ARSIVANA SAYFA
 
2 Aralık '00
SAYI: 45
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan
Devrimci tutsaklara kitle desteği, emekçi kitlelere devrimci direniş ruhu
“Öleceğiz ama hücrelere girmeyeceğiz!”
“Zaferi biz kazanacağız!”
“Eylemlerimizi daha da yükseltmeliyiz!”
Ölüm Orucu’nun direniş ruhu miting alanına taşındı
İşçi ve emekçiler olarak devrimci tutsakları hücrelere attırmayacağız!
Devrimci tutsakları öldürtme sahip çık
F tipi cezaevleri kabul edilemez
Kamu bankalarının yağma ve tasfiyesi
TEKEL işçisi eylemde!
TEKEL’in özelleştirilmesine karşı barikat örelim!
“Zafer direnen emekçinin olacak!”
Zindandan mektup var
Sınıf çalışmasının güncel sorunları
Birleşik Metal-İş 15. Genel Kurulu
Sendikal tıkanıklık soyut çağrılarla değil, somut adımlarla aşılabilir
Teslimiyet platformunun samimiyet sınavı
Partili kimliği özümsemeli, partiyle daha üst düzeyde bütünleşmeliyiz
Bölge halklarına karşı saldırı üssü olmayı reddedelim!
Kıbrıs sorununu Kıbrıs halkları çözebilir
Arjantin’de İMF paketine karşı 36 saatlik genel grev
Kavgayı her alanda büyütelim!
Hücrelere geçit vermeyeceğiz!
“Kırılacağız ama bükülmeyeceğiz!”
Ulucanlar’da SAG’dan Ölüm Orucu’na geçiş etkinliği
Haberimiz var!
Mücadele Postası
 
Tüm yazılar





 
 
Sınıf çalışmasının güncel sorunları


Sınıf mücadelesinin çeşitli alanlarında
zengin araçları kullanma sorunu

Sınıf mücadelesi sayısız araç ve biçimlerle sürdürülen bir savaştır. Bu savaşın kendine özgü kuralları, taktikleri ve aşamaları vardır. Bu savaşı kazanabilmesi için, işçi sınıfının herşeyden önce bir sınıf olarak örgütlenmesi, örgütlü bir mücadele yürütmesi gerekmektedir. İktidar, bu savaşın en temel hedefi ve sınıfsız sömürüsüz bir toplum kurmanın en temel aracıdır. İktidarı almadan, işçi sınıfının elde ettiği hiçbir mevziyi ve kazanımı uzun süre koruyabilmesine olanak yoktur. İktidar meselesine bağlanmamış hiçbir sorun çözüm yoluna sokulamaz. Bu savaşı kazanmak isteyen bir sınıfın, binbir araç ve yöntemle egemenliğini sürdürmeyi başaran hakim sınıfın iktidar dayanaklarını çökertmeyi başarabilmesi gerekir. Egemen sınıf iktidarını yalnızca fizik güce dayandırmıyor. Fizik güç ve şiddet temel olmakla birlikte, iktidarını daha geniş bir alana yayıyor. İdeolojik düzeyde egemen sınıf iktidarının kiteleler nezdinde meşruluğunu yitirmesi, politik düzeyde ise temel kurumlarının işlemez hale getirilmesi, iki temel önkoşul, aynı zamanda iki temel yüklenme alanı demektir.

Sınıf mücadelesi, iktidarın el değiştirmesi olgusu etrafında biçimlenmesine rağmen, bunu aşan daha kapsayıcı bir karaktere sahiptir. Nihai olarak sınıf mücadelesi iktidar mücadelesidir denildiğinde, bu tarz bir indirgeme yanlış olmamakla birlikte, gerçek mücadele alanında karşımıza çıkan somut sorunları aşmada ve yaşamın karmaşıklığını çözmede kendi başına yeterli olmamaktadır. Bu, iktidarın nasıl alınacağını, bunun araç ve imkanlarını ayrıca ele almayı gerektirir. Sınıf mücadelesi son derece karmaşıktır. Bu karmaşıklığa rağmen biz biliriz ki, belirleyici olan sınıfsal çıkar ilişkileri ve çatışmalardır. Bir toplumda, daha somut olarak bir sınıfın saflarında yaşayan bütün eğilimler, davranış ve alışkanlıklar, özlemler, kültürel yapı, ideolojik ve politik bütün gerilimler, bu çıkar ilişkileri ve çatışmalarına, demek oluyor ki, temel sınıflar arasındaki iktidar ve hegemonya ilişkilerine göre şu ya da bu biçimi kazanır.

