ARSIVANA SAYFA
 
24 Haziran '00
SAYI: 23
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan...
TİS'ler ve sınıfın sorumluluğu
Tarımda yıkım programı başladı
Tüm çalışanlara işgüvencesi!
TİS sürecinde mücadeleyi yükseltelim!
İşçi sınıfı yasakları çiğneyerek grev hakkını...
Belediyelerde grev hazırlığı
Sistemli ve disiplinli bir çalışmayla başardık
İEP'in derinleşen zaafiyeti
EXSA grevi büyük bir coşkuyla başladı
Adana'da sınıf çalışmasının güncel gerekleri
Yerel sınıf çalışmasında yüklenilmesi gereken halka
Norm kadro yönetmeliği
Hazırlık öğrencileri ve yazokulu süreci
Programda tarım ve köylü sorunu/1
Polis zihniyetli bürokratları başımızdan...
Devrimci tutsaklar onurumuzdur, onurumuzu...
Hücrelere girmeyeceğiz, direneceğiz!
Yaşamın hücreleştirilme sine ve...
ABD politikasının iflası
ABD'nin yeni dış politik açılımlarının arka planı
Opel'de binlerce işçinin iki günlük grevi
Komünist militanlardan parti programı üzerine...
Burjuva basından seçmeler
Mücadele Postası
 
Tüm başlıklar






 
  Çeşitli işkollarından işçilerle
gazetemiz üzerine konuştuk:


Kadın sorunu ve kadın işçilerin
sorunları neden işlenmiyor?


Kızıl Bayrak: Gazetemizi nasıl buluyorsunuz? Bu konuda eleştirileriniz nelerdir?

Murat (Kimya Teknik işyeri temsilcisi): Gazeteniz güzel, hemen hemen bütün sınıfa da değiniyor. Özellikle bizim grevimize ilişkin yazılar da çıkıyor. Yine gönderdiğimiz tüm yazılar gazetenizde çıkıyor. Başka illerdeki işçiler en azından gazetenizi okuduğunda bizim grevimizle ilgili bilgi alıyorlar.

Kızıl Bayrak: Dönem dönem, gazetede şurası eksik, şu olsa daha iyi olurdu, dediğiniz oluyor mu?

Murat: Tabii ki düşündüğümüz bazı şeyler oluyor. Örneğin kadın sorunlarına daha çok değinmeli. Çünkü o kadar çok işçi kadın var ki, bunun için kadın işçilerin sorunlarına daha ağırlık verilmeli. Bir de zenginlerin yaşantısı ile emekçilerin yaşantısını kıyaslayan fotoğraflar yan yana verilirse, bu çok önemli etki yapar. Yine dediğim gibi, buraya 7-8 siyasi gazete geliyor, bakıyoruz da, kadın sorunlarına gerekli ilgi yok bu gazetelerde. Bence kadın sorunlarını genişçe işleyebilmelisiniz.

Şenol (Kimya Teknik işçisi): Böyle bir dergide yeterince görsellik var. Gazete biraz daha halk içinden olsa. Yani bu kadar ansiklopedik birçok şey... Biraz daha bugünleri ve bundan sonra yapılması gerekenleri yansıtan... Bu yolda bazı şeyler olabilir. Gerçi var, ama biraz daha kapsamlı olmalı bunlar.

Ahmet (Kimya Teknik temsilcisi): Türk insanında kültürel eksiklik var. Bu da okumamasından kaynaklanıyor. Gazeteleri açtığımız zaman genelde spor sayfasına bakılıyor. Ekonomi sayfasında ne var, insanlar bununla ilgilenmiyorlar. Gazetede sanat ve kültür konularına da biraz daha yer verilse iyi olur. Çünkü işçi gazetenin bütün sayfalarını okumuyor. Çabuk sıkılıyor. Okusa daha iyi olur. Çünkü kendisini ilgilendiren şeyleri yazıyor. Ama tiyatro, sanat, kültür yazıları ile bunların haberlerine yer verilse, hem iyi olur, hem de işçi okurken sıkılmaz diye düşünüyorum. Yine ben de kadın sorununa yer verilmeli diyorum. Çünkü direnişlerde ve grevlerde kadınların büyük yeri var, bu nedenle kadın sorunlarına daha geniş yer verin.

