ARSIVANA SAYFA
 
24 Haziran '00
SAYI: 23
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan...
TİS'ler ve sınıfın sorumluluğu
Tarımda yıkım programı başladı
Tüm çalışanlara işgüvencesi!
TİS sürecinde mücadeleyi yükseltelim!
İşçi sınıfı yasakları çiğneyerek grev hakkını...
Belediyelerde grev hazırlığı
Sistemli ve disiplinli bir çalışmayla başardık
İEP'in derinleşen zaafiyeti
EXSA grevi büyük bir coşkuyla başladı
Adana'da sınıf çalışmasının güncel gerekleri
Yerel sınıf çalışmasında yüklenilmesi gereken halka
Norm kadro yönetmeliği
Hazırlık öğrencileri ve yazokulu süreci
Programda tarım ve köylü sorunu/1
Polis zihniyetli bürokratları başımızdan...
Devrimci tutsaklar onurumuzdur, onurumuzu...
Hücrelere girmeyeceğiz, direneceğiz!
Yaşamın hücreleştirilme sine ve...
ABD politikasının iflası
ABD'nin yeni dış politik açılımlarının arka planı
Opel'de binlerce işçinin iki günlük grevi
Komünist militanlardan parti programı üzerine...
Burjuva basından seçmeler
Mücadele Postası
 
Tüm başlıklar






 
 
Tarımda yıkım programı başladı


Hükümetin hububat taban fiyatlarını açıklamasıyla birlikte, tarımın yıkımıyla ilgili konular bir anda öne çıktı.

Belirtmek gerekir ki, bu açıklanan fiyatlar, sermaye cephesi açısından tam anlamıyla tarımı çökertmede kararlılık gösterisi oldu.

Buna karşılık, hükümetten daha yüksek fiyat beklentisinde olan, buna ilişkin umutlarını son ana kadar koruyan “üreticiler” hiç beklemedikleri sefalet fiyatları karşısında tam bir şok yaşadılar. Sermayenin saldırgan yüzünü ilk kez bu kadar çıplak gören kırsal emekçiler öfkeyi, tepkiyi ve tedirginliği bir arada yaşadılar.

Buğday fiyatları, sermayenin saldırı hazırlıklarını bugüne dek daha çok kayıtsızlıkla izleyen tarımla ilgili örgütleri de harekete geçirdi. Ülkenin her yanındaki ziraat odaları, birlikler, kooperatifler, ziraat mühendisleri peşpeşe hükümeti protesto eden, “üretici”yi ise eylem yapmaya çağıran açıklamalar yaptılar.

Konuyla ilgili ilk toplantı, 500’ün üzerinde bir katılımla 14 Haziran’da Manisa’da yapıldı. Ziraat Odaları başta olmak üzere tarımla ilgili örgütlerin temsilcilerinin katıldığı bu toplantıda, hükümete İMF’nin emriyle uyguladığı tarım politikalarından vazgeçmesi çağrısı yapıldı. Hükümetin mevcut tutumunda ısrar etmesi halinde ülkenin birçok yerinde eylemlere başlanması kararlaştırıldı. İlk geniş katılımlı eylem 29 Haziran’da Tekirdağ’da gerçekleştirilecek.

Eğer hükümet kırda oluşan bu tepkiyi boşa düşürebilecek bir manevraya girişmez ve tutumunda ısrar ederse, eylem ve protestoların artarak sürmesi, giderek yayılması güçlü bir ihtimaldir.

Nitekim muhalefetteki sermaye partileri de bunu hesaba katmışlar ve apar topar mitingler yapmaya başlamışlardır. Tansu Çiller’in yaptığı “çay mitingi”nin ardından FP 17 Haziran’da Konya’da çiftçi mitingi yapmış, İMF’den tek kelime bile söz etmeden hükümeti eleştirmiştir. Fakat, Konya’da yapılmasına rağmen mitinge katılım çok az olmuştur. Bu durum, düne kadar gerici sermaye partilerine kayıtsız şartsız inanan kır emekçilerinin bugün bu inancını bir ölçüde kaybettiğini göstermesi bakımından dikkate değerdir.

