26 Ekim '02
Sayı: 42 (82)


  Kızıl Bayrak'tan
  Amerikan askeri olmamak için Amerikancı düzen partilerine oy verme, hesap sor!..
  BDSP bağımsız sosyalist adaylarının seçim bildirileri...
  Hazırlanan faiz ve savaş bütçesidir!
  Yıkım programlarını uygulama sırası yeni hükümette
  Boş vaadler ve gerçekler
  Emperyalistler arası savaş pazarlığı
  Amerikalı ve Amerikancı generallerin savaş zirvesi
  Emperyalist savaş karşıtı eylemlerden...
  Savaş planları çerçevesinde Kürt devleti meselesine yeni yaklaşımlar
  Sermaye için ak, emekçiler için kara!
  Emperyalist savaş, seçimler ve Parti
  Esenyurt BDSP çalışmalarından...
  BDSP'nin faaliyetlerinden...
   Ankara Hüseyingazi BDSP çalışmalarından...
   Dikmen BDSP çalışmalarından...
   Adana BDSP çalışmalarından...
   İzmir'de BDSP bildirgesi dağıtımından...
   Seçimler yaklaşırken...
   İtalya bir kez daha milyonlarca emekçinin genel greviyle sarsıldı
   Sınıfa, Partiye ve Devrim'e Destek Gecesi
   Şan olsun 20 Ekim direnişine!..
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Amerikan askeri olmamak için
Amerikancı düzen partilerine oy verme,
hesap sor!..


Türkiye savaşa karşıysa Amerikalı
generallerle ne işi var?

Amerika’nın Irak’a yönelik saldırı planlarının artık uygulama aşamasına iyice yaklaştığını işaret eden gelişmeler artıyor ve hızlanıyor. Bunlardan biri de, Pentagon’dan iki orgeneralin geçen hafta gerçekleştirdikleri Ortadoğu ve Türkiye temaslarıydı. Bunlardan biri, saldırı sonrasında Irak’a sömürge valisi olarak atanacağı söylentileri yaygınlaşan Tommy Franks, diğeri ise NATO Avrupa Kuvvetleri Komutanı Joseph Raltson’du. Yani, temas artık en tepedekiler tarafından kurulmaya başlanmıştır.

Bir başka önemli gelişme, MGK’nin, bu görüşmenin hemen ardından ve hiç vakit kaybetmeden toplanma ihtiyacı duyması oldu. Toplantı, her ne kadar, Ekim ayı olağan toplantısı diye yansıtılsa da, ana gündeminin Irak meselesi olduğu gizlenmedi. Ve de konunun, “olağan”ın mutat tarihi olan Ekim’in son haftasını bekleyemeyecek kadar acil olduğu anlaşıldı.

Temasların ardından Amerikalı orgenerallerin açıklamaları ve MGK toplantısına ilişkin Genel Sekreterlik açıklamasında, görüşmelerin kapsamına ilişkin ipucu vermemeye özen gösteriliyordu; ama bu özenin kendisi bile gerçekleri daha fazla teşhir etmekten başka işe yaramıyordu. Amerikalı generaller Türkiye’den bir talepleri olmadığını, Türkiyeli generaller de Amerika’nın bir talepte bulunmadığını tekrarladılar.

İncirlik, Adana ve Malatya üslerine ilişkin son haftaların haberleri gözönüne alındığında, bu açıklamaların, “halka bilgi vermeye niyetimiz yok” demenin Arapça’sı, yani basit ve sıradan bir yalan olduğu açıktır. Kaldı ki, Türk devleti cephesinden, her ağzını açan farklı bir açıklama yaparak da kendi yalanlarını kendileri teşhir etmeye devam ediyor. Genelkurmay farklı bir telden çalıyor, Başbakan farklı telden, meclis başkanı daha farklı. Meclis başkanının televizyonlardan yaptığı açıklama, sözde, MGK’nin “karşıyız” merkezli açıklamasını desteklerken, “6 milyar değil, 60 milyar dolar da verseler Türkiye uygun bulmadığı bir harekata katılmaz” sözleriyle de kirli kan pazarlığını bir kez daha ortaya dökmekteydi.

