26 Ekim '02
Sayı: 42 (82)


  Kızıl Bayrak'tan
  Amerikan askeri olmamak için Amerikancı düzen partilerine oy verme, hesap sor!..
  BDSP bağımsız sosyalist adaylarının seçim bildirileri...
  Hazırlanan faiz ve savaş bütçesidir!
  Yıkım programlarını uygulama sırası yeni hükümette
  Boş vaadler ve gerçekler
  Emperyalistler arası savaş pazarlığı
  Amerikalı ve Amerikancı generallerin savaş zirvesi
  Emperyalist savaş karşıtı eylemlerden...
  Savaş planları çerçevesinde Kürt devleti meselesine yeni yaklaşımlar
  Sermaye için ak, emekçiler için kara!
  Emperyalist savaş, seçimler ve Parti
  Esenyurt BDSP çalışmalarından...
  BDSP'nin faaliyetlerinden...
   Ankara Hüseyingazi BDSP çalışmalarından...
   Dikmen BDSP çalışmalarından...
   Adana BDSP çalışmalarından...
   İzmir'de BDSP bildirgesi dağıtımından...
   Seçimler yaklaşırken...
   İtalya bir kez daha milyonlarca emekçinin genel greviyle sarsıldı
   Sınıfa, Partiye ve Devrim'e Destek Gecesi
   Şan olsun 20 Ekim direnişine!..
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Seçimler yaklaşırken...

Serhat Ararat

3 Kasım seçimlerine çok az bir süre kaldı. Seçim kampanyaları ise kıran kırana sürüyor. Seçim propagandalarında sorunlar genel, çarpık ve yüzeysel olarak dile getirilmesine rağmen, bunlar hakkında ciddi ve tutarlı çözüm politikaları dile getirilmiyor, tartışmalar politikalar üzerinde yapılmıyor. Aslında bu yıllardır tekrarlanagelen bir durum. Bu anlamda Türk siyaset kurumunda değişen yeni bir şey yok...

Seçimlerin kendi içinde bir çözüm üretmeyeceğini, iktidar ilişkilerinde herhangi bir değişiklik getirmeyeceğini bilmeyen yok. En başta da sosyalistler, devrimciler ve yurtseverler... Egemen sınıflar da bu seçimlerle iktidar ilişkilerinde herhangi bir oynamanın olmayacağını biliyorlar. Peki madem böyledir, o zaman bu seçimler tümden anlamsız mı, egemenler için, emperyalist merkezler için bu seçimler tümden bir gösteri, bir göz boyama mı?

Bu sorulara kestirmeden "evet" yanıtını vermek doğru değildir. Kuşkusuz daha önceki seçimlere olduğu gibi, bu seçime de bir anlam veriyor, bir işlev yüklüyorlar. Uyguladıkları ve uygulamak istedikleri temel politikalara uygun, ona en uyumlu bir vitrinin oluşmasını istiyorlar, dökülen ve deşifre olan vitrin yerine, yeni bir makyaj ihtiyacını hissediyorlar. Seçimleri bunun için yapıyorlar. Bir de toplumda biriken tepki ve öfkeleri boşaltmada seçimlerin çok önemli bir işlev gördüğünü çok iyi biliyorlar.

Böylece ortaya çıkan yeni vitrin, yeni imaj ve önemli ölçüde tepkileri alınmış toplumla yeni politikaları devreye sokmak ve uygulatmak daha bir olanaklı ve kolay hale gelir.

3 Kasım seçimlerinin de böyle bir işlevi var. DSP-MHP-ANAP hükümeti tükenmişti. Ne yaklaşmakta olan Irak saldırısında ABD’nin istemlerine karşılık verebilirdi, ne İMF yönetimindeki ekonomi politikalarına yanıt verebilirdi, ne de AB ile ilişkiler konusuna... Zaten böyle olduğu için anılan hükümet çok kısa bir süre içinde içeriden çökertildi, yeni bir hükümet kaçınılmaz hale getirildi. Bu da seçimi zorladı, çünkü var olan meclis bileşimi gündemdeki politikaların ağırlığına denk düşecek bir hükümet modelini çıkarmaya uygun değildi.

Peki, 3 Kasım seçimleri tekelci sermayenin ve emperyalist merkezlerin beklentilerine uygun bir meclis bileşimi ve hükümeti ortaya çıkarabilir mi?

