ARSIVANA SAYFA
 
17 Mart '01
SAYI:10
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan
Biricik gerçek alternatif işçi sınıfı partisinin devrimci programıdır
Krizin faturası kapitalistlere
Kriz ve burjuva siyasetinin iflası
Kriz: Nedenler ve sonuçlar, eğilimler ve yaklaşımlar
KOMSA'da işçi kıyımı
Çukobirlik işçilerinin grev kararlılığı
Ankara Sağlık Platformu'nun açıklaması
8 Mart etkinlikleri
Öncü İşçi İnisiyatifi’nin 8 Mart etkinlikleri
Kurtköy halkının gözünden 8 Mart ve gösterdikleri..
Saldırıya karşı işçi emekçi barikatı!
İTÜ'de yemek boykotu sürüyor
Gazi anması
Ölüm Orucu sürüyor!
Kayıpların akıbeti açıklanmalı
Bir tutsak annesinden açık mektup...
Dortmund'ta faşizme karşı 25 bin kişilik yürüyüş gerçekleşti!
Yurtdışı'nda 8 Mart etkinlikleri
Direnişçilerden mektuplar
"Okkan'ı JİTEM öldürdü"
Mücadele Postası


Bu sayının
PDF formatını download
etmek için tıklayın





 
 

Hollanda/Eindhoven’da 8 Mart...

Politik içeriğine uygun bir kutlama

Dünya Emekçi Kadınlar Günü bu yıl Eindhoven’de “özgürlük” teması çerçevesinde kutlandı.
Katılımcılar; Hollanda, Arjantin, İran, Somali, Kürdistan, Filistin, Surinam, Endonezya, Latin Amerika’dan gelen örgüt ve derneklerden oluşuyordu. Biz Türkiyeli komünistler İCC-Enternasyonal Kültür Merkezi adına katıldık.

Katılımcıların çoğunluğunu Hollandalılar oluşturuyordu ve genç kadın sayısı oldukça azdı. Dikkate değer olan ise, katılımcıların programları ilgiyle izlemesi ve ve aktif olarak katılması idi. Bu durum geçen yıllarda daha farklıydı. Kadınların çoğu ara salonlarda konuşarak zamanlarını geçirir, tartışma programlarına pek katılmazlardı.

Program, tüm örgütlerin sahneye çıkarak özgürlüğün kendileri için ne anlam ifade ettiğini kısa sözlerle aktarmalarıyla başladı. Aynı içerikte dövizler hazırlanmıştı.

Bizim dövizimizde şunlar yazıyordu: Özgürlük hiçbir baskı altında kalmadan düşüncenin açıklanması ve eyleme dönüşmesidir! Özgürlük baskının bittiği yerde başlar! Özgürlük eşitliktir!

Daha sonra iki bayanın hazırladığı ve özgürlüğün anlamını içeren bir kabere sergilendi. Ardından iki ayrı tartışma programı başladı. Bunlardan biri, “Özgürlüğünü kendin seç”, diğeri ise Yeşil Sol Partisi’nden kadınların düzenlediği “Günlük yaşamımızda bir başkasının özgürlüğünü nasıl kısıtlıyoruz” başlığı taşıyordu. Gelenek ve görenekler çerçevesinde sosyal baskı ve kurallarla kadınların kendi seçimlerini yapmalarının nasıl kısıtlandığı tartışıldı.

Saat 15.00’de İran Komünist İşçi Partisi’nden bir bayan arkadaş “İran’da kadınların taşlanması”nı ve bu konuda yürüttükleri faaliyeti konu alan konuşma yaptı. Ardından biz, Türk ve Kürt kadınları açısından özgürlüğün anlamını, kadınların ezilmişliğiyle haksızlığa karşı mücadeleyi, kadının sınıf mücadelesi içindeki yerini ve kadınların hücre tipine karşı erkek yoldaşlarıyla verdikleri mücadeleyi anlattık.

Ardından iki tartışma programı aynı anda başladı. Biri İran, Somali ve Filipinli bayanların ortak düzenlediği, “Eğer 18 yaşındaysam özgürüm” konulu tartışma programıydı. Diğeri ise, biz ve Hollandalı bir kadın kuruluşunun birlikte düzenlediği “Cezaevleri ve kadın” konulu programdı. Günün en politik içerikli programı olmasına rağmen katılım şaşırtıcı düzeyde yüksekti. Etkinliğe 60’a yakın kadın katıldı.