Fakat sorunun bu tarzda konuluşu yine de genel ve soyut kalmaktadır. Bir sınıfın diğer sınıf ya da sınıflar üzerindeki iktidarının; askeri, politik, ideolojik, kültürel, etik, estetik vb. hegemonik ilişkilerinin bütünü, bileşkesi olduğunu söylemek, onu devirmek üzere açılımlarla-çözümlemelerle birlikte ifade edildiği, sosyal-siyasal pratiğe yönlendirildiği ölçüde bir anlam taşır.

Ele alacağımız sorun bağlamında daha dolaysız biçimde ifade edersek; bir parti, bu mücadele alanlarında karşılaşılan sorunların ve imkanların üstünden atlayarak başarılı bir iktidar mücadelesi yürütebilir mi? Burjuvazinin egemenliğine karşı, onun iktidarının her biçimine karşı kendi sınıfsal alternatifini yaratmadan -en azından buna girişmeden- sınıfı kazanabilir mi, iktidar yürüyüşünü süreklileştirip güçlendirebilir mi? İktidar mücadelesine hizmet edecek bir dizi araç ve yöntemi kullanmadan sınıfla buluşmayı, onunla kaynaşmayı başarabilir mi, sınıfı örgütleyebilir mi?

Bu soruları sınıf mücadelesini, iktidar mücadelesini daraltan ve bu anlamıyla da sakatlayan anlayışlara karşı geçerken ifade edilmiş bir eleştiri olarak değil, aynı zamanda gelinen evrede sınıfın öncülerinin ve kadrolarının tartışmasına sunmak için soruyoruz. Kuru, tek biçimli ve sınırlı araçlarla yürütülen sınıf çalışmasına ne kadar yüklenilirse yüklenilsin, sorun esastan çözülmüş olmuyor. Böyle yapıldığında ancak kendi sınırları içinde bir mesafe alınabilir ki, mevcut durum ve koşullar bunun da çok zor olduğunun yeterli verilerini sunuyor. Zira, sınıf ve kitle hareketindeki yükselme eğilimlerine rağmen, kendiliğinden politikleşmiş bir sınıf ve kitle hareketinden, bir devrimci yükseliş döneminden henüz sözedemiyoruz. İşte bu koşullarda sınıfı ve emekçi kitleleri politikleştirmek gibi bir görevle karşı karşıyayız.

Çok bilinmesine rağmen, bu gerçekleri, pratikte hala da aşılmayan sorunların merkezinde olduğu için tekrarlama ihtiyacı duyuyoruz. Zira yalnızca politik araçlar düzeyinde süren bir iktidar mücadelesi, bu sınırları aşamayan bir sınıf çalışması başarıya ulaşamaz. Yaşam içinde sınıfa ulaşmanın, ona seslenmenin, onu etkileyip politikleştirmenin, örgütlemenin giderek savaşa hazırlamanın sayısız olanak ve biçimi var. Bunlar kullanılmaksızın politik bir sınıf çalışması istenilen gelişmeyi sağlayamaz.

