ARSIVANA SAYFA
 
24 Haziran '00
SAYI: 23
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan...
TİS'ler ve sınıfın sorumluluğu
Tarımda yıkım programı başladı
Tüm çalışanlara işgüvencesi!
TİS sürecinde mücadeleyi yükseltelim!
İşçi sınıfı yasakları çiğneyerek grev hakkını...
Belediyelerde grev hazırlığı
Sistemli ve disiplinli bir çalışmayla başardık
İEP'in derinleşen zaafiyeti
EXSA grevi büyük bir coşkuyla başladı
Adana'da sınıf çalışmasının güncel gerekleri
Yerel sınıf çalışmasında yüklenilmesi gereken halka
Norm kadro yönetmeliği
Hazırlık öğrencileri ve yazokulu süreci
Programda tarım ve köylü sorunu/1
Polis zihniyetli bürokratları başımızdan...
Devrimci tutsaklar onurumuzdur, onurumuzu...
Hücrelere girmeyeceğiz, direneceğiz!
Yaşamın hücreleştirilme sine ve...
ABD politikasının iflası
ABD'nin yeni dış politik açılımlarının arka planı
Opel'de binlerce işçinin iki günlük grevi
Komünist militanlardan parti programı üzerine...
Burjuva basından seçmeler
Mücadele Postası
 
Tüm başlıklar






 
 
Programımız devrimi ve
sosyalizmi temsil ediyor


Hareketle ilk tanıştığımda tarifsiz bir heyecan duymuştum. Benimsediğim, uğruna savaşabileceğim bir siyasal hareket vardı artık. Ve o tarifsiz heyecanı yine partinin kuruluşuyla, parti programı ve tüzüğüyle yeniden duydum. Yıllardır sermayenin tüm saldırılarına karşı büyük bir inanç, sabır ve titizlikle yaratılmış ve uğruna bedeller ödenerek korunmuş partimiz ve onun programı, bugün dostun-düşmanın gözleri önünde göndere çekilmiş bir bayraktır.

Neden partimize ve onun programına bu kadar sahip çıkıyor, onu yüceltiyoruz? Çünkü dünya ve Türkiye’de devrimci mücadele deneyimlerinden süzülmüş olan programımız, işçi sınıfını temsil ediyor. Programımız devrimi ve sosyalizmi temsil ediyor.

Proletaryanın burjuvaziye karşı mücadelesinde ona yol gösterecek, onun tarihsel çıkarlarını, dolayısıyla tüm insanlığın çıkarlarını savunarak, sınıfsız ve sömürüsüz bir dünyayı müjdeleyerek, tarihin burçlarında dalgalandıracak olan kızıl bir bayraktır programımız. Emperyalist kapitalizmi ve onun yerli uşaklarının iktidarını yerle bir etme hedefine ulaşabilmenin koşulları mevcut programımızda.

Bugün biz üretenlere tüm dünyada savaş, açlık ve yoksulluk dayatılıyor. Emeğimizle, onurumuzla yaşayan işçiler, emekçiler ve ezilen halklar olarak, bu çürümüş düzen tarafından gün geçtikçe sefaletin dipsiz kuyusuna sürükleniyoruz. İşte bizlerin, biz üretenlerin bu çekilmez yaşam koşullarına karşı, bu köhnemiş düzene karşı verebileceğimiz en iyi yanıt, komünistler olarak, uğruna savaşacağımız bu bayrak, yükselteceğimiz programımız olacaktır.

Kadın sorunu, sağlık sorunu, tarım sorunu, eğitim sorunu... Yani yaşamımızın tüm alanlarına, gelecek toplumun herbir yapı taşına ismini yazdıracak bir programa sahibiz. Bu programla çıkacağız düzenin karşısına. “Sınıfa karşı sınıf, düzene karşı devrim, kapitalizme karşı sosyalizm!” şiranı bayraklaştırarak, devrimi ve sosyalizmi gerçekleştireceğiz.
Yaşasın TKİP!
Marks, Engels, Lenin! Yaşasın devrim ve sosyalizm!

B. Dünya/İstanbul




Gerçek bir proleter parti programı


“Emeğin toplumsallaşması, sosyalizmin kaçınılmaz doğuşunun
başlıca maddi temelini hazırlamaktadır.”
Lenin


TKİP Programı’nı değerlendirirken, Lenin’in bu sözleriyle başlamak istedim. Çünkü emeğin toplumsallaşması ve üretim araçları üzerindeki özel mülkiyetin ortadan kaldırılması, insanlığın kurtuluşunu, gerçek anlamda özgürleşmesini, insanın insan tarafından sömürülmediği, prangalarının parçalandığı bir sistemi ifade ediyor. Sosyalizmi ifade ediyor.

