20 Nisan'02
Sayı: 15 (55)


  Kızıl Bayrak'tan
  ABD'nin İsrail'le tarihsel suç ortaklığı
  Cenin'de katliam ve direniş!
  Cenin ilk değil
  Cenin'in ölümsüz kahramanları
  Filistin halkıyla dayanışma eylemleri sürüyor...
  1 Mayıs'ta alanlara çıkalım, mücadeleyi yükseltelim!
  Avrupa'da Filistin halkıyla dayanışma eylemleri
  F tipi hücre karşıtı eylem ve etkinlikler...
  Üniversite gençliğinin eylemlerinden...
  Hakların güvencesi örgütlü mücadeledir!
  Ey Şaron, sözüme kulak ver!
  İntifada'yı küreselleştirmek için Filistin Direnişi'nin dersleri
  1 Mayıs faaliyetlerimizden...
   1 Mayıs'ta mücadele alanlarına!
   Ankara Öncü İşçi Platformu Bülteni'nden...
   Esenyurt İşçi Bülteni'nden...
   KESK Genel Kurulu üzerine röportaj...
   İtalya'da milyonlarca işçi genel grev yaptı
   Venezüella'da ABD fiyaskosu...
   Tasfiyecilikte final!..
   Hatice Yürekli yoldaşın anısına...
   Mamak İKE Nisan ayı etkinliklerinden...
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Mamak İKE Nisan ayı etkinliklerinden...

Mamak İşçi Kültür Evi Nisan ayı programları kapsamında son iki hafta içerisinde bir dizi etkinlik gerçekleştirildi. Etkinlikler 1 Mayıs çalışmaları çerçevesinde örgütlendi.

Etkinliklerden ikisi Ankara Öncü İşçi Platformu tarafından verilen seminerlerden oluşuyordu. Seminerlerden ilki “2002 1 Mayıs’ı, güncel anlam ve önemi” başlığını taşıyordu. İkincisi ise “Kapitalizm ve işsizlik” konulu idi. Etkinliklerimizin duyurusu ay başında hazırlanan program bültenlerimiz ve afişlerimizle yapıldı. Yaklaşık 1500 program bülteni dağıtıldı. 100 kadar da afiş asıldı. Mahallelerde ve sendikalarda çalışmalar yürütüldü.

“2002 1 Mayıs’ı, güncel anlam ve önemi” başlıklı seminer 7 Nisan’da 35 kişilik bir katılımla gerçekleşti. Dünyada ve Türkiye’de 1 Mayıs’ın anlamı ve önemi üzerinde durulan konuşmanın ardından, seminer bir söyleşi biçiminde sürdü. Tartışmalar savaş, İMF yıkım programları ve faşist terör eksenli olarak yapıldı. Bu yılki 1 Mayıs’ın önemine buradan doğru vurgu yapılarak, katılımı örgütlemenin, alanlara devrimci bir duruşla çıkmanın güncel bir görev olduğu ifade edildi.

"Kapitalizm ve işsizlik" konulu seminer ise 14 Nisan günü yapıldı. Seminere katılım ilki kadardı. AÖİP adına konuşan arkadaş, işsizliğin kapitalizmin yapısal sorunlarından olduğunu, çözümünün de bu düzene karşı mücadeleyle geleceğini, bununla beraber "Herkese iş, tüm çalışanlara işgüvencesi" talebinin güncel bir mücadele konusu olduğunu belirtti. Konuşmasını işsizlik sigortası ve işgüvencesi yasası üzerine sürdüren konuşmacı, her iki yasanın bir aldatmaca olduğunu belirterek, gerçek bir işgüvencesi için mücadelenin önemine dikkat çekti. Daha sonra söyleşi biçiminde devam eden seminerde birçok katılımcı söz alarak, yaşadıkları sorunlar ve bu sorunlara karşı mücadelenin önemi üzerinde durdular. Seminer son olarak AÖİP’in kuruluş amaçları ve talepleri ifade edilerek bitiildi.

7 Nisan’da Mamak İKE olarak AÖİP’in seminerinden sonra bir Filistin etkinliği yaptık. Kısa zamana sığdırdığımız hazırlıklarımız programda bazı zayıflıklar yaratsa da, güzel bir atmosfer sağlandı. Programımızda söyleşi, müzik ve tiyatro gösterimi vardı. Söyleşide, siyonizm ve emperyalizmin Filistin’deki katliamcılığı ve bunun nedenleri ile birlikte Filistin halkının direnişi ve bu direnişin eninde sonunda kazanacağı vurgulandı. Arkasından verilen müzik dinletisiyle direniş marşları söylendi. Daha sonra, Ümit Altıntaş yoldaşın “Tek renk kızıl” öyküsünü oyunlaştıran tiyatro grubumuz ilgiyle izlendi. Saygı duruşuyla başlayan etkinlik kapanış konuşmasıyla bitirildi.

