ARSIVANA SAYFA
 
13 Ocak '01
SAYI: 02
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan
Direnişi emekçiler cephesinden büyütelim
"Psikolojik savaş"ın söz kurmaylığına soyunanlar katliamdan askeri kurmay kadar sorumludurlar
Dışarıda direnişi örgütlemekk acil ve ertelenemez bir görevdir
Katliamın bilançosu katliamı belgeliyor
İMF programının faturasını kapitalistler ödesin
"Beyaz Enerji Operasyonu"nun gösterdikleri
Sermaye patronları Türkiye'yi açık köle pazarına çevirmek istiyorlar
Sınıf hareketi
Bir fabrikadaki işçilerin katliama tepkileri!
Güney Kürdistan'da işgale son!
Balkan sendromu
Gençlik hareketinde yükselme eğilimi, görev ve sorumluluklar
Katliam ve direniş/2
Devlet solundan katliama onay
Katliam, direniş ve soysuzluk...
Gençlik
Tutsak temsilcileri ile heyetler arasında yapılan görüşmeler/2
Zindan direnişine yurt dışı desteği
Taş köprü ve kızıl düş!
Ölüm orucu direnişçilerinden mektup
Yaşamı ölümüne savunmak!
Mücadele Postası


Bu sayının
PDF formatını download
etmek için tıklayın





 
 

Gençlik hareketinde yükselme eğilimi,
görevler ve sorumluluklar

(Bu metin Ekim Gençliği’nin Ocak ‘01 tarihli
43. sayısının orta sayfa yazısıdır.)

İçersinden geçtiğimiz dönem, önemli bir toplumsal gelişim ve değişime tanıklık ediyor. Sermayenin toplumun önemli bir bölümünü kapsayan iktisadi-sosyal yıkım saldırıları toplumsal mücadele dinamiklerini mayalıyor. Toplumun değişik kesimleri, temel hak ve sorunları temelinde mücadeleye atılıyor, değişik biçimler altında öfkesini ifade ediyor. Bu toplumsal hareketliliğin temel önemde bir yanı da, uzun süredir toplumsal bir yalıtılmaya tabi tutulan devrimci hareketin yeniden toplum çapında etkin olma yönünde güçlü olanaklara sahip olmasıdır.

Ölüm Orucu Direnişi, sermaye devletinin devrimci hareketi hedef alan, yalıtma ve teslim alma biçiminde özetlenebilecek saldırısını göğüsleyecek bir karşı saldırı olma özelliği taşıyordu. Ki direniş süreci bu gerçeği doğrulamıştır. Devrimci tutsakları desteklemek amacıyla düzenlenen eylemlere binler katılmış, devrimci tutsaklar şahsında devrimi ve gelecek özlemlerini sahiplenmişlerdir. Bu etki, giderek toplum çapında yayılan ve değişik kesimleri arkasından sürükleyen, tavır koymak zorunda bırakan bir düzeye sahipti. Devrimci hareket cephesinden; devletin yıllardır yürüttüğü devrimci hareketi etkisizleştirme, yalnızlaştırma ve bitirme hedefli stratejik planı böylelikle bozulmaya başlanıyordu.

Sermaye devletinin buna yanıtı, katliam oldu. Onlarca tutsağın vahşice katledilmesi, yanısıra toplum çapında estirilen faşist terör, yeniden ipleri eline geçirmeye, açılan gedikleri onarmaya ve toplumsal mücadele dinamiklerinin önünü almaya dönük kapsamlı bir operasyondu. Operasyon öncesindeki ÖO eksenli muhalefet dinamikleri bugün önemli ölçüde hareketsizleştirilmiş görünüyor. Ancak bu sadece bir görünümdür. Tam bir terör dalgasına karşın ilerici kurum, kişi ve dinamiklerin bugün sokaklara çıkma kararlılığını sürdürmesi dahi, bu görüntünün geçici olduğunun, yanısıra toplumsal mücadele dinamiklerinin ileriye dönük gelişme güç ve imkanlarının ifadesidir. Ki bugün devrimci tutsakların can pahasına sürdürdükleri destansı direnişleri geleceğin gür kitle hareketliliğinin güvencesidir. Yol düzleyicisidir.

