20 Nisan'02
Sayı: 15 (55)


  Kızıl Bayrak'tan
  ABD'nin İsrail'le tarihsel suç ortaklığı
  Cenin'de katliam ve direniş!
  Cenin ilk değil
  Cenin'in ölümsüz kahramanları
  Filistin halkıyla dayanışma eylemleri sürüyor...
  1 Mayıs'ta alanlara çıkalım, mücadeleyi yükseltelim!
  Avrupa'da Filistin halkıyla dayanışma eylemleri
  F tipi hücre karşıtı eylem ve etkinlikler...
  Üniversite gençliğinin eylemlerinden...
  Hakların güvencesi örgütlü mücadeledir!
  Ey Şaron, sözüme kulak ver!
  İntifada'yı küreselleştirmek için Filistin Direnişi'nin dersleri
  1 Mayıs faaliyetlerimizden...
   1 Mayıs'ta mücadele alanlarına!
   Ankara Öncü İşçi Platformu Bülteni'nden...
   Esenyurt İşçi Bülteni'nden...
   KESK Genel Kurulu üzerine röportaj...
   İtalya'da milyonlarca işçi genel grev yaptı
   Venezüella'da ABD fiyaskosu...
   Tasfiyecilikte final!..
   Hatice Yürekli yoldaşın anısına...
   Mamak İKE Nisan ayı etkinliklerinden...
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
KESK Genel Kurulu üzerine Yapı Yol-Sen Genel Başkanı Cengiz Faydalı ile konuştuk...

“Kurul inançsızlığın ve teslimiyetin bir göstergesi olmuştur...”

- Genel Kurul nasıl geçiyor?

Kamu çalışanlarının beklentilerini karşılamaktan oldukça uzak. Hem oluşturduğu hukuk açısından hem de mücadele programının oluşması açısından beklentilere yanıt vermekten oldukça uzak.

İkincisi on yılda oluşturulmuş demokratik değerleri de ortadan kaldıran bir süreç yaşıyoruz. Sayısal çoğunluğu elde edenlerin hiçbir demokratik teammülü kabul etmediği bir süreç...

Ve KESK hızla bir entegrasyon sürecine girmiş oluyor. Yani devletin ona belirlemiş olduğu sınırlara hapsolmak için adeta koşar adımla gider bir pozisyonu var. Bu hem fiziksel önermeleri ile, hem de geleceğin önünü açacak perspektifleri koymamasında ortaya çıkıyor. Dolayısıyla KESK bu kurulla şuna karar vermiş durumda; geleceği olmayan, birkaç yıl için varlığını sürdürebilecek bir memur konfederasyonuna.

Şu anda uygulanan politikalara baktığımızda, KESK’e bağlı kurumların birçoğu özelleştirme, kapatılma, yok edilme politikalarıyla yüzyüze. Dolayısıyla memur diye bir şeyin neredeyse kalmayacağı bir dönemde memurlaşma kararı almak, bence kendi yok oluşuna imza atmaktır. Bu yüzden bizim önerdiğimiz ortak çalışanlar örgütlülüğü, memurların, işçilerin, taşeron işçilerin ortak örgütlenmesinin yolunu açacak önergelerin reddedilmesi geleceksizliği kabul etmek anlamına geldi.

İkincisi, tartışmalarda burjuva demokrasisinde bile olmayan ayak oyunları yaşandı. Oylatılmış maddelerin tekrar tekrar geriye dönüp oylatılması çok endişe verici bir durum. Bu tutum insanlar arasındaki güvenirlilik ilişkilerini ortadan kaldıran, mücadele yoldaşlığını, demokrasiyi ayaklar altına alan tutumlardır. Bu çok yıpratıcı bir süreçtir.

Bu yüzden işyerinde bekleyen kamu çalışanları buradan ihtiyaçlarına yanıt alamayacaklardır. Hatta ben çok net söylüyorum, KESK bu haliyle yetkiyi alsa da kamu çalışanlarında büyük bir hayal kırıklığı yaşatacaktır. Çünkü buna uygun bakış açısını ortaya koymuş değil. Yetkiyi aldığında hangi talepleri savunacağını, hangi taleplerin arkasında ne kadar duracağını bu kongrede belirlemediği gibi, mücadele verme noktasında yapılan önerilerin de önü kesilmektedir. Bu, önümüzdeki sürecin son derece kötüye gideceğinin işaretidir.

