ARSIVANA SAYFA
 
24 Haziran '00
SAYI: 23
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan...
TİS'ler ve sınıfın sorumluluğu
Tarımda yıkım programı başladı
Tüm çalışanlara işgüvencesi!
TİS sürecinde mücadeleyi yükseltelim!
İşçi sınıfı yasakları çiğneyerek grev hakkını...
Belediyelerde grev hazırlığı
Sistemli ve disiplinli bir çalışmayla başardık
İEP'in derinleşen zaafiyeti
EXSA grevi büyük bir coşkuyla başladı
Adana'da sınıf çalışmasının güncel gerekleri
Yerel sınıf çalışmasında yüklenilmesi gereken halka
Norm kadro yönetmeliği
Hazırlık öğrencileri ve yazokulu süreci
Programda tarım ve köylü sorunu/1
Polis zihniyetli bürokratları başımızdan...
Devrimci tutsaklar onurumuzdur, onurumuzu...
Hücrelere girmeyeceğiz, direneceğiz!
Yaşamın hücreleştirilme sine ve...
ABD politikasının iflası
ABD'nin yeni dış politik açılımlarının arka planı
Opel'de binlerce işçinin iki günlük grevi
Komünist militanlardan parti programı üzerine...
Burjuva basından seçmeler
Mücadele Postası
 
Tüm başlıklar






 
 
Burjuva basında Ağca ve İpekçi cinayeti

Gladio, devletin derinlikleri, cinayetler, katliamlar, CİA, MİT, kontr-gerilla, 12 Eylül, darbe, “bizim çocuklar”...


İpekçi cinayeti ve 12 Eylül darbesi

Ağca, öteki birçoklarından farklı.

Çünkü, aradan geçen 20 yılda, diğerlerinin kimlikleri başka örgütlenmelere, başka menfaatlere, çok amaçlı çeteleşmelere, kişisel ihtiraslara karıştığı halde, (mesihliğini saymazsak!) Ağca tamamen “steril” kaldı.

O, nerede kaldıysa, öyle!

(...)

Onunla birlikte doğrudan 20 yıl önceye dönüveriyoruz. Kafamız karışmıyor.

Dili hiç çözülmese, çözülmeyecek olsa dahi, dondurulmuş hafızalarımızı çözüyor.

Dikkatli bakın...

Önümüzden...

Gladio, devletin derinlikleri, cinayetler, katliamlar, CIA, MİT, mafya, kaçakçılar, uyuşturucular, silahlar, Henze’ler, üniformalar, yok edilen deliller, MHP’nin geçmişi, Bülent Bey, Süleyman Bey, MC’ler, soğuk savaş, kontrgerilla, polis şefleri, 12 Eylül, darbe, “bizim çocuklar”, boğma telleri...

Hepsi geçiyor. (Umur Talu/Milliyet, 16 Haziran 2000)


Bize tetiği çektirenler Ankara’da oturuyor

Abdi İpekçi suikastı, 12 Eylül öncesinin en karanlık olaylarından biridir. 12 Eylül öncesinde terörün nicelik olarak artmasının yanı sıra, İpekçi cinayetiyle niteliği de
Suçlu burjuvazi!


(...)

Neydi senaryo?

Nasıl bir senaryoydu ki, o kadar çok “bozkurt”, bir sürü üniformalı, kaçakçılar, gizli servisler cirit atıp durmuştu?

Bu “derin tarih”in bir sürü ipliği pazara çıktı aslında.

Ama ipliklerin birbirine geçirildiği tezgah büyük bir maharetle örtülüyor.

Tezgahın, Ağca’dan da “maharetli” aktörleri, senaristleri, ustaları “kıymetli şahsiyetler” olarak salınıp duruyor işte.

Birçoğunu bir şekilde anıp duruyoruz, ama biri, bir sınıf ve tavrı da unutulmamalı.

Tamam, “Soğuk Savaş”ın dengeleri, dengesizlikleri vardı ve o savaşın bir meydanı olan Türkiye her türlü tezgaha da açıktı zaten.

Ama bugün, o günlerde işçi hareketinden, o günlerde “sol”dan ürken ve varlığını, “sağın şiddeti”ne, varlığını “darbe özlemi”ne teğellemiş Türkiye burjuvazisi hiç özeleştiri yapmadı.