Devrimci ve komünist hareket, ÖO Direnişi vesilesiyle toplum planında yaratmış oldukları etki ile, toplumsal mücadele dinamikleriyle uzun zamandır olmadığı kadarıyla yakınlaşma ve birleşme olanaklarına sahiptir. Toplumsal muhalefet dinamiklerine paralel bir biçimde büyüyen bu devrimci etki, henüz somut ve kalıcı kazanımlar olarak sonuçlarına varmış değildir. Ancak, toplumsal çapta yaşanan bu gelişim ve değişimler bütünü, ileri kazanımların yolunu açacak bir nesnelliğe sahiptir.

Genel olarak ifade ettiğimiz bu toplumsal ortam, gençlik hareketi cephesinden de kendi özgünlüklerini içerisinde taşıyarak boy vermektedir. Gençlik hareketi toplumsal dinamiklerin en güçlü ve etkiye en açık kesimlerinden biri olarak bu sürecin aktif ve etkin bir parçasıdır. Kendi özgün sorunları temelinde gerçekleştirdiği kitlesel eylemlilikler yanında, gençlik kitlelerinin ileri kesimlerini emekçi eylemlerinde, Ölüm Orucu Direnişi ile dayanışma eylemlerinde ve katliamı protesto gösterilerinde kitlesel bir biçimde görmek mümkündür. Hatta bu son üçü için denilebilir ki, bu eylemliliklerde sorunun doğrudan muhatabı olanlar dışında, bağımsız bir tavır ve eylem gerçekleştiren tek toplumsal kategoridir.

Gençlik hareketinin sınıflar mücadelesi içerisinde tuttuğu yer ve sınıfsal ilişkiler içerisinde bulunduğu konuma bağlı olarak taşıdığı zayıflık ve sınırlılıkları biliyoruz. Ancak bu hiç de, gençlik hareketinin küçümsenmesi ya da ilgi sahamızın dışında görülmesi anlamına gelmez. Tam tersine, devrimci mücadelenin toplumsal dayanağı olarak gereken önem verilmek zorundadır. Bugün sorunumuz bu temel gerçekleri yinelemek değil. Sorunumuz, gençlik hareketinin sunduğu son işaret ve verileri anlamak; hareketin somut bir biçimde ifade ettiği imkan ve olanakları üzerinden ona yanıtlar vermek ve bu doğrultuda siyasal bir faaliyeti örgütlemektir. Ama öncelikle hareketin bugünkü verili durumunu sağlıklı bir biçimde değerlendirebilmek zorunludur.

Toplumsal hareketliliğin etkileri

Gençlik hareketi, belki de dış etkenlere en açık olan toplumsal kesimdir. Bu, hem ailelerinin sosyal-sınıfsal duyarlılıklarının doğrudan kendilerini etkiliyor olmasından, hem de kendisine has dinamizm-enerji ve bunlarla beraber sahip olduğu yarı aydın kimlikten dolayıdır. Bu iki etken aynı zamanda birbirini beslemekte, hareketin gelişimine doğrudan etkilerde bulunabilmektedir. Gençlik hareketi kendi özgül sorunları temelinde harekete geçtiği dönemlerde, toplumsal sorunlara yönelik duyarlılığı da artmakta ve diğer toplumsal kesimlerden farklı olarak özel bir çaba olmaksızın birleşme yönünde somut adımlar atabilmektedir. Diğer yandan, yarı aydın kimliğinden dolayı toplumsal planda tavır koyabildiği durumlarda, kendi özgül sorunları üzerinden de belli bir güçlenme yaşamaktadır. Burada ifade etmeye çalıştığımız şey, gençlik hareketinin diğer toplumsal kesimlerden bir ayrımı değil, ama daha sancısız ve daha hızlı bir biçimde etkilenmesi ve harekete geçmesi gerçeğidir.

