22 Mart '03
Sayı: 11 (101)


  Kızıl Bayrak'tan
  Emperyalist işgal saldırısına karşı mazlum Irak halkıyla dayanışmaya!
  Direnişi örmek için harekete geçelim!
  Türkiye ABD emperyalizminin bedava askeri oldu
  Emperyalistler arası ilişkilerde ve emekçi kitle hareketinde yeni bir dönem
  Azor Zirvesinin gösterdikleri...
  Emperyalist savaş karşıtı eylem ve etkinlikler...
  Emperyalist savaş karşıtı eylem ve etkinlikler...
  Dünyada emperyalist savaş karşıtı eylemler...
  Dünyada emperyalist savaş karşıtı eylemler...
  Geçtiğimiz hafta dünyada emperyalist savaş karşıtı eylemler...
  Emperyalist savaşa karşı mücadeleyi ve bahar dönemini kazanmak için!..
  Kölelik yasası meclise takıldı...
  Emperyalist savaşa ve iş yasa tasarısına karşı birleşik mücadeleye!
  Gençlikten..
  Eylem ve etkinliklerden...
  İstanbul Eczacılar Odası üyesi ile savaş üzerine konuştuk...
  Filistin emperyalist savaşın hedefidir
  Dünya, Ortadoğu ve Türkiye
  Sanat ve sanatçı üzerine...
  Fabrika deneyimlerinden...
  Dünyada sınıftan haberler...
  Cejna Newroz piroz be!
  Doğru politikalarla anlamlı bir faaliyet
  Kim yahu bu "piyasalar?"...
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Fabrika deneyimlerinden...

Örgütsüz olmak patronun
her tür oyununa gelmektir

Her işçi bilir ki sermaye, yani patronlar daima daha fazla kâr etmek isterler. Bu iki kere ikinin dört ettiği kadar açıktır. Ve dünyanın neresinde olursa olsun patronlar bunun için ortak hareket ederler. Patronları, işçiler üzerindeki bu pervasız sömürüden alıkoyacak tek bir güç vardır; o da işçilerin birliği, dayanışması ve örgütlülüğüdür. Azınlığın aynı kadere mahkum ettiği çoğunluğun örgütlenmeyi başararak karşısına tek güçle dikilmesidir. Her işçi böyle yapmak gerektiğini de bilir, ama sermayenin bin bir türlü oyunlarıyla kolay bir şekilde bunu sağlayamaz. Zam dönemlerinde işçiler bunu bir kez daha yaşarlar.

Ben de çalıştığım fabrikada zam dönemi olduğu için patronun bize oynadığı oyunlardan bahsedeceğim.

Firmamız yabancı sermayeyle ortak. Ürettiğimiz ürünlerin hemen hepsi ihraç ediliyor. Ve normalde haftalık yapılan mal sevkiyatları var. Bayramdan sonra patron işçileri toplayıp bir toplantı yaptı. Daha asgari ücret açıklanmamıştı. Çünkü bize yapılan zamlar asgari ücrete yapılan oran üzerinden hesaplanıyor. Yılbaşından sonra en çok da Şubat ve Mart ayında işlerin açılacağını, mesailerin de başlayacağını söyledi. Bu toplantıdan sonra ise tam tersi bir durum oldu. Yılbaşına kadar işler normal şekilde çıkıyordu. Yılbaşından sonra ise üretimi azaltmaya başladılar. Şubatın başlarına kadar üretim bayağı azaldı. Asgari ücrete yapılan zam belliydi artık. İşçiler de ona göre zam yapacaklarını tahmin etmeye başladılar. Daha ortada bir şey yokken işten çıkarma olacağı söylentisi yayılmaya başladı. Çünkü aylık gelen sevkiyat listesi o ay i¸inde ne kadar üretim yapılacağını gösteriyordu. Bir bölüm neredeyse komple gün boyu oturuyordu. Bu da işçilerin psikolojilerini bozuyordu. İşten çıkarma söylentileri yavaş yavaş işçilerde tedirginlik yaratmaya başladı. Üretilen mallar depoda stoklandığı için bu tedirginlik artmaya başladı. Benim çalıştığım bölümde hemen hemen hiç boş durmuyorduk. Bunun için işçiler tedirgin olmuyoru. Öyle bir durum ki, çalışmayanlar çalışanlara özeniyordu.

