20 Nisan'02
Sayı: 15 (55)


  Kızıl Bayrak'tan
  ABD'nin İsrail'le tarihsel suç ortaklığı
  Cenin'de katliam ve direniş!
  Cenin ilk değil
  Cenin'in ölümsüz kahramanları
  Filistin halkıyla dayanışma eylemleri sürüyor...
  1 Mayıs'ta alanlara çıkalım, mücadeleyi yükseltelim!
  Avrupa'da Filistin halkıyla dayanışma eylemleri
  F tipi hücre karşıtı eylem ve etkinlikler...
  Üniversite gençliğinin eylemlerinden...
  Hakların güvencesi örgütlü mücadeledir!
  Ey Şaron, sözüme kulak ver!
  İntifada'yı küreselleştirmek için Filistin Direnişi'nin dersleri
  1 Mayıs faaliyetlerimizden...
   1 Mayıs'ta mücadele alanlarına!
   Ankara Öncü İşçi Platformu Bülteni'nden...
   Esenyurt İşçi Bülteni'nden...
   KESK Genel Kurulu üzerine röportaj...
   İtalya'da milyonlarca işçi genel grev yaptı
   Venezüella'da ABD fiyaskosu...
   Tasfiyecilikte final!..
   Hatice Yürekli yoldaşın anısına...
   Mamak İKE Nisan ayı etkinliklerinden...
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
İş Güvencesi Yasa Tasarısı meclise geliyor...
Sermaye kıdem tazminatının gaspını ve
esnek çalışmayı dayatıyor...

Hakların güvencesi örgütlü mücadeledir!

Hükümet İş Güvencesi Yasa Tasarısı’nı meclise getirmeye hazırlanıyor. Çalışma Bakanı’nın açıkladığına göre, tasarı şu günlerde meclis komisyonlarının önüne gelecek, komisyonlardan geçtikten sonra genel kurulda görüşülecek.

Yasa tasarısının bugünlerde meclise inecek olması konunun muhataplarını da hareketlendirmiş bulunuyor.

Sermaye cephesi

İş Güvencesi Yasa Tasarısı konusunda sermaye adına çoğunlukla TİSK Genel Başkanı Refik Baydur konuşuyor. Hatırlanacağı gibi Refik Baydur bundan bir süre önce konuyla ilgili sert çıkışlar yapmış, kıdem tazminatı kaldırılmadan iş güvencesi verilmesi durumunda onbinlerce kişinin işten atılabileceği tehdidini savurmuştu. Gene bir vesileyle bu yasa tasarısını uzunca bir zamandır hükümette beklettiğini söylemiş, böylelikle düzen siyasetçileri üzerindeki otoritesini vurgulamış, bizim istemediğimiz bir şeyi yapmaya güçleri yetmez, demeye getirmişti. Son olarak da bazı milletvekillerini tatile götürerek, tasarının bu haliyle meclisten geçmesine izin vermemelerini istemişti.

Bütün bunlardan, sermayenin İş Güvencesi Yasası’nın işten atılmalar konusunda işçilere gerçekten bir güvence sağlayacağı, bu yüzden de patronların bu yasayı istemediği gibi bir sonuç çıkartılabilir.

Oysa gerçek bambaşkadır. Yasa işten atılmaları önleme konusunda hemen hiçbir güvence getirmemektedir. Elbette ki görünürde işten atılmayı engelleyen bazı düzenlemeler içermektedir. Fakat bunlar daha çok kağıt üzerinde kalacak türdendir. Yanı sıra patronlara canının istediği zaman, çıkarlarının gerektirdiği sayıda işçi çıkarabilmeleri için her türlü kolaylık da tanınmıştır.

O halde patronlar yasaya neden karşı çıkıyorlar? Bu sorunun yanıtı çok basit. Hükümetin İLO sözleşmeleri ve AB ile varılan bazı anlaşmalar gereğince, bu konuda bir yasa çıkartmak zorunda olduğunu biliyorlar. Asıl dertleri bu yasanın çıkıp çıkmaması değil. Onları mevcut kıdem tazminatı hakkının budanması ve esnek çalışmanın yasalaşması daha fazla ilgilendiriyor. İş Güvencesi Yasası’na bunların da girmesi için çaba sarfediyorlar. Refik Baydur’un konuyla ilgili son sözleri de zaten bunu gösteriyor. Hiçbir işverenin, “iş güvencesi çıkmasın” diye bir görüşe sahip olmadığını söyleyen Baydur; “Bu hazırlıkta kıdem tazminatı ve esnekliği bekliyoruz. Burada Avrupa’yı misal gösteriyoruz. Avrupa’da kıdem tazminatının sıfır olduğu yerler de var. En yükseği de 15 güne dayanır. Bize göre kıdem tazminatı vrupa’nın ortalama seviyesine indirilmelidir. İlla da sıfır olsun demiyoruz” şeklinde son derece açık konuşuyor.

İşveren cephesi yasanın meclise ineceği şu günlerde geçmiştekine göre daha sessiz görünüyor. Bunu önden hazırlıklarının tam olmasının, hükümet ve milletvekilleriyle işi baştan sıkı bağlamış olmalarının bir göstergesi saymak gerekiyor.