Bu gerçek gençlik hareketinin bugün içersinden geçtiği dönemde kendisini belirgin bir yalınlıkla ortaya koymaktadır. Gençlik hareketi, düzenin kendisine yönelik saldırılarına karşı anlamlı bir tepkiyi biriktirdiği bir evrede kitlesel bir biçimde sokağa çıkmaktadır. Örneğin YÖK protestoları vesilesiyle kendisini gösteren kitlesellik ve kararlılık tam da böylesi bir birikimin dışavurumudur. Formasyon hakları ellerinden alınan eğitim fakültesi eylemliliklerini de bu kapsamda anlamak gereklidir. Elbette ortaya çıkan bu hareketliliğin bir diğer kaynağı da toplumsal planda yaşanan öfke yoğunluğudur. Gençlik hareketi buradan aldığı meşruluk ve güç ile de sokakları doldurmuştur.

YÖK protestoları sonrasında gençlik kitlelerinin aynı düzeyde katıldığı bir başka eylem, emekçilerin 1 Aralık görkemli iş bırakma eylemidir. Bu eyleme, birçok metropol kentinde gözlendiği üzere, gençlik kitleleri önemli bir kitlesellikle katılmışlardır. Bu katılım YÖK protestolarını da aşan bir niceliğe sahiptir. Çünkü, emekçilerin ortaya koyduğu hareket, doğrudan gençlik kitlelerini etkisine almış, yanısıra gençlik kitlelerinin özgüvenini artırmış, daha geri güçlere kendisini ifade edeceği bir kanal açmıştır.

Diğer yandan, aynı eylem üzerinden hareket edersek, alana taşan gençlik kitlelerinin önemli bir bölümü de süren ÖO Direnişi’ne destek gündemli olarak eyleme katılmıştır. Yani geniş gençlik kitleleri ÖO’na destek gibi politik içeriğe sahip bir sorun dolayısıyla tavır belirleyebilmektedirler. Sadece 1 Aralık eylemi değil, ÖO Direnişi ve faşist katliam dolayısıyla üniversitelerde ve bunun dışındaki alanlarda yapılan eylemlerde öğrenci gençlik kitlelerini önemli güçler halinde görmek mümkündür. Gençlik kitlelerinin bu hareketi, onun yarı aydın kimliğinin dolaysız sonucudur. Ama sadece bu değil. Aynı zamanda bu kimlikle beraber yoğunlaşan sosyal sorunlar ve toplum çapında yaşanan diğer hareketlilikler de burada hareketi besleyen en önemli etkenlerdir.

ÖO Direnişi’ne ve faşist katliama yönelik, aydın ve sanatçılardan, ilerici DKÖ’lerden yükselen tepkiler gençlik hareketinin tutumunu besleyen faktörlerdir. Tüm bunlarla beraber emperyalizmin sınırsız hakimiyetine yönelik dünya çapında yükselen görkemli anti-kapitalist eylemler de gençlik kitleleri üzerinde sarsıcı etkiler yaratabilmektedir.

