ARSIVANA SAYFA
 
13 Ocak '01
SAYI: 02
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan
Direnişi emekçiler cephesinden büyütelim
"Psikolojik savaş"ın söz kurmaylığına soyunanlar katliamdan askeri kurmay kadar sorumludurlar
Dışarıda direnişi örgütlemekk acil ve ertelenemez bir görevdir
Katliamın bilançosu katliamı belgeliyor
İMF programının faturasını kapitalistler ödesin
"Beyaz Enerji Operasyonu"nun gösterdikleri
Sermaye patronları Türkiye'yi açık köle pazarına çevirmek istiyorlar
Sınıf hareketi
Bir fabrikadaki işçilerin katliama tepkileri!
Güney Kürdistan'da işgale son!
Balkan sendromu
Gençlik hareketinde yükselme eğilimi, görev ve sorumluluklar
Katliam ve direniş/2
Devlet solundan katliama onay
Katliam, direniş ve soysuzluk...
Gençlik
Tutsak temsilcileri ile heyetler arasında yapılan görüşmeler/2
Zindan direnişine yurt dışı desteği
Taş köprü ve kızıl düş!
Ölüm orucu direnişçilerinden mektup
Yaşamı ölümüne savunmak!
Mücadele Postası


Bu sayının
PDF formatını download
etmek için tıklayın





 
 

HÖP: “Okuyun, görün, duyun, başkalarına okutun; Çürümüş-çürütülmüş, devrimcilerin cesetleri üzerinde parsel hesabı yapan ‘komünist’ emlakçıları”

Devlet solundan katliama onay

(HÖP’e ait bu metnin başlığı tarafımızdan konulmuştur
Kızıl Bayrak)

Aşağıda, “sol” bir yayın organında, bir “legal parti” başkanının imzasıyla çıkan bir yazıyı, aynen aktarıyoruz; yazının ilk üç paragrafı “teferruat” bölümü olsa da, hiçbir çarpıtmaya yer bırakmamak için tümünü yayınlıyoruz:

“Bir kaç ay öncesine kadar ulusal sol adı verilen kesimler, solda sayılırdı. Bir kere, zaten kendileri altı ok altında yer belirleseler de, solculuk iddiasını taşıyorlardı. Bu tartışma bitmiştir. Ulusal sol bir kez daha bizim cenahın dışına çıkmıştır. Herşeyden önce, yüreğini ezilenlerin, saldırıya uğrayanların ve başka devrimcilerin yanına koymayan bizden sayılamaz. Ama ek olarak, artık belli ki, solculuk iddiaları da kalmadı. Bu kesimler, sol görünmeyi kendileri için zararlı saymakta ve uzaklaşmaktadırlar.

Uzaklaşmanın motoru, genç kuşaklara yabancı gelebilir, ama tipik maoizm. Maoizmin güncellenmiş hali klasik versiyonuyla uyumludur ve burada, ne sınıflar ne halk, ama devlet ve ulus vardır. Bu nedenle uyduruyorlar! Sabah akşam emperyalistlerin ve işbirlikçilerinin Türk devletine kurdukları komploları anlatıyorlar. Sınıf karakteri ve emperyalizme bağlılığı sabit düzen, bu yardakçı hezeyanlara bakıp sola kaymayacağına göre, maocu-ulusçuluk solu terk ediyor.

Liberal sol bizim cenahta anılmaya devam ediyor. Başka bir sürü neden var, ama, en günceli: Dozerler, iş makinaları, sis bombaları ve tonlarca mermi devrimci mahkumların üzerine yürürken, onlarca insanımız dört duvarın arasında katledilirken, “katliam değil operasyon diyelim”, “hükümete bu kadar sert çıkmayalım” diyebilenler de yüreklerini bizden uzağa koymuşlar demektir. Bunların kimi unsurları, Salı günkü saldırıyı duyduklarında, “operasyonun ölümleri engellemesini” dilemişlerdir. Mide bulandırıcı...