Hükümet cephesi

Hükümet içerisinde yasanın savunuculuğunu Çalışma Bakanı yapıyor. Şu günlerde tam da işin en kritik noktasına dokunarak, “Türkiye’de kıdem tazminatını kaldırmaya kimsenin gücü yetmez” açıklamaları yapıyor. Böylelikle, hem bir taraftan kıdem tazminatı tartışmasını kendi cephesinden gündemde tutmuş oluyor, hem de işçi ve emekçilerin dostu gibi görünüp onların güvenini kazanmaya çalışıyor. Yaşar Okuyan (ve onun temsil ettiği hükümet) bir taraftan işçi dostu görünüp, diğer taraftan sermayenin çıkarlarına en uygun iş güvencesi yasasını çıkarmak için çalışıyor kısacası.

Sendika bürokratları cephesi

Sendika bürokratları, yasa meclise ineceği için bir parça hareketlenmiş durumdalar. Milyonlarca işçi fabrikalardan kapı dışarı edilirken kılı kıpırdamayan, aylardır işçileri eylem yaptık yapacağız diye oyalamaktan başka bir icraatları olmayan konfederasyon yöneticileri, şimdi İş Güvencesi Yasası’nın çıkması için ortak bir kampanya başlatacaklarmış. “İddialar ve gerçekler” adlı bu kampanya kapsamında salon toplantıları düzenleyecekler, bütün işyerlerinden milletvekillerine “yasayı çıkarın” diye mektup gönderilmesini örgütleyeceklermiş.

Eğer bu da sonuç vermezse, bu kez sendika yöneticileri olarak Ankara’da eylem yapacaklar ve sonuç almadan dönmeyeceklermiş. DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, “İş güvencesi çıkmadan bizi hiç kimse sosyal diyalog toplantılarına çağırmasın. İlişkilerde güvenin korunması için Başbakan ve diğer bakanların verdikleri sözleri yerine getirmeleri gerekiyor” demiş.

Herkese iş! Tüm çalışanlara iş güvencesi!

Kriz bahanesiyle iki milyona yakın insanın işten atıldığı, çalışabilir durumdaki her üç insandan birinin işsiz olduğu bir ülkede yaşıyoruz. İş ve iş güvencesi taleplerinin yakıcılığı ortada. Bu nedenle “Herkese iş, tüm çalışanlara iş güvencesi “ talebi uğruna mücade verilmesi, hem işçi ve emekçilerin uğradığı yıkımı ve yıpranmayı sınırlamak açısından, hem de sınıfın eylemini örgütlemek açısından önem taşıyor.

Fakat hükümetin ve sendika bürokratlarının derdi işçi ve emekçilerin yaşadığı bu sorunlara bir çözüm bulabilmek değil. Hükümet açıkça işçi ve emekçileri aldatıyor. Patronların istekleri doğrultusunda bir yasal düzenleme yapmak için gayret sarfediyor. Sendika bürokratları ise, işçi ve emekçilerin iş güvencesi talebini istismar etmenin, umutları hükümete ve meclise bağlamanın, böylelikle de tabandaki mücadele isteğini bir kez daha boğmanın hesaplarını yapıyor.

Çare mecliste değil örgütlü mücadelede!

İşçi ve emekçiler taleplerinin yerine getirilmesi için meclisten, hükümetten ve sendikacılardan bir şeyler beklemenin boşuna olduğunu sayısız kez yaşayarak gördüler. Bir kez daha aldatılmamak için yapılması gereken, geçmişte yaşananların dersleri ışığında hareket etmektir. Sermayeye ve sendikal ihanet çetelerine karşı örgütlü mücadeleyi yükseltmektir.

Sahte iş güvencesi yasasına karşı “Herkese iş, tüm çalışanara iş güvencesi” talebini yükseltmek, esnek çalışmanın yasalaşmasını ve kıdem tazminatı hakkının budanmasını engellemek için, nihayetinde sermayenin topyekûn saldırısını püskürtmek için, birleşik militan mücadeleyi örgütlemek güncel bir sorumluluktur.



İş kazası değil kapitalizm öldürür!

İzmir’in Aliağa ilçesinde bulunan Tüpraş tesislerinde sızan gazdan zehirlenen iki işçiden biri yaşamını yitirdi. Olay Pazartesi günü akşam saatlerinde “FCC” ünitesinde meydana geldi. Boru hattında oluşan tıkanıklığı gidermeye çalışan 29 yaşındaki Şükrü Bakıroğlu isimli işçi, Hidrojensülfür borusunun aniden açılması sonucu açığa çıkan gazdan zehirlenerek yaşamını yitirdi. Yaralanan işçiler SSK Tepecik Eğitim Hastanesi’ne kaldırıldılar. Yoğun bakıma alınan Hasan Koç’un durumunun ağır olduğu bildirildi.

Bu konuda bir açıklama yapan Petrol-İş Genel Başkanı Mustafa Öztaşkın, son zamanlarda sıkça yaşanan iş kazalarının birer iş cinayeti olduğunu söyleyerek, iş kazalarının önlenebilir olduğunu, işçi sağlığına ve güvenliğine gereken önemin verilmesiyle iş kazalarının önüne geçilebileceğini belirtti. (SY Kızıl Bayrak/İzmir)