ARSIVANA SAYFA
 
17 Mart '01
SAYI:10
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan
Biricik gerçek alternatif işçi sınıfı partisinin devrimci programıdır
Krizin faturası kapitalistlere
Kriz ve burjuva siyasetinin iflası
Kriz: Nedenler ve sonuçlar, eğilimler ve yaklaşımlar
KOMSA'da işçi kıyımı
Çukobirlik işçilerinin grev kararlılığı
Ankara Sağlık Platformu'nun açıklaması
8 Mart etkinlikleri
Öncü İşçi İnisiyatifi’nin 8 Mart etkinlikleri
Kurtköy halkının gözünden 8 Mart ve gösterdikleri..
Saldırıya karşı işçi emekçi barikatı!
İTÜ'de yemek boykotu sürüyor
Gazi anması
Ölüm Orucu sürüyor!
Kayıpların akıbeti açıklanmalı
Bir tutsak annesinden açık mektup...
Dortmund'ta faşizme karşı 25 bin kişilik yürüyüş gerçekleşti!
Yurtdışı'nda 8 Mart etkinlikleri
Direnişçilerden mektuplar
"Okkan'ı JİTEM öldürdü"
Mücadele Postası


Bu sayının
PDF formatını download
etmek için tıklayın





 
 

Komsa’da işçi kıyımı

7 Kasım’da başlayan Komsa grevi 3 Şubat’ta, 86. gününde anlaşmayla bitirildi. Komsa grevi sürecinde Birleşik Metal-İş’in aldığı tutum yeni değildi. Bu süreç farklı yerlerde daha önce de benzer biçimlerde yaşanmıştı. Bu konuda Kızıl Bayrak’ın 11 Kasım ve 25 Kasım tarihli sayılarında yazılar yayınlanmış,&ğuot;Ve ne yazık ki inisiyatifin sendikaya terk edildiği her durumda, sonuç direnişin satılması olmuştur&ğuot; denilerek, Metal-İş sendikasının tutumuna dikkat çekilmişti.

Komsa Elektronik daha önce kamuya ait bir işyeriyken ‘80’lerin ortalarında özelleştirilmiştir. Geçen yıllara kadar işçilerin değişik sosyal hakları varken, bunların teker teker gasp edilmesi süreci yaşanmıştır.

Yaklaşık üç yıldır Komsa’da büyük bir emek ve özveriyle devam eden sendikalaşma çalışması, 7 Kasım’da greve çıkılmasının ardından patronun sendikayı kabullenmek zorunda kalmasıyla, başarıya ulaşmıştır. Grevin ilk günlerinde işçiler toplu olarak fabrika önünde beklediler. Zamanla sayı azaldı ve bekleyenler üç-beş işçiye düştü. Ancak toplantılar yapıldığı zaman bir araya geliyorlardı. İşçilerdeki deneyimsizlik ve inisiyatifin tümden sendikaya bırakılması, grevin sınırlı bir kazanımla sonuçlanmasına neden oldu.

Tabiiki bu çalışmanın ve grevin işçilerde yarattığı bilinç ve deneyim en büyük kazanımdır. Örneğin kimin dost kimin düşman olduğunu net bir şekilde gördüler. Grev sürecinde yeterli maddi ve manevi destekten mahrum kaldılar. Sendikadan sınırlı bir yardım alabildiler. Sefaköy’den bazı sendikacı ve işçilerden oluşan gruplar destek ziyaretlerinde bulundular. NETAŞ’tan ise sadece iki-üç işçi ziyarete geldi. Sendika örgütlü olduğu fabrikalarda desteği örgütleyebilir, birlik duygusunu ve motivasyonu artırabilirdi, bunu yapmadı.

Bu arada işçiler sayı bakımından az da olsa fire verdiler, ama bunlar daha çok sınıfına güvensiz ve arkadaşlarını satan işçilerdi. Deneyimsizlik ve biraz da dağınıklık maddi sorunlarla birleşince, böyle bir durum yaşanabildi. Sürece tam katılamayan bazı işçiler “Grev nöbetine giderken otobüse verecek paramız yok” diyorlardı.

Anlaşma imzalandıktan sonra sendika başkanı Doğan Kaya Evrensel gazetesine yaptığı açıklamada; “Önemli olan Komsa’ya sendikayı sokmaktı. Greve bunun için çıktık ve başardık.” diyordu. Yani sözleşmenin sınırlı kazanımlarla imzalanmasını mazur göstermeye çalışıyordu.