Ekrem (Sümerbank temsilcisi): Dostça söylersek, röportajlarda işçinin ağzından söylenen yazılsın. Bu konuda eksiklik var diye düşünüyorum. Yani işçi birikimli olalım diyor, bunu olduğu gibi yazın. Bunun dışında ben eksik bir yön görmüyorum.

Asiye (Sümerbank temsilcisi): Ben daha çok kadın işçilerin sorunlarına biraz daha ağırlık verilmesini istiyorum. Bunun dışında herhangi bir eleştirim yok.




15-16 Haziran direnişi
yolumuzu aydınlatıyor!


Bundan tam otuz yıl önce başladı şanlı başkaldırı. İşçi sınıfının zaferiyle sonuçlanan 15-16 Haziran direnişi bugün de sermaye devletinin saldırı programını aynı ruhla karşılamak için yol gösteriyor. Sermaye devleti F tipi (hücre) saldırısı, özelleştirme, sosyal güvenliği tasfiye etme sürecinde. İşçi ve emekçilerin en küçük hak alma mücadelelerine de aynı ruhla bakmaları gerekiyor. Yaşamın her alanına baktığımız zaman; eğitim, sağlık, toplumsal gelirin bölüşümü, her alanda sermaye devleti istediği gibi at koşturuyor. TİS süreci, belediyelerde ve başka bazı işkollarında tıkanmış durumda. Sermaye devletinin bir gündemi var. İşçi ve emekçi cephesinin de bir gündemi var. Yani uzlaşmaz sınıf çelişkisi, biz böyle bakmak durumundayız. Bu perspektifle ele almak gerekiyor. Yaşadığımız toplumun genel dinamikleriyle ele alacağız.

Toplumda yaşanan sürece kendi sınıf penceremizle baktığımız zaman, Kürdistan’daki kirli savaş sürecini de işçi ve emekçilerin ezilen ulus olarak Kürt halkının yanında, onlarla kurtuluşunun ortak mücadeleden geçtiğinin bilincindeyiz. Kürt ulusal hareketinin girmiş olduğu ‘93 yol ayrımını, bugün gelmiş olduğu düzeyi doğru değerlendirmek gerekiyor. Kürt-Türk-Arap halkının gerçek kurtuluşunun sınıf mücadelesinden geçtiğinin, diğer orta yolların sermaye devletine hizmet ettiğinin bilincindeyiz. Bu coğrafyada artık TKİP var, herkesi yükseltilen bu bayrak altında birleşmeye ve savaşmaya çağırıyoruz.

Komünistler kendi görüşlerini ve amaçlarını gizlemeye tenezzül etmezler. Hedeflerine ancak şimdiye kadarki tüm toplum düzeninin zorla yıkılması yoluyla ulaşılabileceğini açıkça ilan ederler. Varsın egemen sınıflar bir komünist devrim karşısında titresinler. Proleterlerin zincirlerinden başka kaybedecekleri şeyleri yok. Kazanacakları bir dünya var.
İşçi sınıfı savaşacak sosyalizm kazanacak!

Komünist tekstil işçileri/İzmir




Ankara:

15-16 Haziran için basın açıklaması eylemi


Türkiye işçi sınıfının tarihe yazılan en büyük direnişlerinden biri olan 15-16 Haziran’ın yıldönümünde, 15-16 Haziran’ı anmak ve sahte sendika yasasına, zorunlu tasarrufa ve düşük ek zamlara karşı KESK Ankara Şubeler Platformu, DİSK Ankara Temsilciliği ve siyasi partiler, YKM önünde yarım saat süren bir basın açıklaması düzenlediler.

