ARSIVANA SAYFA
 
2 Aralık '00
SAYI: 45
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan
Devrimci tutsaklara kitle desteği, emekçi kitlelere devrimci direniş ruhu
“Öleceğiz ama hücrelere girmeyeceğiz!”
“Zaferi biz kazanacağız!”
“Eylemlerimizi daha da yükseltmeliyiz!”
Ölüm Orucu’nun direniş ruhu miting alanına taşındı
İşçi ve emekçiler olarak devrimci tutsakları hücrelere attırmayacağız!
Devrimci tutsakları öldürtme sahip çık
F tipi cezaevleri kabul edilemez
Kamu bankalarının yağma ve tasfiyesi
TEKEL işçisi eylemde!
TEKEL’in özelleştirilmesine karşı barikat örelim!
“Zafer direnen emekçinin olacak!”
Zindandan mektup var
Sınıf çalışmasının güncel sorunları
Birleşik Metal-İş 15. Genel Kurulu
Sendikal tıkanıklık soyut çağrılarla değil, somut adımlarla aşılabilir
Teslimiyet platformunun samimiyet sınavı
Partili kimliği özümsemeli, partiyle daha üst düzeyde bütünleşmeliyiz
Bölge halklarına karşı saldırı üssü olmayı reddedelim!
Kıbrıs sorununu Kıbrıs halkları çözebilir
Arjantin’de İMF paketine karşı 36 saatlik genel grev
Kavgayı her alanda büyütelim!
Hücrelere geçit vermeyeceğiz!
“Kırılacağız ama bükülmeyeceğiz!”
Ulucanlar’da SAG’dan Ölüm Orucu’na geçiş etkinliği
Haberimiz var!
Mücadele Postası
 
Tüm yazılar





 
 
Partili kimliği özümsemeli,
partiyle daha üst düzeyde bütünleşmeliyiz!


Türkiye’de işçi sınıfının devrimci siyasal partisini yaratma çabaları, TKP dışta tutulursa, aslolarak ‘70’li yıllarda yoğunlaşmıştır.
1950’lerden itibaren hızlı bir gelişim ivmesi kazanan Türkiye kapitalizmi, sınıf ilişkilerinde de benzer bir gelişme ve değişim süreci yarattı. Bunun bir sonucu olarak ‘60’lı yıllar, siyasal hareketliliğin yoğunluk kazandığı bir dönem oldu. ‘71 devrimci hareketi, yaygınlık kazanan kitle hareketinin beslediği radikal atmosferin bir ürünü olarak (ki bunu dıştan dünya ölçüsündeki devrimci dalga tamamlıyordu), ‘60’ların küçük-burjuva reformist sol hareketinden bir kopuş olarak ortaya çıktı. Dönemin eylemliliği içinde özel bir yer tutan radikal küçük-burjuvazinin ideolojik-politik ufkunun bir ifadesi oldu. THKP-C, THKO, TKP-ML’de ifadesini bulan bu devrimci-demokrat akım kitlelerden kopuk maceracı bir siyasal çizgi izledi. 12 Mart faşizminin ağır saldırıları karşısında tutunamayarak örgütsel tasfiyeye uğrayıp dağıldı.

Özellikle ‘74’le birlikte yoğunluk kazanan yeniden örgütlenme çabaları, ‘71 Hareketi’nin eleştirisi üzerinden yükselme iddiası taşıyordu. Bu iddia kısmen hayata geçmiş ve kitlelerden kopuk maceracı eylem çizgisi kısmi oranda terkedilerek, kitleleri hedef alan bir siyasal yönelime girilmişti. Ancak ‘71 Hareketi’nin ideolojik-sınıfsal platformu, güdük programatik hedefleri gerçekte aşılamamıştı. İdeolojik planda halkçı demokratizm, sınıfsal planda ise küçük-burjuva konum temelde korunmuştu. Girilen kitle yönelimi ise esas olarak küçük-burjuvaziyle sınırlı kalmıştı.

Gelişen ve güçlenen kendiliğinden işçi hareketi, işçi sınıfının öncüsü iddiasına sahip hareketlerin ortaya çıkmasını zorluyordu. Bu nesnel zorlamanın etkisi altında dönemin halkçı akımlar tablosu içinde yer alan bazı hareketlerde belli bir sınıf yönelimi ortaya çıkmakla birlikte, bu küçük-burjuva bakışaçısının ve platformunun bilimsel bir eleştirisine dayanmıyordu; pratikte kendiliğinden, teoride ise eklektik olmaktan öteye gidilemedi, eski halkçı-demokrat konum ve kimlik aşılamadı.

