ARSIVANA SAYFA
 
2 Aralık '00
SAYI: 45
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan
Devrimci tutsaklara kitle desteği, emekçi kitlelere devrimci direniş ruhu
“Öleceğiz ama hücrelere girmeyeceğiz!”
“Zaferi biz kazanacağız!”
“Eylemlerimizi daha da yükseltmeliyiz!”
Ölüm Orucu’nun direniş ruhu miting alanına taşındı
İşçi ve emekçiler olarak devrimci tutsakları hücrelere attırmayacağız!
Devrimci tutsakları öldürtme sahip çık
F tipi cezaevleri kabul edilemez
Kamu bankalarının yağma ve tasfiyesi
TEKEL işçisi eylemde!
TEKEL’in özelleştirilmesine karşı barikat örelim!
“Zafer direnen emekçinin olacak!”
Zindandan mektup var
Sınıf çalışmasının güncel sorunları
Birleşik Metal-İş 15. Genel Kurulu
Sendikal tıkanıklık soyut çağrılarla değil, somut adımlarla aşılabilir
Teslimiyet platformunun samimiyet sınavı
Partili kimliği özümsemeli, partiyle daha üst düzeyde bütünleşmeliyiz
Bölge halklarına karşı saldırı üssü olmayı reddedelim!
Kıbrıs sorununu Kıbrıs halkları çözebilir
Arjantin’de İMF paketine karşı 36 saatlik genel grev
Kavgayı her alanda büyütelim!
Hücrelere geçit vermeyeceğiz!
“Kırılacağız ama bükülmeyeceğiz!”
Ulucanlar’da SAG’dan Ölüm Orucu’na geçiş etkinliği
Haberimiz var!
Mücadele Postası
 
Tüm yazılar





 
 
Sincan F Tipi Cezaevi’ni gezen heyetin yaptığı basın açıklaması...

F Tipi cezaevleri kabul edilemez!


Şu anda bazı cezaevlerinde sürmekte olan açlık grevleri 37. gününe ulaşmıştır. Açlık grevlerinin yapılma nedeni F tipi cezaevleridir. Biz aşağıda imzası bulunanlar, 27 Kasım 2000 tarihinde Sincan’daki F Tipi Cezaevi’ne yaptığımız inceleme ziyareti ardından, görüşlerimizi ve uyarılarımızı bir kez daha yetkililere ve kamuoyuna duyurmak istiyoruz.

1- Tehlike sınırına yaklaşan açlık grevlerinin sona erdirilmesi için bir an önce F tipi cezaevleri konusunda adım atılması gerekmektedir.

2- İlk adım TMY’nin 16. maddesinin kaldırılmasıdır. Yürürlükte bulunan TMY’nin 16. maddesi “terör suçlusu” adı altında siyasi mahkumları ve hüküm giymemiş tutukluları ayırt etmeden hücreye atmayı emrediyor. Tüm bu hükümler evrensel hukuka aykırıdır.

3- Kamuoyu anlamsız bir tartışmayla yanlış yönlendiriliyor. Cezaevlerinde yaşanacak yerlerin lüks olup olmamasından daha önemlisi, sosyal ve insani ilişkilerin sürmesine imkan verip vermemesidir. Bir insanın en lüks bir yerde bile izole edilmesi kabul edilemez.

4- F tipi cezaevleri mimari yapısıyla mahkum ve tutukluların ortak yaşama alanlarını ortadan kaldırdığı gibi, hücrelerde yalnızlığa mahkum edecek koşullarda mahkumların insanca yaşama imkanını ortadan kaldırıyor. Bu uygulamalar da evrensel hukuka aykırıdır.

5- İzolasyonun yaratacağı psikolojik ve bedensel yıkımın yanısıra, bu cezaevlerine konacakların tretman adı altında eğitilmek istenmeleri, mahkum ve tutukluların kişiliksizleştirilmesine ve sorunlara yol açacaktır.

6- Bugüne kadar Diyarbakır, Ümraniye, Ulucanlar, Burdur gibi çeşitli cezaevlerinde devletin koruması altında bulunması gereken çok sayıda siyasi mahkum ve tutuklu öldürüldü. Şimdiye kadar saldırıları önleyecek ve suçluları mahkum edecek bir önlem alınamadı. İnsanları sosyal ilişkilerden koparan ve yalnızlaştıran, hiçbir uygar ülkede uygulaması olmayan F tipi cezaevleri bu uyguumalar ortamında kesinlikle güvenli sayılamayacak yapıdadır.

7- Cezaevleri, infaz sistemi ve hukuk sistemiyle bütünlük içinde ele alınmalı, insan haklarına ve evrensel hukuk ilkelerine uygun değişiklikler vakit geçirmeden yapılmalıdır.

8- Cezaevleri denetiminde ilgili meslek kuruluşları ve insan hakları örgütlerinin de yer alacağı yasal düzenlemeler yapılmalıdır. Bu amaçla ilgili bakanlıkların, TTB, TBB, TMMOB ve insan hakları kuruluşlarının katılımıyla bir çalışma grubu oluşturulmalıdır.

