20 Nisan'02
Sayı: 15 (55)


  Kızıl Bayrak'tan
  ABD'nin İsrail'le tarihsel suç ortaklığı
  Cenin'de katliam ve direniş!
  Cenin ilk değil
  Cenin'in ölümsüz kahramanları
  Filistin halkıyla dayanışma eylemleri sürüyor...
  1 Mayıs'ta alanlara çıkalım, mücadeleyi yükseltelim!
  Avrupa'da Filistin halkıyla dayanışma eylemleri
  F tipi hücre karşıtı eylem ve etkinlikler...
  Üniversite gençliğinin eylemlerinden...
  Hakların güvencesi örgütlü mücadeledir!
  Ey Şaron, sözüme kulak ver!
  İntifada'yı küreselleştirmek için Filistin Direnişi'nin dersleri
  1 Mayıs faaliyetlerimizden...
   1 Mayıs'ta mücadele alanlarına!
   Ankara Öncü İşçi Platformu Bülteni'nden...
   Esenyurt İşçi Bülteni'nden...
   KESK Genel Kurulu üzerine röportaj...
   İtalya'da milyonlarca işçi genel grev yaptı
   Venezüella'da ABD fiyaskosu...
   Tasfiyecilikte final!..
   Hatice Yürekli yoldaşın anısına...
   Mamak İKE Nisan ayı etkinliklerinden...
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
İmralı Partisi özüne uygun bir biçim kazandı...

Tasfiyecilikte final!..

İmralı Partisi, PKK ve PKK’de somutlaşan çeyrek yüz yıllık çizgi ve değerlerin inkarı, reddi, mahkumiyeti ve topyekün tasfiyesidir!

İmralı Partisi, resmen KADEK adını aldı.

KADEK’in, halkımızın iradesiyle, ulusal kurtuluş değerleri ve birikimiyle, temel ulusal istemleriyle hiçbir ilişkisi yoktur.

KADEK, İmralı çizgisinde somutlaşan uluslararası karşı-devrimci hareketin iradesinin bir ürünüdür!

KADEK adını alan İmralı Partisi, çeyrek yüz yıllık mücadele birikimlerimizi tasfiyeyi derinleştirerek tamamlama ve devrimci dinamikler üzerinde denetim kurma, Kürt halkının geleceğine ve bu doğrultudaki girişimlerine ipotek koyma stratejisinin adıdır!

8. Kongre olarak tanımlanan ve hiçbir meşruiyeti olmayan platform, PKK’den geriye kalan ad ve diğer değerleri toprağa gömme töreninden başka bir şey değildir!

Aslında bugün yapılan cenazeyi gömme töreni, üç yıl önce gerçekleştirilmesi gereken, ama daha çok iç nedenlerden dolayı bugüne sarkan tasfiyeciliğin final adımıdır... 7. Kongre’de benimsenen ideoloji, program ve strateji ile İmralı Partisi’nin, çeyrek asırlık ulusal kurtuluş mücadelesine damgasını vuran PKK ile adı dışında hiçbir ortak noktası kalmamıştı.

Kısaca özetlemek gerekirse;

Devletin eline düşen A. Öcalan, gözlerini açar açmaz “Fırsat tanınırsa devlete hizmet etmeye hazır olduğunu” açıklayarak mutlak teslimiyet, ihanet ve topyekün tasfiye yolunda karar kıldı. Uluslararası karşı-devrimci hareketin yürütme gücü konumunda olan TC, Öcalan’ın önüne bir tasfiye stratejisi koydu. Öcalan, bunu eksiksiz ve harfiyen uygulamaya başladı. Bu sürecin belgelerini ve temel aşamalarının niteliğini defalarca ve kapsamlıca ortaya koyduğumuz için bunları tekrarlama gereğini duymuyoruz. Belgelerin kanıtladığı ve pratik sürecin de sayısız kez doğruladığı gibi, İmralı’da başlatılan tasfiye süreci, düşman zoru karşısında diz çöken, hiçbir direnişte bulunmayan, önüne konulan planları harfiyen, hatta fazlasıyla onaylayan, bilgisini, deneyimlerini, daha da önemlisi paradoksal bir yanılsama da olsa prtililerin ve halkın en saf ve temiz bağlılık duygularını düşmanın hizmetine sunan Öcalan üzerinden halkımıza dayatılan karşı-devrimci bir iradedir.