Devrimci gençlik örgütlülüklerine güvensizlik kırılıyor

Gençlik hareketinde yaşanan tüm bu gelişme tablosu üzerinden denilebilir ki, yıllardır hareketin taşıdığı en temel sorunlardan biri olan devrimci gençlik örgütlülüklerine yönelik güvensizlikte belli kırılmalar yaşanıyor. Ancak, bu devrimci gençlik örgütlülüklerinin gençlik kitlelerine güven veren pratik-politik çizgisinden değil, toplumsal planda devrimci, komünist hareketin elde ettiği toplam birikim üzerindendir. Ulucanlar Direnişi ile başlayan, ÖO Direnişi ile toplum çapında genelleşen bu devrimci etki, sermaye devleti tarafından 19 Aralık katliamıyla boşa çıkarılmaya çalışılmıştır. Ancak, devletin bu planı büyük oranda boşa düşmüş, katliamcı devlet geniş kitleler şahsında teşhir olmuş, devrimci tutsakların görkemli direnişi toplumun ileri güçleri içerisinde ilgi ve sempati uyandırmıştır. Elbette ki şimdilik sadece somut veriler üzerinden konuşuyoruz. İleri güçler üzerinden gözlemlenen ilgi ve sempatinin geniş kitleler içerisinde ne ölçüde bir karşılığı olduğu, önümüzdeki süreçte çok daha açık bir biçimde görülecektir. Böyle bir gelişim seyri, yine devrimci ve komünist hareketin siyasal tutum ve reflekslerine bağlı olacaktır. Geleceğe ilişkin tüm bu söylenenler devrimci bir iyimserlikten kaynaklı değildir. Gençlik hareketi içerisinde son bir-iki aylık gözlemlenen somut olgular, politik yanıtlarına ulaştığı taktirde, geleceğin kitlesel mücadele günlerinin bugünden habercileri olmaktan başka bir anlama gelmezler.

Başta da söylediğimiz gibi, gençlik kitleleri toplumsal planda etkilenmeye en açık kesimi oluşturmaktadır. Bu, somut görünümlerini sık sık gözlemlediğimiz ve eylemlilikler şahsında kendisini ifade eden bir gerçekliktir. Gençlik kitleleri, henüz devrimciler ve komünistler tarafından kazanılamamış olsalar da, genel olarak devrimci politikaya belli bir sempati ve ilgi göstermektedirler. Örneğin daha önce devrimci grupların düzenlediği etkinliklere uzak duran önemli bir gençlik kitlesi bugün düzenlenen bu etkinliklere katılabilmekte ve inisiyatif geliştirebilmektedirler. Elbetteki bu henüz gençlik kitlelerinin ileri kesimlerini kapsamaktadır. Doğru bir devrimci önderlik pratiği, politik etkiyi yayan ve derinleştiren bütünlüklü bir çalışma tarzı, sözkonusu ileri tutumları aşağıya doğru yaygınlaştırabilir ve ileri güçleri örgütlü hale getirebilir.

Devrimci etkiyi artırma ve derinleştirme sorunu

Varolan devrimci etkiyi artırma ve kalıcı kazanımlara dönüştürmek bugün temel önemde bir görev alanıdır. Peki bu nasıl olacaktır? Öncelikle hareketin taşıdığı nesnelliği berrak bir biçimde görebilmek ve politik-pratik çizgimizi bu nesnellik üzerinden kurmakla başlanmalıdır.

İleri gençlik kitlelerindeki politik ilgiyi süreklileştirmek ve bu ilgide ifadesini bulan dinamiğe kanallar açmak durumundayız. Bu ise öncelikle, ciddi ve tutarlı bir devrimci faaliyetle mümkündür. Bahsedilen ileri gençlik güçlerinin bugünkü ilgisi, devrimci ve komünist hareketin düzen karşısında sarsılmaz ve başeğmez tutumu, beraberinde devrimci siyasal faaliyetteki ısrarının dolaysız etkisindendir. Bir yandan tasfiyeci-teslimiyetçi rüzgarların estirildiği, diğer yanda ise düzenin kapsamlı iktisadi, sosyal saldırısının sürdüğü bir siyasal-toplumsal ortamda, tüm olumsuzluklara karşın sınırlı da olsa ciddi bir devrimci siyasal duruş, gençlik kitlelerinin ilgisini kazanmaktadır. Bu, gençlik hareketi içerisinde tutarlı, ciddi bir devrimci siyasal faaliyetin önemini göstermektedir.

