ARSIVANA SAYFA
 
13 Ocak '01
SAYI: 02
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan
Direnişi emekçiler cephesinden büyütelim
"Psikolojik savaş"ın söz kurmaylığına soyunanlar katliamdan askeri kurmay kadar sorumludurlar
Dışarıda direnişi örgütlemekk acil ve ertelenemez bir görevdir
Katliamın bilançosu katliamı belgeliyor
İMF programının faturasını kapitalistler ödesin
"Beyaz Enerji Operasyonu"nun gösterdikleri
Sermaye patronları Türkiye'yi açık köle pazarına çevirmek istiyorlar
Sınıf hareketi
Bir fabrikadaki işçilerin katliama tepkileri!
Güney Kürdistan'da işgale son!
Balkan sendromu
Gençlik hareketinde yükselme eğilimi, görev ve sorumluluklar
Katliam ve direniş/2
Devlet solundan katliama onay
Katliam, direniş ve soysuzluk...
Gençlik
Tutsak temsilcileri ile heyetler arasında yapılan görüşmeler/2
Zindan direnişine yurt dışı desteği
Taş köprü ve kızıl düş!
Ölüm orucu direnişçilerinden mektup
Yaşamı ölümüne savunmak!
Mücadele Postası


Bu sayının
PDF formatını download
etmek için tıklayın





 
 


Bir fabrikadaki işçilerin katliama tepkileri...

19 Aralık’ta devletin cezaevlerine yönelik katliamı Hitler faşizmine rahmet okutacak düzeyde vahşiydi. Bir fabrikadan, tam da katliam gününde, işçilerin tepkileri ve önyargıları üzerinden bazı izlenimleri aktaracağım.

Katliamcı sermaye devletinin Ulucanlar katliamında gerçek yüzü içte ve dışta iyice teşhir olmuştu. SAG ve ÖO eylemlerinin başladığı günden itibaren değişik cezaevlerinde provokasyon yaratarak direnişin etkisini kırmak ve boğmak için yapmadığı pislik kalmadı. En sonunda saldırarak katliamcı yüzünü bir kez daha tescil etti. Otuzu aşkın devrimci tutsak yakılarak, bombalarla ve kurşunlanarak katledildi. Yüzlercesi ağır yaralı olarak F tipi hücrelere konuldu. NATO’nun ikinci büyük ordusu olmakla övünen bu sermaye ordusu, “büyüklüğünü” ve uşaklık yaptığı emperyalistlere köpekçe sadakatini devrimcilerin kanını dökerek gösterdi.
O hafta gece vardiyasında çalışıyorduk. Henüz katliam hakkında fazla bilgimiz yoktu. Ceyhan cezaevine yıkarak girmişlerdi. Ölümler kaçınılmaz diye düşünüyordum.

İşbaşı ziliyle makinelerin başına geçtik. Bir işçi yanındaki diğer işçiyle konuşuyor: “Haberleri izledin mi? Cezaevlerinde yine olay var. Bu F tipi cezaevlerini iyi gösteriyorlar. Gösterdikleri gibi değil diyorum. Tek ve üç kişilik hücreler. Daha önce Arjantin ve başka ülkelerde de uygulanmış. Binlerce insan öldürülmüş...” Henüz yeni bir işçi...

Başka bir işçi ona cep telefonu üzerinden F tipi cezaevleri ile ilgili bir mesaj geldiğini söylüyor: “Hücreler tabuttur, içerideki tutsaklara destek vermek amaçlı ve bilgilendirmek için 5 kişiye mesaj yolla, onlar da başkasına yollasınlar.” Bunun üzerine F tipi cezaevleri ve saldırı üzerine konuşuyoruz. Anlattıklarımı az çok anlıyor. Ulucanlar’ı örnek veriyorum.

Bir süre sonra atölye şefi 18 kişinin öldüğü haberini veriyor. Yanımdaki işçi “daha çok ölen olur” diyor, “Çünkü girmek istemiyorlar. Devlet inançlarından soyundurmak isteyecek onları. Kafayı yedirecek. İşte bunun için açlık grevi ve ölüm orucuna gidiyorlar.” Öfkeyle karışık “Bayram mayram dinlemiyorlar, Allah belalarını versin. Onlar için en başta çıkarları gelir, insanlar önemli değil.” diyor.

Başka işçilerle konuşuyoruz. Bir işçi, “Kendilerini niye yakıyorlar ki? Devlet bu, zaten anlamaz” diyor. Ben de devletin bu saldırılarını protesto ettiklerini, ama yine de daha pek bir şeyin belli olmadığını söylüyorum. Onun yanındaki yurtsever işçi ise; “İnsanlar işte bu pisliğe karşı kendilerini böyle yakıyor. Biz sustuğumuz için, onlar orada ölüyor” diye konuşuyor.