Grevin sona ermesinin hemen ardından Komsa patronu sendikayı fabrikadan atmak için saldırıları başlattı. Şu ana kadar elliye yakın işçinin işine son verildi. On ikisi grev sürecinde grev kırıcısı olarak işe alınanlar, diğerleri sendikalı işçiler. Sendika buna karşı kılını bile kıpırdatmış değil. İşten atmalarla sendikalı işçilerin sayısı 90’a düşmüş bulunuyor. Yanısıra patron işçilerin bir kısmını bayram öncesi ücretsiz izne çıkardı. Şimdi, “iş siparişi bekleniyor, gelirse elliye yakın işçi alınacak, gelmezse otuza yakın işçi atılacak” söylentisi dolaşıyor işçiler arasında. İşçilerin atılıp atılmaması gelecek siparişe endekslenmiş durumda. Bu tümüyle patronun bir oyunu.

İşçilerde patronun sendikayı bitirmek istediği düşüncesi hakim, ama buna karşı birleşik mücadeleyi öremiyorlar. İşçiler bu saldırıyı ancak komiteler kurup tabanda örgütlenerek ve sendikayı görev başına çağırarak püskürtebilir ve örgütlülüklerini sağlamlaştırabilirler.



Bir Komsa işçisinden mektup...

“Birliğimizi korumalı, işten atmaları engellemeliyiz”

Biz Komsa işçileri olarak 7 Kasım ‘00 tarihinde greve çıktık. Grevin ilk günlerinde coşkulu ve heyecan içindeydik. Bu arada tüm arkadaşların maddi ve manevi sorunları oldu. Birleşik Metal-İş sendikasından sınırlı da olsa maddi destek gördük. Gelen bu paralar maddi ihtiyaçlarımızı karşılamada yetersiz kalsa da, bu, işçilerin birikimlerinin, grevimizde bizlerin maddi olarak zorluk çekmemiz açısından önemlidir. İşte bu örgütlülüğün yararıdır.

Biz greve çıkmadan önce fabrika müdürü Necmi Bey “eğer sendika Komsa’ya girerse, ben ceketimi alıp gideceğim” demişti, ama sözünde durmadı. Anlayacağınız bizim Necmi Bey şerefsizmiş.

Grevi kazandıktan sonra ilk gün heyecan ve sevinçle fabrikaya girdik. O anki mutluluğumu anlatacak söz bulamıyorum. Patronun tüm oyunlarına karşı kazanılmış bir grev bizlere güven ve umut vermişti. Ümraniye’de Komsa işçilerinin kazandığı grev zaferi, İMES ve organize sanayi bölgesinde çalışanlara da güzel bir örnek oldu. Bu sanayi bölgelerinde çalışan işçi arkadaşlarımızın haklarını arayacağına inanıyorum. Sendikalı çalışmanın onların da hakkı olduğunu düşünüyorum.

Şimdi patronun saldırıları başladı. İlk etapta sendikalı olan işçi arkadaşlardan beşi işten atıldı. Ardından yirmi kişinin daha işine son verilince toplam yirmi beş işçi işten atılmış oldu. Oniki grev kırıcısı işçinin de işine son verildi. Kanunlar patronlardan yana olduğu için sendikacılar bu durum karşısında bir şey yapamadılar. Patronlardan yana olan kanunların kaldırılmasıyla işçiler daha fazla hakka sahip olacaktır. Bu hakları kazanmak içinse hepimizin birlikte mücadele etmesi gerekiyor.

Fabrikada bir de ekonomik krizden dolayı bazı arkadaşlar ücretsiz izne çıkarıldılar. 86 gün süren bir grev yaşadık. Bizler grevdeyken TANSAŞ işçileri, Sefaköy’deki fabrikalarda çalışan işçiler ve diğer bazı fabrikalardaki arkadaşlar bize destek ziyaretinde bulundular. Bu sınıf dayanışması bizi mutlu etti.

Patron, maaş ve avanslarımızı gecikmeli olarak bankaya yatırıyor. Bayram parasını alabilmiş değilim. Toplusözleşme imzalamış olmamıza rağmen, bu sözleşmeden doğan haklarımızı doğru dürüst alamıyoruz. Patron kriz var diyerek maaşlarımızı ödemiyor.

Şu an fabrikada işçi atmalar devam ediyor. Sendikalı işçi sayısı doksan civarında. Patronun niyeti sendikayı fabrikadan atmak. Buna işçi arkadaşlarımızın izin vermemesi gerekiyor. Birliğimizi korumalı, işten atmaları engellemeliyiz. Burada önemli bir görev de sendikacılara düşüyor. Bizlere sahip çıkmalılar. Onca zorlukla ve aylarca süren bir grev sonucu kazandığımız sendikamızı kaybetmemeliyiz.

Bir Komsa işçisi



Belediye-İş temsilciler kurulu toplantısı


Belediye-İş sendikası tarafından Fuar Dilek Restorant’ta 1 Mart Perşembe günü temsilciler kurulu toplantısı yapıldı. Saat 13.00’te başlayan toplantının gündemi ekonomik kriz ve işçi alacaklarıydı. Salona; “Belediye işçisi köle değildir!”, “Selam olsun Türkiye işçi sınıfına!”, “Sendikasızlaştırmaya karşı birlikte mücadeleye!”, “Birlik, mücadele, zafer!”, “Özelleştirme adı altında yürütülen yağma ve talana son verilmelidir!”, “Eşit işe, eşit ücret!”, “İş gücünde kadın-erkek ayrımına son!” pankartları asılıydı.

