ARSIVANA SAYFA
 
24 Haziran '00
SAYI: 23
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan...
TİS'ler ve sınıfın sorumluluğu
Tarımda yıkım programı başladı
Tüm çalışanlara işgüvencesi!
TİS sürecinde mücadeleyi yükseltelim!
İşçi sınıfı yasakları çiğneyerek grev hakkını...
Belediyelerde grev hazırlığı
Sistemli ve disiplinli bir çalışmayla başardık
İEP'in derinleşen zaafiyeti
EXSA grevi büyük bir coşkuyla başladı
Adana'da sınıf çalışmasının güncel gerekleri
Yerel sınıf çalışmasında yüklenilmesi gereken halka
Norm kadro yönetmeliği
Hazırlık öğrencileri ve yazokulu süreci
Programda tarım ve köylü sorunu/1
Polis zihniyetli bürokratları başımızdan...
Devrimci tutsaklar onurumuzdur, onurumuzu...
Hücrelere girmeyeceğiz, direneceğiz!
Yaşamın hücreleştirilme sine ve...
ABD politikasının iflası
ABD'nin yeni dış politik açılımlarının arka planı
Opel'de binlerce işçinin iki günlük grevi
Komünist militanlardan parti programı üzerine...
Burjuva basından seçmeler
Mücadele Postası
 
Tüm başlıklar






 
 
“Tüm çalışanlar için grevli, toplusözleşmeli sendika hakkı!”,
“Sınırsız grev ve genel grev hakkı!
“Lokavtın yasaklanması!” talepleriyle

TİS sürecinde mücadeleyi yükseltelim!


12 Eylül karşı-devrimi sonrasında, 2822 sayılı “Toplu iş sözleşmesi, grev ve lokavt yasası”, 2821 sayılı “Sendikalar Yasası” ve 1475 sayılı “İş Yasası”, işçi sınıfını her türlü hak ve özgürlükten yoksun bırakmak için yeniden düzenlenmiştir.

Sınıf düşmanı bu yasa değişiklikleri sonrasında TİSK Başkanı Halit Narin’in söyledikleri son derece dikkate değerdir: “Bugüne kadar işçiler güldü, bundan sonra biz güleceğiz. Bu yasalarla artık grev yapılamaz.

Yapılan yasal değişiklikler görünürde TİS ve grevi içerse de, her türden engel konulmuştur. Devlet “hakem” statüsüyle sözleşmelerin doğrudan tarafı haline gelmiştir. Toplusözleşmelerin düzenlenmesi karmaşık bir prosedüre bağlanmış, ancak konunun uzmanı hukukçuların içinden çıkabileceği bir hale getirilmiştir. TİS görüşmelerinin yapılması, uyuşmazlık zaptının tutulması arasındaki süre öylesine esnetilmiştir ki, grevler aylarca ertelenebilmektedir.

TİS’lerin hazırlanması karmaşıklaştırılarak, grevler aylarca ertelenerek, işçi sınıfının TİS sürecine yabancılaşması, süreci kendi dışında düşünmeye başlaması, hedeflenmektedir. Bu sağlanabildiği koşullarda, iş sermayenin yeminli uşağı sendika bürokratlarına kalmakta, satış sözleşmeleri rahatlıkla imzalanmaktadır.

İşçi sınıfının tarihsel mücadelesinin kazanımları olan “hak grevi”, “siyasi grev”, “dayanışma grevi”, “genel grev” 2822 sayılı yasada yapılan değişiklikle yasaklanmıştır. Ayrıca grev yapılabilecek işletmeler, yapılmayacak işletmeler ayrımı, grev hakkının engellenmesi doğrultusunda derinleştirilmiştir. Bütün işletme-fabrikalarda grev yasağı bulunan bölümler düzenlenerek, buralarda sözleşmeli personel alınarak, her türden grev kırıcılığının önü açılmıştır. Böylesi işyerlerinde grev başladığında, grev kapsamı dışındaki sözleşmeli çalışanlar grevin kırılması yönünde patronlar tarafından kullanılmaya çalışılmaktadır.

İşçi sınıfı tüm engellemeleri aşıp greve başladığında ise, yeni yasaklar devreye girmektedir. İşçilerin birlikte hareket etme bilincini zayıflatmak amacıyla işletme önünde toplu olarak bulunmaları yasaklanmıştır. Grev çadırlarını kurmaları dahi engellenmektedir.

Grev süresi boyunca kapitalist fabrikasından mal çıkarabilmekte, makinalarını söküp başka yerde üretimi devam ettirebilmekte, taşaron işçi çalıştırabilmektedir.