Parti Programı’nın, baştan sona bilimsel dayanaklarla donatılmış olmasının yanısıra, açık anlaşılır bir dille yazılması ise sevindiricidir. Toplumun ezilen ve sömürülen sınıflarının sorunlarına bilimsel yaklaşımıyla Parti, gerçek bir proleter parti programına sahip olduğunu ortaya koymuştur.
Tarımdan sanayiye, doğanın korunmasından ülke zenginliklerinin eşit paylaşımına dek tüm alanlarda, toplumun ihtiyaçları doğrultusunda sorunlar incelenmiş ve öneriler getirilmiştir.

Sınıf savaşımlarının tarihinden bu yana, ezilen ve sömürülen sınıfların sorunlarını çözümleyen ve bundan 152 yıl önce Marks ve Engels tarafından kaleme alınmış olan Komünist Manifesto günümüzde bile sınıfa ışık tutmaktadır. Bunun geçerliliği, onun bilimsel temellere dayandırılarak hazırlanmasındandır.

Bu çerçevede bakıldığında, bugün ülkemizde, sınıfı iktidara taşıyacak olan ve bunu bilimsel temellere dayandıran tek bir program yazılmıştır. Bu da TKİP Programı’dır. Bugün bir broşür halinde yayınlanmış bulunan parti programı gerçekliğini, elinize alır almaz anlıyorsunuz. Çünkü komünizmin değerlerinden hiç ödün verilmemiş, sorunlar ve çözümlür net bir şekilde, yalın bir dille ortaya konulmuştur.

Parti programını hayata geçirmek, biz işçi sınıfı neferlerinin her mücadele alanında göstereceğimiz azami çabaya bağlıdır. Sınıfsal ve militan bir mücadeleyle parti programının gereklerini yerine getirebiliriz. Bu bilinçle hareket etmeli, bu bilinçle kurtuluşumuzu ilmek ilmek örmeliyiz.
Ya barbarlık içinde çöküş, ya sosyalizm!

B. Çelik/İstanbul




İşçi sınıfını ve gençliği bu program altında savaşmaya çağırıyoruz!


Dostun ve düşmanın önünde göndere çekilmiş bayrağımızı selamlıyoruz. Yıllardır boşluğunu hissettiğimiz işçi sınıfının önder partisinin kuruluşundan sonra, programını da aynı coşku ve inançla selamlıyoruz.

Daha önce hiçbir yapı tarafından üzerinde bu kadar durulmayan, hatta hiç ilgilenilmeyen program konusunda partinin kararlı tutumunu, sevinç ve heyecan içinde karşılıyoruz. Genç komünistler olarak programı çok iyi irdelemek ve anlamak zorunda olduğumuzun farkındayız.

İşçi sınıfını ve gençliği bu program altında savaşmaya çağırıyoruz!

Selam olsun şanlı partiye, selam olsun programımıza!..

YTÜ Ekim Gençliği




Yatağan’da çevre ve
insan katliamı


Deniz Ümit


Sermaye sınıfının elinde en zararsız faaliyetin bile bir katliama dönüşebildiği ortadadır.

Muğla’nın Yatağan ilçesindeki termik santralin insan ve çevre sağlığı açısından ne tür sorunlar yaratacağı da biliniyordu. Duyarlı tüm kesimlerce de bu durum, çeşitli şekillerde ifade edilmiş, tepki koyulmaya çalışılmıştı. Ama buna rağmen santral kuruldu. Santral işlemeye başladığından beri, santralin insan ve çevre sağlığına etkileri bilimsel çalışmalara da konu oldu. Bu çalışmaların sonuçlarıyla kamuoyu bilgilendirilmeye çalışıldı. Yatağan’da yaşanan son durum üzerine devlet yetkilileri de, termik santrallerin insan ve çevre üzerindeki zararlılığını kabul etmek zorunda kaldılar.

Yatağan termik santralinin atığı olarak havaya verilen SO2 (kükürtdioksit) gazı, tehlike sınırını aşmış ve şehrin üzerinde birikmişti. Bu gaz tabakası ancak rüzgar çıktıktan sonra dağılabilmişti. Gazdan dolayı ise pek çok insan rahatsızlanarak hastaneye kaldırılmıştı.