Önce, ideolojik ve politik tasfiye başlatıldı, buna ruhsal kırılma eşlik etti. Ardından stratejik ve askeri silahsızlandırma geldi. İdeolojik, programatik ve askeri tasfiye çok hızlı gerçekleştirildi. Silahlara veda edildi. Gerilla güçleri Güney’e çektirildi ve binlerce güç tamamen çürümeye terk edildi, varlığı Öcalan’ın yaşamına endekslendi. Aynı zamanda Güney’de toplama kamplarında denetim altında tutulan eski gerilla güçleri, TC’nin Güney politikasında kullanılan bir koz olarak el altında tutuldu. Sonra 7. Kongre yapıldı, İmralı teslimiyet ve ihaneti kesinleştirildi, resmiyete kavuşturuldu, karşı çıkışlar susturuldu, sayısız baskı ve engelle devrimci dinamiklerin önü tutuldu.

Teslimiyet ve ihanet topyekün tasfiye hareketi biçiminde resmiyete kavuşturulmuştu. İmralı Partisi her açıdan şekillendirilmişti. Ancak “eski”den, “dogmatizm”den, daha da önemlisi, ret ve mahkum edilen PKK’nin adından henüz “kurtulmuş” değillerdi. Kısa sürede çok yol almışlardı, daha fazla aceleye gelemezlerdi, yoksa hala diri duran devrimci dinamikleri tetikleyebilirlerdi.

Diğer yandan devlet de kendilerine yardımcı olmuyordu, ne kendilerini de kapsayan bir pişmanlık veya af yasasını çıkarıyor, ne de kültürel kırıntılar alanında tek bir adım atıyordu. Kendi samimiyetlerini kanıtlamak için yapmadıklarını bırakmayan İmralı Partisi yönetenleri, devlet nezdinde aşağılanmanın dışında bir karşılık almıyor, gönderdikleri teslimiyet grupları da yargılanmak ve ağır cezalara çarpılmaktan kurtulamıyorlardı. İşte bu gelişmeler karşısında ilk hızlarını kesmek durumunda kaldılar. Devletin istediği buydu. Devlet, her şeyin, özellikle savaş ve mücadele gücü, istemi ve ruhunun süreç içinde tükenmesini, çürüme ve yozlaşmanın süreç içinde yol almasını istiyordu. Gelişmelerin de kanıtladığı gibi, her şey devletin istediği doğrultuda yol alıyordu. Bunda şaşılacak bir yan yok; çünkü süreç ve İmralı Partii, taktik ayrıntılara kadar İmralı’dan yönetiliyordu...

Hatırlayalım: 7. Kongre’de “Yasal demokratik mücadele stratejisini” esas alacaklarını karar altına almalarına rağmen, örgütsel varlığı “yasadışı” kalmak durumunda kaldı. Bunun nedeni açıktı: İdeolojik, politik ve ruhsal olarak teslim olan, kendini devlete kabul ettirmek için kendinden vermedik tek şey bırakmayan Öcalan ve İmralı Partisi yönetenlerini, örgütün ana gövdesini devlet ve emperyalist sistem kabul etmek istemiyor, tersine topyekün bitirmek ve bir daha kıpırdamayacak hale getirmek istiyordu. Tarihsel ve stratejik çizgileri buydu, sınıfsal refleksleri bunu gerektiriyordu. Bugün her şeylerini vermelerine, 8. Kongre bunun en somut bir biçimi olmasına rağmen, ruhlarını altın tepside düşmana sunmalarına rağmen aldıkları karşılık, daha fazla aşağılanmaktan başka bir şey olmuyor!
İmralı Partisi, bundan böyle tasfiyeciliği KADEK adına yürütecek. Bu noktada KADEK’ın tasfiyeci misyonunu çok iyi tanımlamak ve değerlendirmek, bu konuda halkımızı aydınlatmak durumundayız.

Neden parti değil, Kongre?

Bu sorunun yanıtı, İmralı Partisi’nin bundan sonra oynamak istediği uğursuz rolün içinde gizlidir. İmralı Partisi, bu üç yıl içinde PKK’ye, Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesi’ne ait bütün değerleri tasfiye etmek için yoğun bir çaba içinde oldu. Yok ettikleri ve çürüttükleri çok şey var. Öncelikle halkımız politik bir güç olmaktan çıkarılmaya çalışıldı, etkisi ve saygınlığı en alt noktaya kadar düşürüldü. Elbette yok edemedikleri çok şey de var. Milyonlar her fırsatta değerlerine ve birikimlerine sahip çıkıyor, kendinde yaşayan diri, canlı yanlarını dışa vurmaktan geri durmuyor. Ama milyonların İmralı Partisi platformu nedeniyle hiçbir politik etkisi, ağırlığı ve güncel yaptırım gücü olmuyor. Örneğin son Newroz’da milyonlar sokaklara &ccdil;ıktı, dünyanın dört bir yanında Newroz’una sahip çıktı. Ama paradoksal olarak bu milyonların tasfiyecilerin platformlarında olmaları nedeniyle hiçbir yaptırım güçleri olmadı, olmuyor.

