ARSIVANA SAYFA
 
17 Mart '01
SAYI:10
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan
Biricik gerçek alternatif işçi sınıfı partisinin devrimci programıdır
Krizin faturası kapitalistlere
Kriz ve burjuva siyasetinin iflası
Kriz: Nedenler ve sonuçlar, eğilimler ve yaklaşımlar
KOMSA'da işçi kıyımı
Çukobirlik işçilerinin grev kararlılığı
Ankara Sağlık Platformu'nun açıklaması
8 Mart etkinlikleri
Öncü İşçi İnisiyatifi’nin 8 Mart etkinlikleri
Kurtköy halkının gözünden 8 Mart ve gösterdikleri..
Saldırıya karşı işçi emekçi barikatı!
İTÜ'de yemek boykotu sürüyor
Gazi anması
Ölüm Orucu sürüyor!
Kayıpların akıbeti açıklanmalı
Bir tutsak annesinden açık mektup...
Dortmund'ta faşizme karşı 25 bin kişilik yürüyüş gerçekleşti!
Yurtdışı'nda 8 Mart etkinlikleri
Direnişçilerden mektuplar
"Okkan'ı JİTEM öldürdü"
Mücadele Postası


Bu sayının
PDF formatını download
etmek için tıklayın





 
 

Bir tutsak annesinden açık mektup...

“Susarak, seyirci kalarak
kimse sorumluluktan kurtulamaz!”

Ben evladı hapishanede olan annelerden biriyim. Bu bayramda duygularımı, acılarımı sizlerle paylaşmak istedim. Bayramlar anne ve babalar için bir anlamı olan, sevgi ve saygının pekiştiği, dargınların barıştığı, hoşgörünün, hasret gidermenin vesilesi olduğu günlerdir. Ama tutuklu yakını anne ve babası için bayramlar hüzünlü, bayramlar kederlidir. Bir anne olarak evladından ayrı, aynı gökyüzü altında ona dokunamıyor, saçını okşayamıyor, doyasıya bağrıma basamıyorum. Bayramda bile yasak. Çünkü oğlum siyasi tutuklu, açık görüş yapılmıyor, yıllardır böyle. Ama olsun, cam ardında olsa da görmek, sesini duymak için her bayram hapishane önlerinde olurum. Hüznü, kederi içimize atarız. Evlatlarımız en değerli varlıklarımız, onlarla gurur duyuyoruz. Bizleri utandıracak bir şey yapmadılar. “Bir ağaç gibi hür, bir orman gibi kardeşçesine” yaşamak, yaşamak istediler. Haram yemediler, rant peşinde koşmadılar. Ama hapishanedeler. Ramazan bayramını kanla, gözyaşıyla geçirdik. Kurban bayramında da aynı acıları yaşıyoruz. 19 Aralık operasyonunda oğlum yaralı olarak Kandıra F tipine nakledildi. Yeterli tedavi yapılmadı. Ayağından sakat kalma durumunda. Ölüm Orucu’nu 129 gündür sürdürüyor. Gün gün gözümüzün önünde eriyor.

Kamuoyuna, vicdanlara sesleniyorum: Bu sessizlik, umursamazlık neden! Ne kadar görmezden, duymazdan gelseniz de, bu ülkenin hapishanelerinde yüzlerce insan ölüm sınırında. Kendilerine dayatılan hücrelerde tecrit edilip yalıtılarak, insan sesine, yüzüne hasret yaşamak ya da ölmek! Hapishanede dört duvar arasında olsalar da, düşünceleriyle, inançlarıyla insanca yaşamak, yaşatmak ve adalet için güzelim yaşamlarından, canlarından başka ortaya koyacakları bir şeyleri yoktur. Çıkarsız, yalın ve tereddütsüz canlarını koymuşlardır ortaya. Talepleri doğrultusunda direnişlerini sürdürüyorlar. Şimdi hapishanelerde bilincini yitirenlere zorla müdahale edilmektedir. Bütün bunları yaşatmak adına yaptıklarını söylüyorlar. Oysa yetkililer, eğer onların yaşamasını istiyorsa, neden ölümlere sebep olan koşulları düzeltmiyor. Taleplerini değerlendirmiyor. Aksi halde ne zamana kada zorla müdahale edilip eziyet çektirilir. Zorla müdahale sakat bırakıyor, bunu düşünmek bile korkunç.

Ben bir anneyim, bayram gelmiş neyime? Yüreğim yangın yeri, günlerdir ne durumdayız bilir misiniz? Evimizde yemek pişmiyor, ocağımız yanmıyor. Oğlum orada aç, yaralı gün gün eriyor. Yaşadıklarımın tek bir izahı var. O da zulüm işte. Bir annenin feryadı. Yüreğimde insan sevgisi ve evlat acısı. Evladını bir daha görmeme kaygısı. Bunları yaşıyorum. Sizler bayram yaparken, elbette yapacaksınız, bir kere düşünün, evladınıza sarılırken bundan mahrum olanlar sizin yakınınız olsaydı diye düşünün biraz. Siz olsaydınız ne yapardınız?