Yatağan’daki oluşan durum inversiyon nedeniyledir. Normal şartlarda ısınan hava yükselir ve yükseldikçe sıcaklığı düşer. Yani şehir içi hava sıcaklığı yukarıya doğru gidildikçe düzenli olarak azalıyorsa, şehir üzerindeki hava döngüsü normaldir. Ancak, şehir içi sıcaklık yukarıya doğru yükseldikçe soğuyup, sonra tekrar ısınırsa, bu hava tabakası, alttaki hava tabakasının üstünü bir kapak gibi örterek, inversiyon denilen olayı oluşturur. Bu olay sıcaklık inversiyonu ya da termal inversiyon olarak da tanımlanabilir. Sıcaklık şehrin üzerini örteceğinden, kirletici maddeleri şehrin üzerinden yukarı taşıyacak hava akımları da engellenmiş olacakır.

Santrallerden genellikle hava kirliliği oluşturan ve solunum yolları hastalıklarına (kronik bronşit, aşırı nefes darlığı) ve akciğer kanserine neden olabilecek kirletici maddeler açığa çıkar. SO2, NOX (azotoksitler), CO2 (karbondioksit) katı parçacıklar, hidrokarbonlar, küller, bu kirletici maddelere örnektir. Bu kirleticiler dışında, santral bacasından SO2 ve NO2 (azotdioksit) gibi bileşiklerin havadaki diğer bileşiklerle reaksiyona girmesi sonucu oluşan kirleticiler vardır. Ki bunlar da yeryüzene asit yağmurları olarak döner.

Asit yağmurları tarım bitkilerine, ormanlara ve hatta dolaylı olarak insana zarar vermektedirler. Asit yağmurlarının diğer etkilerine; insan solunum yolu hastalıklarında bir artış, erken ölümlerin oluşması ya da şehirdeki ve evlerdeki su borularının yapısındaki Cu (bakır) ve Pb (kurşun) gibi zehirli elementlerin içme sularına karışması gibi örnekler verebiliriz. Termal inversiyonun yaşanmış örnekleri de olayın önemini ortaya koymaktadır. 1918’de Pennsylvania’nın 1400 kişilik bir kasabasında, termal inversiyona uzun süre maruz kalan 20 insan ölmüş, 6000 insan da bu nedenden kaynaklı olarak hastalanmıştır. Yine 1963’te New York’ta şehrin üzerindeki termal inversiyondan kaynaklı 300 insan yaşamını yitirmiş, binlercesi hastalanmıştır.

Geçmişte yaşamış bir sürü örnek varken, termik santrallerin neden olduğu olaylara karşı alınabilecek önlemleri almamak kabul edilmez. Bu insan yaşamının şansa bırakılmasıdır ki, buna benzer sözleri artık Yatağan Belediye Başkanı bile söylemektedir.

Belediye Başkanı’nın yerel bir gazeteye verdiği demeçler dikkat çekicidir. Belediye Başkanı; Yatağan’daki insanların akciğer kanseri nedeniyle öldüğünü, ağaçların kuruduğunu, tarım alanlarının çölleştiğini, ölüm sayılarının saklanıp açıklanmadığını, toplu ölümlerin her an olabileceği Yatağan’da yetkililerin duyarsız kaldığını, ölçüm cihazlarının çalışmadığını, cihazların başında duracak görevlilerin olmadığını, 80 milyar dolar harcanmasına rağmen baca gazı arıtma tesislerinin bitirilemediğini, insanların kaderlerine terkedildiğini söylemektedir.

Yine basındaki habere göre, yöre halkı Çevre İl Müdürü’nün sağlam ölçüm cihazını bekliyormuş. İl Müdürü ise, “korkulacak bir durum yok, bu tür olaylar her yıl olur” diyerek, aslında durumun savunusunu yapacak pişkinliği gösterebilmektedir.

Geçmişte bu tür örneklerin olması, hala yaşanıyor olması, kapitalizmin tüm çürümüşlüğüyle varlığını hala sürdürmesinden dolayıdır. Sermaye sınıfını ortadan kaldıracak güce ancak biz işçiler ve emekçiler sahip olduğumuz için, çevre katliamlarının önüne de ancak biz geçebiliriz. Enerji üretimi adına önüne gelen her yere santral diken sermaye sınıfına karşı duruşumuz nettir: “Kapitalizm öldürür!”