Eyleme sendikalardan Gıda-İş, OLEYİS, Kültür-Sen, Enerji Yapı Yol-Sen, Orkam-Sen, TÜMTİS, Maden-Sen, Haber-Sen, BES, Nakliyat-İş, DİSK, Tüm Bel-Sen, Tüm Yargı-Sen ve Eğitim-Sen katılırken, siyasi partilerden ve kitle örgütlerinden CHP, DBP, İP, SİP, Pir Sultan Abdal ve TMMOB katıldılar. Ayrıca eyleme komünistler de “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz” sloganın yazılı olduğu Kızıl Bayrak imzalı pankartlarıyla katıldılar ve alanda yoğun bir kuşlama yaptılar.

DİSK Bölge Temsilcisi’nin de konuşma yaptığı eyleme katılım 600-700 civarındaydı. Alanda sıklıkla “Sahte sendika yasasına hayır”, “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz”, “Genel grev, genel direniş” sloganları atıldı.

15-16 Haziran gibi Türkiye işçi sınıfı tarihi açısından önemli bir direnişin yıldönümüne, saldırının tam da yoğunlaştığı bu dönemde, işçi ve emekçilerin katılımının az olmasının en temel nedeni, sendikaların her zamanki gibi herhangi bir ciddi çaba göstermemiş olmasıdır.

Ankara’dan bir Kızıl Bayrak okuru




Gücümüz örgütlülüğümüzdür!


Ben sömürünün yoğun olduğu bir tekstil atölyesinde çalışıyorum. Sigortasız, sağlıksız koşullarda günde 10 saat çalıştırılıyoruz. Mesailer zorunlu, ücretler gününde ödenmiyor, küçük yaşta çocuk işçi çalıştırılıyor, vb... Sermaye sınıfı gün geçtikçe sömürüsünü yaygınlaştırmaya, saldırı paketlerine yenilerini ekleyerek bizleri ehlileştirmeye çalışmaktadır. Aynı zamanda uzun süren çalışma saatleri, zorunlu mesailer nedeniyle bizler de kendi gücümüzün farkında olamıyoruz.

Bizler, dünyanın bütün zenginliklerini yaratan ve en kötü koşullarda çalışıp yaşamı üreten bir sınıf olarak, neden bu kadar kötü yaşıyoruz? Çünkü tüm toplumun yaşamını hücreleştiren sermaye sınıfının çıkarına ters düşen bir sınıfın, yani işçi-emekçi sınıfının mensubuyuz.

Ancak, düşünmeyen, sorgulamayan, kendisine ve çevresine yabancılaşan insanlar topluluğu yaratmaya çalışan sömürücü sistem şunu unutuyor; baskıların yoğun olduğu yerlerde her zaman isyan vardır. Sermaye sınıfı biz işci ve emekçilere, ezilen kesime karşı çok sistemli saldırılar geliştiriyorsa, bizler de gerçekte insan olduğumuzu, insanca yaşamayı ve insanca işkoşullarında çalışmayı hakettiğimizi hatırlamalıyız. Gücümüzü birleştirip örgütlenmeliyiz. Bizlerin alınteri üzerine kurdukları sistemlerini üretimden gelen gücümüzle alaşağı etmeliyiz.
İşçilerin birliği sermayeyi yenecek!

Genç bir tekstil işçisi/İzmir





Kürdistan’da neler yaşanıyor!