İşçi sınıfı ve onun ideolojisini temsil etme iddialarına rağmen, halkçı hareketler, bundan epeyce uzakta durmuşlardı. Bu hareketler kapitalizm koşullarında tutarlı bir devrimci pozisyona sahip olamayan küçük-burjuvazinin temsilcisi durumunda oldukları için, ‘80 darbesinde genel olarak tutarlı bir devrimci kimliğin savunucusu da olamamışlardı. Bunun da bir sonucu olarak ideolojik, örgütsel vb. her açıdan bir yıkım ve tasfiye süreciyle karşı karşıya kaldılar.

Sözkonusu akımlar ideolojik şekillenmelerinde, küçük-burjuva demokratizmi ile proleter sosyalizmine ilişkin düşünsel öğeleri genellikle birarada taşımaktaydılar. Bu ikili eklektik karakter, kolay yenilginin zorunlu hale getirdiği iç hesaplaşma ve ayrışma ortamında, komünist hareketin doğumu için de bir olanak anlamına gelmektedir. Komünist hareket, geleneksel hareketin en ileri kesimlerinin eklektik bir konum ve kimlik içinde taşıdığı sosyalizm potansiyelinin taşıyıcısı durumundaki unsurların, bu iç hesaplaşma ve ayrışma içinde geleneksel konum ve kimlikten kopmasıyla ortaya çıktı.

‘60-‘70’li yılların nesnel sınıfsal koşulları, bir komünist hareketin hayat bulması için olgunlaşmıştı. Ancak revizyonizmin ve popülizmin dünya ölçüsündeki güçlü ideolojik etkisi ile sınıf hareketini gölgede bırakan küçük-burjuva hareketlilik, komünist hareketin oldukça geç ortaya çıkmasına neden olmuştur.

‘87’de siyasal hareket kimliği kazanan komünistleri zorlu bir partileşme süreci bekliyordu. Başlangıçtaki başlıca zorluklar; ideolojik birikim ve örgüt omurgasından yoksunluk, güçlü liberal tasfiyeci dalga ve geleneksel akımların statükolarını koruma konusunda gösterdiği büyük dirençti. Bütün olumsuz koşullara rağmen, komünistlerin, ön süreçte sahip oldukları en önemli avantaj ise, Marksizmin üzerinde yükseldiği bilimsel yönteme ve proleter sınıf bakışaçısına sahip olmalarıydı. Marksist-materyalist yöntemin yardımıyla; geleneksel devrimci hareketin eleştirisi üzerinden, devrimin temel ve taktik sorunları açıklığa kavuşturuldu. Böylece partinin örgütsel omurgasını yaratmayı da olanaklı kılan teorik-programatik birikim yaratıldı. Diyalektik materyalist düşünce tarzı, kaba ve çarpık bir materyalist anlayışa sahip halkçı hareketin felsefi açıdan aşılmasını sağladı.
Partileşme sorununu devrimin en acil çözülmesi gereken sorunu olarak tespit eden komünistler, ideolojik-siyasal yönelimleri ışığında partinin örgütsel çekirdeğini yaratma çabasına girdiler. Bunu yaparken, materyalist teorinin, işçi sınıfının tarihsel rolü konusundaki ideolojik açıklığın ve tarihsel deneyimlerin yol göstericiliğinde “parti, işçi hareketi ile sosyalist hareketin birliğidir” perspektifiyle hareket ettiler. Zira,işçi sınıfının kurtuluşunu ancak sınıfı kazanma mücadelesi içinde yaratılmış bir parti sağlayabilirdi ve böyle bir parti adına layık olabilirdi. Bu leninist parti anlayışının ta kendisidir. Bilinçli sınıf yönelimiyle yalnızca leninist bir parti yaratılmakla kalınmadı, güçlü bir proleter örgüt kimliği kazanıldı.

