11 Mayıs'02
Sayı: 18 (58)


  Kızıl Bayrak'tan
  1 Mayıs sonrasında artan görev ve sorumluluklar
  Lastik sektöründe greve doğru...
  Safları sıklaştır, gücünü birleştir!
  SASA ile dayanışmayı yükselt!
  Sermayenin "esnek üretim" saldırısı
  İşçi sağlığı ve iş güvenliği için birleşip örgütlenmeliyiz!
  Kapitalizmin kâr hırsı ve sendika ağalarının ihaneti
  Eski bohçalar yeniden açılıyor
  1 Mayıs ve kamu emekçileri hareketi alanında devrimci görevler
  Kadın sorunu ve feminst yanılgılar
  Kürdistan devrimi ile Türkiye devrimi arasındaki ilişkiler üzerine düşünceler-2
  Emperyalizmin kıskacında Ortadoğu
  Siyonizm ve uluslararası emperyalizm
   Almanya'da Yahudi, İsrail'de Filistinli olmak
   İsrail barışı üzerine
   Bir neo-liberal ırk ve kültür ayrımcısının ölümü
   Almanya: Metal işçilerinin grevi sürüyor
   Bir kararın anlattıkları
   Bilinçli, inançlı ve soluklu devrimci Hatice yoldaşı andık...
   Denizler'in devrimci geleneği yaşıyor!
   Sınıf çalışmasında yaratıcılık ve bir deneyim
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Haftası...

Haklarımızı kazanmak ve kullanmak için
birleşip örgütlenmeliyiz!

Deniz Ümit

Bu yıl da 4-10 Mayıs tarihleri arasında İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) haftası kutlanacak. Güzel temennilerle dolu göstermelik konuşmalar haber programlarında birkaç dakika yer tutacak. Tabii ki, bu ülkede iş kazaları sonucunda ayda 105 kişinin öldüğünden, günde ise 223 iş kazası yaşandığından bahsedilmeyecek...

Türkiye iş cinayetlerinde dünya standartlarının hayli üstünde yer almaktadır. Avrupa ülkeleri arasında birinci sırada bulunmaktadır. Avrupa ülkelerinde iş kazalarında yılda ortalama 250 kişi ölürken, Türkiye’de bu sayı 1259’dur. Bu rakamlardan çıkarılacak ilk sonuç, kapitalizmin hüküm sürdüğü her ülkede iş kazalarının oranının yüksek olduğudur. Kapitalizmin aşırı kâr mantığı ile iş kazaları arasında yakın bağ vardır. Aradaki rakam farklılığını yaratan nedenler arasında; Avrupa ülkelerinin sahip olduğu teknolojik donanım, buna karşılık bizim gibi ülkelere ihraç ettikleri eskimiş geri teknolojinin neden olduğu kazalar ile Avrupalı işçilerin uzun yıllar sonucu verdikleri mücadeleler sonucu bir takım İSİG haklarına ve koruyucu önlemlere ulaşabilmiş olmaları sayılabilir.

Ülkemizde iş kazaları en çok metal, kömür madenciliği, inşaat, nakliyat ve tekstil işkollarında görülmektedir. Bazıları gazete manşetlerine şöyle yansımıştır.

“Habaş’ta 3 metal işçisi erimiş demirin bulunduğu kazanı kaldıran halatın kopması sonucu, kazanın altında kalarak can verdi”

“Aliağa’da Tüpraş tesislerinden çıkan zehirli gaz sonucu 2 işçiden 1’i öldü”

“Kırşehir’de imalathanede yangın: 2 işçi öldü”

“Kömür ocaklarında 3 işçi öldü”

Türkiye’de 1998-2000 yılları arasında gerçekleşen 244.691 iş kazasında 3.778 işçi ölmüş, 9.176 işçi ise iş göremez derecede sakat kalmıştır.