Bu noktada İmralı Partisi’nin başardıkları ile başaramadıkları net ortaya çıkıyor. Kürt halkını politik bir güç, yaptırım gücü olan bir siyaset sahibi bir halk olma gerçekliğinden çıkarmaları İmralı Partisi’nin başardığıdır. Ancak milyonları sokaklara çeken temel dinamikleri ve etkenleri kısa sürede bastırmaları da mümkün değildir. Dolayısıyla İmralı Partisi’nin tasfiyeci rolü henüz tamamlamaktan uzak olduğu çok açık. Bu gerçeklik, İmralı Partisi’nin bundan sonra tasfiyeci rolünün aynı yoğunlukta ve nitelikte devam edeceğini kesin bir biçimde gösteriyor. Ama uğursuz rolleri bununla sınırlı değil.

Bir de Kürdistan devrim dinamiklerinin denetim altında tutulması, ulusal kurtuluş ve toplumsal bilincinin çarpıtılması, dejenere edilmesi ve katledilmesi, geleceğinin ipotek altına alınması gibi karşı-devrimci bir rolün oynanması da gerekiyor. PKK adından ve bu adla mücadelenin yeniden başlamasından bu kadar korkmalarının nedeni budur. PKK devrimci direniş, düzene ve sisteme cepheden tavır, her türlü kölelikten kopuş, özgürleşme, özgücü esas alma ve açığa çıkarma, ezilenlerin ve emekçilerin safında yer alma çizgisinin adıdır.

Şimdi, kendilerini TC’nin ve emperyalist sistemin “beğenisine” sunan, kabul edilmek için büküldükçe bükülen İmralı Partisi yönetenleri, Kürdistan’da direniş adına hiçbir şeyin olmayacağı sözünü vermeye çalışıyorlar. “... bu nedenlerle 4 Nisan tarihi itibariyle her alanda PKK adıyla yürütülen faaliyetlerin durdurulduğunu kararlaştırdı. PKK'nin hayatta kalan dört kurucu üyesinin ve kuruluş sürecine katılmış olan çok sayıda kadrosunun katılımıyla gerçekleşen Kongremiz, bu temelde PKK faaliyetlerinin artık her alanda durdurulduğunu ve bundan sonra PKK adıyla yürütülecek her türlü faaliyet ve girişimin gayri meşru olduğunu karara bağladı” gibi bir karar almaları, anılan korkularının ve yüklendikleri karşı-devrimci rolün somut ifadesinden başka bir şey değildir.

Bundan böyle yürütecekleri karşı-devrimci rol, salt Kuzey Kürdistan’la sınırlı kalmayacaktır. Teslimiyet, ihanet ve tasfiyecilikten başka bir şey olmayan “Demokratik uygarlık çizgisi”, diğer parçalara da taşırılmaya çalışılacaktır. Kuşkusuz böyle bir misyona tek bir parçayı temel almak durumunda olan bir parti aracının tam yanıt vermesi mümkün değildir. Parti yerine “Kongre” gibi daha esnek ve daha çok merkezi koordinasyonu gerçekleştirecek stratejik bir merkezin oluşturulması daha işlevsel olacaktı. Bu örgütlenme biçimi, tasfiyeciliği diğer parçalara taşıma, diğer parçalardaki kazanımları yok etme işleviyle, parçalarda “Kongre”ye bağlı partilerin kurulmasını da öngörüyor. Zaten, “KADEK, bir ülkede siyasal faaliyet yürüten tek bir partiden çok, aynı ideoloji ve demokratik amaçları hedefleyin birçok partinin çatı örgütü işlevini görecek” sözleriyle bunu itiraf ediyorlar. Adlarında “Kürdistan” kavramına yer vermelerinin temel nedeni tasfiyeciliği diğer parçalarda gerçekleştirme ve kabul ettirme kaygısından başka bir şey değildir.