İki işçinin yanına gidiyorum. Duyarlı işçiler. Katliam üzerine konuşuyoruz. 18 kişinin katledildiğini ve daha çok kişinin öleceğini konuşuyoruz. Önce şoka giriyorlar. Sabahtan beri çalışıyorlar, durumdan habersizler. Onlar daha çok öfkeleniyor. Etraftaki işçilerle konuşmaya başlıyorlar.

Haberleri dinlemeye çalışıyoruz. Radyo bozuk, ne söylendiği tam anlaşılmıyor. Başka bölümden bir işçiyle konuşuyoruz. Cezaevlerine yapılan saldırıyı ve 18 kişinin katledildiğini... Önce umursamaz bir tavır takınıyor:“Benim derdim bana yeter, sen nereden biliyorsun?” “Haberlerde söylediler, doğruyu artık kör gözler bile görebiliyor. Ceyhan cezaevine yıkarak girmişler” diyorum. Bu işçiyle belirli şeyleri konuştuğumuz için, konuyu anlayacağı bir şekilde anlatmaya çalışıyorum: “Tuzla işçileri, insanca yaşam koşulları ve sendika için gözaltına alınıp Kartal F tipine atıldılar. F tipleri sadece siyasiler için değil, senin için, benim için. Hakkını arayan herkes için. Yarın öbür gün bizlerin F tipi hücrelere atılmayacağımızın bir garantisi var mı? Diğer taraftan, devlet hücrelere trilyonlar harcarken, depremzedeler karda kışta neden çadırlara mahkum ediliyor?” Tavrı biraz değişiyor, “kaç kişi öldü?” diye soruyor.

Yemekhanede de işçiler bu konuda konuşuyorlar kendi aralarında. Ben de masadaki arkadaşlarla konuşuyorum. Sonra serviste yanımdaki arkadaşla konuşuyorum biraz. Hepsi durumu anlatınca daha bir öfkeleniyorlar.

Ertesi gün işçilerden ikisi TV kanallarına çok sinirlendiklerini, devamlı cezaevlerinin gösterildiğini söylüyor. “Ölüm oruçları yalanmış. Haberlerde çıktı. Yiyecekleri depolamışlar.” diyor bir tanesi. Biz de (ben ve yurtsever işçi) televizyonların gerçekleri çarpıttığını, geçen yıl Ulucanlar’da 10 devrimciyi katlettiklerini, şimdi ise hayat kurtarma adına cezaevlerine yıkarak girdiklerini anlatıyoruz.

Yurtsever işçi daha önce insanlarla konuşmanın yararı olmadığını, çünkü anlamadıklarını söylemişti. Bu konuşmalarda ise insanlara daha bilinçli bir tarzda müdahale etmeye çalışıyor. Bu atmosferde, işçilerin tutumlarını, kimin ne düşündüğü ve nasıl tepki gösterdiğini daha rahat görebiliyoruz.
Biz işçi ve emekçiler sermaye devletinin hedefinin uzun vadeli olduğunu bir an bile unutmamalıyız. Sermaye devletinin hedefi bu toplumun öncülerini teslim almaya çalışmak, sınıfı ve emekçileri öncüsüz bırakmak, böylece, sınıfı ve toplumu paramparça olmuş örgütsüz bireyler haline getirmektir.

Devrimci tutsaklar onurumuzdur!
İçerde dışarıda hücreleri parçala!

Kızıl Bayrak okuru bir metal işçisi





İzmir Menemen’de polis terörü...

19 Aralık 2000 tarihinde faşist sermaye devletinin yaptığı katliamı lanetlemek ve devrimci tutsakların ölümüne direnişini sahiplenmek için 7 Ocak Pazar günü saat 17:30’da Menemen Aşarlık Pazar yerinde meşaleli eylem kararı alındı. Eylem öncesinde TAYAD ve TUYAB’lı ailelerin imzalı çağrı metinleri hazırlanarak bölgede dağıtımı organize edildi. Dağıtım sırasında 3 kişi gözaltına alındı. Eylemin önünün alınabilmesi için akşamdan ev baskını ve gözaltılar yaşandı.

