ARSIVANA SAYFA
 
2 Aralık '00
SAYI: 45
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan
Devrimci tutsaklara kitle desteği, emekçi kitlelere devrimci direniş ruhu
“Öleceğiz ama hücrelere girmeyeceğiz!”
“Zaferi biz kazanacağız!”
“Eylemlerimizi daha da yükseltmeliyiz!”
Ölüm Orucu’nun direniş ruhu miting alanına taşındı
İşçi ve emekçiler olarak devrimci tutsakları hücrelere attırmayacağız!
Devrimci tutsakları öldürtme sahip çık
F tipi cezaevleri kabul edilemez
Kamu bankalarının yağma ve tasfiyesi
TEKEL işçisi eylemde!
TEKEL’in özelleştirilmesine karşı barikat örelim!
“Zafer direnen emekçinin olacak!”
Zindandan mektup var
Sınıf çalışmasının güncel sorunları
Birleşik Metal-İş 15. Genel Kurulu
Sendikal tıkanıklık soyut çağrılarla değil, somut adımlarla aşılabilir
Teslimiyet platformunun samimiyet sınavı
Partili kimliği özümsemeli, partiyle daha üst düzeyde bütünleşmeliyiz
Bölge halklarına karşı saldırı üssü olmayı reddedelim!
Kıbrıs sorununu Kıbrıs halkları çözebilir
Arjantin’de İMF paketine karşı 36 saatlik genel grev
Kavgayı her alanda büyütelim!
Hücrelere geçit vermeyeceğiz!
“Kırılacağız ama bükülmeyeceğiz!”
Ulucanlar’da SAG’dan Ölüm Orucu’na geçiş etkinliği
Haberimiz var!
Mücadele Postası
 
Tüm yazılar





 
 
Birleşik Metal-İş 15. Genel Kurulu:

Sınıf değil ihanet konuştu!


Birleşik Metal-İş Sendikası 15. Genel Kurulu 24-26 Kasım tarihlerinde toplandı. 3 gün süren Genel Kurul sonucunda sendikanın başkanlığına Genel Başkan Vekili Ziya Yılmaz seçildi.

MESS’le yapılan TİS görüşmelerinin satışla sonuçlandığı bir dönemin hemen arkasından toplanan Genel Kurul, iki yönden önem taşıyordu. Birincisi, satış sözleşmesine ve sendikanın izlediği uzlaşmacı tutuma karşı tabanın tepkisinin delegeler üzerinden ne yönde ortaya konulacağı idi. İkincisi ise, sınıf ve kitle hareketinin yeniden kendini eylem, mücadele olarak gösterdiği bir dönemde, saldırılar karşısında izlenmesi gereken tutumdu.

İlk gün yabancı delegasyon ve sol siyasi parti temsilcileri sermayenin küresel saldırılarına karşı genel bir karşı duruşun örgütlenmesine duyulan ihtiyacı ortaya koyan konuşmalar yaptılar. İkinci gün, delegeler ve şube yöneticilerinin yaptıkları konuşmalar da bu yöndeydi. Sermayenin saldırılarının işçi ve emekçi sınıflar nezdinde yarattığı yıkıcı sonuçlar ortaya konuldu. Emperyalist küreselleşmeyle işsizliğin pazarlandığı, İMF ve Dünya Bankası eliyle saldırı fermanlarının hazırlandığı, işçi sınıfı ve sendikalara karşı saldırıların arttığı, buna karşı sınıf ve sendikaların hareketsiz kaldığı belirtilerek, kapitalizme karşı mücadelenin güçlendirilmesi gerektiği öne çıkartıldı. Genel Kurul’da sözalan bir kısım delege ise (Gebze-Bursa) genel saldırılarla birlikte devletin devrimci tutsaklara yönelik F tipi hücre saldırısına da değindiler. Sınıf olarak, F tipi hücre saldırısına karşı mücadeleyi tarihin kendilerine yüklediği görevler içerisinde gördüklerini belirttiler.

Satış sözleşmesinden yeni çıkılmasına rağmen, tabanın tepkisi Genel Kurul’da istenilen düzeyde dile getirilmedi. Birkaç delege dışında sorun ortaya konulmadı. Sözleşmelerin işyerlerinde hüzünle karşılandığı belirtilerek bu önemli sorun atlandı. Konuşmalarda, sendikanın kan kaybettiği, metal işçisinin çekim merkezi haline gelemediği, sektöre yönelik esnek çalışma, taşeronlaştırma, düşük ücretler, işten atılmalar, örgütsüzleştirme, vb. saldırıların devam ettiği, buna karşı ise ilgisiz ve kayıtsız kalındığı belirtilerek, sendikanın izlediği tutum teşhir edilse de, olumsuzluk sendika yönetiminden birkaç kişiye fatura edilmeye çalışıldı. Sendika bürokrasisinin yıllardır sermayeden yana izlediği sınıf işbirlikçisi politika ve pratiği ortadayken, metal işçilerine saldırıların birinci dereceden sorumluları orta yerde duruyorken, bundan kaçınılması, Genel Kurul’da aday olan sendika bürokratlarının desteklenmesi adına sürdürüldü. Bu olumsuz tablodan güç alan sendika bürokratları, Kongre’yi iki aday arasında kişisel tartışmaların yaşandığı bir platforma dönüştürmeyi başardılar. Ne yazık ki delegelerin büyük bir kısmı da şube yöneticilerinin etkisi altında kalarak, bu çürümüş ve yozlaşmış yapıda iki figüran arasında seçime zorlandılar.

