26 Ekim '02
Sayı: 42 (82)


  Kızıl Bayrak'tan
  Amerikan askeri olmamak için Amerikancı düzen partilerine oy verme, hesap sor!..
  BDSP bağımsız sosyalist adaylarının seçim bildirileri...
  Hazırlanan faiz ve savaş bütçesidir!
  Yıkım programlarını uygulama sırası yeni hükümette
  Boş vaadler ve gerçekler
  Emperyalistler arası savaş pazarlığı
  Amerikalı ve Amerikancı generallerin savaş zirvesi
  Emperyalist savaş karşıtı eylemlerden...
  Savaş planları çerçevesinde Kürt devleti meselesine yeni yaklaşımlar
  Sermaye için ak, emekçiler için kara!
  Emperyalist savaş, seçimler ve Parti
  Esenyurt BDSP çalışmalarından...
  BDSP'nin faaliyetlerinden...
   Ankara Hüseyingazi BDSP çalışmalarından...
   Dikmen BDSP çalışmalarından...
   Adana BDSP çalışmalarından...
   İzmir'de BDSP bildirgesi dağıtımından...
   Seçimler yaklaşırken...
   İtalya bir kez daha milyonlarca emekçinin genel greviyle sarsıldı
   Sınıfa, Partiye ve Devrim'e Destek Gecesi
   Şan olsun 20 Ekim direnişine!..
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
“TKİP işçi sınıfı devrimciliği çizgisinde kararlılıkla yolunu yürümekte, dinamik gelişme çizgisini günden güne güçlendirerek sürdürmektedir...”

Emperyalist savaş, seçimler ve Parti

(Sınıfa, Partiye ve Devrime Destek Gecesi’nde
TKİP adına yapılan konuşmanın metnidir...)

Dostlar, yoldaşlar...

Partimizin kuruluş yıldönümünde yapageldiğimiz gecelerin bir yenisinde işte yine beraberiz. Sizleri partimiz ve yurtdışı örgütümüz adına içten devrimci duygularla selamlıyor, “Sınıfa, Partiye ve Devrime Destek Gecesi”ne bir kez daha hoşgeldiniz diyorum...

Dostlar,

Dünyanın gündeminde emperyalist savaş var. Emperyalist dünya düzeni insanlık için yeni felaketler ve yıkımlar hazırlamaya devam ediyor. Kapitalist sistemin çok yönlü bunalımı, yeni bir emperyalist savaşlar dönemini başlatmış bulunuyor. Son on yılda üç bölgesel emperyalist savaşı yaşadık, şimdi gündemde bir dördüncüsü var. ‘91’deki Körfez savaşıyla başlayan, Yugoslavya ve Afganistan üzerinden süren emperyalist saldırı ve savaşlar zincirinin gündemdeki yeni halkası, bu kez yine komşumuz Irak. Amerikan emperyalizmi, Afganistan’a karşı yürüttüğü barbarca savaşın ardından şimdi de Irak’a karşı bir savaşı başlatmak üzere. Bu kudurgan saldırganlık dünya halklarının direnişiyle durdurulamazsa eğer, bunu yeni savaşların izleyeceğinden kuşku duyulmamalıdır.

ABD dünyada rakip ve itiraz tanımayan bir emperyalist imparatorluk kurmak istediğini açıkça ilan etmiş bulunmaktadır. Böyle bir imparatorluk içinse halklara kölece boyun eğdirmesi ve emperyalist rakiplerin karşısında yeni üstünlükler elde etmesi gerekiyor. Afganistan’a karşı savaş bunun içindi, Irak’a karşı savaş bunun için olacak.

Gündemdeki savaşın amaçları apaçık ortadadır. Amaç; Ortadoğu’nun en önemli petrol rezervlerinden birine sahip olan Irak’ı sömürgeleştirmektir. Amaç; petrol gibi stratejik bir hammadde üzerinden emperyalist rakipler karşısında tartışmasız bir üstünlük kurmaktır. Amaç; Amerikan emperyalizminin Ortadoğu üzerindeki köleci egemenliğini pekiştirmek ve bu arada Filistin’e kan kusturan siyonist İsrail’in pozisyonunu güçlendirmektir.

Bu amaçlara dayalı bir savaş, tümüyle haksız, gerici ve emperyalist bir savaştır. Böyle bir savaşın karşısına dikilmek zorundayız. Tüm dünya halklarının, fakat özellikle de Ortadoğu halklarının en acil ve güncel görevi budur.