İnsanın ruh ve beden sağlığı üzerinde yaratacağı olumsuz etkiler; yolaçacağı sosyo-kültürel olumsuzluklar dayandığı yasal düzenlemenin evrensel hukuka aykırılığı; insan haklarına aykırı bir uygulama olması nedeniyle F tipi cezaevleri kabul edilemez.

Adalet Bakanı’nı ve hükümeti acilen adım atmaya çağırıyoruz. Yasalarda gerekli değişiklikler yapılmalı, hukuki güvenceler sağlanmalı cezaevleri tutuklu ve hükümlülerin yaşamlarını insanca sürdürebilecekleri bir mekana dönüştürülmelidir. Geçen her gün açlık grevinde bulunan mahkum ve tutukluların sağlıklarını ve yaşamlarını biraz daha tehlikeye atmaktadır.

KESK, DİSK, TMMOB, TEB, İHD, TİHV,
MAZLUM-DER, HALKEVLERİ, PSAKD, ÖDP, EMEP, DBP





Onları hücrelere atmaları için bizi çiğnemeleri gerekecek...

Evlatlarımızın mücadelesi bizim mücadelemizdir!


Evlatlarımızı hücre tipi cezaevlerine atmak istediler. Tek kişilik, insanın olmadığı, paylaşımın, sesin, sevginin olmadığı hücrelere atmak istiyorlar. Paylaşıma düşman, sevgiye düşman, emeğe düşman olan devlet çocuklarımızı katletmek istiyor. Çocuklarımız, kardeşlerimiz, “Gündüzünde sömürülmeyen, gecesinde aç yatılmayan” bir dünyanın çalışanlarıydı. Bu nedenle atıldılar cezaevlerine. Şimdi tam da bu nedenle onları hücrelerde katletmek, kişiliksizleştirmek, yalnızlaştırmak istiyorlar.

Evlatlarımız “ÖLECEĞİZ AMA HÜCRELERE GİRMEYECEĞİZ” diyorlar. 20 Ekim’de hücrelere girmeyeceklerini “Diz çökerek yaşamaktansa ayakta ölmek yeğdir” diyerek şiarlaştırıp SÜRESİZ AÇLIK GREVİNE başladılar. 19 Kasım’da da ÖLÜM ORUCU DİRENİŞİNE çevirdiler. Bugün ise 42. Gün.

Çocuklarımız insanca yaşamak için ücret isteyen işçi-emekçilerdi. Çocuklarımız eşit parasız eğitim isteyen öğrencilerdi. Sömürülen tüm insanlar için, sömürene karşı onurluca bir yaşam için, hepimiz için mücadele verdiler. Onurlu bir yaşam için umutlarını dört duvar arasında da yaşattılar ve yürekleri hep bizlerin yanında alanlarda, grevlerde, yürüyüşlerde oldu.

Ve şimdi onlar 8 metrakarelik ölüm hücrelerine kapatılarak yok edilmek isteniyorlar. Onlar onurlarını teslim etmemek için bedenlerini ölüme yatırdılar. (...)

Adalet Bakanlığı dün yine ölüm hücrelerini basına gezdirdi. Yine hücreleri öven programları gösterime soktu. Bizler buradan devleti tekrar uyarıyoruz. Ölüm hücrelerine ikna olmayacağız. (...) Tıbbi müdahaleden bahseden devlet tam da bu açıklamalarıyla yeni katliamların haberini vermektedir. Buradan uyarıyoruz. Çocuklarımıza dokunamayacaksınız. İlk önce bizi çiğnemeniz gerekecek.

Onların yok edilmesi demek olan ölüm hücrelerine dur demek için bize omuz verin. Evlatlarımız sizin de çocuklarınız, hücrelere girmesin diye bedenlerini ölüm orucuna yatırdılar. (...) Onlar hücreleri kapatana kadar bu mücadelelerini sürdürecekler. Evlatlarımızın mücadelesi bizim mücadelemizdir. Onları hücrelere atmaları için bizi çiğnemeleri gerekecek. Bizi öldürmeden onlara dokunamayacaklar.

Dostlar size çağrımızdır.

Yeni ölümler yaşanmadan bize ses verin. İşçiler, emekçiler, öğrenciler sizler sokağa çıkıp yüzünüzü bizlerle birleştirdiğinizde devlet hücre tipi politikasından vazgeçecektir.

Bizler tek yumruk tek yürek olmalıyız. (...)

Tutsak Aileleri

(Ankara Sakarya Caddesi’nde günlük olarak yapılan eylemlerde okunan metinlerden birinin bazı bölümleridir...)





Nevşehir Cezaevi’ndeki devrimci tutsakların açıklaması:

Nesrin Kirman ölümle burun buruna:

Katiller halka hesap vermekten kurtulamayacak!