Türkiye’de uygulanan cezaevi sistemi; politik tutsakların komün yaşam; devletin F tipi saldırısı; politik tutsakların neden bu sisteme karşı oldukları; izolasyon karşı mücadele ve 19 Aralık katliamı; cezaevlerindeki son durum üzerine bir konuşma yaptık. Zamanın sınırlı olması nedeniyle 19 Aralık katliamına ilişkin filmi göstermeden soru bölümüne geçmek istedik. Fakat kadınlar ısrarla izlemek isteyince 10 dakikalık bir bölümünü gösterdik. Filmin ardından anlamlı sorular soruldu.

Eindhoven’da Dünya Emekçi Kadınlar Günü bu kez politik bir içerikle kutlanmış oldu. Genelde burjuva kadınların organize ettiği 8 Mart’ı biz ilerici devrimci kadınlar anlamına uygun bir tarzda kutlamayı başarabildik.

H. Dilan



Birleşmiş Milletler’in yeni görevi:

İnsan tacirliği

İç savaşların oluşturduğu yıkımların etkisiyle, 3. Dünya ülkelerinde yaşayan binlerce yoksul insan, daha iyi imkanlara sahip olabilmek için, ölümü göze alarak, Fransa, İtalya, ABD gibi ülkelere yasal ya da yasadışı yollarla göç ediyor. Bir başka ülkeye sığınmak için yapılan bu kaçak yolculuklar ise, insanlara ağır bir maddi yükü beraberinde getiriyor. Kötü koşullarda yapılan yolculuklarda yüzlerce mülteci hayatını kaybediyor. Bir kaç ay önce 60 Çinli bir tırın içinde can vermiş şekilde bulunmuştu. Geçtiğimiz aylarda Irak’ı terk eden Kürt mülteciler Fransa sahillerinde kaza geçirmişlerdi. Bunlar yalnızca en taze olaylar, geçmişte sayısız facianın yaşandığı bilinmektedir.

Emperyalistler mültecilere ucuz işgücü olarak bakıyor. Emperyalist ülkelerdeki işsizlik her geçen gün daha da artıyor. İşçiler arasında rekabet körükleniyor. Birleşmiş Milletler üzerinden yapılan mülteci göçünde, bu işin içinde yer alan üst düzeydeki yöneticiler, bunu rant haline getirmişler. Yolsuzluklar bir süre gizlenebildi. İnsani yardım adı altında kurulan fonun gerçek niteliği, ortaya çıkan yolsuzlukların ardından anlaşıldı. Fonun ne denli insani olduğu kısa sürede görüldü. Birleşmiş Milletler’in içindeki bu çeteler yoksul insanların elindeki paraları son kuruşuna kadar gasp ediyorlar.

En son, Birleşmiş Milletler Yüksek Komiserliği’ndeki bir görevlinin açıklamasının ardından dört kişi açığa çıkartıldı. Bunlar daha çok Afrika ülkelerinde çalışan görevliler. Afrika’dan mülteci olarak Kuzey Amerika, Avustralya gibi ülkelere gitmek isteyenlerin herbirinin iki üç bin doları bu görevlilere rüşvet olarak verdiği ortaya çıktı. Oysa bu mültecilerin çok azının kalacak yer ve iş bulabildiği, yoksulluk ve sefaletin bu sefer de göç edilen ülkede devam ettiği biliniyor.

Diktatörlükle yönetilen Somali ve Sudan’dan bir yılda 9 binin üzerinde mülteci Kenya üzerinden ABD, Avustralya, Yeni Zelanda ve İskandinavya ülkelerine geçiş yaptı. Bu yolculuklar da bir taraftan açlığın, bir taraftan hastalığın kol gezdiği sağlıksız koşullarda gerçekleştirildi.

Dünya üzerinde mülteci taşıma işi yapanlar için de bu iş çok kârlı bir rant kapısı haline gelmiş. Bu kurum ve kişiler insan ticareti üzerinden milyonlarca dolar kazanç sağlıyorlar.