Kuşkusuz, parti yerine, kongre biçiminin seçilmesinin başka temel nedenleri de var. Kısaca şöyle: Ulusal ve toplumsal kurtuluş mücadelesinde parti, iktidar bilincinin, iktidar ufkunun en cisimleşmiş ifadesidir. Kürtlerde de bu hep böyle algılandı. Parti kavramı, bilinçlerde ve bilinç altlarında iktidar ufkunu ve perspektifini özdeşleştirdi, canlı tuttu. İktidar ve özgürlük bilincinden ve stratejisinden yoksun ulusal ve toplumsal mücadelelerin sömürücü ve baskıcı düzenler için hiçbir politik değer ifade etmediği çok açık. Son Newroz’da da görüldüğü gibi iktidar perspektifinden yoksun milyonların “siyasal serhildanı” kendi başına ne anlam ifade edebilir ki? İşte parti kavramı yerine “Kongre” kavramının seçilmesi, Kürtleri iktidar ufkundan, temel iktidar silahından ve bilincinden yoksun bırakma, bu alanda kazanıan bilinç ve ruhu, belleği katletme stratejisinin tamamlayıcı bir unsurudur! Zaten açıkça, “KADEK, her alanda doğrudan iktidarı değil, demokratik çözümü amaçlayan parti ve örgütleri iktidara taşımayı hedefliyor” demektedirler. (8. Kongre Bildirgesi’nden)

Bir de pratik ve “Yasallaşma”ya geçişte yaşanan zorluklar ve zorunluluklar var. Neden TC ve diğer sömürgeci sistemlerin yasalarına göre “yasal” değil de, yine “yasadışı” bir konumda kalmak durumunda kalıyorlar. Hani, “yasal demokratik mücadele stratejisini” kararlaştırmışlardı? Neden buna uygun bütünüyle bir örgütsel biçim geliştiremiyorlar? Nedeni açık; utanç verici diz çöküşlerine rağmen, vermedikleri, peşkeş çekmedikleri tek bir yanları kalmamasına rağmen, TC ve emperyalist sistem kendilerini kabul etmiyor. Dolayısıyla “dağa” ve “yasadışı” kalmaya mahkumdurlar. Bu noktada bir yandan yasal partiler kurduracaklar veya var olanlarla çalışmayı sürdürecekler, bir yandan da en üst düzeyde “yasadışı” kalmaya mahkum bir “çatı örgütü” ile tasfiyeci misyonlarıı oynayacaklarıdır.

Ayrıca çürüme sürecinde olan eski gerilla güçleri var. Bunların varlığı, tamamen Öcalan’ın yaşamına endekslenmiştir. Bunun dışında bir misyonu daha var. O da şu: TC’nin Güney politikasında, saldırı ve işgal hareketlerinde ve baskıyı meşrulaştırmada bu eski gerilla güçlerini bir bahane olarak kullanabilmek! Ama olası bir Irak savaşında veya başka bir kriz ortamında bu güçlerin imhaya açık bir pozisyonda tutuldukları da bir olgudur! Eski gerilla güçlerinin varlığı ve fiziki olarak tasfiyesinin gerçekleştirilmemiş olması, “Kongre” gibi bir biçimi “zorunlu” kılmıştır.

Görüldüğü gibi, tasfiye süreci yeni bir aşamaya girmiş olmasına rağmen, “eskiden” ve TC’nin ihtiyaçlarından belirgin çizgiler taşımakta, KADEK, bunların sentezini anlatmaktadır!

KADEK, tasfiyecilikte sınırsızlığın, kendini sömürgeci ve emperyalist sisteme kabul ettirmenin adıdır. Başka bir ifade ile “yaşam dilenciliğinin”, diz çöküşün adıdır!

Belli ki İmralı Partisi yönetenleri, ABD emperyalizminin istemlerini ve “duyarlılıklarını” yakından izliyorlar. “Sonuç Bildirge”lerinde “Terörizmi kınayan” kararları, bu anılan “duyarlılığa” gösterilen dikkattir. Bu, kendini sisteme kabul ettirmenin, geçmişini ve mücadelesini, emperyalistlerin iradesi doğrulturunda mahkum etmenin, daha somut ifadeyle PKK’yi her açıdan mahkum etmenin somut bir itirafından başka bir şey değildir. Son üç yıldır PKK adından kurtulmak için çırpınmalarının temel nedeni de budur. ABD, Arafat ile görüşmenin ön koşulu olarak “terörizmi kınama”yı koymuştu. İmralı Partisi, bu “ön koşulu” peşinen kabul ediyor ve ideolojik, politik ve ruhsal olarak kimin safında yer tuttuğunu bir kez daha kanıtlıyor...

“Demokratik Ortadoğu Birliği” lafı koca bir safsatadan ve İmralı tasfiyeciliğini meşrulaştırmaktan başka bir değer ifade etmiyor!