Kapitalistlere lokavt silahı sağlanarak işçileri topluca işten atma hakkı verilmiştir. Grevin başlamasıyla birlikte patronlar lokavt kılıcını sallamaya başlamaktadırlar.

Tüm bu barikatlar işçi sınıfını en etkin silahlarından biri olan grev silahından yoksun bırakmak için örülmüştür. Yasal düzenlemelerle, grevin olanaksızlığı ve kullanıldığında zarar getireceği düşüncesi işçi sınıfının bilincine kazılmaya çalışılmaktadır.

12 Eylül generalleri 1475 sayılı iş yasasında yaptıkları değişikliklerle, sermayedarların diledikleri zaman işçi kıyımı yapabilmelerinin önündeki engelleri kaldırmışlardır. 17, 15, 24. maddeler bu amaçla düzenlenmiştir. Bu maddelere dayanarak patronlar onyıllardır işçileri tazminatsız olarak işten atmaktadırlar. 1475 sayılı iş yasası ile iş güvenliği ve iş güvencesi tamamen ortadan kaldırılmış, TİS’ler tamamen patronların insafına bırakılmıştır.

TİS, grev ve sendika hakkı önündeki kısıtlayıcı yasaların fiili ve meşru mücadeleyle boşa çıkarılması, işçi sınıfının ve kamu emekçilerinin en yakıcı ihtiyacıdır. Bu ise iş yasalarının işçi sınıfının ihtiyaçları doğrultusunda değiştirilmesine dönük siyasal mücadelenin yükseltilmesiyle mümkün olabilir.

Bugünkü TİS sürecinde de sınıf düşmanı yasalar işçi sınıfının önüne barikat olarak çıkarılıyor, çıkarılacak. Lastik grevini yasaklamışlardır. Patronlar, SASA ve Gaziantep işçilerinin grevi boyunca yasakçı yasalara dayanarak diledikleri gibi hareket etmişlerdir.

Kapitalistler, sendika bürokratları, ruhunu burjuvaziye satmış kalemşörler, her zaman olduğu gibi TİS döneminde de, işçi sınıfına yasal sınırların dışına çıkmama, kaderlerine razı olma yönünde telkinlerde bulunacaklardır.

İşçi sınıfı, mücadele ve eylem biçimlerini yasalara göre belirleyemez. Zira tüm yasalar sermayenin daha iyi sömürebilmesi mantığıyla düzenlenmiştir. Bu yasaların kıskacından kurtarılamayan her TİS, burjuvazinin kasalarının daha fazla dolması, işçi sınıfının ekmeğinin daha da küçülmesine yol açacaktır. TİS’leri kazanmak için eylem ve mücadele biçimlerini mücadelenin ihtiyaçları çerçevesinde belirlemek gerekir. TİS’leri kazanma sürecini hızlandıracak mücadele ve eylem biçimleri esas alınmalıdır.

Sendika bürokratları işçi sınıfının saflarındaki beklentiyi körüklemek için “iş güvencesi yasa taslağı” hazırlayıp, sermaye hükümeti ve sermayedarlarla görüşmeler yapıyor, destek istiyorlar. Böyle bir desteği alamayacaklarını elbette biliyorlar. Amaçları, işçi sınıfının işgüvencesine ilişkin duyarlılığını ve mücadele isteğini kendi kanallarına hapsetmektir.

İşçi sınıfı “Tüm çalışanlar için grevli, toplusözleşmeli sendika hakkı!”, “Sınırsız grev ve genel grev!”, “Lokavtın yasaklanması!” taleplerini yükseltmeli ve bu hakların ancak fiilen kullanıldığı koşullarda kazanılabileceği bilinciyle hareket etmelidir.

İşçi sınıfı, mücadelenin ihtiyaçları doğrultusunda eylem biçimlerini kendi taban örgütlerine dayanarak fiilen kullanmayı başardığında, sermaye devletinin sınıf düşmanı yasaklarını aşmakta zorlanmayacaktır. Meşru hakları fiilen kullanmadaki ısrar yasakları parçalayacaktır. ‘89 Bahar ve Zonguldak eylemleri, işçi sınıfının meşru haklarını fiili olarak kullandığı ölçüde yasakları boşa çıkarabildiğini göstermiştir. Bu TİS’lerde de belirleyici olan, yasalar ve yasaklarla kendini sınırlamayan birleşik-militan mücadele çizgisi olacaktır