İnisiyatif kır burjuvazisinde
Kırdaki hareketlenmeye yakından baktığımızda, tepkilerin daha çok ziraat odaları eksenli geliştiği, eylem çağrı ve organizasyonlarının da yine TZOB ve ona bağlı odalarca yapıldığını görüyoruz. Yıkıma karşı gelişen hareketlenmenin beslendiği asıl dinamik emekçi köylülüğün hükümete duyduğu tepki olsa da, mevcut tabloya bakarak inisiyatifin daha çok zengin köylülüğün elinde olduğunu söyleyebiliriz. Zira milyonlarca küçük ve orta köylünün üye olduğu ziraat odaları, birlikler özellikle 12 Eylül’den bu yana tümüyle sermayenin çıkarlarına hizmet edecek hale sokulmuşlardır. Kır burjuvazisinin ve sermaye partilerinin elinde sömürü ve rantı paylaşmanın, kırları burjuva sınıf adına denetim altında tutmanın araçları olarak hizmet görmektedirler. Kağıt üzerinde bu örgütlerin üyesi ve sahibi görünen emekçi köylülüğün ise yönetim ve politikaların belirlenmesinde en ufak bir söz hakkı yoktur.

Kır burjuvazisi, iki temel nedenden dolayı bugünkü hükümet karşıtı hareketlenmenin içinde yer alıyor. Birincisi, emekçi köylülüğün tepkilerine sahip çıkarak onlar üzerindeki etkinliği sürdürme çabasıdır. Zira ziraat odaları tepkinin örgütlenmesine önayak olmazsa, yarın onları da aşacak eylemler gündeme gelebilecektir.

İkincisi, kır burjuvazisinin bir kesiminin çıkarlarının yıkım saldırısı nedeniyle gerçekten de tehdit altında olmasıdır. Ülkede geleneksel tarım üretimini bir ölçüde denetleyen, tarımsal desteğe ayrılan bütçe ödeneklerinin hemen hepsini türlü yollarla kasasına aktaran, tarımla ilgili rant kaynaklarında suyun başını tutan ve nihayet, gıda ve tüketim maddeleri pazarının önemli bir parçasına sahip olan bu kesim, elindeki sömürü ve kâr olanaklarını tekellerle paylaşmak, hele hele tümüyle onlara kaptırmak ihtimalinden fazlasıyla rahatsız olmaktadır. Bu yüzden de tekellerle gerici bir çıkar savaşı yürütmeye, kendi çıkarlarını güvence altına aldırmaya çalışmaktadır.

Kır burjuvazisinin bu tutumu kimseyi yanıltmamalı. Zengin köylülüğün hükümetin politikalarına tutum alması, onun çıkarlarının emekçi köylü yığınlarının çıkarlarıyla kesiştiği anlamına gelmiyor.

Emekçi köylülük, saldırı politikalarının planlandığı gibi işlemesi durumunda, kelimenin gerçek anlamıyla kapsamlı bir yıkım yaşayacak. Milyonlarcası toprağını, üretim araçlarını kaybedecek. Sefalet ve çaresizlik içinde kentlere akacak.

Oysa, yıkım programıyla çıkarları bir parça sarsılmış olsa da, tekellere ve kapitalist sisteme sayısız bağla bağlı olan kır burjuvazisinin durumu çok farklıdır. Onun derdi yıkımı durdurmak değil, kendine pay kapmaktır. Denetimindeki örgütler vasıtasıyla küçük ve orta köylülüğün tepkisini kendi çıkar savaşının potasına akıtmaktır.

Emekçi köylülük, çıkarları aynı olduğu için ya da çok güvendiği için değil, başka nedenlerden dolayı kır burjuvazisinin denetimindeki örgütlerin peşine takılıyor. Sınıf hareketinin politik önderliğinden ve yakın ilgisinden yoksunluk, örgütsüzlük ve burjuva gericiliğinin bilinçlerdeki güçlü etkisi onları buna itiyor.

