22 Mart '03
Sayı: 11 (101)


  Kızıl Bayrak'tan
  Emperyalist işgal saldırısına karşı mazlum Irak halkıyla dayanışmaya!
  Direnişi örmek için harekete geçelim!
  Türkiye ABD emperyalizminin bedava askeri oldu
  Emperyalistler arası ilişkilerde ve emekçi kitle hareketinde yeni bir dönem
  Azor Zirvesinin gösterdikleri...
  Emperyalist savaş karşıtı eylem ve etkinlikler...
  Emperyalist savaş karşıtı eylem ve etkinlikler...
  Dünyada emperyalist savaş karşıtı eylemler...
  Dünyada emperyalist savaş karşıtı eylemler...
  Geçtiğimiz hafta dünyada emperyalist savaş karşıtı eylemler...
  Emperyalist savaşa karşı mücadeleyi ve bahar dönemini kazanmak için!..
  Kölelik yasası meclise takıldı...
  Emperyalist savaşa ve iş yasa tasarısına karşı birleşik mücadeleye!
  Gençlikten..
  Eylem ve etkinliklerden...
  İstanbul Eczacılar Odası üyesi ile savaş üzerine konuştuk...
  Filistin emperyalist savaşın hedefidir
  Dünya, Ortadoğu ve Türkiye
  Sanat ve sanatçı üzerine...
  Fabrika deneyimlerinden...
  Dünyada sınıftan haberler...
  Cejna Newroz piroz be!
  Doğru politikalarla anlamlı bir faaliyet
  Kim yahu bu "piyasalar?"...
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
İstanbul Eczacılar Odası üyesi ile savaş üzerine konuştuk...

“Emperyalist savaşa hayır!”

- Mevcut eylemliliklerle savaşın durdurulabileceğini düşünüyor musunuz?

- Durdurulabilir diye düşünüyorum. İnsanların inancı olmasa bu tür eylemler de olmaz. İnanmak zorundayız ve inanıyorum. Ama belki engelleyemeyebiliriz bunu söylüyoruz, bunun da bilincindeyiz. Ama durdurulabilir de diyoruz.

- Siz bir umudu dile getiriyorsunuz. Ancak gerçekten savaşın durdurulması için ne yapılması gerektiğini düşünüyorsunuz?

- İnsanların gücüne güç katması gerekir. Halkların çok daha fazla alanlara, sokaklara çıkması gerekir. Savaşa karşı olduğunuzu gerçekten haykırmak zorundasınız. Başka bir dünya mümkün diyoruz. Bu gerçekten içi boş bir laf değil. Savaş yanlısı devletler var, ama bunun karşısında da savaşa hayır diyen milyonlar var.

- Türkiye halkları üzerinden de yüzde 90-95’inin savaşa karşı olduğunu söyleyebiliriz...

- Bu oran gerçekten ne kadardır bilemiyorum, ama bu oranın alanlara fazlasıyla yansıması gerektiğini düşünüyorum.

- Peki yansımamasını neye bağlıyorsunuz?

- Tabii bunun birçok bileşeni vardır. Bazı eylemliliklerde halka inemeyebiliyorsunuz. Biz 1 Mart’ta Ankara’ya giderken İstanbul Eczacı Odası olarak gittik. Ben eczanemde yakama “Irak’ta savaşa hayır” diye bir kokart takıyorum. Geldiğinde hastalarımız “ne yapıyorsunuz” diye sordular. “1 Mart’ta Ankara’ya gidiyoruz” dedim. Ve onlar da katılma isteği ile yanıp tutuştular. Ama nerede, ne şekilde, kimlerin arkasında, hangi örgütlülükle gideceklerini çok da fazla bilemedikleri için gelemeyen birçok insan oldu. Bizler yani örgütlü insanlar çok rahat gidiyoruz. Kendi meslek odanızdır, sendikanızdır, bir yapınız vardır gidersiniz. Ama bunun dışında örgütsüz bir halk olduğunu, onların da yeteri kadar alanlara yansıyamadığını düşünüyorum. Bir de medyanın, bilinçli olarak tabii ki, ilgisinin çok yetersiz olduğunu düünüyorum. Mesela 1 dakika karanlık eylemliliği var, Susurluk konusunda örneğin ilgi göstermişti medya, ama şu anda bu ilgiyi göremiyoruz.

