ARSIVANA SAYFA
 
17 Mart '01
SAYI:10
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan
Biricik gerçek alternatif işçi sınıfı partisinin devrimci programıdır
Krizin faturası kapitalistlere
Kriz ve burjuva siyasetinin iflası
Kriz: Nedenler ve sonuçlar, eğilimler ve yaklaşımlar
KOMSA'da işçi kıyımı
Çukobirlik işçilerinin grev kararlılığı
Ankara Sağlık Platformu'nun açıklaması
8 Mart etkinlikleri
Öncü İşçi İnisiyatifi’nin 8 Mart etkinlikleri
Kurtköy halkının gözünden 8 Mart ve gösterdikleri..
Saldırıya karşı işçi emekçi barikatı!
İTÜ'de yemek boykotu sürüyor
Gazi anması
Ölüm Orucu sürüyor!
Kayıpların akıbeti açıklanmalı
Bir tutsak annesinden açık mektup...
Dortmund'ta faşizme karşı 25 bin kişilik yürüyüş gerçekleşti!
Yurtdışı'nda 8 Mart etkinlikleri
Direnişçilerden mektuplar
"Okkan'ı JİTEM öldürdü"
Mücadele Postası


Bu sayının
PDF formatını download
etmek için tıklayın





 
 

İşçi sınıfının devrimci istemleri etrafında emekçi barikatını örelim!

Krizin faturası kapitalistlere!

Türkiye kapitalizmi tarihinin en ciddi krizlerinden birini yaşıyor. Hükümetin 2000 yılı başından bu yana kararlılıkla uygulamaya çalıştığı İMF-TÜSİAD programı bir gecede çöktü. Faizler yükseldi. Türk lirası dolar karşısında yüzde 40 civarında değer yitirdi.

Kriz nedeniyle kaybedildiği söylenen büyük miktarlardaki paranın emperyalist tekellerin kasalarına aktığı açıktır. Şimdi bu açığı bize, biz işçi ve emekçilere ödetmenin yollarını arıyorlar. Buna krizin faturası deniyor ve faturayı işçi ve emekçilere kesmenin en bilinen yollarından biri de zamlar oluyor.

Yağmur gibi yağan zamlar kriz faturasının ilk taksitidir

Bayramın hemen öncesinde patlak veren krizin ardından, bayramdan sonra zamların yağacağı söylendi. Ancak görüldü ki, bu bir haftalık zamanı bile bekleyemediler. Zamların ilk taksidini bayramdan önce topladılar. Arkası da parça parça geliyor. Zaten, petrole yapılan zammın tüm diğer ürünlere otomatikman uygulandığı biliniyor. Elektrik ve doğalgaz için de benzer bir durum geçerli. Çünkü bunlar, tüm diğer maddelerin üretiminde kullanılmaktadır.

Diğer yandan doların fırlaması, özellikle büyük kentlerde işçi ve emekçilerin hayatını doğrudan etkileyen bir durumdur. Çünkü çoktandır buralarda kiralar dolara-marka bağlanmış bulunuyor. Borçlanmalarda da aynı şey geçerli. Dolayısıyla dövizle kira ödeyenler ve dövizle borçlanmış olanlar, ilk elde, yüzde 30-40 civarında kayba uğramış durumda.

İşsizlik çığ gibi artıyor

Krizin faturasını işçi ve emekçilere kesmenin bir başka temel aracı da toplu işten çıkarmalardır. Nitekim bu krizle birlikte ve hiç gecikmeden işten atmalar ve ücretsiz izinler başlatıldı. Zaten fazlasıyla büyük olan işsizler ordusuna binler-onbinlercemiz daha ekleniyor. Krizin daha ilk günlerinde yapılan açıklamalara göre, 3 bini aşkın işyeri kapanmış ve bunun sonucunda 400 bini aşkın işçi işsiz kalmıştır. Ücretsiz izin başlatan fabrikaların bu bahaneyle tensikata gitmeyeceğinin ise hiçbir garantisi yoktur. Kaldı ki, kapanan işyerleri krizin gerçekten de vurduğu küçük ve orta büyüklükteki işletmelerdir. Bir de krizlerden menfaatlenen büyük tekellerin fırsattan istifade işçi çıkarmaları sözkonusudur. Kriz nedeniyle hızlandırılmaya çalışılan özelleştirmelerin de işten çıkarmalar için temel bahanelerden birini oluşturduğ ise biliniyor.

