ARSIVANA SAYFA
 
13 Ocak '01
SAYI: 02
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan
Direnişi emekçiler cephesinden büyütelim
"Psikolojik savaş"ın söz kurmaylığına soyunanlar katliamdan askeri kurmay kadar sorumludurlar
Dışarıda direnişi örgütlemekk acil ve ertelenemez bir görevdir
Katliamın bilançosu katliamı belgeliyor
İMF programının faturasını kapitalistler ödesin
"Beyaz Enerji Operasyonu"nun gösterdikleri
Sermaye patronları Türkiye'yi açık köle pazarına çevirmek istiyorlar
Sınıf hareketi
Bir fabrikadaki işçilerin katliama tepkileri!
Güney Kürdistan'da işgale son!
Balkan sendromu
Gençlik hareketinde yükselme eğilimi, görev ve sorumluluklar
Katliam ve direniş/2
Devlet solundan katliama onay
Katliam, direniş ve soysuzluk...
Gençlik
Tutsak temsilcileri ile heyetler arasında yapılan görüşmeler/2
Zindan direnişine yurt dışı desteği
Taş köprü ve kızıl düş!
Ölüm orucu direnişçilerinden mektup
Yaşamı ölümüne savunmak!
Mücadele Postası


Bu sayının
PDF formatını download
etmek için tıklayın





 
 

Yeni vergi ve zamlar yürürlükte...

İMF programının faturasını
kapitalistler ödesin!

Sermayenin yeni yıla dönük saldırı planları işlemeye başladı. Hükümet, yeni yıla girilmesiyle birlikte, İMF’ye verdiği sözleri tek tek yerine getirmeye girişti. İlk aşamada bir dizi yeni vergiyi yürürlüğe soktu. Birçok tüketim maddesine ise yüksek oranlı zamlar yapıldı.

Sermayenin vergi soygunu

Bu konuda neler yapılacağı hükümetin İMF’ye verdiği niyet mektubunda açıkça belirtilmişti. Buna uygun olarak vergiler, işçi ve emekçilerin üzerine yağmur gibi yağmaya başladı.

Bu çerçevede;
* Geçen yıl deprem bahanesiyle alınmaya başlanan ve sadece bir yıllık olduğu söylenen özel iletişim ve özel işlem vergileri bu yıl da alınacak. Üstelik özel işlem vergisi öncekinin iki katına çıkartılacak.

* Telefon hizmetleri ve doğal gazdaki KDV oranları artırılacak.

* Motorlu taşıtlardan alınan vergilerin miktarı artırılacak. Vergiler sadece lüks araçlarla sınırlandırılmadığı için, taksi ve dolmuş işleten, aracıyla yük ve yolcu taşıyan herkes bundan nasibini alacak. LPG (tüpgaz) kullanan araçlar üzerindeki vergiler ayrıca artırılacak.

* Deprem bölgesindeki vergi ertelemesi kaldırılacak. Devlet depremden etkilenen işçi ve emekçilerin, yoksul halkın sorunlarına 1.5 yıldır doğru dürüst hiçbir çözüm üretmedi. Ama şimdi hiç utanıp sıkılmadan, “hadi bakalım, siz de vergilerinizi verin, yeter devlete yük olduğunuz” diyecek.

Zamlar yıl boyu sürecek

Vergi soygununa zamlar eşlik edecek. Hükümet öncelikle özelleştirme yağmasına açmayı planladığı kuruluşların ürün ve hizmetlerine zam yapıyor. Amaç hem halktan daha fazla kaynak toplayarak sermayeye aktarmak, hem de bu kuruluşları satın alacak kapitalistler için daha kârlı ve cazip hale getirmek.

Dünya Bankası, elektriğe yılbaşında yüzde 20 zam yapılmasını istedi. Ama hükümet bunu göze alamadı. Aralık 2000’de ise yüzde 8’lik bir toplu artışla “yetinildi”. Geri kalan zam, aylara bölünerek bütün bir yıla yayıldı. Yani elektrikte her ay yüzde 2.1’lik fiyat artışı otomatiğe bağlandı. Buna bağlı olarak Ocak ayı zammı geçen hafta açıklandı. Ayrıca elektrik fiyatları, 2001 Bütçe Yasası’na konulan “güç bedeli düzenlemesi”yle her bir konut için 1 milyon lira düzeyinde artırıldı. Yanısıra 300 KW’ı aşan tüketimlere daha pahalı fiyat uygulamasına 2001 yılında da devam edilmesi karara bağlandı.