Kritik halka: Örgütlenme mücadelesi

Sınıf savaşımında örgütlülük belki de nihai bir savaşın kazanılması kadar önemli bir meseledir. Ancak örgütlenmiş bir sınıf iktidar için savaşa girebilir ve kazanabilir. Kaldı ki, tek başına bir sınıfın örgütlenmesi de yetmez. Orta ve uzun vadede konumları daha geçişken ve kaypak olan diğer katmanlar üzerinde kendi ideolojik ve politik hegemonyasını kurması, en azından onları tarafsızlaştırması da gerekir. Bunu ise ancak örgütlü bir sınıf başarabilir. Toplum karşısında ve toplumsal düzeyde bir odak olabilmesi, bu asgari görevleri yerine getirerek mücadelesini adım adım iktidara taşımasına bağlıdır.
Kuşkusuz örgütlülük bir araç olduğu kadar bir süreçtir ve hiçbir zaman tek bir biçime ve önden belirlenmiş kalıplara sığmaz. Bütün örgütlülükler bizzat mücadele içinde ve mücadele ihtiyacına bağlı olarak ortaya çıkan tarihsel-toplumsal olgulardır.

Bunun böyle olması, mücadelenin ortaya çıkardığı, tarihsel deneyimle sabit olan herhangi bir örgütlülük biçiminin önerilmeyeceği, herhangi bir örgütlenme faaliyetinin kendiliğindenliğe bırakılacağı anlamına hiç gelmez. Böyle bir düşünce ve davranış biçimi, mücadele kaçkınlarının, masa başı projecilerinin bir sığınağı olabilir ancak. Tersine, komünistler mücadele tarihinin ortaya çıkardığı işlevsel olan bütün örgütlülüklere sahip çıkarlar, onlara başvururlar ve onları yetkinleştirerek sınıfın hizmetine sunmaya çalışırlar. Bu amaç için en başta kendilerini en yetkin bir biçimde örgütlemekle işe başlarlar. Sınıfın kendiliğinden bilincinin ve kendiliğinden eyleminin taleplerine, mücadele ve örgütlülük biçimlerine bilinçli ve tutarlı bir yön kazandırmak, komünistlerin temel görevleri ve faaliyetleri arasında gelir.

Sınıf mücadelesinin kurmayı olan partiyi herhangi bir biçimde zayıflatan, onu geri plana iten, partinin mücadele içinde tuttuğu yeri -dolayısıyla inşasını- belirsizliğe terkeden anlayışlara rağmen, ısrarla, sınıfı örgütlemenin tek bir aracının ve biçiminin olmadığını söylüyoruz. Bunu herhangi bir şemaya-dogmaya değil, sınıf mücadelesinin nesnelliğine, onun tarihsel materyalist analizine ve pratik güncel durumuna dayandırıyoruz.
Peki, pratiğimizde, sınıf çalışmamızda bunu ne ölçüde gözetiyoruz? Sınıf ve kitle harketinin istikrarsızlığını, parçalı ve dağınık oluşunu, geri eğilimlerin etkisi altında kaldığını ve bizim sınıf-kitle bağlarımızın zayıf olduğunu sürekli tekrarlamanın ötesinde, bu sorunları çözmeye dönük öneri ve girişimlerde bulunabiliyor muyuz?


Sınıf ve kitle çalışmasının esnek
araç ve yöntemleri


Sermaye ile günlük çatışma içinde olan işçi sınıfını örgütlemek, onu örgütlü, hedefli bir mücadeleden alıkoyan ayak bağlarından ve yetersizliklerinden kurtarıp bilinçli bir sınıf haline getirmekle mümkün olabilir. Sınıf alanı sanıldığı gibi boş bir alan değildir. Burjuvazinin sınıf üzerindeki ideolojik egemenliği, sınıf çalışmasında karşılaştığımız ve mücadele etmemiz gereken en güçlü engeldir. Doğrudan düzen savunuculuğu yapmayanlar üzerinde bile bu egemenliği şu ya da bu düzeyde görmek mümkündür. Sınıfı mücadeleden ve kendi sınıf gerçekliğinden uzak tutan burjuva ideolojisinin egemenliğini, ancak sistemli ve sürekli bir müdahaleyle, bizzat sınıfın mücadeleye sevkedilmesiyle zayıflatıp, etkisini kırabiliriz.