KESK bir daralma yaşayacak, KESK bir içe dönük süreç yaşayacak, duvara vuruş gibi bir durum olacak bu. Belki o dönemde yeniden tabandan bir hareketlilik yaratıldığında, tabandan bir tartışmanın olanakları yaratıldığında bir çıkış şansı olabilir. Ama bu gidiş hızlı bir şekilde belirlenen sınırlara hapsolmaya yönelik bir gidiştir. Açıkçası, benim umutlarımı oldukça azaltan bir genel kurul. Bir önceki de azaltmıştı, ama bu daha yıpratıcı bir etki yarattı. Her KESK genel kurulu gittikçe yeni bir motivasyon, yeni bir heyecan yaratmaktan uzak, tersine moral açıdan çöküntüye sürükleyen bir işlev görmeye başladı, ki bu bir örgüt açısından en tehlikeli süreçtir. Bu açıdan genel kurulda olumlu diyebileceğim hiçbir şey yok. Sadece kendi açımızdan bu grev ve toplusözleşme değerlerini korumamız biraz sevindirici oldu.

Bir İstanbul Valisi’nin, bir devletin bile tüzükten çıkarma dediği şeyleri görev edinip, toplusözleşme kavramının, grev kavramının tüzüklerden ayıklanması, gelinen noktanın boyutunu gösteriyor. Bir inançsızlığın, bir teslimiyetin göstergesidir bu. Nasıl izah edeceklerini gerçekten çok merak ediyorum. Valinin yazısına rağmen, toplusözleşme kavramının, grev kavramının kaldırılmasını nasıl izah edecekler, bunu çok merak ediyorum. Açıkçası sizin de bunu sormanızı bekliyorum. Bunun aydınlatılması lazım. Hangi güdü bu yola itti bunları, hangi ihtiyaç, hangi gereksinim, hangi hukuk? Bunun yanıtlarını da öğrenmek istiyoruz. Görünen şu ki, hegomonik bir güç var ortada, sayısal üstünlük var, ama sayısal üstünlük en kirli bir şekilde kullanılıyor açıkçası. Ayaküstü önergeler değiştiriliyr, ayaküstü ittifaklar içersinde önergeler monte ediliyor. Divan başkanı da bu konuda sağolsun onlara her türlü olanağı sağlıyor. Demokraside olmaması gereken örnekleri yaşatıyor.

Biz bu kuruldan çok şey beklemiyorduk açıkçası. Sendika genel kurulları bunun sinyalini vermişti. Ama bu kadar da kötü olacağını düşünmemiştik. Hiçbir hazırlıkları yok. Altı ay önce sendikalara gönderilmiş olağanüstü tüzük kurultayındaki metnin bir kelimesine bile dokunulmadan buraya sunulması ciddiyetsizliktir. Bu sürecin doğru değerlendirilmesi gerekiyordu. Sendika genel kurullarında bu süreç nasıl tartışıldı, ne gibi yenilikler oluştu, ne gibi önlemler alındı?

Örneğin Yapı Yol-Sen bu konuda çok şey aştı, kendi kurumunu oluşturdu. Profesyonelleri minimum düzeyde belirledik, altı daire başkanı oluşturduk, şu anda fiilen yasaya rağmen yönetim kurulu dokuz kişi. Karar alma organları oluşturduk, şube temsilciler kurulu gibi karar organlarımız var. Bunlar artık tüzüğümüzün zenginlikleri, bir demokrasi geleneği yarattık. Sadece MYK’nın inisiyatifine terk etmeyen, onlara zenginlik katan ve herkesi kapsayacak bir modelle bir tüzük yarattık. Bu deneyimlerden yararlanılması gerekiyordu. Bizim amacımız da kendi sürecimizden yaşadığımız zenginlikleri KESK’e aktarmaktı. Bunu da dikkate almadılar.

- Yasayla birlikte bir kılıfa girildi. Devletten daha önce girildi hatta. Buna rağmen KESK’in MYK’sı diyor ki “toplu görüşmeyi toplusözleşmeye çevireceğiz”. Bu yaşananlar ışığında siz toplu görüşmenin toplusözleşmeye çevrileceğini düşünüyor musunuz? Ya da çevrilmesi için neler yapılması lazım?

