ARSIVANA SAYFA
 
24 Haziran '00
SAYI: 23
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan...
TİS'ler ve sınıfın sorumluluğu
Tarımda yıkım programı başladı
Tüm çalışanlara işgüvencesi!
TİS sürecinde mücadeleyi yükseltelim!
İşçi sınıfı yasakları çiğneyerek grev hakkını...
Belediyelerde grev hazırlığı
Sistemli ve disiplinli bir çalışmayla başardık
İEP'in derinleşen zaafiyeti
EXSA grevi büyük bir coşkuyla başladı
Adana'da sınıf çalışmasının güncel gerekleri
Yerel sınıf çalışmasında yüklenilmesi gereken halka
Norm kadro yönetmeliği
Hazırlık öğrencileri ve yazokulu süreci
Programda tarım ve köylü sorunu/1
Polis zihniyetli bürokratları başımızdan...
Devrimci tutsaklar onurumuzdur, onurumuzu...
Hücrelere girmeyeceğiz, direneceğiz!
Yaşamın hücreleştirilme sine ve...
ABD politikasının iflası
ABD'nin yeni dış politik açılımlarının arka planı
Opel'de binlerce işçinin iki günlük grevi
Komünist militanlardan parti programı üzerine...
Burjuva basından seçmeler
Mücadele Postası
 
Tüm başlıklar






 
 
17 Haziran mitingi ve
İEP’in derinleşen zaafiyeti


15-16 Haziran görkemli işçi eyleminin 30. yıldönümü, İstanbul’da 2500 civarında bir kitlenin katıldığı mitingle anıldı.

17 Haziran’da İstanbul Emek Platformu’nun organizasyonuyla gerçekleşen mitinge sendikalar yeterli işçi taşıyamadılar. İEP’e bağlı sendikaların açtığı pankartların arkasında anlamlı bir işçi kitlesi olmadığı gibi, İEP bileşenlerinin bir kısmı mitinge bile gelmemişti. Katılım daha çok devrimci çevreler ile siyasi partilerin alana taşıdıkları kitleden oluştu.

Miting sırasında güne ilişkin şiarların yazılı olduğu döviz ve pankartların yanında, hücre saldırısına karşı dövizler ve pankartlar taşındı. Aynı içerikli sloganlar atıldı.

Zayıf katılıma rağmen, coşkulu ve kararlı bir ortamda geçen eylemde, tertip komitesi adına Nakliyat-İş, Belediye-İş ve Basın-İş’ten sendikacılar birer konuşma yaptılar. Yapılan konuşmalarda 15-16 Haziran işçi eyleminin tarihsel ve güncel önemine vurgu yapıldı. TİS’lerdeki tıkanıklığın belediyelerde grevle sonuçlanacağı belirtildi. Devrimci tutsaklara yönelik hücre saldırısı teşhir edildi.

İşçiler adına ise, direnişte olan Tuzla Tersane ile Çağdaş Matbaacılık işçileri konuşma yaptılar. İşçilerin yaptıkları konuşmaların çerçevesini daha çok kendi direnişlerine ilişkin bilgi oluşturdu. Tüm konuşmalar “Yaşasın devrim ve sosyalizm”, “Direne direne kazanacağız”, “Devrimci tutsaklar onurumuzdur”.vb sloganlar atılarak desteklendi. Eylem, tertip komitesinin hazırladığı metnin okuması, müzik dinletisi ve halayların çekilmesiyle son buldu.

İEP’in 15-16 Haziran işçi eylemini anmaya dönük miting başvurusu olumlu bir girişimdi. Bu son temsilciler kurulu toplantısında alınan tek ciddi kararın yaşama geçirilmesi niyetini ifade ediyordu. Ama bu ciddi bir hazırlık ve çağrıyla da birleştirilmek durumundaydı. Oysa miting çağrısı kitlelere yeterince duyurulmadığı gibi, kendi bir kısım bileşenleri dahi bihaber oldular. Türk-İş bürokratlarının mitingi engellemeye dönük çabaları da buna eklenince, anma zayıf bir katılımla gerçekleşmiş oldu. İEP’in olumsuzluğu burada belirleyici olmasına rağmen, sendika bürokrasisinin engelleme çabalarına başta İSŞP olmak üzere sol reformist partiler de (ÖDP, EMEP) gönüllü olarak katıldılar. Mitinge şubeler platformu başta olmak üzere sayılan reformist partiler ile KESK’e bağlı hiçbir şube temsili düzeyde de olsa ilgi göstermedi.

Son eylem, bir taban örgütlülüğü üzerinden yükselmeyen İEP’in kendi verili tabanını dahi harekete geçirecek iradeyi ortaya koyamadığını da gösterdi. İşçilerin eyleme ilgi göstermemeleri bir yana, sol sendikacılar dahi isteksiz davrandılar. Tabandaki tartışmalar son eylem şahsında kendini daha net açığa vurdu. Kimi sendikaların temsilciler kurulu toplantılarında, kimi şubeler İEP eylemine katılmayacaklarını, 24 Haziran’daki eyleme katılacaklarını ilan ettiler. Pratikte de buna uygun davrandılar. Bu ise platformun gittikçe daraldığını, dağılma ile yüzyüze kaldığını gösteriyor.





SASA grevinin ardından yaşanan işçi kıyımı


Grevin ardından beklenen işçi kıyımı yavaş yavaş gerçekleşmeye başladı. İplik bölümünde çalışan 91 işçi işten çıkarıldı. Ve kapatılan bölümdeki makinalar Organize Sanayi’nde bir yere taşınarak, tekrar çalıştırılmayı bekliyor.