Sınıfın örgütsüzlüğü ve mücadeleden uzaklığı -nesnel birtakım koşullarla beraber- ona müdahalenin zayılığıyla doğru orantılı. İşçilerin bir sınıf olarak davranabilmesi, kendi kaderini eline alıp kendi geleceği için mücadeleye atılması, düzenden ideolojik olarak kopabilmesine bağlıdır. Bu kendiliğinden başarılacak bir kopuş olamaz. Komünistler bu kopuş ve mücadele sürecinin etkin özneleri olarak mücadelede yerlerini alıyorlar. Bunu yapabilmek için, komünistlerin her düzeyde sınıfla birleşebilmesi, onunla güçlü bağlar kurabilmesi, içerden ve dışardan sınıfı kuşatabilmesi gerekiyor.

Güncel soru şudur: Peki, bu nasıl olacak? Bunun araçları nelerdir? Hangi taktik, araç ve yöntemle bu işi başaracağız? Sınıf, soyut bilimsel bir kavram olarak değil, gerçek eğilimleriyle, düzeyiyle, iç farklılıklarıyla ve kültürüyle bu toplumda yaşayan somut bireyler ve kesimler olarak çıkıyor karşımıza. Yanıtı da, buradaki somut sorunlara ve ihtiyaçlara, sınıf hareketinin genel düzeyine göre biçimlenecektir.

Yalnızca sınıfla bağ kurmak açısından değil, kurulan bağları geliştirip pekiştirmek için de yeni araç ve biçimleri kullanmamız gerekmektedir. İşte, bir takım dernekler, yarı kültürel yarı politik örgütlülükler, yarı-legal yayınlar, dayanışma komiteleri, eğitim grupları vb., tam da bu ihtiyacı karşılamaya dönük olarak kullanılması gereken araçlar ve imkanlardır. Asıl güçlerini doğrudan politik araç ve yöntemlerle bağımsız sınıf çalışmasına yönelten bir parti, asıl mesafeyi burada almaya çalışır. Fakat, dönüp bakıldığında, bu güçlerin sınıfla birebir organik ilişkilerini, ancak doğal oluşum ve örgütlülükler yoluyla geliştirip genişletme imkanlarına kavuştukları görülür. Demek ki bu, tercihten öte, sınıf mücadelesinin karşımıza çıkarttığı bir durumdur aynı zamanda.


İşçievi çalışmasının sorunları

Bu kaygıyla bir yıl önce kurulan işçievi çalışmasının sorunlarına eğilmek istiyoruz. Kuşkusuz sorun daha kapsamlı olmakla birlikte, işçievi söylediklerimizi somut olarak tartışabileceğimiz bir örnek oluşturmaktadır. Daha önceki süreçlerde bu tarza en çok yaklaşan tekstil işçilerine yönelik bir bülten çalışmamız vardı. Zaman içinde bizden kaynaklanan nedenlerle sürekliliğini sağlayamadık. Zira çalışmayı oturtmayı başaramadık. Başka bazı güçlükler de ortaya çıkınca, çalışmanın eski biçmiyle sürdürülemeyeceği açığa çıktı.

Şimdi, kapsamı biraz daha genişletilmiş biçimiyle, kuşkusuz geçmiş deneyimimize de yaslanarak, kaldığımız yerden bu tarz çalışmayı sürdürüyoruz. Fakat ortada henüz aşamadığımız ciddi sorunlar var. Sorunlar pratikte karşımıza çıkan güçlüklerden değil, böyle bir aracı nasıl kullanmamız gerektiği noktasında kafamızın yeterince açık olmamasından kaynaklanıyor öncelikle. İhtiyaçlarımız bizi sıkıştırdıkça, işçievine daha dar ve farklı işlevler yükleyerek, kendiliğinden oturan bir tarza razı oluyoruz. Yukarda uzun uzun anlatmaya çalıştığımız sınıf mücadelesinin en kritik sorunun (örgütlenme ve farklılaşan ihtiyaçları karşılama) çözümünde işçievi nereye oturuyor? Hangi ihtiyaç ve işlevi yüklüyor ve bekliyoruz? Yeterli açıklıkla verilmiş yanıtlar yok ortada. Varsa da sistematik bir bütünlük oluşturmuyor.

