20 Nisan'02
Sayı: 15 (55)


  Kızıl Bayrak'tan
  ABD'nin İsrail'le tarihsel suç ortaklığı
  Cenin'de katliam ve direniş!
  Cenin ilk değil
  Cenin'in ölümsüz kahramanları
  Filistin halkıyla dayanışma eylemleri sürüyor...
  1 Mayıs'ta alanlara çıkalım, mücadeleyi yükseltelim!
  Avrupa'da Filistin halkıyla dayanışma eylemleri
  F tipi hücre karşıtı eylem ve etkinlikler...
  Üniversite gençliğinin eylemlerinden...
  Hakların güvencesi örgütlü mücadeledir!
  Ey Şaron, sözüme kulak ver!
  İntifada'yı küreselleştirmek için Filistin Direnişi'nin dersleri
  1 Mayıs faaliyetlerimizden...
   1 Mayıs'ta mücadele alanlarına!
   Ankara Öncü İşçi Platformu Bülteni'nden...
   Esenyurt İşçi Bülteni'nden...
   KESK Genel Kurulu üzerine röportaj...
   İtalya'da milyonlarca işçi genel grev yaptı
   Venezüella'da ABD fiyaskosu...
   Tasfiyecilikte final!..
   Hatice Yürekli yoldaşın anısına...
   Mamak İKE Nisan ayı etkinliklerinden...
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Ey Şaron, sözüme kulak ver!

Breyten Breytenbach

Bayım,

Beni tanımıyorsunuz. Tanımanız için bir sebep yok, benim gibi birinin söyleyeceklerini dinlemeniz içinse çok az sebep var. Eğer ilgileniyorsanız, ben Güney Afrika doğumlu, şu anda yurtdışında yaşayan ve çalışan bir yazarım.

Bir yazar olarak kelimeleri basit duygular uyandırma dürtüsünden uzak tutmak gerekliliğinden haberdarım. Basit karşılaştırmalar boğazı yakar, nefreti hırsla kınayarak bir öfke nöbeti yaratır ve karmaşıklığın anlaşılmasını engeller.

Apartheid öyle olduğunu iddia etmek dikkat çekici bir slogan olsa da, Nazizm değildi. Şimdi Filistinliler üzerinde uygulanan İsrail güçlerinin politikaları da apartheid’la aynı kefeye konulmamalı. Bu sistemlerin hepsi kendi tarihsel tekliklerininin etraflıca açıklanmasını hak edecek kadar korkunç.

Varsayımlarınız ırkçı

Yine de.. bunların hepsi çok tanıdık.

Sizin davranışlarınızın altında yatan varsayımlar ırkçı. Güney Afrika yönetiminde olduğu gibi düşmanı alt etmek için kullandığınız yöntemler güç kullanmak, kan dökmek ve aşağılamaktan oluşuyor. Sinik bir duruşla ABD’nin sözde hayati çıkarlarına göre oynadığınız sürece bunu sürdürebileceğinizi düşünüyorsunuz. Amerika’nın çıkarları umurunuzda bile değil aslında. Yandaşınız Netanyahu bu kaba politikayı daha da açık uyguluyor. Fakat siz de her ötekiyi bir terörist olarak tanımlayan Amerikan başkanı gibi dünyanın geri kalanını aptal yerine koyduğunuzu gösterdiniz.

Elbette hepimiz dünyadaki en iyi şeyin Amerika’nın ucuz petrol hırsı olduğunu, dolayısıyla da bu bölgedeki yozlaşmış yönetimlerin dokunulmazlığını savunmak gerektiğini düşünmüyoruz.

Gerçekleri örtemezsiniz

Sürekli olarak İsrail politikasına yöneltilecek bütün eleştirilerin antisemitizmin dışavurumu olduğu öne sürülüyor. Bu iddiayla tartışmaların bitmesi gerekiyor.