Halkların duyarsız olmadığını, ama bu alandaki eksikliğin farklı sebepleri olduğunu düşünüyorum.

- Bunun önüne geçmek için bulunduğumuz her alanda emperyalist savaşa hayır komiteleri vb. kurmak gerekiyor...

- Var zaten, “Irak’ta Savaşa Hayır” koordinasyonu var.

- Evet var ama bunun yerelliklere yansımaması problem...

- Evet o bir eksiklik. Onu nasıl yapacağımızı da zaten tartışıyoruz. Ben aynı zamanda “Irak’ta Savaşa Hayır” koordinasyonunun bir üyesiyim. Gerçekten bunun için kafa patlatıyoruz. Çünkü bu temsili düzeyde olmamalı. Herhangi bir meslek örgütü, herhangi bir yapı kendi üyelerini götürüyor, ama halka inmek için başka şeyler yapmak gerekiyor.

- “Irak’ta savaşa hayır” derken neden sadece Irak’ta? Mesela Amerika’nın tüm Ortadoğu’ya yerleşme gibi bir niyeti varken...

- Bu koordinasyon ilk oluştuğu zaman tartışıldı. Bir grup arkadaşımız savaşa hayır dedi. Fakat bu arada haklı savaşlar da vardır gibi bir tartışma olunca ve herkesi kapsaması, bütün kitleye inebilmesi anlamında “Irak’ta savaşa hayır” denildi. Ama bu diyelim ki yarın başka bir yere taşındığı zaman, sizin de belirttiğiniz gibi, o zaman bu isim “İran’da savaşa hayır” olur. Irak’ta saldırı çok yakın bir gündem olduğu için böyle bir isim aldık.

- Siz bu savaşın emperyalist bir savaş olduğunu düşünüyor musunuz?

- Tabii ki, elbette. Başka türlü düşünülebilir mi? Biz Amerikan emperyalizmine, emperyalist bir savaşa hayır diyoruz. “Irak’ta savaşa hayır” derken bu bir kısa başlıktır.

- Geniş kitleler nezdinde bu savaşın kirli ve haksız bir savaş olduğunu teşhir edebilmek için koordinasyonun “Emperyalist savaşa hayır” vb. bir isim alması gerekmez miydi?

- Platformun altı budur. Biz bunu sloganlarımızla ya da basın duyurularımızla, mitinglerde bu şekilde dile getiriyoruz. Altını bu şekilde dolduruyoruz. Ben bu savaşa emperyalist savaş diyorum. Ama yapı içinde bunu böyle demeyenler de olabilir. Bizim amacımız çok geniş bir kesimi içine alabilmek.



Bir deneyim...

Haklarımızı ancak kararlı bir
mücadeleyle alabiliriz!

Ben Ümraniye’de petro-kimya sektöründe çalışan bir işçiyim. Çalıştığımız işyerinde günde 10 saat tüm haklardan yoksun çalışıyoruz. Bir arabanın arkasında havalandırmasız ve oturacak yer olmadan taşınıp duruyoruz. Bütün angarya işlerini yaptığımız yetmezmiş gibi en küçük bir molamızda dahi patron tarafından hemen azarlanıyoruz. Asıl işimiz dışında çaycılıktan temizlikçiliğe, hamallıktan diğer angarya işlere dek her türlü işi yapıyoruz. Buna rağmen aldığımız ücret asgari ücretin de altında ve paramızı zamanında alamıyoruz.

Ocak ayında yapılması gereken zam hiçbir şey söylenmeden erteleniyordu. İşçiler arasında uzun zamandır rahatsızlık vardı. Bir yandan paramızı almakta zorlanıyor, diğer yandan insan yerine dahi konmuyorduk. Bunda patronun daha önceki işçilerden herhangi bir karşı çıkış görmemiş olmasının önemli bir payı vardı. Buna güvenerek keyfi bir şekilde davranıyordu. Zammı erteliyor ve maaşımızı sürekli geciktiriyordu. Bizler biriken tepkinin bir biçimde açığa çıkacağını biliyorduk. Bunun için sürekli aramızda konuşuyor, zam konusunda ortak bir karar vermeye çalışıyorduk. Eğer birlikte hareket edemezsek kaybedeceğimizin bilincindeydik. Sonunda zam miktarı belirleyip bunu dayatma ve istediğimiz kabul edilmezse işten çıkma noktasında anlaştık. Herhangi bir sorun olduğunda birlikte davranacaktık. Patronun bizi bölüp zayıf düşürmesine izin vermemek i&cceil;in her konuda anlaştık. Karşılaşabileceğimiz ihtimalleri gözetip buna karşı kendimizi hazırladık.