Emperyalist savaş on küsur yıldır büyük yoksunluklar içinde kıvranan Irak’ı tümden yıkıma sürükleyecektir. Bununla da kalmayacak, tüm Ortadoğu halkları ve bu arada elbette Türkiye halkları için de ağır sonuçlar yaratacaktır. Bu bütün açıklığı ile gözler önündeyken, Türkiye’nin Amerikancı iktidarı, ülkemizi emperyalizme bir saldırı ve savaş üssü olarak kullandırıyor. Bununla da kalmıyor, bu savaşa Amerika’nın safında bizzat katılmaya hazırlanıyor. Bu ağır suçu maskelemek için de şu günlerde Kürt devletinin kuruluşunu önleme bahanesine sığınıyor.

Türkiye’de günlerdir bu konu üzerinden yeni bir şovenist kampanya sürdürülüyor. Buna dayalı olarak savaş çığırtkanlığı yapılıyor. Amaç, emperyalist savaşa karşı olan emekçi halk kitlelerini şovenist duygularla sersemletmektir. Böylece haksız ve kirli bir emperyalist savaşın destekçisi, hiç değilse sessiz onaylayıcısı haline getirmektir.

Bu azgın şovenist kampanyanın karşısına dikilmek zorundayız. Her ulus gibi Kürtler’in de kendi devletlerini kurmak hakkı vardır ve bu hak tartışmasızdır. Buna kimse karışamaz, bir ulusun iradesine başkaları sınır ve ipotek koyamaz. Fakat komünistler, olarak Kürt halkının bu hakkı kendi özgücüne ve iradesine dayanarak kullanmasını isteriz. Ortadoğu gibi bir bölgede sırtını Amerika’ya dayayarak devlet kurmaya kalkmak, Kürtlere ne özgürlük ne de onur kazandırır. Sicilli işbirlikçiler olan Barzaniler’in ve Talabaniler’in başını çektiği böyle bir tutum, Kürtlere ve bölge halklarına yalnızca yeni acılar, yeni felaketler getirecektir. Yakın tarihte bunun örnekleri yaşandı; Amerika bugünün aynı işbirlikçileri sayesinde Kürtleri iki kez kullandı ve ardından da katliamlarla yüzyüze bıraktı.

Özetle, iradesini ve kaderini emperyalizme bağlamak, Irak Kürtleri’ne özgürlük değil, en iyi durumda bile bağımsız devlet görüntüsü altında kölelik getirecektir.

Ne var ki “Kürt devleti” sorunu Türk burjuvazisi için yalnızca bir bahanedir. O bununla Amerika hesabına savaşa girmesinin gerçek nedenlerini gizlemeye çalışıyor yalnızca.

Amerika hesabına savaşa girmek, halkımıza ve tüm bölge halklarına ihanet, onlara karşı işlenecek ağır bir suçtur. Bu ihaneti boşa çıkarmak, bu suçun hesabını sormak, emperyalist savaşı durdurmak, günümüzdeki yakıcı görevdir.

Partimiz sizleri, Avrupa’daki tüm Türkiyeli ve Kürdistanlı emekçileri, emperyalist savaşı durdurma mücadelesine katılmaya çağırıyor. Tarihi önem taşıyan gelişmeler karşısında sessiz, ilgisiz kalmayalım! Avrupalı emekçilerin yükselttiği savaş karşıtı sese sesimizi katarak savaşa karşı aktif mücadele içinde yerimizi alalım!

Yoldaşlar, emekçi kardeşler...

Türkiye’nin gündeminde yeni bir genel seçim var. Bir önceki seçimde oluşan parlamento ve üçbuçuk yıldır işbaşında bulunan Amerikancı sermaye hükümeti, ağırlaşan sorunların yükünü taşıyamaz hale geldi, bu ise yeni bir genel seçimi zorunlu hale getirdi.

Fakat seçim sonuçlarının Türkiye’de olayların gidişatı üzerinde özel bir etkisi olmayacaktır. Zira seçim oylamasının sonucu ne olursa olsun, seçim sonrası yeni parlamentonun ve kurulacak yeni hükümetin ne yapacağı daha şimdiden bellidir. İçerde, uygulanmakta olan İMF-TÜSİAD saldırı programına devam edilecek, baskı ve terör rejimi yeni makyajlar altında aynen sürdürülecektir. Dışarda ise Türkiye bölge halklarına karşı bir saldırı ve savaş üssü olarak kullandırılacak ve işbirlikçi burjuvazi ülkemizi ABD hesabına Irak’a karşı savaşa sürecektir. Başa hangi parti ya da koalisyon geçerse geçsin, uygulayacağı program kabaca budur.