Elbette tartışma ortamını ortadan kaldıran böyle bir sansürü reddediyorum. Çekilen acının büyüklüğü -bu Ermenilerin, Kürtlerin, Bosnalıların, Vietnamlıların ya da Filistinlilerin acısı olabilir- eleştiriden muaf tutulma hakkını tanımaz. Büyük ve kutsal İsrail’e yapılan sözde göndermeler yerleşimlerinizin Filistinlilerden utanmazca çalınmış topraklarda kurulmuş, onların etlerine gömülmüş kurşun parçaları gibi irinlenen ve amacı bir Filistin devleti ihtimalini kösteklemek olan silahlı koloniler olduğu gerçeğini örtemez. Şahadetin cennette bir yer açmaması gibi ötekini yok ederek barış sağlanamaz.

İsrail suç işlerken neden yüzümüzü öte yana çevirmemiz gerekiyor? O bölgede en az sizin kadar hakkı olan insanları o topraklardan atarak bir devlet kurulamaz. Uzun vadede bu ahlakdışı ve dargörüşlü politikalar İsrail’in bir devlet olarak meşruluğunu da zayıflatır. Müttefiklerinizin arasında soğukkanlılığınız, kışkırtıcılığınız ve zalimliğinizle öne çıkıyorsunuz. Daha önce anlaşmaları bozup barış ihtimalini zayıflatmaktaki inadınızla bölgeyi karıştırıyorsunuz (Bütün Filistinlilerin bölgeden ayrılmasına ya da yok olmasına dayanan mezarlıkların ve sürgünün getirdiği ‘barış’ hariç). Washington’daki patronlarınızın hırlaşmasının hesaplı terör uygulamak ve vahşice imha etmenin yanı sıra kaynakların yönetimi, pazarların küresel denetiminin, ucuz petrolün ve ‘demokrasi’ için başlattığınız sefrberliği nasıl etkileyeceği henüz belirsiz. Kim bilir belki de o hırlaşmalar ‘özgür dünya’nın ‘terörizm’le savaşını daha iyi yürütebilmesi için bir perdeden başka bir şey değil.

Çelişkili izlenimler

Geçenlerde işgal altındaki bölgeleri ilk kez ziyaret ettim. Ve evet, korkarım Bantustanlara (Güney Afrika’dan hatırlayacağımız sefil getto ve kamplar) hayli benzedikleri söylenebilir. Orada geçirdiğim birkaç gün bende güçlü fakat çelişkili izlenimler bıraktı. İnsanlarınızın aslında birbirleriyle nasıl girift bir biçimde bağlantılı olduğu... Her yerdeki taşlar... İncil’den tanıdık gelen bölge isimlerinin topografisi. O güzel ışık... Bölgeyi İsviçre’ye benzetmek için dikilmiş, oraya ait olmayan kozalaklı ağaçlar. Geniş sahil düzlükleri dışında bölgenin barınılmazlığı. Köylerin feci hüznü. Camiler ve bitmemiş yerleşim yerlerindeki yeşil ışıklar. Mimarinin çirkinliği.

İşgalinizin anlamsızlığı sadece İsrail vatandaşlarının ve yerleşimcilerin kullanabildiği ışıklı yan yollar. Güvenlikle çok az alakası olan ve tek istekleri işgal altındaki bir halkı aşağılayıp taciz ederek öfkeden delirtmek olan kontrol noktalarındaki görevlilerin aksi alçaklığı... Askerlerinizin inanılmaz gençliği...

Filistin ekonomisini mahvetmenizdeki acımasızlık. O eski intikam: Evleri buldozerle yıkmak, zeytinlikleri yok etmek. Gazze’deki yerleşimlerinizin etrafındaki Berlin duvarları (ve arkalarındaki üniversite ek binaları, araştırma enstitüleri, Amerika bağlantılı oteller, golf sahaları) ve şu anda ‘sıfır noktası’ gibi görünen, harap olmuş Filistin bölgelerinin molozları.