Mamak İKE’nin Nisan ayı etkinlikleri çerçevesinde 21 Nisan günü "Birlik ve dayanışma gezisi", 27 Nisan’da "Her alanda kadın" ile 28 Nisan’da 1 Mayıs’ı selamlama etkinliği var.

Mamak İşçi Kültür Evi çalışanları



Kavga başlayınca,
ateşin uzağında duranlara...

“ Artık açmalı gözünü
Kavgada ateşin uzağında duran,
Başkası savunurken davasını
Seyirci kalan kişi
Artık açmalı gözünü
Katılmamış da olsa kavgaya,
Sonunda paylaşacak bozgunu.
Bir kenarda durmak falan boş,
Ne yapsa kaçamayacak kavgadan
Kendi davası için dövüşmeyen
Dövüşecek düşmanın davası için.’’

Brecht

Yarını kazanmanın olanaklarını bugünden yaratmak; uzun soluklu olmayı, sabırla ve bilinçle hareket etmeyi gerektirir. Yani oya gibi işlemek, sabırla, ince-ince, en güzele ulaşmak, insanca yaşamak için. Yani özgürlük kavramını gerçek anlamına kavuşturarak. Asalak egemen sınıfın hegemonyasından koparıp alarak, emek-sermaye çelişkisini ortadan kaldırarak. Yani yeni toplumun ilk adımı, Sosyalizm...

Yalnızca heyecanla mücadeleye atılmak, soluk tükenince tümüyle savrulup gitmek kaçınılmazı da beraberinde getirir. Bu sefer düşman sınıfın yanında, ona daha fazla nasıl hizmet edeceğini düşünür (düşündürtür), onun kârlarını arttırma teorileri üretirsin. Sen kırıntılarıyla yetinirken o insanlığı tüketmeye devam eder; geri dönüşüm sağlanmadığı (arz-talep dengesizliği nedeniyle) noktada, savaşlarla, nefes alma yolları arayarak.

Ayırdına varmamız ve hiçbir zaman unutmamamız gereken nokta var. Bu; bu kahrolası sistemin, insanlığın düşmanı olduğunu hep gözönünde tutmak, sinsice içimize kadar nüfuz ederek ve yanılsamalar yaratarak bizi etkisizleştirmesine izin vermemek gerektiğidir.

Unutmayalım ki, Brecht’in de çok güzel söylediği gibi;

“Kendi davası için dövüşmeyen
Dövüşecek düşmanın davası için.’’

Bugün sistem umutsuzluk tohumları ekiyor. Bu kadar saldırı (18 aydır süren ÖO, kitlesel işten çıkarmalar, sıfır zam dayatmaları vb.) karşısında tepkilerin yetersizliği ise daha da besliyor umutsuzluğu. Topyekûn karşı saldırı örülememesi, yeni saldırılara da kapı aralıyor.

Dün, Paris Komünarları’nın yiğit direnişi, şanlı Ekim Devrimi’nin açtığı yol, bugün Arjantin sokaklarını burjuvaziye dar eden işçi, emekçi ve öğrenciler, Filistin direnişçilerinin onurlu savaşı, Roma sokaklarına sığmayan milyonlarca İtalyan işçi, yersiz umutsuzlukları umuda çevirebilmelidir. İnsanlık onuruna sahip çıkarak 18 aydır şehitlerle devam eden ölüm orucu direnişçilerinin yazdığı destan olabilmelidir umudumuz. Umudumuzu tarihsel gerçeklik ve haklılığımızdan alabilmeliyiz.

Evet, bugün ülkemizde önemli ölçüde suskunluk hüküm sürüyor. Ama bunun böyle sürmeyeceğinden de, kimsenin kuşkusu olmasın. Yarına hazırlanmak, saflarımızı belirleyerek mücadele hattında şimdiden yer almakla, işçi sınıfı davasına, bu davayı temsil eden ve ete-kemiğe büründüren kendi partimize sahip çıkarak örgütlenmekle mümkündür.

Suskunluğu gecenin sessizliği gibi yırtıp atmanın bugünden koşullarını, fabrikalarımızda, sokaklarda yarına hazırlanmanın koşullarını yaratalım. Unutmayalım ki kendi emeğimize, yarınımıza sahip çıkmak, insanı öğüten kapitalist üretim koşullarını ortadan kaldırmakla mümkündür. Geçici çözümler, kısır döngüden başka bir şey yaratmaz.