Maaş almamız gereken gün bize hiçbir şey söylenmedi. Ertesi gün muhasebeciye paraya ihtiyacımız olduğunu ilettik, herhangi bir yanıt alamadık. Akşam patron telefon ederek parayı ertesi gün verebileceğini söyledi. Ertesi gün akşama dek paranın verilmesini bekledik. Fakat ses seda yoktu. Akşam saat 6’da, mesainin bitmesine rağmen, işyerinden çıkamamıştık. Bize bir şey söylenmiyordu. Bunun nedeni saat 7’ye doğru ortaya çıktı. Mesai bittikten yaklaşık bir saat sonra işyerine bir kamyon malzeme geldi. Bunu indirmemiz isteniyordu. Bunu yapmamaya karar verdik. Uzun zamandır duyduğumuz tepki en üst seviyeye ulaşmıştı. Sonunda patron odasından çıkarak kamyonu boşaltmamızı istedi. Bir arkadaş tepkili olduğumuzu ve bu nedenle de malı indiremeyeceğimizi söyledi. Patron şaşırmıştı, nedenini sordu. Arkadaş, paramızı alamadığımızı ve mesainin bittiğini söyledi. Arkadaşımızı oaya alarak adeta tehdit ettiler. Eğer çalışmaya devam etmek istiyorsa koşulları kabul etmesi gerektiğini, yoksa işten çıkmasını söylediler. Patronun amacı işçilerden birini çıkararak diğerlerine geri adım attırmaktı. Biz de dışarıda arkadaşlarla daha önce aldığımız karara uyacağımız konusunda anlaştık. Bir süre sonra arkadaş içeriden çıkıp işten çıkarılacağını söyledi. Patron kendisi gibi düş¨nen kim varsa hepsini işten çıkaracağını söylemiş. Biz topluca odaya girerek konuşmaya başladık. Arkadaşımızı işten çıkarmaya hakkı olmadığını, her türlü işi yapmamıza rağmen insan yerine konmadığımızı ve hakkımızı alamadığımızı söyledik. Verilen sözlerin tutulmadığından paramızı zamanında alamayışımıza kadar bir dizi konuda tepki gösterdik. Her türlü angarya işi yapmamıza ve tamamen haklı olmamıza rağen arkadaşımızı işten çıkarmaya hakkı olmadığını söyledik. Patron adeta şok olmuştu. İlk kez böyle bir tepkiyle karşılaşıyordu. Bir-iki söz gevelemek istediyse de lafı ağzına tıkadık. Öfkeliydik, hakkımızı istiyorduk ve kararlıydık.

Tepkimizi blok olarak ortaya koyduktan sonra dışarı çıktık. Ya işten çıkarılacak ya da hakkımızı alacaktık. Patron yaşadığı şokun ardından muhasebeci ve ustayla konuştu. İşçilerin hepsinin çıkması durumunda yaşayacağı sıkıntıyı ve işlerin aksayacağını bildiği için geri adım atmak zorunda kaldı. Önce paranın olmadığı söylenirken, maaşlarımızı, iki aylık zam farkımızı ve bayramda verilmeyen ikramiyemizi aldık. Arkadaşımızın da işe geri alınmasını sağladık.

Yaşadığımız olaylar hepimiz için değerli derslerle doluydu. Öncelikle kendi gücümüze güvenmemiz gerektiğini, birlikte hareket ettiğimiz zaman kazanabileceğimizi gördük. Birbirimize olan güvenimiz arttı. Daha önce aramızda yaşanan gerginlikler nedeniyle oluşan sorunlar, birlikte hareket etmemiz sayesinde önemli ölçüde aşıldı. Bu, ortak mücadele gücüydü. Bundan sonra da eğer birbirimize güç vermeye devam eder, birlikte kararlı bir şekilde hareket edebilirsek daha ileri kazanımlar elde edebiliriz. Biz işçilerin birbirimizden başka güvenebileceği ve dayanabileceği hiçbir güç yok. Haklarımızı ve emeğimizin karşılığını dilenerek değil, ancak kararlı bir mücadeleyle alabiliriz.

Ümraniye’den bir işçi