Açıkçası bizi çürüten, toplumda artık alternatif olmaktan uzak bir konuma düşürten, inanmadığımız, altını doldurmadığımız, belki kendimizi de bir türlü sürece katamadığımız söylemleri sık sık tekrar etmemiz doğru değil. Toplu görüşmeyi toplusözleşmeye çevirmek demek, toplusözleşme hukukuna uygun davranmak demektir. Onun altını doldurmak demektir. İşyerlerine dönüp kitlelerin bu konudaki taleplerinin ve beklentilerinin ne olduğunu merak etmek demektir. O talepler üzerinden bir şey şekillendirmek, arkasından beslemek lazım. Tamam, taleplerimizi katılımla oluşturduk, bu gerçekleşmediğinde hangi mücadele programının devreye sokulacağının da en azından tartışılması, belirlenmesi gerekir. Böyle bir çaba yok. Böyle bir niyet de yok. Dediğim gibi sadece bir retorik olarak kalmış durumda. Ki demin söylediğimle ba&crren;lantı kurarsak, toplusözleşme kavramını tüzüğünden çıkartanların böyle bir şey yapacaklarına asla inanmıyorum. Böyle bir niyetleri olduğunu da hiçbir zaman ortaya koymuş değiller. Böyle bir işaret görmedim.



Eğitim-Sen’in “Eşit işe eşit ücret!” eylemleri...

İzmir:

Eğitim-Sen İzmir Şubeleri tarafından “Eşit işe eşit ücret!” kararnamesini protesto etmek için, 13 Nisan günü Konak Sümerbank Meydanın’da bir basın açıklaması yapıldı. Yaklaşık 400 kişinin katıldığı basın açıklamasında, “Toplusözleşme hakkımız, grev silahımız!”, “Yaşasın iş, ekmek, özgürlük mücadelemiz!”, “Katil Şaron Filistin’den defol!” sloganları atıldı. (SY Kızıl Bayrak/İzmir)

Antakya:

13 Nisan günü Eğitim-Sen'de “Sendikal hareket ve sendikacılık” konulu bir seminer düzenlendi. İlkel komünal toplumdan bugüne insanlığın gelişimi, işçi sınıfının doğuşu ve sendikaların tarihsel gelişimi anlatıldı. Seminere ilgi oldukça yoğundu

Ardından Antakya Arkeoloji Müzesi önünde “Eşit işe eşit ücret” konulu basın açıklaması yapıldı. Eğitim-Sen'de toplanan 150 kişilik bir kitle yürüyüşe geçti. Yürüyüş boyunca, “Söz yetki karar çalışanlara!”, “Direne direne kazanacağız!”, “Savaşa değil çalışana bütçe!”, “İMF uşağı hükümet istifa!” vb. sloganları atıldı, benzer içerikli dövizler taşındı. Açıklamada, “Tüm kamu çalışanlarının içinde bulunduğu sefalet ortamından çıkmayı sağlayıcı tedbirler alınmalı ve ücretler insanca yaşayacak bir düzeye çıkarılmalıdır” denildi. Ayrıca “Filistin siyonizme mezar olacak!”, “Katil Şaron Filistin'den defol!” vb. sloganlar atıldı. (SY Kızıl Bayrak/Antakya)

Kayseri:

Kayseri’de KESK’in “Eşit işe eşit ücret” kampanyası çerçevesinde bir basın açıklaması gerçekleştirildi. Mimarsinan Parkı’nda gerçekleşen açıklamaya yaklaşık 100 kişi katıldı. Açıklamadan sonra Filistin’e destek mitingine çağrı yapıldı. Açıklamada “Tanklara değil emekçiye bütçe!” sloganı atıldı. Açıklamanın ardından KESK dönem sözcüsü gözaltına alındı. (SY Kızıl Bayrak/Kayseri)

İstanbul:

Eğitim-Sen’li emekçiler, 13 Nisan günü Saraçhane Parkı’ndan Aksaray Metro önüne doğru bir yürüyüş planlamışlardı. Yürüyüş 631 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yi protesto eden basın açıklaması ile noktalanacaktı.

Parkta toplanmaya başlayan 150’ye yakın eğitim emekçisi davul-zurna eşliğinde halay çekmeye başladı. Görevlilerin yürüyüş için kortej oluşturulması yönünde yaptığı çağrı sonrasında polis bir an önce açıklama yapılması için baskı yaptı. Emekçiler basın açıklamasını Aksaray’da yapacaklarını belirttiler. Polisin hemen yapmazsanız müdahale ederiz tehditine rağmen emekçiler yürüyüşe geçmeye çalıştı. Bunun üzerine kitleye saldıran kolluk güçleri 47 eğitim emekçisini gözaltına aldı. Çevredeki diğer eylemciler inisiyatif geliştirilememesi nedeniyle dağınık kaldılar. Polis zorla kalan kitleyi de uzaklaştırdı.

Aynı gün Eğitim-Sen 8 No’lu Şube’de, yaklaşık 50 kişinin katıldığı basın açıklamasıyla, yapılan saldırı protesto edildi. (İstanbul’dan bir eğitim emekçisi)