İşçi sınıfının kurtuluşu mücadelesini ancak, özgür bir temelde yürütülen ve sürekliliği sağlanmış bir politik faaliyetin sürdürücüsü bir partinin başarıya ulaştırabileceğinin bilincinde olan komünistler, partiyi illegal temeller üzerinde inşa etme yolunu seçtiler. Çünkü, burjuva düzenin hangi biçimi olursa olsun, komünist bir parti, o düzenin yasallık ve meşruiyet sınırlarına hiçbir şekilde sığmaz, doğası gereği sığamaz. Amaç burjuva düzen sınırların aşılması olduğuna göre, aracın da buna uygun olması, burjuva yasallığına hapsolmaması gerekir. Ancak bu durum, hiçbir biçimde legal olanakların kullanılamayacağı anlamına gelmez. Tersine, komünistler, legal olanakları, illegal yapıya hizmet edecek bir biçimde sürekli olarak ve etkin biçimde kullanırlar. İllegal duruş her koşulda nasıl ilkeselse, legalitenin istismarı da bir o kadar zorunluluktur bilinciyle davranırlar.

Lenin, işçi sınıfının devrimci partisini; kendilerini işçi sınıfının kurtuluşu davasına adamış, işçi sınıfının ideolojisiyle donanmış, kendisini asıl olarak onun içinde üretme ısrarı gösteren, fabrika hücreleri temelinde, demokratik merkeziyetçi tarzda örgütlenmiş, profesyonel devrimciler örgütü olarak tanımlar. Bolşevik partinin oluşum ve gelişim süreci de bunu doğrulamıştır.

Komünist hareket, bu perspektife uygun olarak, on yıllık bir partileşme süreci yaşadı. Bu süreçte, parti programının temellerini oluşturacak bir ideolojik birikim yaratıldı. İşçi sınıfının burjuvaziyle mücadelesinde ona önderlik etme yetenek ve kapasitesine sahip, sürekliliği sağlanmış, demokratik merkeziyetçi bir tarzda örgütlenmiş, kendisini proletarya devrimine adamış, asıl gövdesiyle sınıf içinde konumlanmış bir devrimciler örgütü yaratıldı.

Komünistler açısından parti bir nitelik sorunudur; toplam niteliğin asgari olarak yaratılması ve kalıcılaştırılması sorunudur. Bu anlamda partileşme süreci, bir bakıma hiç bitmeyen bir süreçtir. Bu nedenle, Parti Kuruluş Kongresi, parti inşa sürecini yeni bir düzeyde devam ettirmede yalnızca bir başlangıç niteliği taşımaktadır. Bu nitelik asgari olarak kazanılmış bulunmaktadır. Nicelik, yani başta işçi sınıfı olmak üzere diğer emekçileri kucaklama, politik etkiyi en geniş kesimlere yayma, parti örgütlerini yaygınlaştırma artık bir zaman ve süreç sorunudur. Çünkü artık, bu tarihsel sorumlulukların altından kalkabilecek, onları omuzlayabilecek bir nitelik ve önderlik kapasitesi yaratılmıştır. Komünistler partileşme sürecini, devrimci hareketin yoğun bir tasfiye süreci yaşadığı, bu nedenle meşruluğunu yitirmeye ve marjinalleşmeye başladığı bir tarihsel süreçte yaşamışlardır. Bu, komünistlerin platformunun geleneksel devrimci hareketlerden farklılığına ve üstünlüğüne en açık kanıttır.

Türkiye’de komünist partisinin kuruluşunun yeni bir yıldönümünü geride bırakıyoruz. Yıldönümünün, cezaevlerinde ölümüne direnişin başladığı bir döneme denk gelmesi, anlamını ve önemini ayrıca artırmaktadır. Yeni dönem, sınıfın partiyle buluşma ve kucaklaşmasında anlamlı mesafelerin alındığı bir dönem olabilmelidir. Parti saflarında bulunan tüm komünistler için bugün, tarihsel sorumlulukların tüm ağırlığıyla omuzlarda hissedildiği, bunu yerine getirebilmek için niteliği artırma, işçi sınıfına ve partiye daha çok layık olma bilincinin güçlendirildiği bir gün olmalıdır. Partiyi anlamak, partili kimliği özümsemek, partiyle daha üst düzeyde bütünleşmek vazgeçilmez önemdedir. Yıldönümünü, bunu başarma azminin daha da güçlendiği bir gün olarak görmeliyiz.

Komünist bir tutsak
Ceyhan Cezaevi