Tutarlı ve ciddi bir devrimci siyasal faaliyetin bir yanı, düzenin çok yönlü saldırısına karşı göğüs germekse, diğer yanı da hareketin kendisini ifade edebileceği kanalları açabilmektir. Bunun için öncelikle siyasal gelişmeler ve sorunlar karşısında anında tutum alabilen ve politik yanıtlar üretebilen bir politik-pratik refleksi göstermektir. Sadece, siyasal süreçlerin önümüze çıkardığı sorunlar için değil, bizzat gündem yaratabilen, beraberinde henüz ortada somut ifadesi görülmeyen duyarlılık noktalarını politik çalışmanın konusu haline getirebilmeliyiz.

Örneğin, bu dönem başında formasyon haklarının gaspı üzerine belli bir hareketlilik yaşanmıştır. Ancak, formasyon hakkının gaspı yeni ortaya çıkmış bir sorun değildir. Bu saldırı geçen dönemin ortalarında yürürlüğe sokulmuştur. Saldırının kendisi öğrenci gençlik kitlesinin önemli bir bölümünü doğrudan etkilemektedir. Sorun yaşamsal bir önemdedir. Ama biz bu sorun üzerinden politik çalışma yapmaya ancak hareketliliğin ortaya çıkmasıyla, yani sorunun kapımıza gençlik kitlesi tarafından sokulmasıyla başlayabiliyorsak, bu devrimci bir önderlik pratiği değil, çok çok kendiliğinden hareket peşinden sürüklenmektir. Hareketlilik başladıktan sonra yapılan müdahalenin kendisi de elbette anlamlıdır. Ama tutarlı ve ciddi bir devrimci faaliyet örgütlenecekse, bu böylesi bir faaliyet için bir sorun alanını işaret eder. Eğer, biz sorunun ortaya çıktığı anda belli bir politik faaliyet yürütürsek, bu faaliyet yapıldığı anda bir kitle hareketine dönüşemese dahi, hareketin birçok etkenin de yardımıyla eylemli bir sürece geçtiği dönemde, bu çabalarımızın meyvesini alabiliriz. Gençlik kitleleri sürekli ve tutarlı faaliyetimizi görmüş olurlar. Beraberinde ön faaliyetin yarattığı birikim, hareketlilik üzerinden ileriye taşınmanın zeminine de kavuşmuş olur.

Sürekli ve ısrarlı bir politik faaliyetle, gençliğin kendisine özgü sorunlarıyla toplumsal planda yaşanan sorunları başarılı bir biçimde birleştirmeliyiz. Eğer burada bir öncelik belirlenecekse, bu ancak hareketin ilgisi ve ihtiyaçları üzerinden yapılabilir. Bugün yukarıda da altını çizdiğimiz gibi, gençlik kitlelerinin salt kendi özgül sorunları üzerinden değil, toplumsal-politik sorunlar çerçevesinde de belli bir ilgi ve mücadele eğilimi vardır. Hatta son örnekler üzerinden, ikincisinin daha ön planda olduğu dahi söylenebilir. Bazı üniversiteler için bu durum, somut gözlemler üzerinden kesin bir doğruluğa sahiptir. Örneğin ODTÜ öğrencilerinin paralı eğitim vb. sorunlar çerçevesinde ortaya koydukları eylemliliklerle politik sorunlar çerçevesinde yaptıkları eylemlilikler arasında nitel ve de nicel anlamda belirgin farklılıklar görülmektedir. Hatta bir dönem boyunca ODTÜ’de öğrenci gençlik, kendi özgül sorunları temelinde tek bir eylem gerçekleştirmemiştir. ODTÜ’deki bir yıllık tablo salt bir politik eylem ve etkinlikler tablosudur. Filistin protestoları, ÖO’na destek eylemleri bunun somut örnekleridir. Verilen bu örnekler, mekanik bir çalışma tarzı kurgusundan öteye, kitle hareketinin verili ilgi ve eğilimlerini gözeten, politik çalışmanın eksenini bu düzlemde kuran bir tarzın yaratılmasına dönüktür. Halihazırda gençlik hareketinin toplam tablosu bu sorunun önemini yeterli açıklıkla göstermektedir.