Hayır, yapılan kamuoyu yoklamalarının ortaya çıkardığı tabloya bakılırsa, bu seçimlerin anılan beklentileri karşılamayacağı anlaşılıyor. Tekelci sermayenin ve emperyalist merkezlerin istediği, sol, sosyal demokrasi sosuna bandırılmış bir hükümettir. Yani İMF memuru Kemal Derviş’li CHP eksenli bir hükümet onların tercihini oluşturuyor. Fakat görünen o ki, CHP’nin tek başına ve ağırlıkta olduğu bir hükümet modelinin seçim sonuçlarından çıkması çok zordur. Yapılan anketlere bakılırsa AKP en yüksek oyu almaya aday parti görünüyor. AKP’nin kendisini egemenlere, esas iktidar güçlerine kabul ettirme çabasına rağmen henüz tam güvenlerini ve onaylarını kazanmış değil. T. Erdoğan seçimlere sokturulmadı, AKP ile ilgili kapatma davası açılmış bulunuyor ve tekelci basında aleyhlerinde belli bir kampanya yürütülüyor. Ecevit gibileri AKP’nin birinci parti çıkması durumunda bunun rejim bunalımına yol açabileceğini belirtiyorlar.

Bu çelişkili tabloya bakıldığında 3 Kasım seçimlerinin egemenler cephesindeki sorunları çözmek bir yana, yeni sorunlar ve krizler çıkarmaya aday olduğu görülüyor. Başka bir ifadeyle rejimin bunalımı yeni unsurlarla yeni boyutlar kazanacaktır. Bu cephede siyaset aktörlerinin yerleri ve ağırlıklarında belli değişimler yaşanabilir, kimi partiler seçim barajının altında kalabilir. Ama bu, yukarda özetlemeye çalıştığımız genel değerlendirmeyi etkilemeyecek, tersine tamamlayacaktır.

3 Kasım seçimleri kendi içinden yeni kriz unsurlarını çıkarsa da egemenler bunu bir soluklanma, makyaj değişikliği yapma vesilesi yapmaya çalışacaklardır. Bileşenleri DSP-MHP-ANAP’tan farklı yeni bir hükümetle kısa vadede ekonomik ve siyasal programlarını yürürlüğe koyacaklardır. IMF saldırı politikalarını daha şiddetli uygulamaya devam ettirecek, Irak saldırısında ABD ile uyumlu, Güney Kürdistan işgalinde Genelkurmay’ın emirlerini harfiyen yerine getirecek yeni bir hükümet oluşturacaklardır.

Bu noktada emekçiler ve Kürtler’in bu süreçten nasıl çıkacakları ve seçimlerden sonra yeni saldırı dalgalarına karşı ne kadar hazırlıklı oldukları sorusu büyük önem taşıyor.

İmralı Partisi KADEK eksenli seçim blokları ve politikalarının Kürtlere ve emekçilere verebileceği bir şey yoktur, tersine sonuçlar yaratacağı kesindir. Bunun için seçim politikalarına ve kampanyalarına bakmak yeterlidir. Halkın, özellikle Kürt halkının bu seçim kampanyalarında yer alışı paradoksaldır. Halk, taleplerine ve kimliğine sahip çıkmada ısrarlıdır. Bu, yılların, özellikle son çeyrek yüzyılın birikimlerinin bir sonucudur. Bir yandan kimliğine sahip çıkışının bir gereği olarak DEHAP’a oy verirken, bir yandan da İmralı çizgisiyle birlikte olmanın bu birikimin altını dinamitlemek olduğunu yeterince kavramamaktadır, ya da bir kavrayışa ulaşmışsa bile bunu politik bir tavra dönüştürmemektedir.. Ve sonuca damgasına vuracak olan da bu ikinci boyuttur.

Dolayısıyla seçimlerde İmralı eksenli blok ne kadar oy alırsa alsın, Kürtler ve emekçiler güçlenmiş olarak, bazı mevziler kazanmış olarak çıkmış olmayacaklardır. Tersine güç yanılsaması altında tasfiyeciliğin yarattığı güçsüzlüğü yaşayacaktır...

Emekçileri ve Kürtleri güç günler bekliyor. Bu güçlükleri aşmanın yolu, düzeni ve tasfiyeciliği karşıdan karşılayacak örgütlenmelerden, ideolojik ve politik duruştan geçmektedir!..