Bunun böyle olacağını seçime katılan tüm düzen partilerinin bu konularda tek kelime olsun aykırı bir ses çıkarmamalarından da açıkça görmekteyiz. Bu durumda seçimlerin tek gerçek işlevi, halk kitlelerini aldatıcı vaatlerle oyalamak, onlarda yeni sahte umutlar yaratmak, böylece onları mücadeleden ve devrimci çözüm yolundan alıkoymaktır.

Bütün bu saldırı, yıkım ve savaş politikalarına karşı, kokuşmuş burjuva parlamentosunda yapılacak bir şey yoktur. Zira bu politikaların kararlaştırıldığı, planlandığı ve uygulamaya sokulduğu yer hiçbir zaman parlamento değildir, olmamıştır. Parlamento burjuvazinin gerçek karar ve uygulama mekanizmalarını gizleyen biçimsel bir örtüden başka bir şey değildir. Dolayısıyla parlamento dışında kotarılan bütün bu saldırı ve savaş politikalarını boşa çıkarmak, yine parlamento dışından, işçilerin ve emekçilerin üretim ve yaşam alanlarından geliştirilecek mücadelelerle olanaklıdır.

Emekçi kardeşler,

Türkiye ve Kürdistan solunun büyük bölümünün seçimlere umut bağladığı, yani parlamenter avanaklığa heveslendiği bir sırada, bu temel önemde gerçekleri akılda tutmak ve vurgulamak her zamankinden daha önemlidir. Burada sözkonusu olan devrimci partilerin devrimci amaçlar çerçevesinde seçimlere katılması, olanaklı olursa eğer parlamentoyu devrimci amaçlar çerçevesinde kullanması değildir. Partimiz buna karşı değildir; nitekim bugün de gücü ve olanakları ölçüsünde, seçim atmosferinden bu çerçevede en iyi biçimde yararlanmaya çalışmaktadır.

Fakat koro halinde parlamenter hayaller yayan reformist sol cephenin durumu ve konumu bu açıdan tümüyle farklıdır. DEHAP çatısı altında ya da kendi adlarına seçime katılan bu partilerin tümü de, devrimci ilke ve amaçları çoktan terketmişlerdir. Tümü de tasfiyeci ve teslimiyetçi süreçlerin ardından bugün tümüyle düzenin icazetine sığınmışlardır. Böyle olunca, bu çevrelerden seçimleri devrimci amaçlarla kullanmalarını beklemek zaten mümkün değildir. Nitekim tüm bu partiler seçim kampanyaları boyunca seçimler ve parlamentonun gerici burjuva karakteri ve işlevi konusunda özenle susuyorlar. Kitleler önünde bu konuda tek kelime söylememeye özel bir dikkat gösteriyorlar.

Dostlar, yoldaşlar!

Türkiye’nin son otuz yılında sola damgasını vuran devrimci kimlik, tam da parlamenter yola umut bağlayan reformist çizgiden kopmayla ortaya çıkmıştı. Denizler, Mahirler, Kaypakkayalar bu kopuşun ürünü ve temsilcileriydiler. Otuz yıl sonra bugün, artık iddiasını ve özgüvenini yitirmiş bulunanlar yeniden başa, kopuş öncesine dönüyorlar. ‘71 devrimcilerinin temsil ettiği devrim yolu karşısında yeniden reformist-parlamentarist yola giriyorlar. Emekçi kitlelerini buna ilişkin hayallerle sersemletiyorlar.

Avrupa’dan demokrasi ve özgürlük geleceğini hayal edenlerle, güya bu hayallere karşı çıkanları aynı blokta birleştiren nedir acaba? Sermaye haramilerinin yuvalandığı TÜSİAD’ı ilerici bir demokrasi gücü olarak görenlerle, güya sermayeye karşı olanları aynı çizgide buluşturan ne olabilir? Amerika’nın bölgemize savaşa dayalı müdahalesine umut bağlayanlarla, güya anti-emperyalist olanları birleştiren çizgi nasıl bir çizgidir dersiniz? Kürt halkı temel ulusal hakları için, gerçek özgürlük ve eşitlik için savaşırken Kürt hareketinden yıllarca uzak duranları bugün, tam da İmralı teslimiyetinden sonra, Kürt hareketiyle blok kurmaya yönelten nedir acaba?

Çoğaltılabilecek bu soruların yanıtı açık ve yalındır. Devrimden kopuş çizgisi, düzenin icazetine sığınma ve parlamenter siyaseti esas alma tutumu, onları yakınlaştıran ve birleştiren gerçek neden ve zemindir. Bu yalnızca bloku oluşturanlar için değil, onu dışardan açıkça ya da örtülü bir biçimde destekleyenler için de geçerlidir.

