ARSIVANA SAYFA
 
13 Ocak '01
SAYI: 02
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan
Direnişi emekçiler cephesinden büyütelim
"Psikolojik savaş"ın söz kurmaylığına soyunanlar katliamdan askeri kurmay kadar sorumludurlar
Dışarıda direnişi örgütlemekk acil ve ertelenemez bir görevdir
Katliamın bilançosu katliamı belgeliyor
İMF programının faturasını kapitalistler ödesin
"Beyaz Enerji Operasyonu"nun gösterdikleri
Sermaye patronları Türkiye'yi açık köle pazarına çevirmek istiyorlar
Sınıf hareketi
Bir fabrikadaki işçilerin katliama tepkileri!
Güney Kürdistan'da işgale son!
Balkan sendromu
Gençlik hareketinde yükselme eğilimi, görev ve sorumluluklar
Katliam ve direniş/2
Devlet solundan katliama onay
Katliam, direniş ve soysuzluk...
Gençlik
Tutsak temsilcileri ile heyetler arasında yapılan görüşmeler/2
Zindan direnişine yurt dışı desteği
Taş köprü ve kızıl düş!
Ölüm orucu direnişçilerinden mektup
Yaşamı ölümüne savunmak!
Mücadele Postası


Bu sayının
PDF formatını download
etmek için tıklayın





 
 

Herşeyin o kadar kolay bitmeyeceğini gösterdiniz!

Sevgili yoldaşlar ve siper yoldaşları,
Aşağılık sermaye devleti kendine yakışanı yaptı ve katliamcı geleneğin onun varoluşunda, mayasında olduğunu bir kez daha ortaya serdi. Sizi de her zamanki gibi doğruladı. Boyun eğmez onurlu direnişiniz ,Türkiye sınırlarını aşıp dünyada yankı yaratmış durumda. Devrime, sınıfa, davaya bağlılığınız, devrimci azim ve kararlılığınız, ölümüne direnişte düşmana karşı yiğitliğiniz, insanlık tarihine yeni bir sayfa olarak geçti. İşçi ve emekçilere de yürümeleri gereken yolu gösterdi.
Yoldaşlar, direnişiniz 84. gününde. Faşist devlet bu direniş karşısında acze düşerek ölüm orucu ve açlık grevlerini bitirmeyi hedefleyen zorla tedavi yöntemini uygulamaya çalışıyor. Hücrelere attım bitti dediği operasyonun sonuçlandığı aldatmacasının bir anlamı olmadığı, daha katliamın başladığı günden belliydi. Sonuç olarak destansı ve hücrelerde devam eden direnişinizle herşeyin o kadar kolay bitmeyeceğini gösterdiniz. İşçi ve emekçilere, bütün devrimcilere yürümeleri gereken yolu gösterdiniz.

Yaşasın direniş, yaşasın zafer!
Katil devlet döktüğü kanda boğulacak!

İstanbul’dan bir metal işçisi



Bu dünyada onur kavramı varolduğu sürece...

19 aralık günü yine katletmek için geldiler faşist beslemeler. Yalanlar yine önceden hazırlanmış, senaryolar yazılmış, ve katliamı meşrulaştırma girişimi eksiksiz yapılmaya çalışılmıştı. Ve yine geçmişte olduğu gibi çelik iradeyle karşıladı saldırıyı devrimci tutsaklar. Evet çelikleşmiş devrimci bu irade yine destan yazdı.

Acaba bu teslim alınamaz iradeyi nasıl buluyorlar diye çok düşünmüştür sermaye ve devleti. Evet nereden buluyor? Onlar yaşamlarıyla insanlığın geleceğinin nasıl olacağını gösteriyorlardı zaten. Kolektif bilinç, o komünist duruş, bu teslim alınamayan iradeyi çelikten örüyordu. Ve yine soruyordu düzenin faşist eskisi sözcülerinden biri, "halen neden bu kadar çoklar?” diye. Bu dünyada onur kavramı varolduğu sürece onlar da hep varolacaklardır ve dahası çok olacaklardır!

Şaşırmaları normaldir, bu gücün karşısında. Çünkü sermayedarlar ve onların yardakçılarının bugüne kadar canlarını feda edecekleri hiçbir onurlu davaları olmamıştı. Zaten onuru olmayanın onurlu bir davası da olamaz. Onun içindir bu şaşkınlıkları.