Eylemin yapılacağı gün Menemen’de ciddi bir abluka ve terör ortamı yaratıldı. Menemen’e gelenlerin çantaları arandı. Pazar içerisinde eyleme gelmiş insanlar sivil ve resmi polislerce dağıtıldı ve gözaltına alındı. Tüm bunlara rağmen bir araya gelebilen yaklaşık 25 kişi alkış ve sloganlarla eylemi başlattılar. “Devrimci tutsaklar onurumuzdur!”, “Devrimci tutsaklar teslim alınamaz!”, “İçerde, dışarda hücreleri parçala!” sloganları atılmaya başlandığında sivil polisler de azgınca saldırmaya başladılar. Kısa süren bir arbededen sonra kitle ikiye bölündü. Az ileride yaklaşık 15 kişi tekrar birleşerek eylemi devam ettirmek istedi. Polisin saldırmasıyla tekrar çatışma yaşandı. Sivil polisler tekme ve yumruklarla karşılaşınca şaşkınlıkla birlikte iyice azgınlaştılar. Kamyonlardaki içi meyve dolu kasaları eylemcilere atmaya başladılar. Burada eylemcilerle birlikte 2 sivil polis yaralandı.

Bu arbededen çıkabilen bir grup dakikalarca süren sürek avından sonra sivil ve resmi polislerce boş bir alanda sıkıştırıldı. Ateş açarak gelen polisler grubun tamamına yakınını gözaltına aldı. Eylem öncesinde gözaltına alınanlar bırakılırken, eylem sırasında gözaltına alınanlardan ve bildiri dağıtımında alınan 2 kişiyle birlikte toplam 10 kişi tutuklandı. Bayanlar Buca’ya götürülürken erkekler de Menemen Cezaevi’ne konuldu.

Kızıl Bayrak/İzmir





İstanbul Emek Platformu’ndan açıklama:

“Pürüzsüz bir sömürü yaratmak amaçlı
pek çok saldırının bir parçasıdır cezaevi saldırıları”

Siyasi iktidar, medyanın da işbirliğiyle “şefkat operasyonu” adını vererek, cezaevlerinde F (hücre) tiplerinin kapatılması talebiyle eylemlerde olan tutuklulara yanıcı, yakıcı ve gaz bombalarıyla saldırmış, 32 kişinin ölümüne, yüzlercesinin yaralanmasına sebep olmuştur. Baskılar sevk sırasında da devam etmiş, tutuklular öldüresiye dövülmüşlerdir. Tüm dünya biliminin de söylediği gibi F (hücre) tipi cezaevleri yalıtım ve tecritin insan hayatını tehdit ettiği yerler olmaktan öteye, operasyonla birlikte birer işkencehaneye dönüştürülmüşlerdir. F (hücre) tiplerine sevklerde uygulanan baskı, dayak ve zor hala devam etmekte, ölüm oruçları ve açlık grevleri yaygınlaşarak sürmektedir. Tutukluların yakınları ve avukatlarıyla görüşmeleri, yakınlarının tutuklu ve yaralılardan haber alması çeşitli şekillerde engellenmektedir.

Siyasi iktidar operasyonu 1 yıldır hazırladığını ancak operasyon sırasında açıklamakta, Adalet Bakanı’nın sevkleri durdurdukları, toplumsal mutabakat sağlandıktan sonra açılacağı sözünün bir oyalama ve aldatmacadan ibaret olduğunu operasyonlar ve sonuçları ispatlamaktadır. Siyasi iktidar bu süreçte her zaman olduğu gibi defalarca yalan söylemiştir.

Geçtiğimiz süreçlerde de gördüğümüz gibi cezaevlerine yapılan saldırılar yalnızca devrimci tutsaklara yapılan lokal bir saldırı değildir. Siyasi iktidar aynı süreçte emekçiler aleyhine bir dizi yasayı ve kararı da meclisten çıkarıp, tüm emekten yana düşünce ve hareketlere olan saldırılarını da yoğunlaştırmıştır. Toplumu sessizleştirmek, yalnızlaştırmak bu yolla pürüzsüz bir sömürü yaratmak amaçlı pek çok saldırının bir parçasıdır cezaevi saldırıları.

Birbuçuk yıldır faaliyet yürüten, KESK, Türk-İş ve DİSK’e bağlı sendikaların İstanbul Şubeleri, Halkevler, İHD, TMMOB(İKK), ÇHD, TTB ve emek yanlısı güçlerden oluşan İstanbul Emek Platformu bu süreçte olduğu gibi emeğe yönelen her türlü ekonomik, siyasi saldırılarda emekten yana tavrını koymuştur.

6 Ocak 2001 Cumartesi günü siyasi iktadarın kolluk güçleri tarafından İstanbul Emek Platformu’nun cezaevleri saldırıları ve sürece ilişkin görevlerimiz gündemiyle yapacağı toplantı engellenmiştir. Emek güçlerine yapılan bu saldırıyı protesto ediyor ve bu saldırıların bizi yolumuzdan alıkoyamayacağını tüm duyarlı kamuoyuna ilan ediyoruz.

Baskılar bizi yıldıramaz!
Zafer direnen emekçinin olacak!

İstanbul Emek Platformu
Geçici Yürütme Kurulu