İş kazaları genellikle, gerekli güvenlik önlemlerinin alınmaması, eğitici bilgilendirmelerin yapılmaması, mesailer sonucu oluşan yorgunluktan kaynaklı dikkatsizlik gibi etkenlerle iş cinayetlerine dönüşüyor. Çocuk işçilerin çalıştırıldığı işyerlerindeyse iş kazaları oranı artıyor. İş kazalarına uğrayanların %67’sini 14-15 yaş arası çocuk işçiler oluşturuyor. Örneğin metal işkolunda staj, çıraklık gibi uygulamalarla birçok çocuk risk altında, asgari ücretin 1/4’ü kadar bir paraya çalıştırılıyor.

İş kazalarının %72’si 50 ve daha az işçi çalıştıran işyerlerinde yaşanıyor. Buna rağmen yasada 50’den az işçi çalıştıran işyerlerinde “İSİG kurulları” gerekmiyor! “İSİG kurulları; sanayiden sayılan ve devamlı olarak en az 50 işçi çalıştıran 6 aydan fazla sürekli işlerin yapıldığı işyerlerinde her işverenin yapmakla yükümlü” olduğu uygulamalardır. Bu kurullarda, işveren veya vekili, işyeri güvenlik şefi, işyeri hekimi, sosyal işler danışmanı, sendika temsilcisi olmak zorundadır. Görüldüğü gibi, yasalar işçilerden yana değil, işverenler için oldukça esnek bir biçimdedir. Kısmi kazanım sayılan bu kurullarla ilgili yasanın uygulanmadığı ise ortadadır.

İSİG, iş kazalarını ve meslek hastalıklarını önlemek için koruma önlemlerini içerir. Önemli olan, önlemi baştan almak ve asıl harcamayı buraya yapmaktır. Kaza veya hastalık sonucu tazminat alınsa da, pek bir yararı olamamaktadır. İşverenler, bu koruma önlemlerini masraf olarak görmekte ve yasada zorunlu oldukları halde almamaktadırlar.

Yasada, işveren çalıştırdığı işçinin eylemi sonucu oluşan zarardan sorumludur. İşverenin sorumluluğu için, ne kendisinde ne de işçide kusur olması gerekiyor. Kaza sayılması için, işçinin hizmet akdi olmasına da gerek yoktur. Sadece zarar veren olayla işverenin arasında “uygun neden-sonuç” bağının bulunması yeterlidir.

Sosyal Sigortalar Kanunu’na göre; iş kazası şu hal ve durumlarda, sigortalıya hemen veya sonra, bedence veya ruhça zarar veren olaydır:

- Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada,

- İşveren tarafından yürütülmekte olan iş dolayısıyla,

- Sigortalının işveren tarafından görev ile başka bir yere gönderilmesi yüzünden asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda,

- Emzikli kadın sigortalıya çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda,

- Sigortalının işverence sağlanan çalıştırıldığı işin niteliğine göre, tekrarlanan bir sebeple veya işin yürütüm şartları yüzünden uğradığı geçici veya sürekli hastalık, sakatlık veya ruhi arıza halleridir. İşyerindeki kimyasal maddeler, gürültülü, havasız ortamlar, işten kaynaklı enfeksiyonlar, bulaşıcı hastalıklar vb. birçok etken işçi sağlığını tehdit etmektedir. Örneğin, petrol işkolunda, rafinelerdeki ham petrolün bileşiklerine ayrılması sonucu açığa çıkan CO2 (karbondioksit) ve CH4 (metan) gibi boğucu gazlar, plastik fabrikalarında plastiğin erimesiyle ortaya çıkan kimyasallar, tekstilde tozlu ve gürültülü ortamlar, boyalar, hayvanlardan geçebilen hastalıklar vb. tehdit edici unsurlardır.