Yanıtlar yeterince açık olmayınca, doğal olarak ortaya ciddi bir çalışma, bir çalışma programı, planı ve hedefleri de konulamıyor. Buna uygun hazırlıklar yapılamıyor. İşçievi, ne kadar başarılı olunduğundan bağımsız olarak, bazı etkinliklerin yerine getirildiği kurulu bir mekan olmaktan öteye geçemiyor. Bunlar kuşkusuz ki anlamlı etkinlikler. Fakat genel politik ihtiyaç ve çalışmamız içinde yerli yerine oturtamadığımız için, aşağı yukarı bir büro faaliyetine benzer bir tarzı kolaylıkla tatbik etme yolunu seçiyoruz. Zira en kolayı budur. Bir büro faaliyetinde de bu tür yapılarla benzer yanları bulmak elbette mümkün. Ama, ortada işlev ikamesine gidilemeyecek nesnellikler var. En azından bunun yarattığı sakıncalar var, kısıtlıklar var. Nedir bunlar?

Sınıf hareketinin ve sınıfın verili nesnel durumu ve ihtiyaçları bize daha uzun soluklu ve daha bütünlüklü bir çalışma düzeyi, temposu dayatıyor. Bu daha farklı araçlarla seslenmek, daha yakın bir önderlik görevi demektir bu. Sınıfla doğal bağların daha da güçlendirilmesi demektir. Bizim ne beklediğimiz, ne istediğimizden bağımsız olarak, binbir sorunla boğuşan bir sınıf gerçekliği var karşımızda. Kendine güvensiz, sınıfına yabancı, mücadele etme ve bedel ödeme konusunda tereddütlü, dayanışma ruhu zayıf, açık beklentileri olmasa da düzenle farklı düzeylerde bağları olan, ve son derece örgütsüz, vb... Liste uzatılabilir. Bu genelleme içine sokamayacağımız, mücadeleci, daha politik kesimler de var kuşkusuz. Ama onlar ne bu genel tablodan bütünüyle ayrı bir yerde duruyorlar, ne de farklı özellikleriyle bu gerçekliğin değiştirilmesinde beklenen rolü oynayabiliyorlar.

Şimdi, bu tabloyu değiştirmek üzere politikamız ve dolaysız politik araçlarımız bellidir. Ve bunlarla etkileyip kazandığımız, harekete geçirdiğimiz güçler de bellidir. Bugünkü sonucundan bağımsız olarak, bu politik çalışmayı ve düzeyi sürdüreceğiz, sürdürmeliyiz. Bugün elde edemediğimiz sonuçların, koşullar değiştiğinde bizim lehimize değişeceğini biliyoruz çünkü. Fakat herşeye rağmen kazanımlarımızı yeterli görmüyor ve sınıfı kazanmak, onu mücadele sahnesine çıkarmak için daha etkili, daha kapsayıcı ve daha uygun araçları da devreye sokuyoruz.

İşte, işçievi vb. araçları, bir büro ya da diğer araçlar gibi düşünmememizin nesnel karşılığını burada buluyoruz: Sınıfın daha geniş kesimleriyle daha dolaysız, daha organik ve süreklileştirilmeye en uygun zengin, sarsıcı bir ilişki ve temas biçimini, araçlarını ve yöntemlerini sunduğu için. Sınıfın geri unsurlarını ne kadar çabalasak da bürolarımıza çekemeyiz, çeksek bile istediğimiz sürede orada örgütleyemeyiz. İlişkilerimizi bürolar üzerinden süreklileştiremez, onları istediğimiz dönüşüme hakkıyla tabi tutamayız. Üstelik belli kesimleri dışında onları büro ilişkileri haline getirmemiz de doğru olmaz. Kuşkusuz, tüm bunlar bugünkü koşullarda geçerlidir. Onlarla buluşup onları etkileyeceğimiz ve dönüştürüp örgütleyeceğimiz farklı türden araç ve yöntemlerin hepsi, sonuçta ne kadar geri olsalar da onlara yabancı olmayan araçlar ve yöntemler olmak durumunda olduğu için, işçievi vb. araçları kullanıyoruz, kullanmalıyız. Orada işçi kendisini en yalın biçimiyle bulacaktır, kendi sınıf kardeşlerini bulacaktır. Kendi gerçekliğine yapılmış zengin ve sarsıcı müdahale biçimleriyle karşılaşacaktır.