Ocak ayının sonlarına doğru müdürler bölüm sorumlularını çağırıp işten çıkarmaların olacağını, kendi isteğiyle çıkmak isteyen varsa kıdem ve ihbar tazminatının yarısının verileceğini, bunu tüm işçilere söylemelerini istedi. Normalde işten çıkarma olduğunda patron, “ben işten atacağım” demiyor. Hatta atacağı güne kadar bunu saklıyor. Özellikle işten çıkarma yapacağını iki bölüme söyledi. Bundan sonra işçilerde acaba ben olur muyum kaygısı oluşmaya başladı. Öyle ki, işçiler gün boyu duyduklarını birbirlerine aktarıyorlardı. İşçilerin içinde bulunduğu ruh halini, işsizlik kabusunun bile işçiler için ne ifade ettiğini iyi bilen patron, bu durumu çok iyi kullanmaya çalıştı. Bu psikolojik baskı günlerce devam etti. Cuma günü, yani ayın son günü,çıkaracakları işçilerin kimler olacağının belli olacağını belirttiler. Ama müdürlerin söyledikleri birbirini tutmayan çelişkili şeylerdi. İşçilerde artık öyle bir durum oldu ki, “çıkaracaklarsa çıkarsınlar da rahatlayayım, bunca eziyeti ne diye yapıyorlar” şeklinde söylenmekten kendilerini alıkoyamıyorlardı. Hatta gün boyu “son çayımı sizinle içeyim, son yemeğimi sizinle yiyeyim” die birbirlerine takılıyorlardı. Bu da diğerleri tarafından tepkiyle karşılanıyordu. Kimisi ise kimsenin sevmediği yalaka olan birini giderayak şunu bir güzel dövsem mi, ya da bugün bu ustabaşına itaat etmeyeceğim gibi söylemlerle stres atmaya çalışıyordu.

İşçilerdeki bu tedirginlik evde ailelerine de yansıyordu. Bu günler boyunca, konuştuğum her işçi uykusunun kaçtığını, evdekilerin de bundan etkilendiğini söylüyordu. Cuma günü iş çıkışı beklenen açıklama yapılmadı. Ama işçiler köpüre köpüre üstlerini değiştirip servislere bindiler. Diğer vardiyada çalışan işçiler açıklama istemiş ve bu yapılmıştı. Ertesi gün sabah gittiğimizde işçiler yerlerine oturdular ama kimse çalışmak istemiyordu. Yavaş yavaş hep beraber çalışmayalım söylemleri yükselmeye başladı. Ve bu git gide içgüdüyle tek tük çalışan işçilerin işi bırakması, sonuçta hep beraber işi durdurmayı sağladı. Artık bizlere oyun oynandığı konusunda tereddüt duymuyordum.

İşçilerle oturmuş durumu konuşuyoruz. Herkes normal zamanlarda rahat yapamadığı şeyi, içinden geleni söylüyordu. Çok doğal olarak yıllardır içlerinde biriken tepkiyi yavaş ta olsa göstermeye başlıyorlardı. Bölüm sorumluları işçiler arasında geziyordu. Bizim bölümün sorumlusu o gün işe geç geldi. Diğer sorumluyu çağırıp çalışmayacağımızı, toplantı istediğimizi söyledik. Normal zamanlarda iş başı yapıldıktan sonra denetlemeye gelen amir bu defa kendisine haber verilmesine rağmen gelmiyordu.

