ARSIVANA SAYFA
 
24 Haziran '00
SAYI: 23
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan...
TİS'ler ve sınıfın sorumluluğu
Tarımda yıkım programı başladı
Tüm çalışanlara işgüvencesi!
TİS sürecinde mücadeleyi yükseltelim!
İşçi sınıfı yasakları çiğneyerek grev hakkını...
Belediyelerde grev hazırlığı
Sistemli ve disiplinli bir çalışmayla başardık
İEP'in derinleşen zaafiyeti
EXSA grevi büyük bir coşkuyla başladı
Adana'da sınıf çalışmasının güncel gerekleri
Yerel sınıf çalışmasında yüklenilmesi gereken halka
Norm kadro yönetmeliği
Hazırlık öğrencileri ve yazokulu süreci
Programda tarım ve köylü sorunu/1
Polis zihniyetli bürokratları başımızdan...
Devrimci tutsaklar onurumuzdur, onurumuzu...
Hücrelere girmeyeceğiz, direneceğiz!
Yaşamın hücreleştirilme sine ve...
ABD politikasının iflası
ABD'nin yeni dış politik açılımlarının arka planı
Opel'de binlerce işçinin iki günlük grevi
Komünist militanlardan parti programı üzerine...
Burjuva basından seçmeler
Mücadele Postası
 
Tüm başlıklar






 
 
Yerel sınıf çalışmasında
yüklenilmesi gereken halka


T. Solmaz


Yerel alan çalışmasının önemine ve sorunlarına basınımızda fazlasıyla yer verildi. Çünkü yerel çalışma, doğrudan sınıf pratiğinin kendisidir. Sınıfla en yakın temas kurmanın, alanın ihtiyaçlarını kavramanın, ona fiili müdahalenin zeminidir. Partinin üzerinde yükseleceği kolonlardır aynı zamanda.

Basınımızda sınıf çalışmasının ihtiyaçlarının ve sorunlarının özel bir yer tutması, ideolojik-sınıfsal kimliğimizin doğası gereğidir. Sınıf çalışmasının sorunları her dönem değişik boyutlarıyla karşımıza çıkacaktır. Bu, sınıf-örgüt diyalektiğinin doğasına uygun bir gelişmedir. Her dönem karşımıza çıkacak olması, sınıf ile örgüt ilişkisinin aynı zamanda bir “sorun” olmasıyla ilgilidir. Sınıf mücadelesi, adından da anlaşılacağı üzere, bir sürekli hareketliliği ifade eder. Gelişme ve gerileme süreçleri, partinin sınıfla kuracağı bağın düzeyini ve alacağı biçimleri etkiler. Her tarihsel kesitin ihtiyaçları, olanakları, gelişmeye özgü sancıları, bir önceki ya da sonraki döneme göre “özgünlükler” içerir. Bu özgünlükler, sınıf mücadelesinin genel çerçevesinden çok gelişme seyriyle ilintilidir. Genel sınıf mücadelesiyle, dönemsel özgünlükler içeren sınıf hareketinin zigzaglı gidişatı bir bütünlük oluşturur.

Bu böyleyse eğer, öznel müdahale araçları ve bu araçların alacağı biçimler de dönemsel özgünlüklere göre değişime uğrar. Sınıf mücadelesinin barışçıl seyrine özgü müdahalenin biçim ve araçlarıyla, bu barışçıl süreçten çıkışın sancılarını yaşayan ya da kabuğunu kırmış, genelleşmiş, militan bir düzey tutturmuş bir sınıf hareketine müdahalenin araç ve yöntemleri birbirinden zorunlu olarak farklılıklar gösterir. Bu durum, döneme uygun politika üretmekte ifadesini bulur? Üretilen politikaların doğruluğu ve yanlışlığını ise bizzat bu fiili müdahalenin kapsamında açığa çıkarır.

Yerel çalışma doğrudan sınıf pratiğinin kendisi olduğu ölçüde, dönemsel politikaları hayata geçirecek en temel araç, sınıf örgütçüleridir. Doğru bir politika ortaya konulduktan sonra hayata geçirilmesi, alanın doğasına uygun kadrolarla mümkündür. Doğru bir ideolojik zemin üzerinden döneme uygun üretilen politika alanı ile bunu hayata geçirecek, fiili ilişki alanı olan yerel sınıf pratikleri arasında da “görece bir özerklik” vardır. Bu özerklik, birbirini bütünleyen her iki alanın “özgünlüğünün” sonucudur.