Bugün, çoğu ikinci kuşaktan temsilcileriyle Avrupa heveslisi, demokrasi, insan hakları savunucusu olan Türkiye burjuvazisi, o günlerdeki ihtiraslarının ve korkularının bu ülkenin bir şiddet ve kan çanağına çevrilmesindeki rolüne dair herhangi bir muhasebe yapmadı hiç. (Umur Talu/Milliyet, 17 Haziran 2000)

değişmiştir. 12 Eylül’e uzanan süreçte İpekçi cinayeti önemli bir dönüm noktasıdır. Kamuoyunda sorunların sivillerce çözülemeyeceği yargısının pekişmesinde İpekçi ve benzeri cinayetlerin rolü büyüktür.

(...) Ağca, daha önce gazetecilerle yaptığı çeşitli söyleşilerde aslında önemli mesajlar da vermiştir. Örneğin, “Bize tetiği çektirenlerin hiç mi suçu yok, onlar Ankara’da oturuyor” demiştir. (Fikret Bila/Milliyet, 16 Haziran 2000)


Kemal Türkler’den Doğan Öz’e...

Abdi İpekçi’ nin eşi Sibel İpekçi’ nin sözleri geniş yankı buldu...

Ne diyordu Sibel İpekçi:

“Mehmet Ali Ağca’ nın karşısında biz değil, Türkiye Cumhuriyeti devleti olmalıydı...”

(...) Özlem Batur’un anlattıkları Türkiye’nin genel fotoğrafını yansıtıyor; devlet erkinin bu tür cinayetler karşısındaki duyarsızlığını gözler önüne seriyordu...

Kemal Türkler’den Doğan Öz’e; Necdet Güçlü’den Cevat Yurdakul’a, Bedrettin Cömert’ten Ümit Doğanay’a; Bedri Karafakioğlu’ndan Orhan Yavuz’a dek 12 Eylül 1980 öncesi işlenen cinayetlerde, devlet erkinin aynı duyarsızlığını görmemiş miydik? (Hikmet Çetinkaya/Cumhuriyet, 16 Haziran 2000)


Ağca’nın ilişkileri ve aysbergin görünmeyen yüzü

İpekçi’den 14 yıl sonra katledilen gazetemiz yazarı Uğur Mumcu , yıllarca bu olayların arkasında ‘Gladyo’nun olduğunu vurguladı; Türkiye’yi kan gölüne çeviren ‘karanlık dönem’in aydınlatılması için çabaladı. Pek çok sorular sordu, kaynakları aracılığıyla bu soruların yanıtlarını bıkıp usanmadan köşesinde yayımladı. MİT’le ilişkilerini, uluslararası gizli servislerle ilişkilerini ortaya koydu.

Bizler, Susurluk kazasıyla birlikte karanlık ilişkilerin küçük bir bölümünün gün ışığına çıktığını düşündük hep. DGM’ler arasında mekik dokuyan milletvekillerinin, uyuşturucu kaçakçılarının, mafya elebaşılarının aslında ‘’temiz olduklarına’’ , ‘’Türkiye’nin onlarla gurur duyduğuna (!)’’ tanık olduk. Tüm yazılan, çizilenlere rağmen hâlâ aysbergin görünmeyen yüzü muammasını koruyor. (Cumhuriyet, 16 Haziran 2000)


“Derin devlet”e yönelik iddialar...

Ve “derin devlet”e yönelik iddialar... TV’lerde de dinliyoruz: İtalyan makamları Ağca’nın Türk yetkilileri tarafından sorgulanmasına müsaade ettiğinde neden MİT ve Emniyet yetkilileri gitti de dosyanın savcısı gitmedi?.. Ve, bu ifadeler neden “önemli bir şey yok” diye yok edildi?! (Taha Akyol/Milliyet,15 Haziran 2000)


Katilleri bile hızla magazinleştiren medyamız

20 yıl sonra... Mehmet Ali Ağca Türkiye’de. Bülent Ecevit yine Başbakan. IMF’den Cottarelli gelip gidiyor. Üstelik bugün IMF’yle kavga eden falan da yok.

Şu duvar bu kez yıkılamaz mı?