Emekçi köylülüğün önünde ilerde daha da kritikleşecek bir ikilem bulunuyor. Ya kent ve kır proletaryasıyla birleşik bir mücadele verilerek saldırıların püskürtülmesi; ya da kır burjuvazisinin inisiyatifi altında sürdürülecek, bir süre geçtikten sonra heba olacak bir mücadele girişimi ve yıkımın en ağır şekilde yaşanması. Bu ikili tercih zorunluluğu, tahmin edilen de önce emekçi köylülüğün karşısına çıkacaktır.

Sınıf devrimcileri kırda yaşanan bu hareketlenmeye gereken önemi vereceklerdir. Kır burjuvazisinin inisiyatifi altında gelişmesi, onların bu hareketlenmeye sırtlarını dönmelerinin gerekçesi olamaz. Aksine, yıkım politikalarına karşı gelişen her eylemi, kitle hareketini devrimci temelde büyütmenin olanakları olarak değerlendirecekler ve güçleri ölçüsünde müdahale konusu yapacaklardır.

Kır burjuvazisinin denetiminde gelişen bir hareketin yıkım saldırısını püskürtemeyeceğini, çıkarları bir parça güvence altına alındığında zengin köylülüğün tekellerle birlikte davranmaktan kaçınmayacağını ve kırdaki emekçileri yüzüstü bırakacağını söyleyecekler. Emekçi köylülüğün gerçek kurtuluşunun proleter devrime omuz vermekten geçtiğini her vesileyle anlatacaklar.

Kır proleterlerini ve emekçi köylü yığınlarını kendi bağımsız örgütlerini yaratmaya çağıracaklar. Onların bu alandaki çabalarına önderlik etmek için güçleri yettiğince seferber olacaklar.

Emekçi köylülüğün kır burjuvazisinden
bağımsız örgütlenmesi üzerine


Emekçi köylülük bugün, çıkarlarını savunabilecek, mücadelesini çekip çevirecek örgütlenmelerden yoksundur.

12 Eylül’den önce yaşanan Köy-Koop deneyimi, çeşitli gerilik ve kusurlarına rağmen, küçük ve orta köylülüğün çıkarlarını savunuyordu. Köy-Koop’a bağlı birim kooperatiflerinde emekçi köylülük sınırlı da olsa bir örgütlenme deneyimi yaşadı.

12 Eylül’le birlikte Köy-Koop Merkez Birliği dağıtıldı. Ona bağlı il birlikleri de giderek siyasi çekişmelerin, rant paylaşımının, yolsuzlukların batağına gömüldü. Bugün Trakya’da Köy-Koop’a bağlı birçok birim kooperatif hala mevcut. Ama süt toptancılığından başka bir işlevi kalmamış durumda.

Gene 12 Eylül öncesinde ülkenin çok değişik yerlerinde emekçi köylülüğün kooperatiflerle sınırlı örgütlenme deneyimleri yaşadığını biliyoruz.

Şu an 700 binden fazla küçük ve orta köylü, Tarım Satış Kooperatifleri Birliği’ne bağlı kooperatiflere üye durumda. ziraat odalarına üye olanların sayısı ise daha fazla. Fakat bu örgütler, kır burjuvazisinin ve sermaye devletinin denetimi altında. Emekçi köylünün çıkarlarını korumak gibi bir dertleri yok.

Kapitalizmin sömürü ve soygun politikalarından korunmak, emperyalist yıkım saldırısını durdurmak için emekçi köylülüğün kendi örgütlerini yaratması zorunlu.

Emekçi köylülüğün ne tür örgütlerde biraraya gelmesi gerektiğini bu kadar önden söyleyebilmek ise mümkün değil. Bölgeye, koşullara, eldeki olanaklara göre çok değişik biçimler gündeme gelebilir.

“Emekçi köylü birlikleri”, kooperatifler, dernekler bu biçimlerden bazılarıdır. Önemli olan, biçimden ziyade, kurulacak örgütlenmelerin zengin köylülerden, büyük toprak sahiplerinden, sermaye devletinden bütünüyle bağımsız olması ve emekçi köylülüğün ihtiyaç ve talepleri üzerinde şekillenmesidir.

Emekçi köylülüğün çıkarları kır burjuvazisinin çıkarlarından farklıdır. O halde örgütlü mücadelesi de ayrı olmalıdır.