Hükümet akaryakıt ürünlerine de zam yapmaya hazırlanıyor. Buna gerekçe olarak dünya piyasalarında petrol fiyatlarının yükselmesi gösteriliyor. Zaten geçen yılın son aylarında hükümet, akaryakıt ürünlerine uyguladığı sübvansiyonu önemli oranda kaldırmıştı. Bunun sonucunda mutfaklarda kullanılan 12’lik ev tüplerinin KDV dahil bayi fiyatı Ocak 2000’de 3 milyon 275 bin lirayken, Ocak 2001’de 5 milyon 145 bin liraya fırlamıştı. Yani bir yıl içerisinde tüpgaza yüzde 57 düzeyinde zam yapılmıştı. Sadece son 2.5 ayda yapılan zamlar yüzde 40 fiyat artışına yol açmıştı. 2001 yılında tüm akaryakıt ürünlerinde aylık otomatik artışlar yapılması, tüpgazda ise devlet sübvansiyonunun Ocak sonu itibarıyla kaldırılması planlanıyor.

Akaryakıt ürünlerine zam yapılması demek, işçi ve emekçilerin kullanmak, tüketmek zorunda olduğu hemen herşeye zam yapılması demektir. Çünkü akaryakıt hemen tüm sektörlerde temel üretim girdilerinden biridir. Nitekim şimdiden birçok kentte otobüs ve dolmuş ücretleri, ekmek başta olmak üzere temel gıda maddelerinin fiyatları ile otoyol ve köprü geçiş ücretleri arttırılmıştır.

TEKEL ürünlerine de yeni yıl itibarıyla zam yapılması beklenmektedir. TEKEL geçen yıl fiyatlara bir kez zam yaptı. Fakat bu yıl TEKEL özelleştirilecek kuruluşlar arasında. Dolayısıyla satın alacak şirketlere en kârlı biçimde devredilmesi devlet için önemli. Bu da tüm TEKEL ürünlerine bu yıl içinde önemli oranda zam yapılmasını kaçınılmaz kılıyor.

Yeni vergi ve zamlar
yoksulluk ve sefaleti daha da büyütecek

İşçi ve emekçiler son yıllarda sermayenin saldırı politikaları nedeniyle giderek daha fazla yoksullaştılar. Açlık ve sefaletin pençesinde kıvranır duruma geldiler. Ücretler on yıl öncesine göre yarı yarıya düştü. Bir çok ekonomik ve sosyal hak, gerek hükümetin yaptığı yasa değişiklikleriyle, gerekse güçlü toplusözleşmeler imzalanamadığı için parça parça kaybedildi.

Zamlar ve vergiler ise sermaye devleti tarafından ücretleri düşürmenin bir başka yolu olarak her zaman kullanıldı. İşbaşına gelen her hükümet, yeni bir “kemer sıkma” programıyla ortaya çıktı ve çalışanlardan daha fazla fedakarlık istedi.

Ecevit hükümeti tarafından bir kez daha yapılan işin özünde budur. Bir farkla ki, işçi ve emekçilerin sırtına tek seferde yüklenen yük, son yıllarda hiç bu kadar ağır olmamıştır. Bu seferki fatura, her zamankinden daha ağırdır. Dahası, vergi ve zamların faturasını sermaye sınıfı dışında toplumun tüm kesimleri ödemek zorundadır. Fedakarlıktan en fazla söz eden sermayenin kendisidir. Ama ne hikmetse holdinglerin, tekellerin kârları krizlere rağmen kesintisiz biçimde büyümektedir. Ülkede geniş yığınlar açlıkla savaşırken, küçük bir kesim, yani asalak burjuvazi giderek daha fazla şatafat ve lüks içinde yaşamaktadır.