Komünistler yaşamlarının her alanında bilimsel sosyalizmi bulmuşlar, onun doğruluğunu pratikte de göstermişlerdir. Ve akan kanların boşa gitmeyeceğini, hatta sınıf kininin daha da bilenip hesabının sorulacağını biliyorlar çoktandır. Kimi dar kafalı aydınlar, "neden ölmek ki, yaşarken daha iyi şeyler yapabilirler" diyor. Bizler yanmazsak karanlıklar hep galip gelecektir aydınlıklar karşısında. Bunlar aydın geçiniyorlar, ama bu kadarını bile bilmiyorlar, daha da kötüsü bilmezlikten geliyorlar.

Dünya hayretle izledi bu devrimci duruşu. Gerçekten de dünyada ender görülen direnişler sergiledi devrimciler Türkiye zindanlarında. İşte bu duruş örnek alınmalı ve baş eğmez tutum dünyadaki tüm devrimci hareketler için bir tutum sayılmalıdır. Komünistler içerdeki tutumlarıyla ve duruşlarıyla devrim ve sosyalizm davasının yenilmezliğini ve sermayenin tüm faşist güçlerinin acizliğini ortaya sermişlerdir. Ve tarihe kanla yazılan bir zafer daha eklemişlerdir.

Biz sınıf devrimcileri zindandaki bu iradeyi tamamen içselleştirmeliyiz.

Biz her zaman ve yaşamımızın her alanında düzenle karşı karşıya geliyoruz. Düzen insanları her taraftan sıkı sıkıya sarmış. Beynen ve fiziken. Düzenin tüm bu pisliklerinden sıyrılmak ve tüm hücrelerini parçalamak, çelikleşmiş ve bükülmez iradeden geçiyor. Komünist olma iddiasındaki her birey bunu iyi sorgulamalı ve devrimci duruşu net bir biçimde örmelidir. Aksi halde bir sendelenmede düzen tüm iradeyi teslim almaya çalışacak ve pisliklerini üzerimize salacaktır.

İşçiler ve emekçiler bu teslim alınamaz iradeyi öncülerinden görecek ve sınıf savaşımının temellerini sağlam atacaklardır. Türkiye ve dünyadaki işçi sınıfı o kadar dönek gördü ki, bu gördükleri olumsuz pratikler bilinçlerinde güvensizliği ve korkuyu getirdi. İşçiler çok uzun süreler boyunca kendiliğinden çıkışlarla elle tutulur kazanımlar alamadılar. Zindanlardaki ve dışarıdaki komünistlerin militan ve baş eğmez tutumu, işçilerin ve emekçilerin kimlere güveneceğinin ve kimlerin arkasından gideceğinin pratiğini gözler önüne sermiştir.

A. Hozat



Bu ateş sizi de yakar

Doğada eskiyen, çürüyen herşey yerini yeni filizlere bırakmak zorunda. Toplum yaşamında da miadını doldurmuş siyasal iktidarlar ancak zor yoluyla yıkılabilirler. Bu siyasal iktidarlar ise yıkılışlarını geciktirmeyi ancak dizginsiz bir şiddet ve zulümle gerçekleştirebilirler.

Son cezaevleri operasyonu ise 80 yaşına yaklaşmış Türkiye cumhuriyetinin bugün ne kadar çürümüş ve kokuşmuş olduğuna bir göstergesidir. O aslında daha doğduğunda çürümeye başlamıştı. Halkın başkaldırısıyla bağımsızlığını kazanmış olmasına rağmen daha kurulur kurulmaz işçi ve emekçilere yönelik yasak ve şiddet yolunu seçmiştir. İşçilerin tüm hakları yasaklanmış, diğer ulusların ve azınlıkların dillerine ve kültürlerine yasaklar getirilerek asimilasyon gerçekleştirilmeye çalışılmış, karşı koyuşlar ise şiddet yoluyla ezilmiştir.