Biz yavaş yavaş ayağa kalkmaya başladık. Yavaş yavaş işçiler yanımıza gelmeye başladılar. Bunun üzerine bölüm sorumlusu diğer bölümü de çağırıp açıklama yapmaya başladı. Kendisinin işten çıkarma olup olmayacağını bilmediğini, olsa da kimlerin çıkarılacağını bilmediğini, sadece müdürün dün çıkışta kendisine zam oranlarını açıkladığını, zaman olmadığı için de bugüne kaldığını vb. söylemeye başladı. İşçiler konuşmaya başladılar. Bu arada amir işçilerin söylediklerini dikkatle dinliyordu. Şirket aslında kimseyi işten çıkarmak istemiyor; bunun için elinden geleni yapıyor; açıklamanın gecikmesi bunun içindir; son ana kadar bunun için çalışılıyor vb. şeyler sıraladı. İşçiler zam oranının düşük olduğunu söylediler. O da “Burası Türkiye,durumu siz de biliyorsunuz; bakın buranın patronu gelmiş burada kurmuş şirketini, niye? Çünkü buranın işçilik maliyeti düşük. Bulgaristan’a gidecekmiş orda işçilik buraya göre daha ucuz. Ama buraya gelmiş” vb. şeyler söyledi.

Toplantı sırasında başka işçiler işyerinde yaşanan sorunlardan bahsettiler. Bu asıl konunun dağılmasına neden oldu. Amirin de işine yaradı. Her söylenenden sonra konuyu istediği gibi başka yönlere çekmeye çalıştı. İşçilerin konuyu dağıtan sözler söylemelerine müdahale etmeye çalıştık. Konunun kendisi açıklığa kavuşmamıştı daha. En sonunda bir işçi düşünmeden şu sözleri söyledi. “Bana zam vermeyin de, işten de çıkarmayın buna razıyım.” Bu sözlerden sonra amir herkese dönüp “işte bakın” dedi. Duymak istediği laf buydu aslında. Günlerce işçilere uyguladıkları psikolojik baskının amacı kimi işçilerde yarattığı etkiyi kullanarak düşük oranlı zammı tepkisiz bir şekilde işçilere kabul ettirmekti. İşçinin bu sözünden sonra herkes ona karşı tepki gösterdi. Oynanan oyun bunun içini. Aslında zamlardan başlayarak ilerde yavaş yavaş devam edecek olan saldırının bir başlangıcıydı. Nitekim bundan sonraki günlerde tekrar bir toplantı yaparak “kimseyi işten çıkarmadık, ama bu sizden fedakarlık istemeyeceğimiz anlamına gelmiyor” şeklinde açıklamalar yapmışlar.

O günkü toplantıyla beraber toplam bir saat çalışılmadı. İşverenin diğer sözcüleri çalışmadığımız için bu amire fırça attılar. Bir saatlik çalışmamak onlar için çok önemliydi. İşçilerin ruh hallerinin onlar için bir önemi yoktu. Bu arada diğer vardiyanın bir başka bölümünde işçiler, düşük zamma karşı üretimi düşürme eylemi yapmışlar. Bu bölümdeki işçiler normalde bize oranla daha fazla maaş alıyorlar, zamları da bizim bölüme göre daha fazla. Eylem bizim bölüm işçilerinin hoşuna gitmişti. Cumartesi bizim de yaptığımız kısa iş bırakma eyleminde onlardan alınan moral güçte vardı.

Bu toplantı sonrası on dakika bile geçmeden amir gelip toplantı yaptı. Müdürü aradığını ve işten çıkarmaların durdurulduğunu söyledi. Herkesin ağzından şu söz çıkmaya başladı: Oyuna getirildik! Bizimle oynadılar! Bundan sonra işçiler biraz rahatlamıştı. Çünkü ilk defa birlikte hareket edilip üretim durdurulmuştu. Ama patrona karşı tepki içten içe daha fazla büyümüştü. İşçilerle işsizlik tehdidiyle oynamak kolay bir şeydi işte. Onlar da biliyor ki, işsizlik işçiler için bir kabus.

Çalıştığım fabrikada bize uygulanan bu oyun gösteriyor ki, sermaye bu tehdidi çok rahat bir şekilde kullanabiliyor. İşçiler birlik beraberliklerini sağlamadıkları sürece bu oyunlar daha çok oynanır. Bize düşen bundan bize gerekli olan dersi çıkarıp, bizimle oyuncak gibi oynamalarının karşısına geçmek. Geleceğimizi elimize almak için örgütlenip sermayenin karşısına dikilmektir.

Bir metal işçisi