20 Nisan'02
Sayı: 15 (55)


  Kızıl Bayrak'tan
  ABD'nin İsrail'le tarihsel suç ortaklığı
  Cenin'de katliam ve direniş!
  Cenin ilk değil
  Cenin'in ölümsüz kahramanları
  Filistin halkıyla dayanışma eylemleri sürüyor...
  1 Mayıs'ta alanlara çıkalım, mücadeleyi yükseltelim!
  Avrupa'da Filistin halkıyla dayanışma eylemleri
  F tipi hücre karşıtı eylem ve etkinlikler...
  Üniversite gençliğinin eylemlerinden...
  Hakların güvencesi örgütlü mücadeledir!
  Ey Şaron, sözüme kulak ver!
  İntifada'yı küreselleştirmek için Filistin Direnişi'nin dersleri
  1 Mayıs faaliyetlerimizden...
   1 Mayıs'ta mücadele alanlarına!
   Ankara Öncü İşçi Platformu Bülteni'nden...
   Esenyurt İşçi Bülteni'nden...
   KESK Genel Kurulu üzerine röportaj...
   İtalya'da milyonlarca işçi genel grev yaptı
   Venezüella'da ABD fiyaskosu...
   Tasfiyecilikte final!..
   Hatice Yürekli yoldaşın anısına...
   Mamak İKE Nisan ayı etkinliklerinden...
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
İtalya’da milyonlarca işçi genel grev yaptı

İtalya’da 26 Mart günü gerçekleşen 3 milyon kişinin katıldığı yürüyüşten sonra, 16 Nisan’da işçiler şalterleri indirdi. Bantlar durdu, trenler istasyonlarda, uçaklar alanlarda kaldı, gazeteler çıkmadı, hastanelerde sadece acil hastalara bakıldı. Genel grev çağrısına işçiler ve emekçiler tarafından yüzde doksan oranında bir katılımla yanıt verildi. 12 milyon işçi-emekçinin eylemi tüm İtalya’da yaşamı durdurdu.

Bu eylemleriyle işçiler Berlusconi hükümetinin çalışma yasasında özelleştirme ve işten atılmaları kolaylaştıracak düzenlemelerine karşı direnirken, aynı zamanda faşistler ve ırkçılardan oluşan Berlusconi hükümetine karşı da bir savaş ilan etmiş oldular.

Ülkenin üç büyük sendika konfederasyonunun (CGİL, CİSL ve UİL) genel grev çağrısı otonom ve taban sendikası Cobas gibi sendikalar tarafından da desteklendi. İşçi ve emekçiler uzun yıllar sonra ilk kez bu ölçüde bir mücadele cephesinde buluştular. İnisiyatif demokratik sol ve komünistlerin ağırlıkta olduğu CGİL’den geldi. Katolik ve sosyal-demokrat çizgideki diğer sendikalar ise, eyleme uzun süre soğuk bakmalarına rağmen, kendi tabanlarının basıncı ile birleşik hareket etmek zorunda kaldılar.

Grev İtalyan işçi hareketi ve sendikaları için tam bir başarıydı. Başta Roma, Florensa, Milano olmak üzere büyük kentlerde yüzbinler alanları doldurdu. Sendikacılar tüm İtalya’nın meydanları bir araya gelse grevci işçi ve emekçileri almazdı diyerek, katılımdan duydukları mutluluğu açıklıyorlardı. İtalyan işçi sınıfı uzun süredir böylesine bir güç ortaya koymamıştı. Roma sokaklarını 3 milyon işçinin doldurduğu günün üzerinden daha bir ay bile geçmeden, işçiler bu kez tüm yaşamı durdurarak alanlara çıktılar.

İtalya’da son genel grev 20 yıl önce yaşanmıştı. 25 Haziran ‘82’de ücretlerin enflasyona göre otomatik olarak düzenlenmesini (skala mobil) işverenler örgütü Confindustria’nın tek yanlı sona erdirmesi üzerine gerçekleştirilmişti.

Medya patronu Başbakan Berlusconi daha birkaç gün önce İşverenler Birliği Confindustia’nın kongresinde, İtalyan sermayesinin talep ettiği çalışma yasasını geçireceği sözünü vermişti. Berlusconi ve Başbakan Yardımcısı Fini, yakın tarihte yapılan AN faşistlerinin kongresinde alınan karar çevresinde, İtalya’da bugüne kadar yaşanmamış yoğunlukta demokratik ve sosyal hakların yokedilmesini hedefliyorlardı. İtalya’yı komünistlerden temizleyeceklerini açıklamalarının ardından, devlet radyo ve televizyon kurumu RAİ’de çalışanlar, haberleşme bakanının sol görüşlülere karşı başlattığı temizlik harekatı ile işten atılmışlar, hükümeti eleştirenler üzerinde baskılar artırılmıştı. Irkçı göçmen yasasının kabul edilmesiyle de 90 bin göçmenin sınır dışı edilmesi gündemde. Bu durumu Nobel ödülü alan Dario Fo faşizmin yeniden yerleşmesi” tehlikesi, Umberto Eco “faşizmin mirası” olarak niteliyor.

Berlusconi sendikal hareketi bölerek onları güçsüz düşürmeyi ve böylece kendi neo-liberal ekonomi politikalarını hayata geçirmeyi umuyordu. Ama Berlusconi ve faşist-ırkçı iktidar, işçi sınıfının sert bir direniş çizgisi göstereceğini hesaba katmamıştı.

Genel grevde önemli bir nokta da protestoların genişleyerek büyümesi ve yeni bir nitelik kazanmış olması. Anti-kapitalist küreselleşme karşıtı hareket ile anti-faşist örgütler, sosyal kurumlar, şehir ve köylerdeki kooperatifler, bilim adamları, sanatçılar, yazarlar, işçi sınıfı hareketinin yükselttiği direnişle dayanışma içindeler.