Bu tehditlere karşı yılda bir-iki kez genel sağlık kontrolü, işyeri hekimi ve sağlık personeli, hastane donanımı, kaliteli koruyucu malzemeler, SSK’dan ücretsiz ilaç, yemekhaneye beslenme uzmanı, içme suyu analizi, havalandırma ölçümü vb. talepler ileri sürülmelidir.

Ancak bu tür talepleri birleşip örgütlü bir güç haline geldiğimizde elde edebiliriz. Bugün bu gücümüzü kullanmıyoruz. Çok kötü koşullarda uzun saatler çalışmamıza rağmen, tok olmaya bile yetmeyen ücretlere razı ediliyoruz. En büyük gücümüz üretimdeki yerimizdir, ama grev silahını kullanamıyoruz. Bu nedenle bu ülkede grev nedeniyle işverene verilen kayıp işgünü sayısı, iş kazaları sonucu doğan kayıba göre daha az. Patron işgünü kaybını yine bizlere ödettirirken, bizler kazadaki ölümün, makinaya kaptırılan kolun, meslekten kaynaklanan hastalıkların hesabını patrondan sormayacak mıyız?

İSİG haftasında bu hesabı sormalı, taleplerimizi yükseltmeliyiz:

* Tüm çalışanlar için genel sigorta!
* Sigorta primlerini devlet ve işveren ödesin!
* Sosyal sigorta kurumlarında işçi ve emekçi denetimi!
* Herkese parasız sağlık hizmeti!
* İş güvenliği için teknik ve sıhhi önlemler alınsın!
* İşyeri temsilciler kurulu ve sendikalar tarafından sürekli denetim sağlansın!
* İşçi temsilcilerinin yönetiminde, teknik ve sağlık uzmanlarından oluşan iş müfettişliği!



Adana belediyelerinde TİS görüşmeleri

Seyhan Belediyesi’nde devam eden TİS görüşmeleri tıkandı. Son olarak 2 Mayıs’ta yapılan görüşmelerde, ertelenen 20 madde için (ki bu maddeler ücretler ve sosyal haklarla ilgili) anlaşma sağlanamadı. İşverenin “2 ay ücretsiz izni kabul edin, görüşmelere devam edelim” önerisine karşılık sendika bu talebin kabul edilemeyeceğini söyleyerek uyuşmazlık tutanağı tuttu.

Yüreğir Belediyesi’nde TİS görüşmeleri bitti. Yapılan görüşmelerde ilk 6 ay için %10, ikinci 6 ay için %12; 2. yıl ilk dönem %15, ikinci dönem %15 ücret artışı sağlandı. İşveren esnek çalışmayı sözleşmeye sokmaya çalıştı, fakat sendika bunu sözleşmeye yazdırmadı. Ancak işverenle sendika arasında, işçilerin 100 gün ücretsiz izine ayrılması üzerine resmi olmasa da bir konsensüs sağlanmış durumda. Bunün üzerine işçiler ücretsiz izine ayrılmışlardı.

İşçilerin ücretleri yaklaşık 7 aydır ödenmemiş durumda. Şube başkanı, düşük ücretleri Yüreğir Belediyesi’nin gelirlerinin düşük olduğuna bağlayarak, yapılan artışın normal olduğunu beyan ediyor. Bu haliyle sendikanın işçilerin hakkını mı yoksa işvereni mi koruduğu tartışılır. Hizmet-İş’in Yüreğir’de sonuçlandırdığı bu TİS, halen devam eden Seyhan ve Büyükşehir belediyeleri için bölgede olumsuz bir emsal teşkil etmektedir.

Seyhan’da örgütlü olan Genel-İş ve Büyükşehir’de örgütlü olan Belediye-İş’in Yüreğir’de Hizmet-İş’in gerçekleştirdiği ihanet sözleşmesine dikkat etmeleri gerekiyor. Genel-İş Sendikası işverenin izin dayatmasında ısrarlı olması durumunda grevin kaçınılmaz olduğunu da ifade etmektedir.

SY Kızıl Bayrak/Adana