Irak politikasında ABD’nin yanında açıktan saf tutan, İsrail’in saldırganlığına, işgal ve soykırım hareketine açıktan tavır almayan, sorunu “Filistin-İsrail çatışması” olarak koyan, hatta “Filistin-İsrail çatışmasında görülen ‘çılgınlık düzeyine ulaşan şiddet kullanımını’” sözleriyle her iki tarafı eşit düzeyde sorumlu gören İmralı Partisi’nin ağzında “Demokratik Ortadoğu Birliği” sözü, gerçekliği gizlemenin tumturaklı şalı işlevini görüyor. “Demokratik Ortadoğu Birliği” cilalı lafları altında istenen, aslında emperyalist statükodur. “Buradan kalkarak milliyetçilik ve dini dogmatizm çağının artık kapanmış olduğunu, hangi ideolojiden kaynaklanırsa kaynaklansın dogmatik ve ütopik yaklaşımların çözüm yerine çözümsüzlük ve şiddet doğurduğunu, dolayısıyla demokratik uygarlık çağına uygun olarak bölgede yaşanacak bir zihniyet devrimi ve aydınlanma temelinde gerçekleşecek demokratik değişim ve birlik çizgisinde ancak sorunların çözüme kavuşturulabileceğini belirledi. Bu temelde ilgili tüm uluslararası ve bölgesel güçleri daha sağduyulu, çözümleyici ve çağa uygun yaklaşmaya davet etti” (8. Kongre Bildirgesi’nden)

Fazla söze gerek yok, bu değerlendirmeleriyle kimden yana olduklarını açık bir biçimde itiraf ediyorlar... Gerçekte Ortadoğu halkları karşısında İsrail-ABD-TC karşı-devrimci blokundan yana oldukları halde “Demokratik Ortadoğu Birliği” sözünü sürekli tekrarlamak, halklarla ve onların devrimci direnişleriyle alay etmekten başka bir şey değildir.

Bütün bu tasfiyeciliklerine, kendini kabul ettirme ve samimiyetlerini kanıtlama çabalarına, başka bir deyişle “hizmetlerine” rağmen sistem tarafından aşağılanmaktan kurtulamıyorlar... Bundan başkası zaten mümkün değildir. Egemen sınıflar her şeyden önce sınıfsal içgüdüleri ve tarihsel akıllarıyla davranıyorlar. Teslimiyet ve ihanetin baş tacı edildiği görülmüş müdür!

PKK, devrimci emekçi çizgisi, çeyrek asırlık mücadelesi ve değerleriyle, muazzam birikimleriyle mücadelemizde yaşıyor!..

Tasfiyecilikte yeni bir süreç başlamıştır. Bu süreç, yeni ayrışma, netleşme ve yeniden yapılanma süreci anlamına da geliyor, en azından bunun zemini daha da gelişme eğilimindedir. İmralı Partisi yönetenleri, PKK’nin tarihi misyonu artık tamamladığını ve tarihe gömülmesi gerektiğini iddia ederek onu feshettiler. Kuşkusuz, ortada tamamlanan bir misyon yok. PKK’yi doğuran bütün ulusal ve toplumsal çelişkiler, sorunlar, ihtiyaçlar, talepler çözülmemiş olarak yerli yerinde duruyor. Kürt sorununda basit kültürel kırıntılar bile çözümsüz kalıyor. Dahası mücadele sürecinde fiilen kazanılan haklar bile hızla yok ediliyor. O halde çözülen ne? Gerçekleşen ne? PKK’yi var eden, PKK’yi PKK yapan temel gerçekler ve ihtiyaçlar neydi? Soruları uzatmak mümkün, ama buna gerek olduğunu sanmıyoruz, ccedil;ünkü gerçekler bütün çıplaklığı ile orta yerde duruyor.

Açık ki işleyen Genelkurmay stratejisidir. Ortada sağ veya reformist bir savrulma yok. Adım adım yürütülen bir karşı-devrim stratejisidir.

Bu noktada gerçek devrimci ve yurtseverlerin görevlerine sahip çıkmaları yaşamsal önemdedir. Görev, partimizin devrimci çizgisinde birleşmek, onu yeniden inşa etmek ve bağımsızlık, özgürlük ve sosyalizm misyonunu gerçekleştirebilecek donanıma kavuşturmaktır. Kuşkusuz bu bir tekrar değil, kendini aşarak yeniden üretmektir! Bunun bilinci, zengin birikimi ve deneyimi var.

Öyleyse yok edilmek istenen Partimizi yeniden inşa etmek için görev başına!..

Kahrolsun teslimiyet, ihanet ve tasfiyecilik!
Yaşasın partimizin devrimci çizgisinde ısrar direnişimiz!
Yaşasın Hakilerin, Mazlumların, Hayrilerin, Kemallerin Partisi PKK!

17 Nisan 2002
PKK-Devrimci Çizgi Savaşçıları