İki aday arasında küfürleşmeye varan kavga, delegeler nezdinde de sözlü sataşmalar ve kavgalar olarak kendini gösterdi. Genel Kurul iki aday arasında Kongre’nin kazanılması ve mücadelesine dönüştü. İşçiler hesap sorma gücünü ortaya koyamadığı için, adaylar eleştirilere rahat bir ortamda yanıt verdiler.
Birleşik Metal
Genel Kurulu’dan notlar...


* Genel Kurul’a 260 delege katılarak oy kullandı. Delegelerin dağılımı şöyle: Gebze: 92, Bursa: 32, İzmir: 16, Anadolu: 13, Kocaeli: 17, Sefaköy: 12, 2 No’lu (Topkapı): 24, 1 No’lu (Kartal): 26. Geri kalanlar Genel Merkez ve doğal delegelerdi.

* Genel Kurul’da seçimlerle birlikte DİSK’in 62 delegesi belli oldu.

* Yapılan tüzük değişikliğiyle, 3 yılda bir yapılan Genel Kurul 4 yıla, 7 olan yönetim kurulu sayısı 5’e düşürüldü. Sefaköy ile Topkapı Şubesi’nin bir süre sonra birleştirilmesi kararlaştırıldı.

* Kongre’da aday olan Ziya Yılmaz’ın listesi 143, eski genel başkan Kamil Kınkır’ın listesi ise 106 oy aldı.

* İlk gün yabancı delegasyon ile EMEP, SİP ve ÖDP adına genel başkanlar konuşma yaptılar. Ayrıca TUYAB’dan tutsak anası F tipi hücre saldırısına karşı konuşma yaptı.

* Salonda iki pankart asılıydı; “Sosyal devlete sahip çık!” ve “İş güvencesi istiyoruz!”.

* 3 gün süren Genel Kurul boyunca atılan sloganlar; “Yaşasın işçilerin birliği!”, “Yaşasın sınıf dayanışması!”, “Yaşasın örgütlü mücadelemiz!”, “İnadına sendika inadına DİSK!”, “Direne direne kazanacağız!”. Atılan sloganlara sadece bir kısım delege eşlik etti.

Mevcut yönetimde Genel Sekreter olan Muzaffer Şahin, muhalefetin listesinde aday olmasını yönetimle anlaşmazlığa bağladı. 3 yıl boyunca yapılanları sıralarken, MESS’le yapılan TİS görüşmelerinin nasıl satışla sonuçlandığını anlattı. MESS’in ‘98 sözleşmesini dayatma ile sendikaya imzalattığını, kendilerinin de bu duruma karşı hiçbir tepki ortaya koymadıklarını belirtti. Birçok işyerinde delege seçimlerinin işyerlerinde değil Genel Merkez’de yapıldığını, sendika başkanının işverenlerle anlaşıp eylemleri nasıl kırdığını örnekledi. Metal işçilerinin ‘98’de Türk Metal’e gösterdikleri tepkinin ardından onbin metal işçisinin Birleşik Metal-İş Sendikası’nda örgütlenmek istemesinin kendileri tarafından engellendiğini, buna gerekçe olarak o günün koşullarında metal sektöründe patlayan öfke bendini kucaklamalarının mümkün olmadığını gördükleri için işçileri kendi hallerine bıraktıklarını ortaya koydu.

Eleştirilere cevap veren Genel Başkan Kamil Kınkır’ın konuşması da kişisel hesaplaşmalar üzerineydi. Bu sendika ağası da, ‘98’de sendikaya yönelen Türk Metal işçilerinin örgütlenmesi için kendisinin tek başına gösterdiği çabanın yetersizliğine işaret ederek, yapılan ihanetin sorumlusunun tek başına kendisi olmadığını göstermeye çalıştı. 3 yıl süresince yapmak istediklerini yapamamasının nedeni olarak, yönetim içerisinde ve şubeler arasında aylar öncesinde başlayan Genel Kurul’a ilişkin hesapların mücadelenin önüne geçmesini gösterdi.

