22 Mart '03
Sayı: 11 (101)


  Kızıl Bayrak'tan
  Emperyalist işgal saldırısına karşı mazlum Irak halkıyla dayanışmaya!
  Direnişi örmek için harekete geçelim!
  Türkiye ABD emperyalizminin bedava askeri oldu
  Emperyalistler arası ilişkilerde ve emekçi kitle hareketinde yeni bir dönem
  Azor Zirvesinin gösterdikleri...
  Emperyalist savaş karşıtı eylem ve etkinlikler...
  Emperyalist savaş karşıtı eylem ve etkinlikler...
  Dünyada emperyalist savaş karşıtı eylemler...
  Dünyada emperyalist savaş karşıtı eylemler...
  Geçtiğimiz hafta dünyada emperyalist savaş karşıtı eylemler...
  Emperyalist savaşa karşı mücadeleyi ve bahar dönemini kazanmak için!..
  Kölelik yasası meclise takıldı...
  Emperyalist savaşa ve iş yasa tasarısına karşı birleşik mücadeleye!
  Gençlikten..
  Eylem ve etkinliklerden...
  İstanbul Eczacılar Odası üyesi ile savaş üzerine konuştuk...
  Filistin emperyalist savaşın hedefidir
  Dünya, Ortadoğu ve Türkiye
  Sanat ve sanatçı üzerine...
  Fabrika deneyimlerinden...
  Dünyada sınıftan haberler...
  Cejna Newroz piroz be!
  Doğru politikalarla anlamlı bir faaliyet
  Kim yahu bu "piyasalar?"...
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
“Özgür olmak zorunda olan şiir değil, şairdir!”

Sanat ve sanatçı üzerine...

İçinde bulunduğumuz emperyalist-kapitalist düzende, her şey satılığa çıkartılmış, insana ait tüm değerlerin içi boşaltılmış, insanlık kültür üretmekten giderek uzaklaşmıştır.

Gelişen bilim ve teknoloji, daha fazla kâr hırsı için kullanılırken insanlık açlığa, hastalıklara, ölümlere terkedilmiştir. İnsanlığın bugüne dek biriktirdiği kültür de kendini giderek tüketmektedir. İnsanlık kapitalizm çağında tarihinin en karanlık, yoz ve zalim dönemini yaşamaktadır.

Nedeni ise ortadadır. Kapitalizmde egemen olan sınıf, egemenliğini korumak için bir çok aracı devreye sokar. Bu kimi yerde açıktan baskı ve şiddet araçları olur, kimi yerde ise ideolojik, politik-kültürel alanlarda karşımıza çıkar. Bunun örneklerini eğitimle medyayla, sanatla yaşamın her anında hissetmekteyiz. Bu anlamda cop ile TV arasında özünde fark kalmamakta, ikisi de aynı işlev için devreye sokulmaktadır. Yani egemen sınıf için, ezilenleri bastırmak, sindirmek, korkutmak, kandırmak için...

Bu anlamda sanata ve sanatçı kavramlarına bakarsak, sanatçı kavramı kapitalist düzende elit bir kesimi anlatır. Ve bu düzenin tercih ettiği sanatçı, tarafsız olan, dünyada olup bitenlerle değil de sadece sanatıyla ilgilenen, ruh hali önemli olan “özgür” bağımsız kişilerdir. Ve tarafsızlık bu özgünlüğün ön koşuluymuş gibi sunulmaktadır.

Bir diğer yön ise sanatçının para kazanması için, talebe göre, sanat ürettiğidir. Bu sanatçıların tarafsızlık iddialarının topluma karşı sinsi bir tehdit olduğu ortadadır. Çünkü devamında duyarsızlık, yabancılaşma vb. gelecektir. Bu “sanatçılar”, tarafsızlıklarını, örgütsüzlüklerini teorileştirip, topluma bunu bir zehir gibi yaymaktalar. Sanatın her dalında bu durum kendini gösterebiliyor. Bu sanatçıların ürünlerinden (roman, resim, sinema vb.) bireycilik, yozlaşma, yabancılaşma sızmakta, iç bunalımlar allanıp pullanarak piyasaya sunulmaktadır. Bu sanatçılar geleceğe miras hiçbir ürün bırakmamaktalar. Çünkü şimdinin gerçekliğine yüz çevirerek tanıklık etmekten özenle kaçınmaktalar. Yanı sıra bilimin ve tarihin sanat eserlerinde “yenileştirildiğine” bunun da aslında tahri olduğunu görmekteyiz. Bu “özgür” sanatçıların ürünlerindeki (daha çok yazınsal alanda) özgürlüğü nasıl anladıkları ortaya çıkıyor.

Kapitalizmde özgürlük, bir kot markasına ya da bir cep telefonuna indirgenecek denli içi boşaltılmış bir kavramdır. Sanatta ise; özgürlük adına, örneğin cinselliğin yozlaşması tarafsızlık, örgütsüzlük olarak yansıyor. Özgür olma kaygısıyla toplumsal değerler “aşılıyor” ve geçmişin kültür mirası göz ardı ediliyor. Kaygı, “geleneksel” olmama kaygısıdır. Dünyada hüküm süren kültür emperyalizmi sayesinde zenginlik ve çeşitlilik ortadan kalkıyor, tek tipleşiyor. Anlamsızlığın, özgürlük ve özgünlük olarak algılanabildiği bir sanat anlayışıdır karşımızda duran.

Oysa, bizler biliyoruz ki; “özgür olmak zorunda olan şiir değil, şairdir” ifadesindeki gibi, sanatın özgür olabilmesi sanatçının özgürlüğü ile mümkündür. Bu da emperyalist kapitalist sistemin yıkılıp aşılmasıyla olanaklıdır. O nedenle de sanatçı bu işte bir fiil taraf olarak yer almalıdır. Aksi takdirde ne ürünleri özgür olabilir ne de kendi. Sanatçının ihtiyacı ve görevi olan bu işte sanatçı topluma karşı sorumluluk duymalı ve onunla iç içe mücadelede yer almalıdır.

Bir okur/İzmir