Benim başıma gelmez demeyin, herkesin başına bir şeyler gelebilir. Demokrasi, adalet herkese lazım. Şimdi bunun mücadelesini vermezsek çok geç kalırız. Bu bir insanlık, onur meselesidir. Susarak, seyirci kalarak kimse sorumluluktan kurtulamaz. Kimseyi kırmak, üzmek niyetinde değilim, beni anlayacağınızı umuyorum. Tüm tutukluların, hükümlülerin ve yakınlarının, bu mektubu okuyan herkesin iyi bayramlar geçirmesini temenni ederim. Selamlar.

Kandıra F tipinde tutsak Fikret Kara’nın annesi
Naime Kara



Kandıra F Tipi Cezaevi’nde bulunan Selçuk Ulu’nun Ölüm Orucu’nun 93. günündeyken yazdığı mektup:

“Yeniden doğumun adı olacak ölüm”

Can dostlarım merhaba,
Bugün Ölüm Orucu eylemimizin 93. günündeyim. Artık yavaş yavaş finale yaklaşıyormuşum gibi geliyor. Ne kadar da istiyorum ipi ilk göğüsleyen olmayı. Her şeyimle bu onura erişme hayali kuruyorum. Yıldızların arasında düşlüyorum kendimi. Delicesine içlerinde en parlağı olan Kutup Yıldızı’nı arıyorum. Ya geç kalırsam buluşmaya diye üzülüyorum. Sonra fatihleşmek var bu yolda diye, bu kez daha coşuyorum. İçim kabarıyor koşuyor koşuyorum. Tahsin var orada çünkü. Osman, Hicabi var. Ölmek mi? Evet ölüyorum. Büyük bir istek ve hazla, yeniden doğacağımı bilerek.

Yeniden doğumun adı olacak ölüm. Doğumun simgesi bahar ayında; tomurcukların toprağı yarıp güneşe kavuştuğu bugünlerde. Ölenlerin yeniden doğduğu, her şeyin canlandığı, ağaçların yeşile boyandığı meyvelerin tohuma durduğu baharda yeniden doğumun adı olacak ölüm. Öleceğiz hem de yüzlerle. Yeniden doğacağımızı bilerek. Martılar selamlayacak bizi. Kuş sesleriyle uğurlanacağız. Halaya duracak dostlarımız. Vedalaşmayacağız. Gözyaşı dökülmeyecek ardımızdan. Güneş daha parlak olacak o gün. Çiçekler bir başka açacak. Doğanın en güzel seslerinden oluşan bir senfoni eşlik edecek bize.
Evet doğa hükmünü sürecek yine. Yeniden doğumun adı olacak ölüm. Tohuma durmuş toprak bağrını açacak bize. Ve ben Kutup Yıldızı ile buluşacağım. Sonra seyre dalacağım büyüyüp genişleyen ailemizi. Onun kurucularını selamlayacağım. Ve sizlerle de o muzaffer günde buluşacağım. Halaya duracağız birlikte. Yeniden doğumun adı olacak ölüm!

14 Mart 2001
Selçuk Ulu
Kocaeli 1 Nolu F Tipi, C13/13
Kandıra/ İzmit



Ateş gülleri

Suya küsermiş çiçek
güneş yasak olanda,
kuruturmuş kendini
kökünden yolunda...
He gülüm,
böyle direnç kokarmış
zulmün zindanlarında...

Karşıtların birliğinin
şarta bağlı olduğu bir şafaktı;
gecenin ip çekilen vakti
göz gözü görmez bir gaz ve duman altında
yüreklerin zaferi tasavvur ettiği an...

Korkunun ifadesi, zulmün dayanağıydı;
beslediği itleri
ve namussuz tabipleri ile birlikte
rengarenk çiçekleri, cesur kardelenleri,
efendileri için demet demet koparıp,
kan ve barut içinde sunarken aktarılan
aşağılık her yalan...

De zalim!
Yiğitliğin bunca mı?
Kurşunlar savrulurken çiçeklerin üstüne,
daha önce gördün mü
sıkılı bir yumruğu kül olmuş bir bedende?
Tek cüretin gelmekse
yakmakla üzerime,
körükle gideceğimden şüphen olmasın sakın
bu yangına benim de...

Hadi!
Yak ulan bir daha, ölümün soğukkanlı mahluku!
Yak, baharın düşmanı!
Ateş güllerimle yangın olduğumda sarayının çevresine,
kendi kendini zehirlemek için
kuyruğunu bile kaldıracak gücü bulamayacaksın
çürümüş bedeninde.

Ve o zaman
Yıkıntılar arasından doğarken her yeni gün
Dünün acısını çıkarırcasına, kahkahayla
Sarılırken umudun toprağına her bir gül
Ne güneşe hasret, ne toprağı kurak,
renk renk çiçeklerin açtığı,
dostça kucaklaştığı
koca bir bahçe sunacaklar
en güzel yarınlara,
Tarih, şahit olacak!

Direnç Özgür
5 Ocak ‘01