Fiyatlar yükselirken ücretler yerinde sayıyor

Dünya Bankası’ndan destekli hükümetin, krize çözüm önlemlerinden biri de fiyatları artırırken ücretleri dondurmaktır. Bir yandan ücretliyi enflasyona ezdirmeyeceğiz masalları okunuyor. Ama öte yandan, yine fedakarlıktan bahsediliyor. Üstelik tam da kamu işyerlerinde toplusözleşme görüşmelerinin başlayacağı bir süreçte. Kamu işçisi için sadece hedeflenen enflasyon aldatmacasıyla da yetinilmek istenmiyor bu kez. Çeşitli sosyal hakları da kırpılmak suretiyle fatura daha da ağırlaştırılmaya çalışılıyor. Hükümet cephesinden yapılan bu açıklamaların yanında, bir de işveren örgütlerinin sıfır zam bile yeterli değil açıklamaları var. Zamlarla artırılan hayat pahalılığının, işçi ve emekçilerin yaşamında tam bir yıkıma yolaçmasının nedeni, ücretlerinin aynı oranda artırılmayışıdır. İşçinin emekçinn ekmeğinden zamlarla çaldıkarı yetmiyor, şimdi bir de ücretleri daha da düşürmek, yıkımı daha da derinleştirmek istiyorlar.

Düşük ücret politikası işçilerin yanısıra kamu emekçileri ile işçi ve memur emeklilerini de vurmaktadır. Ortalama 150 milyon maaşla yaşamaya çalışan emekliler, son krizle birlikte yüzde 36,1 oranında daha fakirleştiler.

İşçi ve emekçiler sosyal olarak da yıkıma sürükleniyor

Yaşam şartlarının ağırlaşması, işçi ve emekçiler cephesinde sadece ekonomik yıkıma yolaçmıyor. Bununla birlikte onları manevi yıkıma da uğratıyor. Emekçi ailelerinde işsizlik ve yoksullaşmanın yol açtığı sorunlar katlanarak artıyor. Hem eşler arasında, hem de ana-baba ve çocuklar arasında geçimsizlikler ve kavgalar boy veriyor.

Son yıllarda boşanan evli çiftlerin, intihar ve aile cinayetlerinin sayısındaki patlama, sermayenin uyguladığı saldırı programlarının dolaysız sonucuydu. Son günlerde basına yansıyan haberler, krizle birlikte bu tür olayların çığ gibi artacağına işaret ediyor.

Krizin sorumlusu bir bütün olarak kapitalist düzendir

İş başına geldiği günden beri, İMF-TÜSİAD yıkım programını “ne pahasına olursa olsun” uygulamaya kararlı olduğunu sürekli yineleyen hükümet, krizle birlikte, sorumluluktan sıyrılmanın bir yolu olarak, İMF’yi hedef gösterme yoluna gitti. Güya işçi ve emekçilerden yana olan pek çok kişi ve kurum da benzer bir tutum içinde. Dünyanın pek çok geri ülkesinde, dayattığı programlarla yıkıma yol açan İMF, elbette yaşamakta olduğumuz krizin de ana sorumlularından biridir. Ancak İMF’nin suçu, İMF’yi yardıma çağıran TÜSİAD patronlarının suçunu, İMF ve TÜSİAD şahsında yerli-yabancı tekellerin hazırladığı yıkım programlarını kan ve barut kokuları desteğinde uygulamaya çalışan hükümetlerin suçunu asla affettiremez, affettirmemelidir.

Kaldı ki, kriz bir kez koptuktan sonra da ondan ilk yararlananlar yine Koçlar Sabancılar olmaktadır. Küçük ve orta boy işletmeleri temsil eden sanayi ve ticaret odalarının bunca yakınmalarına rağmen, TÜSİAD’dan ses çıkmaması, krizin cebimizden boşalttıklarının onların kasalarına akıyor olmasındandır.

İMF-TÜSİAD programı çöktü
Dünya Bnkası-TÜSİAD programı farklı mı olacak?

Krizle birlikte kendi dilleriyle çöktüğünü ilan ettikleri İMF programını, başlangıçta “tek kurtarıcı” ilan edenler, şimdi de Dünya Bankası’ndan çağırdıkları Kemal Derviş’i ve ona hazırlatacakları programı kurtarıcı ilan ediyorlar.

Onlar TÜSİAD patronlarıdır, hükümeti oluşturan burjuva partilerdir, yani bu soygun düzeninin sahipleri ve sözcüleridir. İMF’nin programında otomatiğe bağlanan zamlar vardı, ücretlerin düşürülmesi vardı, özelleştirmeler, işten çıkarmalar vardı. Dünya Bankası’nın programında da aynılarının, üstelik kriz nedeniyle daha da ağırlaştırılmış biçimde, yer alacağı ilk elde ilan edildi. Kemal Derviş’e hazırlatılmakta olan program, iflası ilan edilen İMF’nin programını aratmayacaktır. Çünkü bu iki kuruluş da uluslararası tekellerin birliğidir ve emperyalizmin hizmetindedir. Birbirinden farkları yoktur.