Kirli çıkarlara bile dayanmayan
kirli hesaplar yapılıyor

Türk devletinin, Irak saldırısı konusundaki bugünkü tutumuyla, tarihinin en büyük, en iğrenç, en aşağılık hatalarından birini işlemekte olduğunu söylemekte hiçbir sakınca olmasa gerek. Gerçekten de, hiçbir çıkar elde etme ihtimali görünmeyen, tersine, gazetelerde her gün muhtemel kayıpların dökümleri çıkarılan bir olaya, salt uşaklık bağları yüzünden böylesine balıklama atlayan bir başka devlet daha görülmüş müdür acaba? İğrençlik, bu olayın her yanından dökülüyor.

Amerika, önemli ve büyük bir çıkar uğruna saldırıya hazırlandığı halde kendi insan kayıpları için hesap-kitap yapıyor; ama Türk devleti, Amerikan çıkarları uğruna telef edeceği canlardan asla söz etmiyor. Varsa-yoksa para hesabı, para pazarlığı. Sahibinin sesi medya organlarında da, turizmden ne kadar, ticaretten ne kadar zarar ederizin hesapları çıkarılıyor.

Pisliğin bir ucunda mehmetçiğin kanı üzerine yapılan pazarlıklar yer alırken, diğer ucunda Kürt halkının kaderi üzerine yürütülen ırkçı-şoven politika duruyor. Devlet cephesinden yapılan her açıklama, “saldırıya karşıyız”ın yanı sıra, “Kuzey Irak’ta bir Kürt devleti kurulmasını savaş sebebi sayarız”ı yineleyip duruyor. Son MGK toplantısının bildirisi de bu aynı yaveleri yinelemiş oldu.

Düzenin tüm kurumları, tüm sözcüleri, tüm sahipleri ve yardakçıları aynı durumda. Seçimler yaklaşmasına, oy kaygısı önplana geçmesine rağmen, bir tek düzen partisi de kalkıp, oy kaygısıyla dahi olsa, hazırlanan savaşa karşılık çerçevesinde bir söz söylemiyor. Çünkü her birisi, Türk seçmenden önce Amerika’nın oyunu almış durumda. Beyaz Saray’dan, CİA’dan, İMF’den icazet almayan hiçbir parti ve lideri, Türkiye’nin düzeninde politika yapma şansı elde edemiyor çünkü.

Halkların emperyalist savaşa karşı
mücadelesi yükseliyor...

Amerika bir yandan saldırıya ilişkin hazırlıklarının son safhalarını tüketirken, diğer yandan yükselen savaş karşıtlığının basıncını daha fazla hissetmek zorunda kalıyor. Irak saldırısı konusunda Amerika’ya destek vermeyen, karşı çıkan sadece halklar da değil. Ortadoğu’nun enerji kaynakları öylesine iştah kabartıcı ki, diğer emperyalist devlet ve kuruluşlar, Amerika’nın bu kaynaklara tek başına sahip olmasına, aynı zamanda da dünya liderliğini pekiştirmesine kolayca razı olmaya yanaşmıyor. Birleşmiş Milletler’den Amerika’nın ihtiyaç duyduğu ve istediği saldırı kararı, aylardır çıkarılamıyor. Bu saldırıda açıktan Amerika’nın yanında olduğunu açıklamış olan İngiltere haricinde neredeyse bütün Avrupa ve Asya’da Rusya ile Çin saldırgan ikilinin hazırladığı taslaklarda öne sürülen gerekçelerin geçerliliğii onaylamıyor. Geçtiğimiz hafta hazırlanan son taslak da aynı gerekçelerle onaylanmadan geri dönmüş oldu. Bu son taslakta, ifadeler biraz yumuşatılmış olmasına karşın içerikte hiçbir değişiklik bulunmadığı açıklandı.