Türkiye’de işsiz ve yoksul insanlar, varını yoğunu satıp bir başka ülkeye gidebilmek için işçi simsarlarına binlerce dolar kaptırıyor. Devletle de bağlantılı şebekeler tarafından insanlar kandırılıyor ya da sınırlarda yakalanıyor. Gidebilenler ise Türkiye'deki sefil yaşamın daha beterini mülteci kamplarında yaşıyorlar. Çok azı hizmet sektöründe ya da inşaatlarda kaçak işçi olarak çalışıyor. Almanya, Fransa, İngiltere gibi işsizliğin arttığı ülkelerde yabancı kaçak işçi çalıştırmak sermaye sınıfının ekmeğine yağ sürüyor.

Avrupa ülkelerinde mülteci kamplarında kalanların özgürlükleri sınırlandırılıyor. Her gün sınır dışı edilme tehdidiyle karşı karşıyalar. Kaçak işçi olarak çalışanlar ise karın tokluğuna ayakta kalabilmenin mücadelesini veriyorlar.

Romanya’dan Türkiye’ye yerleşen Romen işçilerin düşük ücretlerle, üstelik çok kötü koşullarda çalıştırılmaları gibi Türkiye’den başka ülkelere giden işçiler de onlarla aynı kaderi paylaşıyorlar.

Emperyalizm iç savaşlarla yıkıma uğrattığı ülkeleri ırkçılıkla, faşizmle zehirliyor, göçmen işçilere karşı düşmanlığı körüklüyor. Farklı uluslardan işçiler kendilerini bu hale getirenleri göremiyor. Bunun yerine birbirlerine düşmanlıkla bakıyorlar.

Kapitalizmin sınır tanımayan vahşeti karşısında yaşanan her tür katliam, kıyım ve sömürüye emekçi halkların mücadelesi son verecektir. Ya kapitalist barbarlık içinde dünya halkları çöküşe uğrayacak ya da baskı, sömürü ve zulme karşı başkaldıracaklar ve eninde sonunda sosyalizme ulaşacaklar.



20 Simin Fabrikası işçisi güvenlik güçlerinin saldırısında yaralandı!

“Yaşasın işçilerin birliği!”

Sİran Komünist İşçi Partisi’nin aldığı haberlere göre İran İslam Cumhuriyeti tarafından İsfahan’da tutuklanan 25 işçi 5 Mart 2001’de kefaletle serbest bırakıldı. Gelen bilgilere göre yetkililer Simin işçilerine ücretlerinin ve borçlarının haftaya cumartesiden itibaren ödemeye söz verdiler.

Parti’nin aldığı bilgilere göre güvenlik güçlerinin 4 Mart’taki protestoya saldırısı sonucu 20 işçi yaralandı. Birçok işçinin kol ve bacaklarında kırıklar var ve güvenlik aracının çarptığı bir işçi hastanede.

İran Komünist İşçi Partisi, Simin Fabrikası işçilerine yapılan bu vahşi saldırıyı kınıyor ve uluslararası kurumları, politik partileri ve grupları, işçi örgütlerini, sendikaları İslam Cumhuriyeti’ni kınamaya çağırır.

İran Komünist İşçi Partisi, İsfahan’daki ve İran’daki işçileri, Simin Fabrikası işçilerinin haklarına karşı gerçekleştirilen bu barbar saldırıyı protesto etmeye çağırır. İşçiler İslam Cumhuriyeti’ne bu saldırıya uygun bir cevap vermelidir. İşçiler Simin Fabrikası işçilerini mitingler yaparak, Simin Fabrikası’na delegeler göndererek ve diğer yollarla destek eylemleri yaparak destekleyebilir.

Kahrolsun İslam Cumhuriyeti!
Yaşasın işçilerin birliği!
Özgürlük, eşitlik, işçi iktidarı!

İran Komünist İşçi Partisi
5 Mart 2001

Protestolarınızı aşağıdaki adreslere iletebilirsiniz:
Muhammed Hatemi
Palestine Avenue Azerbaijan Intersection
Tahran, İran
e-mail: khatami@president.ir
fax:00-98 216 464 443