Venezuela’da ABD’nin darbe fiyaskosu

Latin Amerika’nın petrol yatakları açısından en zengin ülkesi Venezuela’da ABD’nin düzenlediği darbeyle devrilen Devlet Başkanı Hugo Chavez, büyüyen protestolar sonucu iki gün sonra yeniden devlet başkanlığına getirildi.

Eski bir asker olan Chavez 1992 yılında başarısız bir darbe girişiminden sonra üç yıl hapis yatmıştı. 1998 yılında çürümüş politik sistemi düzeltme, yeni bir anayasa, yoksullar için yeni düzenlemeler, toprak, sağlık ve eğitim refomları vaadleriyle özellikle yoksul kitlelerin desteğini kazanmış ve başkan seçilmişti.

Hazırlanan anayasaya halkın büyük bir kesimi onay vermiş, toprak reformu ve kırsal alanlarda yaşayan yoksul halka yeni yerleşim alanları sağlanması projeleri hayata geçirilmişti. Chavez petrol üretiminden elde edilen gelirin verimli ve sosyal alanlarda kullanılması gerektiğini söyleyerek, petrol işletmesinin denetimini ele almıştı. Bu sayede geçtiğimizde günlerde asgari ücrete yüzde 20 oranında zam yaptı. Chavez, 1976 yılında kamulaştırılan, ama buna rağmen özerk olan Latin Amerika’nın bu en büyük petrol şirketine hükümete yakın kadrolar yerleştirmişti. Buna isyan eden üst düzey şirket yöneticilerinin hükümetin emirlerini dinlemedikleri için görevden alınması üzerine grev başlamıştı. (Bu petrol işletmesi ülkenin döviz kaynağının %80’ini sağlıyor; ABD’ye petrol ihraç edenler arasında 4. sırada, OPEC’de 6. sırada bulunuor)

8 Nisan’da gerçekleşen genel grevden üç gün sonra ordu Hugo Chavez’i tutuklamış, en büyük patron örgütünün başı ve bir petrol şirketinin yöneticisi Pedro Carmona başa getirilmişti. Böylece büyük tekeller, sağcı sendikalar, eski konumlarını koruyan eski sağcı bürokratlar amaçlarına ulaşmışlardı.

Darbenin hemen ardından Amerika’dan kutlama mesajı geldi. İMF Carmona’ya her türlü yardıma hazır olduğunu açıkladı. Meksika, Arjantin ve Paraguay bu hükümetin yasal olmadığını ve tanımayacaklarını, 19 Latin Amerikan ülkesinin oluşturduğu Rio Grubu da Venezuela’da anayasal düzenin bozulmasını kınadıklarını açıkladı.

Venezuela’nın yoksul halk kitleleri ise Chavez’e sahip çıkarak sokaklarda protestolara başlamışlardı. Ve Chavez iki gün sonra yeniden görevine döndü.

Chavez’in Castro’yu başkent Karakas’a çağırması, ABD’nin hedef tahtası haline getirdiği Libya, İran, Irak’a geziler düzenlemesi ve üyesi olduğu OPEC aracılığıyla petrol fiyatlarının artmasında etkili olması gibi nedenlerden dolayı, Washington uzun süredir ona düşman kesilmişti. ABD Venezuela Devlet Başkanı’nın anti-demokratik seçimle başa geldiği yönlü açıklamalar yaptı. Oysa Chavez 1998 yılında %58 oy alarak devlet başkanı seçilmiş ve yeni anayasanın kabul edildiği 2000 yılında ise oylarını arttırarak meclisteki sandalye sayısını %80’e yükseltmişti.

11 Eylül saldırısından sonra ABD’nin eteğini öpmek için Washington’a gidenlerden farklı olarak Chavez, ABD’nin dünya hegemonyasına, bu nedenle açtığı “terörle savaş”a onay vermemişti. Hatta Afganistan’a karşı sürdürülen emperyalist savaşı ABD bombaları ile katledilen çocukların resimlerini göstererek protesto etmişti. Bu dünyanın tek efendisi olmaya soyunmuş ABD’yi çok kızdırmıştı. Hatta büyükelçilerini geri çekmişlerdi. Chavez’e çenesini tutması uyarıları yapılmıştı.

Venezuela petrolü ABD ekonomisi için büyük bir önem taşıyor. Ama Venezuela son 40 yıldır elindeki bu zenginliği kullanamıyor. Ekonomisi uluslararası bankalara borçlu olması nedeniyle çökmüş durumda. İMF ve Dünya Bankası Venezuela’ya 1990 yılından beri, kamu harcamalarında kesinti ve özelleştirme gibi politikaları dayatıyordu. Bu ise zaten yoksul olan halka daha büyük bir yıkım getirdi. Bugün başkent Karakas’ta yaşayan 6 milyon insanın yüzde 80’i yoksul veya yoksulluk sınırının altında yaşıyor.

Venezuela’ya sınırı olan Kolombiya uzun süredir Venezuela sınırları içinde FARC gerillalarına ait kampların bulunduğunu ve Chavez’in gerillaları desteklediği yönlü açıklamalar yapıyordu. ABD’nin terörle mücadele kapsamında Kolombiya’ya gerilla hareketini bastırması için tam destek sunduğu da gözönüne alındığında, ABD Venezuela başkanını devirmek için yeterli nedene sahipti!

Nitekim Newsweek dergisi geçtiğimiz günlerde, darbecilerin Şubat ayı sonunda ABD temsilcileriyle görüştüğü haberini verdi. Yani ipleri çeken ABD emperyalizmiydi.