Emperyalist devletler çıkar çelişkisi nedeniyle destek vermiyor. Halklar ise, çıkarları Irak halkının çıkarlarıyla ortak olduğu için karşı çıkıyorlar Amerikan saldırganlığına. Başta da Amerikan halkı. Amerika’da savaş karşıtı mücadelenin hızla güçlendiği ve yayıldığı dışarıdan bile gözlemlenebiliyor. Sayıları hızla artan kitle gösterilerinden başka, aydınlar ve sanatçılar da emperyalist savaşa ve saldırganlığa karşı açıklamalar yapmaya, bildiriler yayınlamaya başladılar. Benzer gelişmeler dünyanın her yanında yaşanıyor ve giderek de yükseliyor.

Türkiye’de de geçtiğimiz haftalarda iki önemli meslek grubunun, Irak’a yönelik saldırı hazırlığına, özelde de Türk devletinin bu saldırıya katılma kararlılığına karşı, halkların kardeşliği mesajıyla sokak gösterileri yaptığına tanık olduk. Önce TTB’ye bağlı hekimler eylem yaptı. Ardından da İstanbul Barosu’nun düzenlediği yürüyüş gerçekleştirildi. . KESK’e bağlı kamu emekçileri ise, konfederasyonun eylem çağrısında farklı bir hedef gösterilmesine rağmen, eylemde yoğun olarak savaşa karşı sloganlar atarak tutumlarını ortaya koymuş oldular.

Türkiye’de zaten halkın ezici çoğunlukla böyle bir savaşa karşı olduğu biliniyor. Afganistan saldırısı döneminde de kendini gösteren bu tutumun, yeterli güçlülükte bir eylemli ifadesinin ortaya konulamamasının farklı nedenleri olduğu da biliniyor. Temel olarak örgütlülük düzeyi ve var olan örgütlülüğün yapısı, işçi ve emekçi kitle mücadelesinin düzeyini büyük oranda düşürmüş durumda.

Ama söz konusu olan savaşsa eğer, tüm gerekçelerin geçersiz sayılması, onu önleyecek veya en azından dizginleyecek bir mücadelenin örgütlenmesine, hiç zaman geçirmeden girişilmesi gerekmektedir. İnsanlarımız, evet, savaşa karşılar. Ama onu pek tahayyül edemiyorlar. Hala, büyük çoğunluk için, Türkiye’nin, hiçbir mantığı bulunmayan bu savaşa katılması ihtimali uzak görülüyor. Elbette bunda devlet cephesinden yinelenen yalan açıklamaların da bir payı var. Ama, daha önemlisi, bugün hayatta olan üç nesil, hiç savaş görmemiştir. 2. paylaşım savaşı uzaktan izlenmiş, sadece yokluğu ve yoksulluğu paylaşılmış; Kore ise, çok uzaklarda bir cephe olduğundan, gidip-dönenlerce adeta hikayeleştirilmiş, bir macera romanı gibi aktarılmış, halk kitlelerini doğrudan etkilememiştir.

Dolayısıyla, şu andaki karşıtlığın merkezinde, daha ziyade, Amerika’nın haksızlığına duyulan tepki ile Irak halkına yönelik acıma ve dayanışma duyguları bulunmaktadır. Bu elbette olumlu bir özellik. Fakat, engellemeye yönelik tutum geliştirmede yeterli olmuyor. Savaşa ilişkin gerçeklerin, Türk devletinin hazırlıklarının, eğer karşı çıkmaz ve engel olmazsa kendi Irak’a kendi çocuklarının gönderileceğinin, kitlelere daha iyi anlatılabilmesi gerekiyor.

Bunun için her türlü yol ve araç kullanılmalıdır. Ama bu araçlar içinde en etkili olan sokak eylemliliklerine artık daha fazla başvurmak gerekiyor. Örgütlü her kesim, tüm işçi ve emekçi örgütleri üstlerine düşen görev konusunda uyarılmalı, teşvik edilmeli, zorlanmalı. Artık sayıları fazlaca sınırlı olan örgütlü kesimlerin hareketi, örgütsüzleri de kendine çekerek mücadelenin yükselmesi ve yaygınlaşmasında önemli ve kendi güç ve kapasitesinin üstünde bir rol oynayacaktır.

Artık kapımıza dayanmış durumdaki savaşa karşı mücadele, dönemin asli görevi konumunda görülmelidir.