Taşeronlaştırmanın, sendikasızlaştırmanın uzun süreden beri uygulandığı SASA’da, 1983’te 3.900 kadrolu çalışan varken, seneler geçtikçe fabrikanın genişlemesine, binalara binalar, makinalara makinalar eklenmesine, işçi sayısının artmasına rağmen, sendikalı işçi sayısı sözleşmeden sözleşmeye azalmıştır. Önceki TİS görüşmelerinde 2.700 sendikalı işçi varken, kazanımla(!) biten son sözleşmede 137 işçi kadroya alınarak toplam 1.987 işçi sendikalı hale gelmiştir.

Fabrikada senelerdir yaşanan en yakıcı sorun, taşeronlaştırma olmasına rağmen, son sözleşmede bu anlamda önemli bir kazanım elde edilememiş, nitekim sözleşmenin imzalanmasının hemen ardından, bir yandan kadroya alınacak 137 kişinin, diğer yandansa çıkışı verilecek 91 kişinin listesi hazırlanmıştır. Ve işçiler arasında, bu 91 kişinin bir başlangıç olduğu, 400 işçinin daha çıkarılacağı kulaktan kulağa yayılmaktadır. Şöyle küçük bir hesap yapılınca, sözde kazanım(!) elde edilen son sözleşmeyle 137 işçinin kadroya alınması, 91 işçinin işten atılmasıyla tümden anlamsızlaşıyor. Taşeronlaştırmanın bu hızla devam etmesi, giderek sendikayı işlevsiz hale getiriyor.

İşçiler o bölümün kapandığını, hukuki açıdan yapacak bir şeyleri olmadığını, bir şey yaptıkları takdirde işten atılabileceklerini, böyle olursa tazminatlarını da alamayacaklarını söylüyorlar. Her işçi işten çıkarılma sırasının kendisine geleceği korkusuyla yaşıyor. Bu nedenle de SASA işçisi kendine dayatılan tüm bu saldırılara, işten çıkarmalara ve bunun sonucu olarak taşeronlaştırmaya, sendikasızlaştırmaya karşı birlikte bir duruş sergilemekten şimdilik uzak görünüyor.

“Böl, parçala, yok et” taktiği de sermaye tarafından işçiler üzerinde sürekli uygulanmaya çalışılmaktadır. Sermaye, işçileri sağcı-solcu, düşük ücretli-yüksek ücretli, kadrolu-taşeron ve daha akla gelmeyen birçok yöntemle bölmeye çalışmakta, suni kutuplaşmalar yaratmaktadır. Tüm bu oyunları boşa çıkartmanın ve sermayenin saldırılarını püskürtmenin yolu, işçilerin işten çıkarmalara ve bunun bir uzantısı olarak gelişen sendikasızlaştırmaya tabandan gerçekleşecek bir örgütlenmeyle, sorunlar üzerinden kurulacak komitelerle sendikaya basınç uygulayarak, sendika-işveren işbirliğini bozmaktan, sendikal ihaneti parçalamaktan geçmektedir.

Kızıl Bayrak/Adana





Çinkur işçilerinin sabrı taşıyor!


Özelleştirme marifeti sonucu acı bir durumla karşı karşıya kalan Çinkur fabrikası işçileri, 8 aydır yılmadan büyük bir sabır ve kararlılıkla mücadelelerine devam ediyorlar. Çinkur işçileri, sendikanın samimiyetsiz, kaçak tutumları ve hükümetin bakanlıklar eliyle gönderdiği imzalı belgelerin yarattığı beklenti sonucu, bir süreden beridir hareketsiz bırakıldı.

Bu sürecin uzaması nedeniyle sabrı taşan işçiler artık yeniden harekete geçmek gerektiği düşüncesine vardıklarında, sendika yeniden Ankara’nın yolunu tutma ve bir kez daha işçileri oyalama ve beklentiye sürükleme yoluna başvurdu. Ancak işçiler, sendikaya ağız açmanın bir sonuç getirmeyeceğine inanarak, yönetimi Ankara’ya yürüyüş kararını almaya zorladılar. Ankara’ya yürüyüş kararına karşı çıkan yönetim ise işçilere ölüm orucunu önerdi. İki farklı eylem biçimiyle karşı karşıya kalan işçiler, sendikayla ipleri koparma noktasına gelerek, toplantıda Türk Metal Sendikası Başkanı Vedat Şahin’i protesto ederek yuhaladılar.

Ertesi gün Ankara’ya yürüme kararı alan işçiler, sendika başkanının polise “işçiler Ankara’ya yürüyor, bu eylemle sendikanın hiçbir ilgisi yoktur” biçimindeki ihbarı üzerine, polis tarafından çembere alındı ve yürütülmek istenmedi. Komiteyi Emniyet’e çağıran polis, eylemin kanunsuz olduğu, yürümeleri durumunda zor kullanıp gözaltına alacakları tehdidinde bulundu. Bunun üzerine sendikalarının önünde toplanarak yürüyüşe geçen ve meydana kadar yürüyen işçiler, Park Caddesi’ne geldiklerinde polis tarafından durduruldular.

Temsilciler polisin uyarısına; “Ankara’ya yürümekte kararlıyız. Yürüyüş yapmamız engellenirse eş ve çocuklarımızla birlikte Türk vatandaşlığından çıkmayı düşünüyoruz. Açız, sesimizi duyurmak için başka çaremiz yok. İsterseniz bizi yürütmeyin, hepimizi tutuklayın” diye karşılık verdiler. Emniyet Müdürü ve Vali’nin devreye girmesinden sonra Ankara’ya bir temsilci heyet göndermeye karar veren işçiler, heyet Ankara’ya gidip gelene kadar beklemeye çekildiklerini açıkladılar.

Kızıl Bayrak/Kayseri