11 Mayıs'02
Sayı: 18 (58)


  Kızıl Bayrak'tan
  1 Mayıs sonrasında artan görev ve sorumluluklar
  Lastik sektöründe greve doğru...
  Safları sıklaştır, gücünü birleştir!
  SASA ile dayanışmayı yükselt!
  Sermayenin "esnek üretim" saldırısı
  İşçi sağlığı ve iş güvenliği için birleşip örgütlenmeliyiz!
  Kapitalizmin kâr hırsı ve sendika ağalarının ihaneti
  Eski bohçalar yeniden açılıyor
  1 Mayıs ve kamu emekçileri hareketi alanında devrimci görevler
  Kadın sorunu ve feminst yanılgılar
  Kürdistan devrimi ile Türkiye devrimi arasındaki ilişkiler üzerine düşünceler-2
  Emperyalizmin kıskacında Ortadoğu
  Siyonizm ve uluslararası emperyalizm
   Almanya'da Yahudi, İsrail'de Filistinli olmak
   İsrail barışı üzerine
   Bir neo-liberal ırk ve kültür ayrımcısının ölümü
   Almanya: Metal işçilerinin grevi sürüyor
   Bir kararın anlattıkları
   Bilinçli, inançlı ve soluklu devrimci Hatice yoldaşı andık...
   Denizler'in devrimci geleneği yaşıyor!
   Sınıf çalışmasında yaratıcılık ve bir deneyim
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Sermayenin “esnek üretim” saldırısı

Sermayenin “esnek üretim” saldırısı

(...)

Esnek çalışma yöntemiyle işçi sınıfına tam bir sömürü ortamı dayatılıyor. Bunun için en kurnaz yöntemler seçiliyor. İşçinin yararınaymış gibi gösterilmeye çalışılan “esneklik” uygulamalarının tamamı aslında patronun daha rahat sömürme ihtiyaçlarına göre belirleniyor. Ekonomik krizin bir sonucu olarak hayata geçirilen esneklik uygulamaları en çok işçilerin karşısına şu biçimlerle çıkarılıyor;

Ücrette esneklik

İşçilerin ücretleri geçim standartlarına göre ve toplu pazarlık yöntemiyle değil, piyasadaki dalgalanmalara ve patronun üretim durumuna göre belirleniyor. Buna göre işçi, patronun kendi durumunu bahane ederek verdiğiyle yetinmek zorundadır. Doğum, ölüm izni, günlük, haftalık, yıllık izinler ve sendikal izinler ücretsizleştirilmektedir.

Mesai saatleri ve çalışma süresinde esneklik

(...) Patronlar mesai saatlerini istediği gibi esnetme ve ücretsiz mesaiye bırakma planları yapmaktadır. Ekonomik kriz ve üretim stoğunun çoğaldığı gerekçe gösterilerek mesai saatlerinin esnetilmesi ve işçilerin topluca ücretsiz izine gönderilmesi, işçiler aleyhine tam bir kuralsızlık ortamı doğurmaktadır. Part-time çalışma yöntemiyle işçi istihdamları da bu ortamı beslemektedir.

Patronlar hammadde yokluğu, döviz darboğazı ve finansal güçlükleri bahane edip belirli haftalar normal çalışma süresini düşürmeyi, belirli haftalar da arttırmayı devreye sokabilmektedir. (...)

Geçici işçilik

Geçici işçiler, patronlar tarafından uzun süreli istihdam öncesi denenmek üzere işe alınırlar. İşçi, bu denenme sürecinde işe girebilmek için büyük bir çırpınmayla çalışmakta ve kendisini gerilime sokmaktadır. Patron kısa sürede yüksek verim elde ettiği gibi, geçici işçilere ya çok az ücret ödemekte ya da bu deneme sürecinin sonucunda ücret dahi ödememektedir. Burada sosyal haklar ve işten çıkarma koşulları da tamamen patronun istediği biçimde gelişmektedir.