Geçici ve iğreti çözümlere değil gerçek ve kalıcı çözüme, yani devrime ve sosyalizme ihtiyacımız var. Herşeyimizi bu davaya adayalım, tüm gücümüzü ve enerjimizi bu doğrultuda seferber edelim.

Deniz İren



Sosyalizmi kazanmak için önce aileni kazan!

Kapitalizmin yakıcı gerçeklerinden biri de aile kavramıdır. Hala feodal bağlılıkların etkilerini taşıyor, gelenek-göreneklerini yarım yamalak yaşatmaya çalışıyor.

Kapitalizm yıllardır işçi-emekçilere, tüm araçlarıyla, ailenin bütünlüğü propagandası yapar, ailece yapılacak fedakarlıkları sıralayıp durur. Devrimcileri, komünistleri yalnızlaştırma, onları toplumdan koparıp öcü gibi gösterme politikasını da en ince biçimde işler, emekçilere benimsetmeye çalışır. Son süreçte tüm ilişkilerde olduğu gibi aile ilişkilerinde de bireylerin bir arada kalmasını maddi çıkar kaygısına dönüştürmüştür kapitalizm.

Kapitalizme karşı sosyalizmi kurma savaşı veren devrimcilere, komünistlere burada büyük bir görev ve sorumluluk düşüyor. Aileden kopuk yaşamak değil, onları kazanmak sorumluluğu bu. Eksik bıraktığımız yanları bir kez daha gözden geçirmeli ve kendimizi sorgulamalıyız. Çok yakıcı bir gerçek, birçok aile çocuğunun devrimcilik yapmasından eziklik duyar ve bunu yaşar. Aile işçidir, memurdur, işsizdir, ezilendir. Çocuğunun mücadelesinin ezilenler için, ezilenlerin kurtuluşu için olduğunu kendisine bile itiraf edemez ve niye bizim çocuğumuz der...

En yüce bağlılık yoldaşlıktır, en sıcak, en temiz bağlılıktır. O halde niye aile bireylerimiz de yoldaşlarımız olmasın? Ya da bu en yüce bağlılığın önemini biz şehit düşünce anlasın?

Uğrunda canımızı feda ettiğimiz sosyalizmin yakıcılığını, gerekliliğini kabul ettirmeliyiz en yakınlarımıza. İçinden geçtiğimiz bu süreçte beni bu yazıyı yazmaya iten sebep yaşanan Ölüm Oruçları’dır. Ölüm Oruçları’nın öğrettiği gerçeklerden biri de bu diye düşünüyorum.
Yaşadığım deneyimleri aktarmak ve ders çıkarmak gerektiğini düşünüyorum.

Yakın çevremizde Ölüm Orucu’nda olup tahliye olan bir devrimciyi ziyarete gittik. Babasının tepkisiyle karşılaştık, üstü kapalı kovulduk.

Bir başka ziyaret ailelerin çoğunlukta olduğu bir ziyaret olarak gerçekleşti; direnişçi direnişini evinde devam ettiriyordu. Olumlu karşılandık, sohbetler oldu ve uğurlandık. Ama ailede bir umut vardı; direnişi bitirmesi için ikna eden olur muydu evlatlarını?

Bir direnişçi ise ailesinden uzak kalmak istemişti ve yoldaşlarının evinde şehit düştü. Cenazeyi aile yoldaşlarını beklemeden alıp götürdü.

Bölgede yaşanan toplu gözaltı sürecinde bir aile çocuklarının kandırılarak getirildiğini söylüyordu. Kandırıldığı iddia edilen devrimcinin 27 yaşında bir işçi olduğunu öğrendik, vb...

Kendimizi kazanıp örgütlenirken ailelerimizi unutmamalı, sekterlikle değil, inatçı bir yapıcılıkla onlara ideallerimizi anlatmalı, desteklerini almayız.

Zor olanı başarmak için, sosyalizm için, ananı, babanı, kardeşlerini gözardı etme; kocanı, karını, çocuklarını kazan ve örgütle; sosyalist kültürü ailene işle... 1 Mayıs’ta alanlara yalnız gelme!

Analar, babalar; en değerli varlığımız olan çocuklarımızı yalnız bırakmayalım. Çocuklarımız güzel bir gelecek için ölüyor, bizim için ölüyor. Ölümlere dur diyebilmek için partinin öğretileriyle örgütlenip geleceğimize biz de sahip çıkalım.

Ölüm Oruçları’nda bugüne kadar onlarca şehit verdik. Ölümlere dur demek için, çocuklarımıza sahip çıkmak için birlikte alanlara çıkalım!

Yaşasın Ölüm Orucu Direnişi!
Devrim şehitleri ölümsüzdür!

İzmir’den bir ana