80 yıllık TC’nin özellikle son 10 yılı ise Hitler faşizmini aratmayacak katliamlarla geçmiştir. Bir halk sırf ulusal kimliğini istediği için, tarihte eşine az rastlanır zulüm ve katliamlardan geçirildi. Bugün ise, bu kokuşmuş ve çürümüş TC halktan tamamen kopmuştur ve ancak şiddetle ayakta durabilmektedir. Ne kadar güçlü görünürse görünsün gerçekte yıkılışını görmenin de getirdiği çaresizlikle çırpınıp durmaktadır. Artık gözü o kadar dönmüştür ki, insani olan herşeyi kendine düşman ilan etmiş ve bu değerlere sınırsız şiddet uygulamaktan çekinmemiştir. Bunu özellikle de toplumun önder kesimleri, kavganın neferi devrimciler üzerinde yapmıştır. Sırf insanca yaşanacak koğuş istedikleri için Ulucanlar’da 10 devrimci tutsağı katledip onlarcasını yaralayabilmiştir.

Artık sınırsız şiddeti ile şunu dayatmaktadır; “Benim iktidarıma karşı ses çıkarmayacak ve kaderinize razı olacaksınız.” Buna karşı koyanları teslim almak için F tipi denen hücre cezaevlerini inşa etmiştir. Çünkü baskı ve şiddetle bu ülkedeki devrimci damarı kurutamamış ve kurutamayacağını da görmüştür. Bu yüzden F tipi cezaevlerini hayata geçirmek TC açısından varlık-yokluk meselesidir. Bunu kendileri de bildikleri için 20 cezaevine aynı zamanda saldırmışlardır. Sanki başka bir ülkeyle savaşa girilmiştir. Ellerinde kendi bedenlerinden ve inançlarından başka hiç bir silahı olmayan, dört duvar arasındaki devrimci tutsaklara her tülü silahla saldırmış ve kazanmıştır(!) Buradan bile açıkça görünen TC’nin ne kadar güçsüz ve çaresiz olduğudur. Başkan Mao’nun dediği gibi, onlar gerçekte kağıttan kaplanlardır.

Bir devlet düşününüz ki, dört duvar arasındaki insanlara savaş ilan etsin ve onları diri diri yaksın. Bir devlet düşününüz ki, hayat kurtarma adına otuzun üzerinde insanı katletsin, bunun adına da "şefkat operasyonu" densin. Bir devlet düşününüz ki, insanların örgüt baskısından kurtarılması için operasyon düzenlendiğini iddia etsin ve örgüt baskısıyla ölüme yattığını iddia ettiği insanları kurtarsın. Tüm bunların ne kadar yalan ve boş olduğunu hem gördük, hem kendileri itiraf ettiler. Örgüt disiplinine harfiyen uyulduğunu söylemek zorunda kaldılar. Operasyondan sonra ölüm oruçlarının bittiğini ilan ettiler, ama üç gün sonra gerçeğin altında ezildiler, ölüm oruçlarının ölüm hücrelerinde de yaygınlaşarak devam ettiğini itiraf etmek zorunda kaldılar.

Bu kararlılık, bu direniş onların tahminlerinin çok üstünde olmuştur. Onlar eylemlerdeki çok parçalılık üzerine hesap yapmışlar, ama bu tutmamıştır. Operasyon en geri insanı da ileri çekti. Onlar TC tarihine geçecek kanlı vahşetlerine karşı böyle bir direniş beklemiyorlardı. İnsanların ölümle halay çekmelerini anlamıyorlar, şaşırıyorlar. Bu doğaldır, çünkü onlar insani olan herşeye yabancılaşmışlardır. Kâr ve meta dünyası onları da metalaştırmıştır. Bunun karşısında ise, geleceği temsil eden irade dimdik ayakta kalmıştır. Orada ateşe verilen bedenler sermaye düzeninin fitilini ateşlemiştir. İntiharları engellemek safsatasıyla operasyon yapan sermaye devleti kendi ipini çekmiştir.

Satılmış medyanın aracılığı ile yarattıkları toz duman dağılacak ve herşey, herkes yerli yerini bulacaktır. Artık saflar netleşmiştir. Ya düzen, ya devrim. Devrim cephesi de, bu süreçle çok parçalılıktan kurtulmuştur. Artık bu dönemde sessiz kalanların daha sonra söyleyebilecekleri onurlu bir söz olamaz. Bedel çok ağır olmasına rağmen bu saldırı püskürtülecek, devrimci irade baş eğmeyecektir. Diri diri yakılan devrimcilerin bedenleri, kendilerini de yakacak olan bu kan denizinin ufkundan kızıl bir güneş gibi doğacaktır.

Devrimci irade teslim alınamaz!
Alnı kızıl yıldızlı baş secdeye varmaz!

D. Cemre