Devrimci demokrasiye gelince... Bu kesim uzun süredir siyasi varlığını esas olarak cezaevleri gündeminde sürdürüyordu ve bu anlamda ülke siyasetinden düşmüştü. Kürt devrimciliğinin burjuva demokratizmine doğru evrimi ile devrimci demokrat alan iyice daralmış ve geriye bir de, Türkiye solunda daha iri yapıların eleştirmenliğini iş edinen lüzumsuz gruplar kalmıştı.

Şimdi olan oldu. Devrimci demokrasinin artık siyaset dışına düştüğünü söylemek bile yersiz. Bu akım dönemsel olarak büyük bir tasfiyeye uğramakta. Cezaevleri gündemi üzerinden faaliyet yürütülür, ama siyasal canlanma sağlanamazdı. Bu yolda ısrar edenlerin tasfiyesi kaçınılmazdı. Elbette kanlı bir tasfiye ve elbette aynı zamanda siyasetsizliğin tasfiyesi...

Bu kesimlerin yaşadığı fiziki ve politik daralma ve alan değiştirmelerin nihai olduğunu kimse iddia edemez. Türkiye çok köklü görünen rotaların bile hızla geri döndürülebildiği bir ilginç dinamizm ülkesidir. Dahası bu kesimlerin dışında kalan solun, örneğin bizim, söz konusu alan daralmasından herhangi bir memnuniyet duymaları da doğru değildir. Alanın toptan daralma ihtimali azımsanmamalı.

Burjuvazi açısından devrimci demokrasi özel olarak uğraşılmayı hak eden bir güç odağı değildi; ulusalcı ve liberaller de gerilerinde sahipsiz bir devrimci etki alanı bırakmıyorlar. Devrimci demokrasinin tasfiyesi solcu olmayı değersizleştiriyor ve umutsuzluk aşılıyor. Diğerlerinin alan boşaltması da, gerisinde dejenerasyon, inançsızlık ve yine değersizleşme bırakıyor.

Özetle bu tabloda, biz, daralma nesnelliğine gözlerimizi kapatıp hayal kurmuyor, bu nesnelliği dönüştürme imkanları üzerinde çalışıyoruz. Solda inat ve cesaret genellikle siyasal akıldan tecrit edilmiş olarak bulunuyor. Daralan ve yozlaşan toplam alanı genişletmek için inat ve cesareti akılla birleştirmek gerekiyor.”

Bu kadar.

Yazı bu.
Yazı, 22 Aralık tarihini taşıyan (yani daha katliam sürerken) bir dergide yayınlandı.

Derginin adı Sosyalist İktidar.
Yazarı Aydemir Güler.
Konumu; SİP Genel Başkanı.

Bu yazıyı ibret-i alem için yayınlıyoruz.

Bütün solun görüp duyması için yayınlıyoruz. Bu yazının ifade ettiği “sol kültür”ü herkesin görüp duyması, tartışıp sorgulaması için yayınlıyoruz.

Hemen belirtelim; “Devrimci demokrasi” derken kastettikleri, devrimcilerdir. 19-22 Aralık katliamında ölen, hapishanelerde ölüm yatağında direnişi sürdüren, dışarıda kendini feda eden devrimcilerdir; onların devrimci hareketidir.

Daha katliam sürerken, daha ölen kim, yenilen kim, yıkan kim yıkılan kim, görülmemişken... o, “devrimci demokrasi tasfiye oldu” diye tepinmeye başlıyor. Daha katliam sürerken, “devrimci demokrasiden boşalan alanlar”ı nasıl parsellerim diye hesaplar yapmaya başlıyor...

Görün; sol ne hale getirilmiş, kültürü, ahlakı, ideolojisi ne duruma düşürülmüş. Parça parça sol kültüre sokuşturulan burjuva kültürü, Avrupa hayalleriyle beslenen emperyalistlerin kültürü, onları bu hale getirmiştir. Katakülliler, gece rahat uyuma adına, barlara çıkabilme adına, dayak yememe adına üretilen teoriler, bu solu kişiliksiz, fırsatçı, siyasi ahlaktan, devrimci duygulardan yoksun politikaların sahibi yapmıştır.

