutu ortaya çıkmaktadır.

Bu belgeler incelendiğinde şirketlerin ne kadar korunduğu, kamunun ne kadar zarara uğratıldığı ortaya çıkacaktır. Ancak bu belgelere ulaşmak ve sağlıklı bir değerlendirme yapmak açısından ETK Bakanı görevden alınmalıdır.

Talan olayı tüm çıplaklığıyla tartışılmalıdır

Bugün yapılacak olan enerji sektöründe ve özelleştirilen diğer sektörlerdeki tüm işlemleri mercek altına almak, kamuoyu önünde talan olayını tüm çıplaklığıyla tartışmaktır.

Çünkü olay küçük bir yolsuzluk olayı değil, uygulanan 20 yıllık özelleştirme politikalarının iflasıdır. Gün birkaç bürokrat açığa alınarak ve göstermelik cezalar verilerek geçiştirilmemelidir. Gözaltına alınan bürokratlar ve işadamları sıradan kişiler değillerdir. Bu bürokratlar son yıllarda enerji politikalarına yön veren, enerji ihaleleri ve özelleştirmeleriyle ilgili yasa, yönetmelik ve sözleşmeleri oluşturup imzalayan kişilerdir.

Hükümet yetkilileri yaptıkları açıklamalarla, yolsuzluğun üstüne gitme iradesini göstermek niyetinde olmadıklarını göstermekte ve tartışmanın mecrasını başka yerlere çekerek demokrasi havariliğine soyunmaktadırlar. İktidarda bulundukları 17 yıllık sürede demokratikleşme konusunda tek bir adım atmayanların, açlığa ve yoksulluğa mahkum edilen kamu çalışanlarının demokratik tepkilerine bile acımasızca saldırarak gözaltına alanların ve cezaevi konusunda Adalet Bakanı’yla aynı görüşü paylaşmadıkları gerekçesiyle Tüm Yargı-Sen Şube ve Merkez yöneticileri gözaltına alınmalarına seyirci kalanların demokrasiden bahsetmeye hiçbir hakları bulunmamaktadır. Demokrasi sözcüğü bu ağızlara yakışmamaktadır.

Bu nedenle konu saptırılmadan, iflas etmiş politikalar masaya yatırılmalı, toplumun büyük bir kesiminin katılımıyla yeni politikalar oluşturulmalıdır.

Enerji sektörüyle ilgili acilen yapılması gerekenler

Enerji sektörüyle ilgili acilen yapılması gerekenler şunlardır;

* Bu operasyon sadece birkaç kişinin cezalandırılmasıyla bitmemelidir. Sorun, çok daha derinlerdedir ve ülkenin enerji politikası baştan aşağıya değiştirilmelidir.

* Enerji alanındaki özelleştirmeler derhal durdurulmalı ve bugüne kadar özelleştirilmiş olan tüm kuruluşlar denetime tabi tutulmalıdır.

* Enerji Piyasası Yasa Taslağı Meclis’ten derhal çekilmelidir. Bu yasa taslağı daha önce enerjide uygulanan talan politikasının önemli bir sacayağını oluşturmakta, sektörü tam bir karmaşaya sürüklemekte ve kâr hırsına terketmektedir. Nitekim, bu yasa taslağı mevcut şaibeli enerji bürokrasisi tarafından hazırlanmıştır ve bugüne kadar uygulanan yanlış enerji politikalarının bir uzantısıdır. Bu alanda yeniden bir planlama yapılarak ulusal enerji politikası geliştirilmeli ve bugünkü başıboşluğu doğuran bütün mevzuat ve kararlar askıya alınmalıdır.

* TEAŞ ve TEDAŞ birleştirilerek, ülke kaynaklarının en verimli şekilde değerlendirildiği, iletim ve dağıtım hatlarının iyileştirilerek kayıp-kaçakların en aza indirildiği, kamu yararı ve ülke çıkarlarını her şeyin üzerinde tutan bir enerji politikası geliştirilmelidir

* "İpin ucu nereye giderse gitsin" araştırılmalı, bu operasyonun akıbeti Susurluk soruşturmasına benzememelidir. Son on yılda ETK Bakanlığı yapanlar ve ETKB bürokratları hakkında soruşturma açılmalıdır.

Biz sendikalar, meslek odaları ve demokratik kitle örgütleri olarak ülkedeki yolsuzluklara ve özelleştirme adı altındaki talana ve soyguna karşı mücadelemizi daha da yükselteceğiz ve olayı geçiştirmeye çalışan kim olursa olsun onlarla hesaplaşmaktan asla geri durmayacağız.