İki bürokratın konuşmaları sınıfa yapılan açık ihaneti ortaya koyması açısından çarpıcı yönler taşımasına rağmen delegeler bu duruma tepki göstermediler. Her iki hainin konuşması da kendisini destekleyen delegeler tarafından alkışlandı. Bu durum sendikal bürokrasinin sınıfın ileri kesimleri üzerindeki örgütsel denetiminin varlığını gösteriyor.

Genel Kurul’un divan başkanlığına seçilen DİSK Başkanı Süleyman Çelebi ile DİSK yöneticileri de muhalefetten yana tavır koydular. Açıktan kulis faaliyetleri yaparak delegeleri etkilemeye çalıştılar. Bu durum yer yer delegeler tarafından yuhlamalara varan protestolara neden oldu. Aslında yapılmak istenen DİSK’i bütünüyle sermayenin hizmetine sokmak için varolan engelleri ortadan kaldırmaya yönelikti. Son dönemde faşist MHP’nin ziyaret edilmesi, Çalışma Bakanı ile yapılan gizli diyaloglar, saldırılar karşısında tabanın eylem isteğine karşın izlenen teslimiyetçi tutum, küçük sol sendikaların ortadan kaldırılmasına dönük tasfiye hareketi vb., aslında DİSK’in 11. Genel Kurul’unun ardından izlediği ve tüm örgüte hakim kılmak istediği sınıf işbirlikçisi politikanın bir sonucudur.

15. Genel Kurul, Eylül-Ekim aylarında yapılan şube genel kurullarındaki toplam tablonun bir yansımasıydı. Şube genel kurullarındaki coşkusuz ortam 15. Genel Kurul’da da değişmedi. Yine şube genel kurullarına işçilerin ilgisizliği, burada da kendini gösterdi. 1 No’lu Şube’de örgütlü grevdeki Komsa işçileri ile direnişteki Ramzey işçileri Genel Kurul salonuna taşınmadılar.

Genel Kurul’da işçilerin karşı karşıya bulunduğu saldırılar genel hatlarıyla ele alınmasına rağmen, buna karşı çözüm politikaları ortaya konulamadığı gibi, tabanın mücadele isteği gözardı edilmiştir. Genel Kurul daha çok iki aday arasında kongreyi kazanma mücadelesinin verildiği bir platforma dönüştürülmüştür. Dolayısıyla, bürokratların her zaman arzuladığı ve ihtiyaçlarına yanıt veren bir platform olmuştur.

Diğer bir sorun, tabanın temsilcileri olarak metal işçileri tarafından kendi istemlerini Genel Kurul’a taşıma görevi verilen delegelerin bu yönde bir tavır sergilememesidir. Tersine, delegelerin büyük bir kısmı sözde sınıf adına sınıf işbirlikçisi politikanın eklentileri, yer yer destekleyicileri konumuna düştüler. Eleştiriler mevcut sendika yönetiminin kendisine yöneltilmesine rağmen, 3 yıldır yönetimde olan genel başkan ile başkan vekili arasındaki başkanlık yarışında, ikisinden birinden yana tavır koydular. Bu tutum sınıfın çıkarlarıyla bağdaşmayan bir tutumdur. Bağımsız sınıf politikası, Genel Kurul’un, sendika bürokrasisinin etkin teşhirinin yapıldığı, mücadele kararlarının alındığı bir platform haline getirilmesini gerektiriyordu. Bu başarılsaydı, sınıfın çıkarlarının taşıyıcısı politika kendini seçim dahil her yönde daha farklı ortaya koyardı.

Metal işçilerine çok yönlü saldırılar devam etmektedir. Reel ücretlerde düşüş, örgütsüzleştirme, taşeronlaştırma, esnek çalışma başlıca saldırılar arasındadır. Sadece son dört yılda Birleşik Metal-İş’in örgütlü olduğu 99 işyeri çeşitli nedenlerle sendikasızlaştırılmıştır. Yine son iki yıllık dönem içerisinde işyerlerinde 13. madde nedeniyle 10 bin 846 işçi işten atıldı. Yine aynı dönem içerisinde işyerlerinin %79’unda taşeron uygulamasına geçildi. İşyerlerinin %44’ünde esnek çalışmanın diğer biçimi olan “kalite çemberleri” uygulamasına geçildi. Bunlar Birleşik Metal-İş’in yayınlarının ortaya koyduğu gerçeklerdir.

Saldırı ortaya konulandan daha da kapsamlıdır. Bir yandan sermayenin saldırısı öte yandan sendika bürokrasisinin açık ihaneti ile kuşatılan metal işçilerinin bu cendereyi kırması ancak taban örgütlülüğü üzerinden, sendikal bürokrasinin örgütsel denetiminden uzak bağımsız sınıf çalışmasının ortaya çıkaracağı mücadeleyle mümkün olabilir.