Grup halinde işten çıkarmalar ise özellikle küçük ve sendikasız işletmelerde en sık hayata geçen esnek çalışma biçimidir. Patron, esneklik ortamını hayata geçirerek ciddi bir tepkiyle karşılaşmadan grup halinde ücreti nispeten yüksek işçileri atmakta ve yerine asgari ücret veya altında bir ücretle işçi almaktadır. Gözü paradan ve kârdan başka bir şey görmeyen sermaye sınıfı her zam döneminde bu yönteme elinden geldiğince başvurmaktadır.

Kalite kontrol çemberleri

Bu yöntemle, üretim kümeler halinde gerçekleştirilmekte ve işçilere, bu kümelerdeki performansı oranında yükselebileceği propaganda edilmektedir. Oluşturulan kümelerin içerisinde işveren temsilcileri de bulunmakta ve buradan israfın önlenmesi, hatasız üretim, işçilerin kapasiteleri, üretim deneyimleri ve zihinsel potansiyellerinin sonuna kadar kullanılması hedeflenmektedir. (...)

Esnek çalışma işçi sınıfı ideolojisinin
gücüyle püskürtülebilir

Sermaye sınıfının bu saldırıyı hayata geçirerek yapmak istediği en temel şey sınıf bilincini ve kimliğini törpülemektir.

Bu sistemin içerisinde yer alan kalite çemberi ve prim uygulamasıyla işçi sınıfı kendi içerisinde ayrıştırılır ve bir rekabet ortamı yaratılır. Bu rekabet işçilerin birbirine güvenini kaybetmesini sağlayacak ve örgütlülüğünü dağıtacaktır. Fabrika bir aile ortamıymış gibi yutturulmaya çalışılarak sınıf çelişkileri gizlenmektedir. Bu görüntüyü oluşturabilmek için son dönemde patronlar işçileri en lüks otellerde kokteyllere dahi götürebilmektedir. Bu yöntem işçinin fabrikayı kimlik haline getirmesini sağlayacaktır. Örneğin; esnek çalışmanın çok üst düzeyde uygulandığı Japonya’da işçiler fabrika marşını söyledikten sonra mesaiye başlamaktadır. Ve durup dinlenmeksizin yapılan mesailerle binlerce işçi hayatını kaybetmiş, yüzbinlercesinin ise sağlık dengeleri bozumuştur.

Ayrıca esneklik uygulanabildiği oranda da sendikal örgütlülüğü ortadan kaldırmaktadır. Dünyada son on yılda sendikalı işçi sayısı yarı yarıya düşmüştür. Esnek çalışma yaygınlaşmış, işçilerin sömürü koşulları derinleşmiştir.

Esnek çalışma son tahlilde sınıf bilincini körelten, işçi sınıfını mücadelede silahsızlandırıp teslim olmaya zorlayan ideolojik kapsamlı bir saldırıdır. Bu nedenle ekonomik hakların gaspedilmesinden çok daha öteye bir önemi ve anlamı vardır. İşçi sınıfı, mücadele hattını bunları göz önüne alarak oluşturmalıdır. Saldırının tüm sınıfı kapsadığı ve önemi anlaşılamadığı için yakın dönemde yaşanan Makina Kalıp grevi gerekli ilgi ve desteği görmemiştir. Ne yazık ki bu grev sadece Makina Kalıp işçilerinin grevi olarak algılanmıştır. M. Kalıp grevcileri “Sınıfımız için grevdeyiz” dediği halde bu böyle olmuştur.

Saldırının kapsamı düşünüldüğünde, verilecek cevap da işçi sınıfı ideolojisinin rehberliğinde olmalıdır. Bu cevabın verilmesi sendika yöneticilerinden beklenemez. Bugün bu görev öncü, ileri işçilerin ve sınıf devrimcilerinin omuzlarındadır. Ortaya koyduğumuz meşru-militan bir mücadele hattıyla sınıfı harekete geçirebilmeli ve sendikalarımızı da bu doğrultuda kullanabilmeliyiz. İşçi sınıfı, özellikle meşru mücadele çizgisini esas almalıdır. Çünkü; yok edilen, yüzlerce yıl önce meşru mücadeleyle ve dökülen kanlar pahasına elde ettiğimiz haklarımızdır. Bedel ödeyerek kazandıklarımızı bedel ödeyerek korumayı bilmeliyiz.