Bu geleneksel sol akımların iflasıdır, bu bir tür tükeniştir. Bugün üzerine büyük gürültüler koparılan seçim bloku, gerçekte bize bu iflasın ve tükenişin tablosunu sunmaktadır. Sol grupların büyük bir bölümü, tehlikeli parlamenter hayaller yayan bu reformist blokun ya açıktan, ya da örtülü ve utangaç destekleyicisi durumundadırlar. Buna apolitik bir keskinlikle güya seçimleri boykot edenler de dahildir.

Dostlar,

Bütün bunlar bir bakıma şaşırtıcı da değildir. Yenilgilerin sunduğu son derece öğretici derslere rağmen yapısal zaaflarında ısrar eden geleneksel sol akımların bugünkü bu akıbeti bir yerde kaçınılmazdı. Partimiz buna yıllar öncesinden işaret etti; devrimci temeller üzerinde kendini köklü bir biçimde yenilemeyi başaramayacak akımların, ya devrimci kimliklerini koruyamayarak reformizme kayacaklarını, ya da tümden silinip gideceklerini söyledi. Zaman bu öngörüyü doğruladı. Bugün tablo ortadadır. Kimileri yok olup giderken, kimileri reformist kulvarda hareket ediyor ya da oraya geçişte hayli yol almış bulunuyor.

Bu acı bir tablodur; fakat bizim devrimci yola bağlılığımızı, devrim yolunda kararlı yürüyüşümüzü zerre kadar etkilememektedir. Tersine, bugünkü sol hareket tablosu, bizi sorumluluklarımızı daha derinden kavramaya, bunun gerektirdiği görevlere daha sıkı sarılmaya yöneltiyor.

Soldaki utanç verici gelişmeler kimseyi karamsarlığa düşürmemelidir. ‘71 devrimcilerinin açtığı devrim bayrağı bugün TKİP’nin elindedir ve işçi sınıfı devrimciliğinin yıkılmaz çizgisinde taşınmaktadır. Partimiz siyasal sahneye çıktığından beri tasfiyeci dalgalara ilkelere dayalı bir sarsılmazlık ve kararlılıkla göğüs germektedir. Bu kez de öyle olacaktır. Kaldı ki TKİP bugün her zamankinden daha güçlü, etkin ve deneyimlidir. Böyle bir TKİP, Türkiye’nin devrimci damarını ve birikimini kararlılıkla, dişi ve tırnağıyla savunacak ve ayakta tutacaktır. Bu bizim için devrim ve sosyalizm davasına karşı tarihi önemde sorumluluk olduğu gibi, dünün ve bugünün devrimci kuşaklarına karşı da ödenmesi gereken bir borçtur.

Partimizin Kuruluş Bildirisi’nde şu cümleler yer almaktadır: “Partimizin kuruluşu, onyıllardır bu topraklarda devrim ve sosyalizm davası uğruna kavga vermiş, emek harcamış, acı çekmiş, büyük yiğitlik örnekleri sergilemiş dünün ve bugünün devrimci kuşaklarının yarattığı birikimin güvenceye alınmasıdır.”

Bugün bu sözlerin her zamankinden çok daha fazla anlam kazandığı bir tarihi dönemden geçiyoruz. Partimiz tarihi misyonunun ve güncel sorumluluklarının bilincindedir. TKİP devrimi, devrimci iktidar iradesini, sosyalizmi temsil eden bir partidir. İlkeleri, programı, pratiği, gelenekleri, değerleri bunun kanıtı ve güvencesidir.

Gün TKİP saflarında birleşme ve kenetlenme günüdür. 30 yıllık parti ve gruplar yozlaşırken ya da siyasal yaşamdan silinip giderken, TKİP işçi sınıfı devrimciliği çizgisinde kararlılıkla yolunu yürümekte, dinamik gelişme çizgisini günden güne güçlendirerek sürdürmektedir. Tüm samimi devrimcileri ve devrim davasına umut bağlamış emekçileri, bu farklılık üzerine düşünmeye, gerçeği anlamaya, TKİP saflarında yer almaya çağırıyoruz. Geleneksel solu saran tasfiyeci çürüme ve savrulmalara günümüzde verilecek en anlamlı yanıt budur.

Hepinizi bir kez daha içten devrimci duygularla selamlıyorum...

Yaşasın Türkiye Komünist İşçi Partisi!
Yaşasın proletarya devrimi ve sosyalizm!