(...) Dün NTV’de özel Ağca dosyası yayımlandı. O programda gazeteci Erdoğan Durna, Ağca’nın karıştığı bir başka cinayetin ipuçlarını anlattı. Durna’nın verdiği bilgiye göre, Ağca, cezaevinden kaçtıktan bir ay sonra arkadaşı Nevzat Onaran ile birlikte iki kişinin üzerine ateş açmışlar. Haydar Seyrangah ölmüş, Hasan Solmaz ağır yaralanmış. Görgü tanıkları Ağca’yı teşhis etmişler, ama o sırada Ağca çoktan Türkiye’yi terk etmiş.
İşte size yeni bir kapı.

Katilleri bile hızla magazinleştiren, yedikleri içtikleriyle, sevgilileriyle ilgilenen medyamız, bu konuyla da ilgilenir mi acaba? (Hikmet Bila/Cumhuriyet, 16 Haziran 200)


Orgeneral Üruğ Ağca soruşturmasını engelledi

(...) Üruğ ve Güneş arasındaki “Ağca tartışması”, Güneş’in Cumhuriyet gazetesine konuyla ilgili daha önce verdiği bir demecin Ağca’nın Türkiye’ye getirilmesinin ardından tekrar gündeme gelmesiyle başladı. Güneş, demecinde özetle şöyle dedi:

“Sorgulama sürecini tamamlamamıza izin verilmedi. O dönemde sorgulama süresini uzatmak için Sıkıyönetim Komutanlığı’ndan izin alınması gerekiyordu. Sıkıyönetim bize Ağca’yı sorgulamaya devam etmemiz için ek süre iznini vermedi. Daha sonra da zaten cezaevinden kaçırıldı.

İpekçi cinayetiyle birlikte devlet içinde ve sivil uzantıları da olan yapı daha ciddi biçimde tartışılmaya başlandı. Bu tartışma, en üst düzeyde yapıldı. Karşımızdaki örgütlenme herhangi bir ülkücü eylemi olarak tanımlanamazdı.” (...) (Milliyet, 18 Haziran 2000)


“Sayın Güneş en doğru şekilde, her şeyi açıkladı”

Ecevit, dönemin İçişleri Bakanı Hasan Fehmi Güneş’in değerlendirmelerinin sorulması üzerine, “Sayın Güneş en doğru şekilde, herşeyi açıkladı’’ demekle yetindi. (Cumhuriyet, 17 Haziran 2000)


Sıkıyönetim Komutanı Orgeneral Necdet Üruğ, Ağca soruşturmanın derinleştirilmesini neden engellemişti ki acaba?

(...) Dünkü Cumhuriyet’de, Abdi İpekçi cinayetiyle ilgili çarpıcı bir gerçek getiriliyordu dile... O dönemin İçişleri Bakanı Hasan Fehmi Güneş, cinayetin tetikçisi Ağca hakkında soruşturmanın derinleştirilmesini, yine o dönemin Sıkıyönetim Komutanı Orgeneral Necdet Üruğ’un engellediğini açıklıyordu...

Allah Allah, Sıkıyönetim Komutanı Orgeneral Necdet Üruğ, Ağca hakkındaki soruşturmanın derinleştirilmesini neden engellemişti ki acaba? (Çetin Altan/Sabah, 16 Haziran 2000)


(...)

Ağca yakalandı.

İpekçi’yi öldürdüğünü söyledi.

Fakat kısıtlı bilgi verdi.

15 günlük yasal soruşturma bitti. Polis Sıkıyönetim Komutanlığı’ndan Ağca için ek gözaltı süresi istedi. Ancak dönemin Sıkıyönetim Komutanı Orgenaral Necdet Uruğ ek süre vermedi. Ağca bir dilekçe verdi ve Selimiye Cezaevi’nden Necdet Uruğ’a bağlı Maltepe Askeri Cezaevi’ne naklini istedi. Ağca’nın dilekçesi kabul edildi ve Maltepe Askeri Cezaevi’nden elini kolunu sallayarak kaçırıldı.

Dönemin İçişleri Bakanı Fehmi Güneş, ek süre verilseydi Ağca’dan kendisini koruyup kollayan ve cinayete yönlendirenler hakkında bilgi alabileceklerini defalarca söyledi.(...) (Necati Doğru/Sabah, 20 Haziran 2000)


Gladio’nun Türkiye versiyonu: Özel Harp Dairesi

Gözlem/13 Mayıs 1991

Soru-Yanıt...