Kullanılacak araç ve yöntemlerde farklılaşma

İşçievi türü oluşumların işlevi, kullanacağı araç ve yöntemler burada farklılaşıyor. Nihayetinde hepsi politik planda sınıfın örgütlenmesi amacında birleşiyor olsa da... Örnekleyelim; bir grev ve direnişe destek örgütleyeceğiz. Bir büro-açık alan çalışmasının başvuracağı araçlar, bu araçların içeriği, yapacağı müdahalenin biçimleri bellidir. Aynı işi bir işçievi de yapacaktır. Ama o artık bunu kendi araç ve yöntemleriyle devreye sokmalıdır. Bilinen doğrudan politik araç ve yöntemlerin yanında (ki diğer alandan bu ihtiyacın karşılanması durumunda buna da ihtiyaç kalmayabilir), işçievi çalışanları, direniş çadırında, gösteri alanında örneğin küçük bir tiyatro gösterisi sunabilir, direniş için dayanışma gecesi örgütleyebilir, işçi eşlerinin, bölge halkının desteğini sağlamak için bir dizi başka etkinlik yürütebilir. Kuşkusuz bunları yapabilmesi için, onun bu türden farklı ihtiyaçlar için donanması ve yetkinleşmesi gerekiyor. Her türden yol ve yöntemle doğal ilişki yeteneğini geliştirmesi gerekiyor.

Bugün işçi sınıfı egemen sınıfın ideolojik-politik kuşatması altındadır. Dünyası, düzenin empoze ettiği kültür ve alışkanlıklar ve özlemlerle paramparça edilmiştir. Dünyada olup biten gerçeklerden uzaklaştırılmış, cehalete mahkum edilmiştir. Çalışmasından arta kalan zamanını ve hayatını kahve köşelerinde, kötü sinemalarda harcamaktadır. Her türlü kötü alışkanlıklar edinmesi için bütün koşullar mevcuttur. Çürüyen düzen onu da yozlaştırmaktadır. Etrafında güvenebileceği, zorluklar karşısında sorunlarını paylaşacak insan bulamamaktadır vb. Sınıfın bu kesimlerine ulaşmak için ille de çalıştığı yerde bir direniş olması mı gerekiyor? Ya da direnişe geçen ve etkileşim kurduğumuz işçiler bu sorunlardan münezzeh bir hayat mı sürdürüyor? Yalnızca dışardan kurulmuş sınırlı ilişkilerle, politik ajitasyonla onların bu geriliğine ne kadar vurulabilir, vursak bile ne kadar sarsabiliriz? Onları belli konularda ve belli periyodlarla düzenli ve disiplinli biçimde sürdürdüğümüz kitlelere açık eğitim seminerlerine katamaz mıyız? Bırakalım bu kesimleri, öğrenmeye aç, henüz bütünüyle burjuvazi ideolojisi ve kültürüne teslim olmamış genç işçilerin, bu aynı süreçlerden geçip düzene teslim olmaması için yapılacak şeyler yok mudur? Örneğin, geniş bir duyurusu, etkin bir ön çalışması yapılmış işçi sınıfının mücadelesini anlatan bir film haftası düzenleyerek, bunlara ulaşamaz mıyız? Ev kadınlarının sorunlarını işleyen bir kampanya örgütleyemez miyiz? Bu yolla yeni olanaklar yaratamaz mıyız? Sendikasız ve sigortasız işçilerin yoğun olarak çalıştığı bir sanayi bölgesinde, “niçin sendikalaşmalıyız, niçin örgütlenmeliyiz” başlığı altında bir panel, söyleşi, sohbet toplantısı düzenleyemez miyiz? Bellli konularda belli periyodlarda sinema, tiyatro, konser vb. etkinliklerle sınıf kültürümüzü kitlelere ulaştırmak, hiç değilse çevre-çeper ilişkilerimizi geliştirmek, hiç de zor bir faaliyet olmasa gerek.