Sınıf partisinin bütün kurum ve araçlarının, birimlerinin, organlarının, merkezi bir yönlendirmeyle aynı amaca ulaşmak için seferber edilmesi, partinin kurumlarının ve birimlerinin özgürlüğünü, çalışma tarzı ve şekillenmesindeki farklılıkları dışlamaz. Zaten sermaye devletinin karşısına bir iktidar odağı gibi çıkabilmek, uzmanlaşma alanlarındaki farklılıkları zorunlu kılar. Her bir çalışma alanının başarısı, o alanın kadrolarının alanın ihtiyaçlarına uygun şekillenmesiyle mümkündür.

Partinin yükseleceği zemin olan fabrika hücreleriyle, bu hücrelerin yaratılması doğrultusunda yerel müdahale arasında da çok sıkı bir bağ vardır. Fabrika hücreleri olmadan, kalıcı bir fabrika çalışması yürütülemez. Fabrikalara yönelik ısrarlı ve yaratıcı bir faaliyet yürütülmeden de fabrika hücreleri yaratılamaz. Hatta fabrika hücrelerinin sürekli yaşayabilmesi, “hücrelerinin” sürekli yenilenmesiyle mümkündür. Bu ilişki, sınıfın geniş kesimlerini örgütlemek ile öncü işçileri kazanma çabasına benzer. Bu ikisi de birbirinden koparılamaz. Biri var diğeri yoksa, ya da yaratılmamışsa, aksamanın doğrudan hedefi ve konusuysa, sınıf örgütçülerinin misyonu daha iyi anlaşılır.

Yerel alanda faaliyet yürütmenin çok değişik araçları vardır. Bültenler, bildiriler, kuşlama, afiş, işçi platformları vb. Bu çalışmalar, “ne kadar yerel” olursa olsun, kendi başlarına fazla bir şey ifade etmezler. Bu araçların önemi kuşkusuz küçümsenemez. Ancak sınıf örgütçülerinin göstereceği performans, tam da birebir işçi ilişkilerine verilen önemde ortaya çıkar. Tuttuğunu koparan, ısrarcı bir yaklaşım gerekmektedir. Olmazsa olmaz koşul budur. Yerel ve merkezi araçların kullanımında bu yönde gösterilen zaafiyet, ya araçları abartma, ya da tersinden boşa çıkarma riskini artırır. Çünkü, müdahale denildiğinde, kimi yoldaşlarda ilk akla gelen yazılı materyaller oluyor. Bu, yerel araçlar için de geçerli. Burada bir kolaya kaçma eğilimi sözkonusudur. Diyelim ki elimizde hiçbir araç yok; bir direnişe, greve müdahale etmek ya da bir fabrikayla ilişki kurmak ve geliştirmek için ne yapmamız gerekiyor?

Sınıf çalışmasının pratik ihtiyaçları, bu ihtiyaçlara yanıt verme yetisini geliştirir ve dayatır. Fabrika ve örgütçü ilişkisi birbirini besleyen bir zemin yaratır. Birebir işçi ilişkilerinde ya da fabrikanın sorunlarına hakim olmada alınacak mesafe, yayınlarımızın daha işlevsel kullanımında da bizi zorlayıcı bir etkide bulunur. Bunlar karşı karşıya getirilecek olgular değildir? Her ikisinde gösterilecek çaba ve ısrar birbirini ilerletir. Bu ikisini birbirinden kopardığımızda, “topallama” devam eder.

Bugün sınıfla kurulacak fiili bağ, sınıf örgütçülerine düşen temel önemde bir görevdir. Kavranması gereken halkadır. Bu alandaki başarımız, diğer çalışma alanlarındaki verimi de artıracaktır. Partinin işçiler üzerinde yaratacağı manevi otoritenin dolaysız taşıyıcıları da yine sınıf örgütçüleri, yerel kadrolardır.