Ramallah’ta işgal altındaki sanatçıların ve aydınların coşkusu-tartışmaları, durumlarının kötülüğüne gülmeleri. Hepsinin ‘Kahraman ya da kurban olmak istemiyoruz sadece normal bir hayat sürmek istiyoruz’ demesi.

Yorgun umutsuzlukları. Yaser Arafat’ı ziyaret... Kapana kısılmış bir tilkinin sararmış elleriyle ‘cesurların barışı’ ve ‘uluslararası toplumun vicdanı’ gibi boş klişelere sıkı sıkıya tutunması. Ve bir insan hakları avukatının “Şaron’a iki şey için teşekkür borçluyuz: Bütün Filistin fraksiyonlarını birleştirdi ve karşı koymak dışında kalan bütün seçenekleri yok etti” demesi. Sonra, aynı cinlere karışmış adamın üzerinde ölümün teriyle, sigara üstüne sigara içerek sert bir şekilde baskının insanların derilerinden içeri girdiğini ve artık kendilerini savunacakları tek şeyin derileri olduğunu, insan bombaların sebebinin bu olduğunu söylemesi.

Şevklerini kıramadınız

Filistin halkının şevkini kıramadınız. Şimdi bir devlet kurmaya her zamankinden daha fazla kararlılar. Yeni bir katliamın gelmekte olduğunu, sizin general Zinni’yle sadece ayak oyunu yaptığınızı biliyorlardı. Ayrıca şimdi onları daha da güçlendirerek kendi tuzağınıza düştüğünüz için daha sert ve derin saldırmak zorunda olduğunuzu da biliyorlar. Bush’un kâfirlere ve asilere karşı seferberliğindeki gibi, sizin de uluslararası toplum etiğini boşvermeniz gerekiyor. Onlar, ne yaparlarsa yapsınlar, sizin doymayacağınızı biliyorlar. Sizin şu anda insanlığa karşı işlemekte olduğunuz bu suçu karmaşıklaştırarak onların toplumundan sorumlu, modern, laik ve demokratik bir devlet kurma umudunu gerçekten yıkıp içlerindeki şeytanı ortaya çıkarmanızdan korkuyorlar.

Ayrıca bunun İsrail’i derinden bölüp yıpratacağını da biliyorlar. Ama sizin umurunuzda bile değil, öyle değil mi? İşte acı ve korkunç olan da bu.

(Uluslararası Yazarlar Parlamentosu üyesi Güney Afrikalı yazar, The Guardian, 13 Nisan 2002)
(Radikal, 18 Nisan 2002)



Çağdaş Hukukçular Derneği:

Tüm dünya halklarının geleceği için
bu saldırganlığa sessiz kalmayalım!..

İsrail ordusunun 28 Mart günü işgal altındaki Filistin topraklarında başlattığı katliam yaygınlaşarak sürüyor. 35 yıldır işgal altında yaşam mücadelesi veren Filistin halkı, bu kez tüm dünyanın gözleri önünde yok edilmeye çalışılıyor.

ABD’nin Ortadoğu planının uygulayıcısı ve buradaki jandarması rolünü üstlenen İsrail, bir kez daha bir trajedinin uygulayıcısı olarak sahnedeki yerini alıyor. Trajedinin baş oyuncusu Ariel Şaron, 1953’de Ürdün’ün Kibya kentinde 70 kişinin, 1982’de Lübnan’da 17 bin kişinin, Sabra ve Şatilla’da 2 bin Filistinli’nin ölümünden doğrudan sorumlu bir savaş suçlusu.

ABD öncülüğünde yürürlüğe konulan emperyalist yeniden paylaşım planının Afganistan’da atılan ilk adımın ardından, Ortadoğu’daki yeniden şekillendirmenin adımı atılmış ve “terörizmin” yok edilmesi manipülasyonu eşliğinde, İsrail’in Filistin’de giriştiği soykırım hareketi başlatılmıştır.