Dikkat edilirse, benzer amaçla kurulmuş diğer yapılardan farklı bir işlev ve işleyiş tanımına ulaşmaya çalışıyoruz. Yine örnekler üzerinden gidelim. Bunlardan pek çoğu, başlangıçta değilse bile bir süre sonra, sanat ve kültür pazarlayan birer dükkana dönüşüyorlar. (Başta Evrensel Kültür, Nazım Kültür Evi, BEKSAV olmak üzere.) Yani belli yapılara bağlı birer kültürel mekan faaliyeti yürütüyorlar. Doğal olarak oraya gelenler de ister istemez politik kaygıyla da olsa birer “müşteri” olma konumuna hapsediliyor. İçe dönük bir faaliyet bir süre sonra onları daha açık biçimde düzen içinde konumlanmış olanlara benzeştiriyor ki, çoğu bir süre sonra kapanmak zorunda kalıyor. Devrimci politik bir kaygı taşımakla birlikte bunlardan bazıları ise takvimlere, günlere bağlı bir salon etkinliğini temel faaliyet biçimi olarak alıyorlar. Sonuçta onlar da salon etkinliklerini aşamıyorlar.

Kuşkusuz bu tür yapılanmalara daha profesyonel kadro ayırıyor ve belli kesimlerle bağ kurabiliyorlar. Bu tür yapılanmaların etkinliklerine ihtiyaç duymaları ile bizim nesnel durumumuz ve hedeflerimiz belli kesişme noktalarına rağmen bütünüyle örtüşmüyor. Salon etkinlikleri anlamında katetmemiz gereken çok ciddi bir mesafe var. Buradan öğrenmemiz gereken şeyler de var. Buraya gerek kadro gerek maddi anlamda hazır bir aktarım ve yatırım yapamayacağımız da açık. Ama önümüzdeki temel sorun bu değil. Zira asıl hedefimiz ve asıl sorunumuz bu değil.

Biz daha geniş ve bir anlamda daha tanımlı kesime (sınıfa) daha dolaysız biçimlerde hitap etmeyi hedeflemeliyiz, bu hedefimizde gücümüz ve olanaklarımız ölçüsünde mesafe almalıyız. Politika ile sanat-kültür arasına çekilmiş sahte duvarları tanımıyoruz. (Kuşkusuz ki aralarında birbirlerine indirgenemeyecek bir ilişki var ve bu ayrı bir inceleme konusu). Mekana endeksli bir faaliyeti, mekanla sınırlı bir faaliyeti yeterli ve doğru görmüyoruz. Sınıfı mücadeleye sevkedecek her alanı, her mekanı bir etkinlik zemini ve imkanı olarak düşünüyoruz. İşçievini bir mekan etkinliği değil, sınıf mücadelesinin ve sınıfın farklı türden ihtiyaçlarını karşılamaya dönük bir etkinliğin aracı olarak düşünüyoruz. Etkinliği kitlelere götürmek, egemen ideoloji ve kültürle burjuva egemenliğinin kurulduğu mekan ve ilişkiler düzleminde mücadele etmek, tarzımızla da bizi diğerlerinden ayırıyor.

Tüm bu farklılıklarımızı hayata geçirmek ve gerekli cüretli çıkışlar yapmak konusunda kavrayıştan kaynaklı belirsizlikleri ve tutarsızlıkları aşmak, diğer eksikliklerimizi hızla kapatma olanağını da verecektir bize. Yeter ki ne istediğimizi bilelim, hedef ve istemlerimizi pratiğe geçirmede alışılmış kolaycı kalıpları aşmada fazla zaman kaybetmeyelim. O zaman işçievi türü örgütlenmeler işçilerin gerçekten sahiplendiği araçlar olacaktır. Faaliyetimiz sınıf kitleleri içinde istenilen etkiyi uyandıracaktır.