İşçi ve emekçileri yoksulluğa, açlığa mahkum eden saldırılar yeni vergi ve zamlarla sınırlı da değildir. Her cepheden yoğun bir sermaye saldırısı söz konusudur. Vergi ve zamları özelleştirmeler, sosyal hakların daha fazla budanması, ücretlerin aşağı çekilmesi gibi saldırılar takip edecektir. Çünkü vergi ve zamlar, İMF tarafından işbaşındaki hükümete dayatılan, “niyet mektubu”nda da çerçevesi çizilen emperyalist saldırı programının ayrılmaz bir parçasıdır. Yeni vergilere ilişkin maddeler içeren 2001 Yılı Bütçesi de, işçi ve emekçilerin alanlarda doğru olarak haykırdıkları gibi, emekçilerin değil sermayenin, İMF’nin bütçesidir.

Bu nedenle dayanılmaz hale gelen vergi ve zamlara karşı yürütülecek mücadele, yoksulluk ve sefalete, özelleştirmelere, hak gasplarına, emperyalist vurgun ve soygun politikalarına karşı verilecek mücadelenin ayrılmaz bir parçasıdır.

Sermayenin saldırılarını püskürtmek için toplumun geniş kesimlerini hedefleyen bu tür politikalara da kararlıca karşı durmak gerekir. Sermayeye karşı en geniş mücadele birliğini yaratma zorunluluğu bu konuda da net bir tutum alınmasını gerektirmektedir.

Parti’nin programında ifade edilen talepler üzerinden sermayenin vergi ve zam politikalarına karşı çıkmak, bu dönemin ihmal edilmemesi gereken görevlerinden biridir..





Kapitalizm ve vergi

Kapitalizmde işçi ve emekçilerden vergi alınması sermayeye devlet bütçesi üzerinden kaynak aktarmanın bir yoludur. Bu nedenle devlet, işçi ve emekçilerden bin bir isim altında ve gelirlerine göre epeyce yüksek oranlarda vergi almaktadır. Nitekim devlet bütçesinde toplanan paranın büyük bölümü çalışanların maaşlarından kesilen vergilerden oluşmaktadır.

Buna rağmen kapitalist sistemde devlet, hiçbir zaman sadece maaşlardan alınan vergilerle yetinmez. İşçi ve emekçilerin yaşamını sürdürmek için tüketmek zorunda olduğu her türlü mal ve hizmetten de ayrıca vergi alır. Yediğimiz ekmekten giydiğimiz elbiseye, bindiğimiz otobüsten konuştuğumuz telefona kadar. Yararlandığımız her ürün ve hizmet karşılığında ödediğimiz paranın önemli bir bölümü, vergilere gitmektedir.

Toplanan vergilerin önemli bir kısmı, işçi ve emekçilere söylendiği gibi toplumun ihtiyaçlarına harcanmaz. Yani sermaye devletinin vergi dairelerinde her duvara yazılan “ödediğiniz her kuruş vergi, yol, su, elektrik vs. olarak size geri dönecektir” sözü içi boş bir yalandan ibarettir. Bunun böyle olduğunu görmek için devletin bütçe harcamalarına şöyle bir bakmak yeterlidir. Toplanan vergilerin sadece küçük bir kısmının eğitim, sağlık gibi hizmetlere, altyapı yatırımlarına ayrıldığı rahatlıkla görülecektir. Buna karşılık dış ve iç borç faiz ödemeleri, batırılan bankaların kurtarılması, kapitalistlere dağıtılan kredi ve teşvikler, ordu ve polis teşkilatının giderleri bütçenin neredeyse yüzde 80’ini yutmaktadır.

Kısacası, kapitalist sistemde vergiler, işçi ve emekçilerin sömürülmesinin, onların cebinden sermayeye kaynak aktarılmasının bir başka biçimidir. Onların sefalete sürüklenmesinin, yıkıma uğratılmasının önemli bir nedenidir. Bu nedenle sermayenin vergi politikalarına karşı mücadele, işçi sınıfının ihmal edemeyeceği görevlerinden bir tanesidir.

***

TKİP Programı’ndan...
“Acil demokratik ve sosyal istemler” bölümü:
“Her türlü dolaylı verginin kaldırılması. Artan oranlı gelir ve servet vergisi.”
"Emeğin korunması" bölümü:
“3) İnsanca yaşamaya yeten, vergiden muaf asgari ücret.”