Uğur MUMCU


- MİT ile ilişkisi var mıydı?

- Ağca, Roma’da Türk savcılarına verdiği ifadede MİT’te görevli Şahin Tolunoğlu ile ilişkileri olduğunu söyledi.

- Ağca, Papa suikastından önce Mayorka Adası’na niçin gitmişti?

- Bu hiç anlaşılmadı. Adada MİT’ten ayrılan bir eski istihbaratçı ile görüşmeye gittiği ileri sürüldü, ancak bu kanıtlanmadı.

- Ağca bu MİT görevlisini tanıyor muydu?

- Tanıması gerekirdi. Çünkü bu MİT görevlisi, İpekçi cinayetini incelemişti.

- Ağca suikastta tek başına mıydı?

- Hayır, yanında büyük olasılıkla Oral Çelik vardı.

- Oral Çelik ve Çatlı’nın MİT ile ilişkileri var mı?

- Bazı MİT görevlileri ile ilişkileri olduğunu sanıyorum. Bu yolda duyumlarımız var. Kanıt ise yok. Bu gibi ilişkilerin kanıtı olmaz.

- Federal Almanya’daki ülkücülerin Alman istihbaratı ile ilişkileri oldu mu?

- Oldu, MHP’nin Federal Almanya’daki temsilcisi Enver Altaylı’nın -ki bir eski MİT görevlisidir- Alman istihbaratından Dr. Kannapin ile ilişkileri belgelendi. (...)

Gladio’nun Türkiye versiyonu olduğu savunulan Özel Harp Dairesi’ne teslim edilen silahların, o sıralarda ‘ülke içi terör eylemlerinde bir tarafı tutarak kullanılıyor olduğu kuşkusu,’ doğuyor.

Kimde? Zamanın İçişleri Bakanı Hasan Fehmi Güneş’te. Ayrıca ‘konu’ hakkında konuştuğu Başbakan Ecevit’te.

Ağca’nın, İpekçi’nin öldürülmesiyle ilgili bildiği her şeyi anlatmasına kim engel oluyor peki?

İstanbul Sıkıyönetim Komutanı Orgeneral Necdet Üruğ!
Ağca hangi cezaevinden uçarak kaçıyor?

Maltepe Askeri Cezaevi’nden. (Büyük bir daire çizerek şimdi Kartal Cezaevi’ne konuyor.)

Üstünde ne var kaçarken? Noel Baba’nın, pardon, Meryem Ana’nın kendisine yolladığı ASKER üniforması.

Niye yolluyor asker üniformasını Meryem Ana, Ağca’ya? (Perihan Mağden/Radikal, 17 Haziran 2000)


İpekçi cinayetinden Susurluk’a

(...) Uğur Mumcu, İpekçi suikastını araştırırken bu pasaportların izini sürmüş ve “Kim bunların Nevşehir Emniyeti’ndeki bağlantıları” diye sormuştu.

Cevabı yıllar sonra, Susurluk Komisyonu’nda öğrenmiştik.

“12 Eylül öncesinde 1982’ye kadar Nevşehir Emniyet Müdürlüğü’nde çalıştım” diyen bu polisin ismi Susurluk davasının bir numaralı ismi İbrahim Şahin’di... Nevşehir Emniyeti’nin 23 yaşındaki Komiser Şahin’i, yıllar sonra bir sünnet düğününde Abdullah Çatlı ile göbek atarken karşımıza çıktı.

Yeni görevi Özel Harekat Dairesi Başkan Vekili idi.

Çatlı ve Şahin isimleri yeniden bir araya geldiğinde Çatlı artık hayatta değildi. Şahin ise Çatlı’nın ölümüyle ortaya çıkan ilişkiler zincirinde “Susurluk davasının bir numaralı sanığı” olarak yargılanıyordu. (...) (Can Dündar/Sabah, 19 Haziran 2000)





Abdi İpekçi cinayetinin çözümünü Üruğ engelledi


Dönemin İçişleri Bakanı CHP’li Hasan Fehmi Güneş, Ağca’nın itirafından sonra cinayeti tam anlamıyla aydınlatmak istediklerini ancak, o zamanki Sıkıyönetim Komutanı Orgeneral Necdet Üruğ’un bunu engellediğini iddia etti. Güneş, konuyu geçtiğimiz yıllarda defalarca gündeme getirdiklerini ancak, bunun gereken yankıyı yapmadığını söyledi.