Bu söylediklerimiz, çalışma tarzı ve faaliyetimizde gözeteceğimiz temel ilgi alanlarına işaret etmek içindi. Böylesi bir faaliyet tarzı ve yönelim, elbetteki gençlik kitlelerini kuşatıcı ve yaratıcı bir faaliyet düzeyi ile birleştirilmek zorundadır. Bu sorun daha önce de üzerinde durduğumuz ve ayrıca durulması gereken temel önemde bir sorundur. Biz burada sadece yukarıda vurgu yaptığımız eğilim ve ilgi alanları üzerinden somutta yapılabilecekler üzerinde duracağız.

Burada dikkat çekeceğimiz çalışma biçimlerinden birini, eğitim grupları oluşturmaktadır. Gençliğin toplumsal-siyasal duyarlılığına yanıt vermenin araçlarından biri olarak eğitim grupları belli bir işleve sahiptir. Halihazırda güncel deneyimlerimiz, oluşturulan eğitim gruplarına önemli gençlik güçlerini katabildiğimizi ve bu güçleri bilimsel sosyalizm ve program temelinde bir eğitim grubu biçiminde biraraya getirebileceğimizi göstermektedir. Bu eğitim grupları içerisinde biraraya gelen genç kitlesi, toplumsal hareketlilik dönemlerinde birer çalışma grubu olarak faaliyeti omuzlayabilmektedirler.

Bir başka dikkat çekmek istediğimiz konu ise, popüler bir kapitalizm eleştirisi ile sosyalizmin canlı bir propagandasını faaliyetimizin temel gündemlerinden biri haline getirebilmektir. Bu, her zaman çalışmamızın temel gündemlerinden biri olmuştur. Ama bugün daha güçlü ve sistemli yapabilmek durumundayız. Çünkü, yukarıda da bahsettiğimiz gibi, gençlik kitleleri, gerek ülkedeki kapitalizmden kaynaklı katmerlenen sorunlar, gerekse emperyalist-kapitalist düzenin yarattığı yıkıma karşı dünya çapında esen mücadele rüzgarlarına hayli açıktır. Gençlik kitlelerinin emperyalist-kapitalist düzenden herhangi bir beklentisi yoktur. Yanısıra dünya çapında yükselen görkemli eylemliliklerin yarattığı moral değerler gençliği beslemektedir. Gençlik kitleleri arasında özellikle bu eylemliliklere dönük önemli bir ilgi sözkonusudur. Bu ilgiyi değerlendirmek kapitalizmin bilimsel ama popüler eleştirisini yapmak, devrim ve sosyalizmin tek alternatif olduğunu gençliğin gündemine taşımak, bugün temel önemde bir görev alanıdır. Programımız bize bu doğrultuda gereken açıklığı ve gücü vermektedir.

Yaşamın her alanında devrim,
her alanını değiştirme çabasında bir devrimci faaliyet

Yeni bir yükselişin ilk işaretlerini yaşadığımız bir evrede, devrimci faaliyetimizi çok yönlü ve giderek yoğunlaşan bir düzeye çıkarmalıyız. Bu ise, düzenin tüm tortularını üzerimizden atma, devrim ve sosyalizm davasıyla tam bütünleşme doğrultusunda hızlı adımlar atmayı gerektirir. Zindanlardaki yoldaşlarımızın tüm işkence ve katliama karşın başeğmeyen tutumları rehberimiz olmalıdır. Onların bedenlerini ortaya koyarak yarattıkları direniş ruhu ve atmosferini bir rüzgara çevirmeliyiz. Düzenin bizi yalıtma ve teslim alma saldırısını, gençlik kitlelerini sistemli bir tarz ve enerjik bir devrimci çabayla düzen karşısına çıkararak boşa düşürebiliriz. Bu ise ancak, yaşamın her alanına yedirilmiş bir devrimci ruh, azim ve çabayla mümkündür. Şiarımız bu yüzden, yaşamın her alanında devrim, her alanını değiştirme çabası içerisinde bir devrimci faaliyettir.