Bu yazıyı yazanlar, o politikanın inceliğini de henüz öğrenmeye zaman bulamamışlar, herşeyi çok kaba yapıyorlar. O kadar kaba, basit ve çiğ ki, katliamın durmasını, cesetlerin kalkmasını bile bekleyemiyor... Anlaşılan eski TKP’den, ÖDP’den öğrenecek daha çok şeyleri var. Birkaç cümlede tutsakları savunur görünmeleri, “yüreğin saldırıya uğrayanların yanında olması”ndan sözetmeleri, “devrimci demokrasinin kanlı tasfiyesi”ni anlatan satırlar üzerinde nasıl da sırıtıyor. Bu sahte sözler, bu oportünizm de, “boşalan alanı parsellemek” için!

Devrimci demokrasi tasfiye edildi... Arena onlara kaldı. Bu düşünceler, hesaplar, hayaller, sadece bunlara özgü de değildir. Bütün legal particiler, sivil toplumcular bu kafadadır. “Bırakın” diyenler bu anlayıştadır.

“Tahlilleri de kendileri kadar çürümüştür. Elini hiçbir taşın altına koymayan, kendini ateşe atmayan bu uslu-akıllı solculuk, sol adına herşeyi çürütmeye çalışmıştır.”

Sol bu hale getirilmiştir. Bu anlayışla savaşacağız. İşte biz bu anlayışlara karşı da direniyoruz. Hiç kimsenin kuşkusu olmasın; Bu ülkede devrimciler varolacak. Devrimci kültür, devrimci ahlak, devrimci ideoloji, yeniden egemen olacaktır.

Solla, devrimcilikle, demokratlıkla, Türkiye’yle ilgili her arkadaş, her dost, bu yazıyı dağıtmalı. Bizim cesetlerimiz üzerine nasıl hesaplar yapıldığını herkesin görmesi için. Cesetlerimizdeki kanlar henüz kurumamışken, bittiğimiz, tasfiye olduğumuz üzerine nasıl tamtamlar çaldıklarını herkesin görmesi için...

“Örgütü cezaevinden yönetiyorlar... cezaevi gündemiyle varolmaya çalışıyorlar” diyen kontra tahlillerinin solun beynine nasıl aynen girdiğini herkesin görmesi için...

Bunlar, ULUCANLAR SONRASI da aynısını yapmışlardı. “Ulucanlar devrimci demokrasinin de ölümüdür” diye yazdılar o zaman da. Hep böyledirler. Hep başkalarının gücüne göz dikip hayal kurarlar. Hep hayal kırıklığına uğrarlar. Ama yine de o fırsatçı, fesatçı bataktan çıkamazlar.

Biz Kızıldere’lerden geliyoruz.
12 Temmuzlarımız, 17 Nisanlarımız, ölüm oruçlarımız, Ulucanlarımız, 19 Aralıklarımız var... Kendilerinin yazdığı bir tarihi olmayanların, gururla, onurla ortaya koyabilecek hiçbir geleneği olmayanların, yalnız, olan bitenler hakkında böyle kaba, çiğ ve hep hayatın reddettiği “tahlilleri” vardır.

Tahlilleri de kendileri kadar çürümüştür. Elini hiçbir taşın altına koymayan, kendini ateşe atmayan bu uslu-akıllı solculuk, sol adına herşeyi çürütmeye çalışmıştır.

Bu kültürü yıkacağız. Neye malolursa olsun... Cesetlerimiz üzerinde hesap yapanlar... daha çok öleceğiz. Eğer hala bıkmamışsanız, hala hayattan bir şey öğrenemediyseniz, daha çok “devrimci demokrasinin nasıl tasfiye edildiğini” yazacaksınız. Zavallılar, biçareler... Tarih bilmez, direniş bilmez, bedel bilmezler; bildikleri, düzen içinde yaşayıp, kendilerini ve çevrelerini “sosyalistlikle”, “komünistlikle” aldatmaktır.

Okuyun, görün, duyun, başkalarına okutun; Çürümüş-çürütülmüş, devrimcilerin cesetleri üzerinde parsel hesabı yapan “komünist” emlakçıları.

HERKES TANISIN!

7 Ocak 2001
HÖP (Haklar ve Özgürlükler Platformu)