Esnek üretime geçit verme!
Herkese iş, tüm çalışanlara iş güvencesi!
İşçi sınıfı savaşacak sosyalizm kazanacak!

(SY Kızıl Bayrak, sayı: 67,15 Ağustos 1998)



“Esnek üretim” dayatmasına karşı
SASA’da grev kararı

Dünya çapında büyük bir entegre tesis olan SASA’da, toplusözleşme görüşmelerinde anlaşma sağlanamaması üzerine, 30 Nisan günü işyerine grev kararı asıldı. Grev kararının alınmasında temel etken ekonomik taleplerden çok “esnek üretim” dayatması oldu.

Sendikasız işletmelerde fiilen uygulanan esnek üretim, sendikalı işyerlerinde de yaygınlaştırılmaya çalışılıyor. Bu saldırıda belli bir mesafe alan sermaye henüz ciddi bir tepki ile karşılaşmış değil.

Yine Sabancı Holdinge ait Brissa’da, esnek üretim uygulamasından sonra üretim iki buçuk katına çıktığı halde, çalışan işçi sayısı 1350’den 830’a düşürülmüştü. Bir süre önce de 90 işçi kapının önüne konulmuştu. Sabancı’nın bu pervasız saldırısına karşı işçiler direnmiş, ancak sendika direnişi kırmıştı.

SASA’da da yıllardan beri taşeronlaştırma uygulamaları ile kadrolu işçi sayısı sürekli düşürülmekte, her yeni toplusözleşme dönemi daha az sayıda işçi ile bağıtlanmaktadır. Sabancı, esnek üretimi ilk defa toplusözleşmeye dahil ederek meşrulaştırmaya çalışıyor. Bu açıdan SASA’da alınan grev kararı özel bir anlam taşıyor. Zira esnek üretim saldırısına karşı alınan ilk grev kararıdır ve bu vahşi saldırıya karşı mücadelenin bir başlangıcı haline getirilebilmelidir.
İşçilerden gelen basınçla alınan bu grev kararı, işçilerin esnek üretimin ne anlama gediği konusunda açık bir bilince sahip olduklarını gösteriyor. Ancak sendika ağalarının sermaye saldırılarına karşı mücadele etmek bir yana, bu saldırıların hayata geçmesinde kapitalistlere hizmet etmeleri ve işçilerin gerekli düzeyde basınç yapamamaları, bugüne kadar bu bilincin mücadeleye dönüşmesini engelledi.

Grev kararının asılmasından sonra saldırıya geçen Sabancı, 150 dolayında işçiyi ücretsiz izne çıkardı. Bu kararı kabul etmeyeceklerini açıklayan işçiler, fabrika içinde 500 kişinin katıldığı bir eylemle protesto ettiler. Oldukça öfkeli olan SASA işçileri “Ücretsiz izin istemiyoruz!”, “İşçiyiz, haklıyız, söke söke alırız!”, “Vur vur inlesin işveren dinlesin!”, “Sadaka değil hakkımızı istiyoruz!”, “Direne direne kazanacağız!” sloganlarını attılar.

İşverenden gelen bu saldırı, SASA işçilerinin esnek üretime karşı başlattığı mücadelenin sert bir çatışmaya dönüşebileceğinin işaretini veriyor. Birçok yerde başlayan grev ve direnişleri kırmak için sendika bürokratlarının devreye girerek bir şekilde eylemleri pasifize edip boşa çıkardıklarını biliyoruz.

Bugünkü koşullarda sermayeye karşı kararlı, militan bir direniş örülmeden herhangi bir saldırının püskürtülmesi söz konusu bile olamaz. Bu da SASA işçilerinin yalnız bırakılmamasının, onlarla güçlü bir sınıf dayanışması örmenin önemine işaret ediyor. Başta sınıf devrimcileri olmak üzere, bütün öncü işçi ve emekçiler bu bilinçle seferber olmalıdırlar.