Partinin yerel organlara ve kadrolara soracağı temel önemde soru, bugün “birebir işçi ilişkilerinde durumunuz ne; işçilerin ileriye dönük eğilimlerine nasıl yanıt veriyorsunuz; ilişkilerin gelişmesini, bir doktorun hastayı takip etmesi gibi en ince ayrıntılarına kadar takip ediyor musunuz; işçilerle doğal bir ilişki kurabiliyor musunuz?” vb. sorular olmalıdır. Bu sorulara, “işçilere şu kadar gazete, şu kadar bildiri, şu kadar bülten, şu kadar materyal vb. ulaştırdık” yanıtı veriliyorsa, “birebir kaç işçi ilişkiniz var” sorusuna yanıt verilemiyorsa, zaafiyet ve yüklenme alanımız ortaya çıkıyor demektir.

İçinden geçtiğimiz dönemin tüm sancılarına rağmen, sürece uygun araç ve yöntemlerle, örgütçü yetenek, beceri ve hırsla yüklenmemiz gerekiyor. Kendiliğinden gelişmelere, hızlanacak süreçlere önden hazırlıklı olmamız, azami bir performans sergileyerek öncü işçilerin en azından bir kısmının partiyle şu ya da bu biçimde bağını kurabilmemiz gerekmektedir. En azından diyoruz, çünkü hayalci değiliz. İyimserliğimiz, sınıf dinamiklerinin önümüzdeki süreçte yüzeye vurmaya, bugün dünden daha yakın olmasından kaynaklıdır. Zaafiyet ve yetersizliklerimizin halihazırda yerel çalışma ve işçilerle birebir somut ilişki alanında yaşanıyorsa, yüklenmemiz gereken alan da burasıdır.

Ekim’in son sayısındaki başyazısında ifade edilen görüşler de söylediklerimize ışık tutmaktadır:

Bu çerçevede bugün için önemli olan sorun, durumun tahlili, saldırıların tanımı, oyunların teşhiri vb.’den çok, arayış ve eylemlilik içerisindeki kitlelere bir çıkış yolu gösterebilmektir. Bunun için de, herşeyden önce fiilen onlarla buluşup birleşebilmek için her türlü olanağı değerlendirebilmek, duruma uygun her türlü yöntemi ve aracı kullanabilmektir. Bu ise çok büyük ölçüde her alanda, her kesimde, her birimdeki devrimci çalışmada gösterilecek girişkenlik ve yaratıcılıkla sıkı sıkıya bağlantılıdır. Buradan ilerlemeler sağlayıp mevziler kazanılmadıkça, genel plandaki bir taktik müdahale iddiası, yılların da gösterdiği gibi, ayakları yerden kopuk, dayanaksız bir söylemden ibaret kalacaktır. (...) Parti olarak bizim sorunumuz bu sonuncusunda, yani kitlelere seslenme, harekete geçirme ve örgütleme çabası çerçevesinde döneme ve somut duruma uygun düşen yöntem ve araçların geliştirilmesinde zayıf kalışımızdır. Yerel çalışmanın tüm dikkati bu soruna yönelmeli ve buna en yaratıcı çözümler hayatın içinden bulunup çıkarılmalıdır. (...) Bundan dolayıdır ki, gerek genel planda, gerekse tek tek alan ve birimlerde yürüttüğümüz politik propaganda-ajitasyon ve teşhir faaliyetinin etkisi somut kazanımlara dönüştürülememekte, kalıcı mevziler yaratılamamaktadır.

Bu, şu dönem üzerinde özellikle durmamız gereken temel önemde bir sorundur ve çözüm için yerel örgütlerin ve kadroların girişkenliğini ve yaratıcılığını beklemektedir.” (Sayı: 215, Mayıs ‘00)

Kadroların girişkenliğine ve yaratıcılığına yapılan bu özel vurgu, yakıcı halkanın ne olduğunun özel önemini göstermektedir. Ama aynı zamanda, bu girişkenlik ve yaratıcılığın istenilen düzeye çıkarılabilmesi için, partinin sıkı denetimine ve yolgöstericiliğine ihtiyaç vardır. Yönlendirmede, girişkenlikteki yaratıcılığın teşvikinde, deneyimlerin aktarımında partiye ayrıca sorumluluk düşmektedir.