Kaldı ki, krize yol açan kapitalist sistemin yapısı ve işleyişidir. Uygulanan programlar, sadece krizlerin ne kadar güçlü veya zayıf yaşanacağı, ne kadar sık veya seyrek ortaya çıkacağı konularında etkili olabilir. Ve elbetteki faturanın nasıl ve hangi dozda emekçilere ödetileceğini belirler.

Dolayısıyla, ister İMF’ye veya Dünya Bankası’na hazırlatılsın, isterse de yerli teknokratlara, hiç bir burjuva program kapitalizmin krizlerini ortadan kaldırmaya, ekonomiyi düzlüğe çıkarmaya muktedir değildir. Az sayıda tekelciyi daha da palazlandırma pahasına milyonlarca işçi ve emekçinin yıkımını hazırlayan böylesi programların bir tek gerçek alternatifi olabilir: İşçi sınıfının devrimci programı...

Kapitalist-emperyalist yıkım programlarına karşı
İşçi sınıfının devrimci programı etrafında birleşelim!

İşçi sınıfının, tüm emekçileri de arkasına alarak, sermayenin İMF-DB destekli programlarının karşısına, kendi devrimci programında yer alan ve aşağıda listesi sunulan taleplerle dikilmesi ve mücadeleyi yükseltmesi gerekir. Bu onun vazgeçilemez ve ertelenemez devrimci sorumluluğudur.

Krizin faturasının asıl sahiplerine, sermaye sınıfına döndürülmesinin başka yolu yoktur. Bu talepler altında birleşen ve savaşan proletarya, öncelikle krizin yükünden kurtulmayı başaracaktır. Böyle bir başarı, temel önemde siyasal mevziler kazanmak, güç, moral ve özgüven biriktirmek demektir. Bu türden başarılar ise, işçi sınıfı öncülüğünde kenetlenmiş emekçilere, asalak sermaye sınıfından ve düzeninden kurtulmanın yolunu ve yöntemini öğretecektir zaman içinde.

Krizin faturası kapitalistlere!

- Dış ve iç borç ödemeleri derhal durdurulsun! Tüm devlet borçları geçersiz sayılsın!
- İMF, Dünya Bankası vb. emperyalist mali kuruluşlarla kölece ilişkilere son verilsin!
- Emperyalistlerle açık-gizli tüm antlaşmalar iptal edilsin!

- Herkese iş, tüm çalışanlara iş güvencesi!
- 7 saatlik işgünü, 35 saatlik çalışma haftası!
- İnsanca yaşamaya yeten, vergiden muaf asgari ücret!
- Tüm çalışanlar için genel sigorta hakkı!
- Esnek üretim, prim, parça başı, akord vb. çalışma sistemleri ve taşeronlaştırma yasaklansın!
- Eşit işe eşit ücret!
- 14 yaşından küçük çocukların çalıştırılması yasaklansın!

- Her düzeyde parasız eğitim! 17 yaşına kadar zorunlu eğitim!
- Herkese parasız sağlık hizmeti!
- Herkese sağlığa ve ihtiyaca uygun ucuz konut!
- Her türlü dolaylı vergi kaldırılsın! Artan oranlı gelir ve servet vergisi!
- Diyanet bütçesi kaldırılsın, silahlanma harcamaları durdurulsun!
- Deprem yağmasına son!
- Zamlar geri alınsın, fiyatlar dondurulsun!
- Özelleştirme talanı durdurulsun, tensikatlara ve hak gasplarına son!


- Sınırsız söz, basın, örgütlenme, gösteri ve toplanma özgürlüğü!
- Tüm çalışanlar için grevli ve toplusözleşmeli sendika hakkı!
- MGK, Kriz Yönetim Merkezi, DGM’ler ve askeri yargı feshedilsin!
- Tüm faşist-militarist kurumlar dağıtılsın!
- Sıkıyönetim, Olağanüstü Hal, Anti-terör ve İller İdaresi vb. tüm faşist yasalar iptal edilsin!
- Katliamcılar, işkenceciler ve hırsızlar halka açık mahkemelerde yargılansın!
- Hücreler yıkılsın, tutsaklara özgürlük!
- Kürt halkına özgürlük, eşitlik, özgürlük, gönüllü birlik!

İMF-DB-TÜSİAD reçetelerine son!
Kahrolsun sermaye diktatörlüğü!
Kahrolsun emperyalizm!

Yaşasın bağımsız sosyalist Türkiye!
İşçi sınıfı savaşacak, sosyalizm kazanacak!