14 Kasım Pazartesi günü, bulunduğumuz Nevşehir zindanında TKP/ML davasından tutuklu bulunan Nesrin Kirman, dört yıldır tanısı konulmuş “Behçet” hastalığının vücudunun çeşitli organlarında oluşturduğu tahribattan dolayı sevkedildiği Nevşehir Devlet Hastanesi Göğüs Hastalıkları bölümüne götürüldü. Daha zindandan çıkar çıkmaz askerin zinciri aşırı sıkmasıyla yaratılan saldırı ortamı, bu duruma karşı koyuş karşısında “seni emniyete götüreceğiz şimdi” benzeri tehditlerle devam etti. Hastane Göğüs Hastalıkları bölümünde ise asker odadan çıkmayarak tedaviye engel oldu. Bu duruma karşı çıkarak insan onurunu koruyan Nesrin Kirman, askerin odadan çıkmasını istedi. Bu isteme, subay askerlerine Nesrin’e saldırı emri verip, geri götürmeye çalışarak yanıt verirken; bu durum karşısında “Hipokrat Yemini” etmiş doktor, meslek ilkelerini ayaklar altına alarak, “ne yaparsanız yapın” yaklaşımı sergiledi.

Saldırılarak tartaklana tartaklana ring aracına atılan Nesrin, bu süre boyunca “Tedavi hakkımız engellenemez!” sloganlarıyla karşı koydu. Ring aracı hastane bahçesinde bekletilerek, bir süre sonra ring aracının kapısı sivil polislerce açılarak, arkadaşımızın fotoğrafları çekildi. Zindana geri getirilirken yol boyunca tehditlere devam edilirken, araçtan indirilirken “copu getirin”, “buna gösterelim gününü” gibi söylemlerle bu sefer psikolojik baskıya başvurmuşlardır.

Zindandaki tutsakların olaydan haberdar olmasıyla maltalar doldurularak saldırıyı protesto eden sloganlar haykırıldı ve gün boyu sayım verilmedi. İdare böyle bir şeyden haberi olmadığı, kendilerinin bu durumla ilgilerinin olmadığı savunusuna geçerken, tutsaklar saldırı ve fotoğraf çekme olayıyla ilgili savcılığa suç duyurusunda bulundular.

Nesrin Kirman ‘97 yılından beri tanısı konmuş bir “Behçet” hastası. Hastalığı zindana konduktan sonra tedavi imkanlarının yetersizliği nedenli sürekli ilerliyor. Şu an; göz sinirlerindeki iltihaplanma tehlikeli boyutlara vararak beyinciğe yaklaşmış durumdayken, hastalığın akciğerlerde yarattığı tahribat nedenli kan tükürüyor. Dönem dönem yine hastalık nedenli kanda pıhtılaşma oluyor ve bunların doktor gözetiminde alınmaması durumunda kalp kapakçıklarını tıkama tehlikesi bulunuyor. Yine vücudunda oluşan yaralar giderek artıyor. Son dönemlerde kendinden geçip bayılmaları sıklaşan Nesrin, faşist devlet tarafından Polat İyit, Erkut Direkçi, Murat Dil ve niceleri gibi birçok isimle dolu “sessiz katliam” listesine eklenmek isteniyor.

“Behçet” hastalığının kesin bir tedavisi yok ve Türkiye’de bu hastalığa sadece Çapa Tıp Fakültesi’nde müdahale edilip ilerlemesi engelleniyor ve kontrol altında tutularak hasta hayatta tutuluyor. Durum bu ve arkadaşımızın Çapa’ya sevkedilmesi gerekiyorken, aylardır yaptığımız girişimler sonuç vermiyor. Sık sık fenalaşıp hastaneye kaldırılan Nesrin’in tedavisine ilişkin doktorlar “acil Çapa’ya sevkedilmsi gerekir” diyor. Ama sevki çıkarmada gevşek davranıyorlar. Kesin tanı koymak adı altında (sevk için gerekliymiş) vakit harcanıyor ve bunun için Nesrin’in götürüldüğü muayenelerin birçoğuna asker odadan çıkmayarak engel oluyor. Bu sevk meselesi idare tarafından da doktorlara atılarak olay kördüğüm haline getiriliyor ve Nesrin’in hastalığı gün geçtikçe ilerliyor.

Tüm kamuoyuna sesleniyoruz; Nesrin hastalığıyla başbaşa bırakılarak ölüme terkediliyor. Daha Murat Dil’ler hafızalardan silinmemişken ve Filiz’ler, Nesrin’ler ölümle pençeleşiyorken, zindanlardaki katliamların hesabını sorma bilinciyle harekete geçerek Nesrin’lerin, Filiz’lerin ölümlerine izin vermeyelim. Yeni ölümlere izin vermemek için harekete geçelim.

Biz biliyoruz ki, faşist devlet katliam listesine bir de Nesrin’i eklemek istiyor. Ama bu duruma (olası bir ölüme) neden olanlar da bilsinler ki, halka hesap vermekten, devrimci adaletten yakalarını kurtaramayacaklardır.

DHKP-C, TKP/ML, MLKP, THKPC-MLSPB
dava tutsakları/Nevşehir Zindanı