PKK Genel Başkanı Abdullah Öcalan’ın ve PKK Başkanlık Konseyi’nin yaptığı bazı açıklamalar Kürt halkında bir moral bozukluğu ve yılgınlık yaratmıştır. Örneğin: Kürdistan’da Kürt ve Kürdistan kelimesini bile artık ağza almıyorlar. Abdullah Öcalan’ın teslimiyeti üzerine Kürdistan halkı yeni arayışlar içerisine girmiştir. Faşist devletin kolluk güçleri, gerillanın bölgeden çekilmesinden beri Kürt halkının üzerindeki baskılarını, sömürülerini artırmışlar ve halkı tehdit ediyorlar ve halka susun diyorlar.
Kürt halkı hiçbir zaman susmayacak ve kimse de Kürt halkını susturamaz. Kürtleri susturmaya ne “Faşist Cumhuriyet”in, ne de emperyalist ABD’nin gücü yetmeyecektir. Çünkü Kürdistan’da 8 bin şehit verildi. Çünkü Kürtler Ağrı Dağı, Cudi Dağı, Gabar Dağı, Süphan Dağı’nın kendi evlatlarının kanıyla boyandığını unutmadılar. Çünkü yüzbinlerce genç işkencelerden geçirildi. Çünkü Kürdistan’da 4 bin köy yakıldı.

Yıllardır varlığımızı inkar etmişler ve haklarımızı ihlal etmişler ve bizleri köleleştirmişler. Biz bundan sonra ne TC’nin bayrağını ne de bizim cebimize zorla koymuş oldukları kimliği kabul etmeyeceğiz. Hiçbir güç, hiçbir kuvvetin gücü yetmeyecek. Hiç kimse bize zorla kabul ettiremez!..

Bir Kızıl Bayrak okuru/Ağrı




Hücrelerinizi başınıza yıkacağız!


Ben bir inşat işçisiyim. Sabah sekiz akşam beşe kadar çalışmakta ve çalışma koşullarının ağırlığı nedeniyle devamlı sırt ağrıları çekmekteyim.

Bir gün işim nedeniyle İzmir dışına çıktım. Gittiğimiz yer dubleks bir yerdi. Sabah çalışmaya başladım, akşam sekize kadar çalıştık. Hayli yorulduğum için yemeği yeyip hemen yatmak istediğimi söyledim. Teras katını gösterdiler. İki kişiydik. Diğer arkadaş daha sonra geleceğini söyledi. Yattığım yere ilk çıktığımda, içerinin çok sıcak olduğunu hissettim. Yattığım yer tam 7 metre kare yani bir hücreyle aynı büyüklükte. Yatağa uzanıp yattım, içerinin havasızlığı ve çok sıcak olmasından dolayı gece yarısı uyandım. Kendime geldiğimde nefes almakta güçlük çektiğimi söyleyebilirim. Etrafıma baktığımda, yanımdaki arkadaşın orda yatmadığını gördüm. Hemen oradan çıkıp, onun yanına gidip uyandırdım. Nefes almakta güçlük çektiğimi söyledim ve hemen pencereyi açtım. Orada onunla konuştuğum ilk şey hücreler olmuştu ve bir süre sohbet ettik.

Şunu söylemek istiyorum; benim kaldığım yer 7 metrekare, yani bir hücre büyüklüğünde, ama ben istediğim zaman dışarı çıkabiliyorum, yanımdaki arkadaşımla sohbet edebiliyorum. Bir de devrimci tutsakları düşünelim. Eğer onları hücreye sokarlarsa (ki bunu başaramayacaklar), onlar benim yaşadığım deneyimi her gün yaşayacaklar.

Tabii ki burada şunu görmek gerekiyor; devlet devrimci tutsaklara saldırırken diğer yandan da dışarıda işçi ve emekçilere saldırıyor. Yani devletin asıl hedefi öncülerini katletmek suretiyle işçi sınıfının elini kolunu bağlamaktır. Şunu söylemek istiyorum: Ne siz ne de binlerce emrinize amade uşaklarınız, polis, özel tim, asker vb, devrimci tutsakları hücreye koymaya gücünüz yetmeyecek. Hücrelerinizi alaşağı edeceğiz. Dışarıda kazanacağımız her mevzi, aynı zamanda içerinin zaferi olacaktır. Devrimci tutsaklar onurumuzdur, onurumuzu çiğnetmeyeceğiz. Hücreleri parçalayıp, devrimci tutsaklara sahip çıkacağız!