GAZETECİ Abdi İpekçi’nin 1979 yılında öldürüldüğü dönemde İçişleri Bakanı olan CHP’li Hasan Fehmi Güneş, cinayetle ilgili çok ilginç açıklamalar yaptı. Güneş, Ağca’nın cinayeti işlediğini itiraf ettikten sonra olayı tam aydınlatmak istediklerini, ancak bunun dönemin İstanbul Sıkıyönetim Komutanı Orgeneral Necdet Üruğ tarafından engellendiğini öne sürdü. Güneş, ‘Katil Mehmet Ali Ağca’nın arkasındaki örgüt’ arayışında da dikkatleri, bazı NATO ülkeleri orduları içinde örgütlü Gladio’nun Türkiye versiyonu olduğu savunulan Özel Harp Dairesi’ne yöneltti. Güneş, bu gerçekleri geçtiğimiz yıllarda defalarca gündeme getirdiğini, ancak gerekli yankıyı yapmadığını söyledi. İpekçi’nin katili Mehmet Ali Ağca’nın İtalya’dan Türkiye’ye getirilmesiyle başlayan tartışmalara ‘şimdilik’ katılmak istemediğini de söyleyen Güneş, ‘‘Zamanı gelince konuşurum’’ dedi. CHP’li eski İçişleri Bakanı Hasan Fehmi Güneş, Ağca’nın polis tarafından yakalandığında ‘İpekçi’yi öldürdüğünü itiraf ettiğini, bunu basın önünde de yinelediğini’ söyledi. Güneş, Ağca’nın arkasında hangi güçlerin olduğu konusunda polisin soruşturmayı derinleştirme talebinin Sıkıyönetim Komutanlığı tarafından kabul edilmediğini söyledi. Güneş şu iddialarda bulundu:

EMRİ VEREN Cinayet dosyasında Ağca’ya öldür emrini kimin verdiği bellidir. Bu kişi Mehmet Şener’dir. Mehmet Şener o dönemde ‘ülkücü hareketin’ önemli bir ismiydi. Edirnekapı Yurdu işgalini yönettiği biliniyordu.

İZİN VERMEDİ Örgütsel bağ tam olarak ortaya çıkarılsın diye İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı’ndan ek süre istendi. O zaman yürürlükte olan yasaya göre, polisin sanığı 15 gün gözaltında tutma imkanı vardı. Bu süre yetmemişse, polis Sıkıyönetim Komutanlığı’ndan ek süre istiyordu. Ek süre talep edildi ama komutanlık ek süreyi vermedi.

İHMAL EDİLDİ Soruşturma Sıkıyönetim Savcılığı’na geçtikten sonra, polisin oluşturduğu dosyayı daha ileriye götürecek araştırmalar yapılmadı. Hatta polisin tesbit ettiği noktalar da bir ölçüde ihmal edilmiş. İkinci bir tetikçi daha bulunduğu kuşkusu vardı. Savcılık bunu araştırmadı.

ÖZEL HARP O dönemde kuşkularımı Başbakan Bülent Ecevit’e de söyledim. O da bana bu konuşma içinde Özel Harp Dairesi ile ilgili bilgilerini aktardı. Benim bu kuşkularımı onaylayan, takviye eden bir tarzda konuştu.

AYNI KUŞKU Bu konuşma sırasında Özel Harp Dairesi’nin imkanları ve sivil uzantılarına teslim edilmiş olan araç ve silahlar, ülke içi terör eylemlerinde bir tarafı tutarak kullanılıyor mu kuşkusuna götürdü beni. Bu kuşkuyu hala taşıyorum.

EVREN’E SÖYLEDİK O zaman Genelkurmay Başkanı olan Kenan Evren’e, ‘Özel Harp Dairesi’nin sivil uzantılarının, elemanlarının ve imkanlarının, araç ve silahlarının ülke içi terör eylemlerinde kullanıldığı kuşkusunu taşıdığımız, bu yüzden bu yapıya dönük girişimler yapılması gerektiği’ söylendi. Bir süre sonra bu sayımın yapıldığı, ancak böyle bir kuşkuyu doğuracak bir sonuç bulunmadığı yanıtı geldi hükümete.

Hürriyet, 16 Haziran 2000