İşyeri temsilcilerinin ve sendika yetkililerinin konuşmalar yaptığı toplantı sonunda, alınan kararların rapor haline getirilmesi ve ilki Nisan ayının 19’unda olmak üzere üç ayda bir temsilciler kurulu toplantısının yapılması kararlaştırıldı.

Toplantıda yapılan konuşmalardan...

Nurettin Taş ( 2 No’lu Şube sekreteri): Fırat’ın kenarında bir koyun kaybolsa benden sorun dedi, 9. Cumhurbaşkanı. Fırat’ın kenarında koyun kaybolmadı ama bu ülkede 40 bin insan kaybedildi. F Tipi cezaevlerine atıldı insanlar, sesimizi çıkarmadık. Niye? Polis var, copu var bize de dokunur. Dokunsun, 40 bin insandan sonra 40 bin bir de ben olayım ne olacak...

Selahattin Tercan (Karşıyaka Şube Sekreteri): 12 Eylül öncesi ve sonrasıyla kıyaslayarak sendikaların mevcut durumunun eleştirisini yaptı.

Mustafa Gökçe: Konbel’deki işçi kıyımından sonra Marbel’e geçen işçileri örgütleyemiyoruz. Çünkü sahip çıkmadık. Örgütlüyoruz ama örgütlediğimiz arkadaşlarımız işten çıkarılıyor, sahip çıkmadığımız için bir daha örgütleyemiyoruz.

Süleyman Karaya (İZSU- Halkapınar baştemsilcisi): Bugün sistem acımasızca çalışıyorsa, biz de bu sistemin alternatifini arkadaşlarımıza anlatmaya çalışmalıyız. Eğitim çalışması çok önemli.

Süleyman Suavi: Kriz üzerine konuştu. Bornova Belediyesi’ndeki saldırıların yoğunluğundan bahsetti.

Yavuz Kardeş: Bornova’da sendika başkanı dövülüyor, sandalye vuruluyor. Bayram Meral gelip ben çözeceğim diyor. Neyi çözüyorsun? Bayram Meral zaten bizi 24 Temmuz da sattı...

Ümit Gül (Karşıaka Belediyesi Baştemsilcisi): Kent AŞ’deki arkadaşlarımızın yanında olamadık. Bugün biz Kent AŞ işçilerinin yanında olmalıydık ki, yarın öbür gün biz de eylem yaptığımızda Şebnem Tabak’la çöpleri toplamasınlar, yanımızda olsunlar.

Abidin Yücesan (İZSU): Taban eylemlere katılmıyorsa bir nedeni var, neden taban suçlanıyor. Sendika uzmanları var.

Kızıl Bayrak/İzmir



Beykoz Paşabahçe Şişe Cam’da eylem


Beykoz Paşabahçe Şişe Cam’da çalışan 920 işçi ücretsiz izne çıkarılmak isteniyor. İşçiler buna karşı 1 Mart günü eylem yaptılar. Saat 11.00’de fabrika bahçesinde toplanan işçiler, ücretsiz izinlerin iptalini ve üretimin bayramda da sürmesini istediler. Eyleme Beykoz Deri Kundura ve TEKEL işçileri de destek verdiler. Eylemde konuşan Kristal-İş Şube Başkanı, görüşmelerin devam ettiğini, fakat kapattırmamak konusunda kararlı olduklarını söyledi. Ayrıca Tek Gıda- İş Şube Başkanı Hasan Başkaya da konuşma yaparak, “Beykoz’da bazı oyunlar dönüyor ve bu hepimizin sorunu. O yüzden omuz omuzayız.” dedi.

Deri-İş Şube Başkanı Kemal Köse ise, “ Türkiye’de bankalar batıyor, hortumcular çıkıyor, ama krizin faturası işçilere ödetiliyor. Fakat bu krizi Beykoz’a mal edemezler. Deri işçileri olarak Şişe Cam’ı kapattırmayız. Bir işçinin kılına bile zarar gelirse Beykoz’u rantiyecilere dar ederiz. Ölmek var dönmek yok.” dedi.

Bu arada anlaşma sağlandı. Fabrikadaki üç fırından bozuk olan bir tanesi kapatılacak ve bu fırında çalışan işçiler yıllık izne ayrılacak. İzin sonunda bir diğer grup izne ayrılacak ve dönüşümlü çalışma bu şekilde devam edecek. Ayrıca toplusözleşmelerde karşılıklı “iyiniyet” gösterilecek ve fabrika kapatılmayacak.