ABD’nin sınırsız ve koşulsuz askeri ve ekonomik desteğinden, diğer ülkelerin sessiz ve seyirci kalma politikasından güç alan İsrail, elindeki tanklar, modern silahlar ve helikopterler eşliğilinde dünyanın en yoksul halkına ve mülteci kamplarına saldırıyor. İsrail askerleri, kentlerde giriştikleri kitlesel kıyımların yanı sıra, insan kalkanları oluşturma, sokak infazları gerçekleştirme ve esir aldıkları Filistinlilere karşı uyguladığı insanlık dışı uygulamalarla, Alman faşizminin Yahudilere yönelik şiddetini gölgede bırakmaya aday görünüyor.

Bu saldırının baş sorumlusu ve planlayıcısı durumundaki ABD, Filistin’e yönelik soykırımdaki rolünü gizleme gereği duymadan, tüm dünyanın gözleri önünde yaşanan bu insanlık dramına karşı yaşam mücadelesi veren Filistin halkını suçlamaya devam ediyor. 28 Mart’tan bu yana İsrail askerleri tarafından konutunda kuşatılmış ve tecrit edilmiş bulunan Filistin devlet başkanı Yaser Arafat’ı suçlayan ABD, gerçekleri çarpıtma kampanyasına devam ederek, “Arafat’ın ülkesinin güvenini kazanamadığını, terörü durdurmak için çaba harcaması gerektiğini ve İsrail’in uyguladığı devlet terörünün ‘meşru müdafaa’” olduğunu açıklıyor.

(...)

Bütün bu ifade edilenler yanında bizi birinci dereceden ilgilendiren olgu ise, Türkiye’nin bütün bu yaşananlar karşısında aldığı tutum ve üstlendiği misyondur. ABD Başkanı ve Türkiye devlet yetkililerinin Ortadoğu stratejisinin merkezini ABD-İsrail-Türiye ittifakı oluşturuyor. İsrail ABD’nin Ortadoğu üssü olarak aldığı destek ile saldırganlığını en üst boyutta sergilerken, Türkiye’nin müdahalesiz kalacağı güvencesi ile davranıyor. Nitekim bunca saldırgan ve insanlık dışı uygulamaya ve tüm muhalefete karşın, İsrail için son derece önemli olan tank modernizasyonu anlaşmasında hiçbir değişiklik yapılmamıştır. Devlet yetkilileri işgalin sona erdirilmesini isteyen çağrılar dışında hiçbir ciddi adım atmamış ve İsrail ile ilişkilerin devam ettirileceği açıklanmıştır.

Yaşadığımız yüzyılın henüz başında dünya insanlığının görmek zorunda bırakıldığı katliam, sessiz kalan hiçbir devleti sorumsuz kılmıyor. En az İsrail kadar dünya devletleri de yaşananlara karşı yaptırım gücü olmayan yapmacık itirazlarıyla sorumlu ve suçludur. Şaron’un açıklamalarıyla uzun süre devam edeceği anlaşılan işgal ve katilamın sona erdirilmesi için başta Türkiye olmak üzere dünya devletleri, günlük çıkar politikalarını bir yana bırakarak İsrail ile olan her türlü hukuki ve siyasal ilişkilerini sona erdirmelidir.

Bugün Filistin halkına karşı yürürlüğe konulan bu şiddet politikasının yarın başka ülkelerin işgali, başka ülke insanlarının katledilmesi ile devam edeceği görülmelidir. Başta ABD olmak üzere emperyalist bloğun dünya halklarına karşı uyguladığı bu katliam politikasının durdurulmaması daha çok kan, daha çok ölüm getirecektir.

İsrail’in Filistin’de yürüttüğü bu katilama sessiz kalmak yarınlarımızın, insanlığın ve umutlarımızın elimizden alınması demektir.

Türkiye ve dünya halklarına çağrımızdır: Filistin halkının ve tüm dünya halklarının geleceği için bu saldırganlığa ve insanlık ayıbına sessiz kalmayalım.