Bir inşaat işçisi/İzmir




Zorunlu tasarruf açıkça gerçekleştirilen
bir soygundur


İşçiler ve kamu emekçileri olarak sermaye devletinin bizlere lütfettiği sadakalarla, sefalet ücretleriyle yaşamaya çalışıyoruz. Bu ücret ancak bir ailenin yoksulluk sınırında yaşamasına yetiyor. Durum bu iken, ‘88 yılında çıkarılan yasayla kamu emekçilerinin maaşlarından kesinti yapılmaya başlandı. Bu kesintilerin amacı, insanların tasarruf yapmalarını sağlamak. Düşünüyorum da yasa dayatmasıyla tasarruf olur mu? Tasarruf, insanların zorunlu ihtiyaçlarını karşılayabildikten sonra, kendi isteğiyle ne şekilde yapacağına kendisi karar vererek yaptığı birikimdir. Yasa dayatmasıyla yapılan bu kesintiler gerçekte bir soygundur.

‘88 yılında çıkarılan bu yasayla, birikimlerimiz en iyi şekilde değerlendirilecek, faiziyle birlikte geri ödenecekti. Ancak bunun çalışanların paralarını, alınterini gaspetmekten başka bir anlama gelmediği kısa zamanda görüldü. Değişik hükümetler döneminde birikimlerimiz, düşük oranda nemalandırılarak, döviz kurlarında oynamalar yapılarak gaspedildi. ‘94 yılında fonda biriken 6,5 milyar dolar Türk lirasına çevrilerek 2,5 milyar dolara düşürülmüş, böylece 4 milyar dolarımız sermaye devleti tarafından çalınmıştır. Yanısıra zorunlu tasarruflara hep düşük faiz uygulanmıştır. Böylece zorunlu tasarruf kesintisi yapılan 7 milyon 678 bin kişi göz göre göre soyulmuştur. İşsizlik Sigortası Kanunu gereğince 1 Haziran 2000 tarihinde zorunlu tasarruf kesintileri son buluyor. Bu kanunda geri ödeme planının olmaması ve devlet katkısının maaşlara eklenip eklenmeyeceği konusunun yer almaması, birikimlerimize el konulduğunu gösteriyor.

Göz göre göre yapılan bu yağmaya karşı, “sessiz kalma, boyun eğme” diyen KESK yönetimi, 12-15 Mayıs tarihlerinde çeşitli illerde “kitlesel” basın açıklamaları yaptı. Kamu emekçilerine yapılan her saldırıda karşımıza çıkan bu “çok tanıdık” eylem biçiminin çok da hak alıcı olmadığını süreç göstermiştir. KESK yönetiminin bu içi boş, günü kurtarıcı göstermelik eylemlerinin sonuçsuzluğunu hepimiz biliyoruz.

Bilinen bir diğer gerçek ise, KESK reformistlerinin tüm çabalarına rağmen eritemediği devrimci-ilerici bir potansiyelin varlığıdır. Toplusözleşme ve grev hakkı olmayan sahte sendika yasasına karşı 4 Mart ‘98’de gösterilen direnişi gerçekleştiren, bu yasa tasarısını geriye çektiren işte bu devrimci kitledir.

Eğer KESK bürokratları, sahte sendika yasasına, sefalet ücretine, zorunlu tasarrufların yağmalanmasına hayır demek istiyorsa, 4 Mart direnişini yaratan kitlenin önüne dikilmemelidir. Direnerek kazanılabileceğinin bilinciyle hareket eden bu kesim hak alıcı eylemlerin gerçekleşmesinde temel bir rol oynayacaktır.

Bir eğitim emekçisi/İstanbul