ARSIVANA SAYFA
 
24 Haziran '00
SAYI: 23
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan...
TİS'ler ve sınıfın sorumluluğu
Tarımda yıkım programı başladı
Tüm çalışanlara işgüvencesi!
TİS sürecinde mücadeleyi yükseltelim!
İşçi sınıfı yasakları çiğneyerek grev hakkını...
Belediyelerde grev hazırlığı
Sistemli ve disiplinli bir çalışmayla başardık
İEP'in derinleşen zaafiyeti
EXSA grevi büyük bir coşkuyla başladı
Adana'da sınıf çalışmasının güncel gerekleri
Yerel sınıf çalışmasında yüklenilmesi gereken halka
Norm kadro yönetmeliği
Hazırlık öğrencileri ve yazokulu süreci
Programda tarım ve köylü sorunu/1
Polis zihniyetli bürokratları başımızdan...
Devrimci tutsaklar onurumuzdur, onurumuzu...
Hücrelere girmeyeceğiz, direneceğiz!
Yaşamın hücreleştirilme sine ve...
ABD politikasının iflası
ABD'nin yeni dış politik açılımlarının arka planı
Opel'de binlerce işçinin iki günlük grevi
Komünist militanlardan parti programı üzerine...
Burjuva basından seçmeler
Mücadele Postası
 
Tüm başlıklar






 
 
Cengiz Tekstil’de zorlu bir mücadeleyle
sendikalaşmayı başaran öncü işçilerle konuştuk...

Sistemli ve disiplinli bir çalışmayla başardık


- Fabrikanızda olumlu/olumsuz neler yaşadınız? Nasıl bir çalışma yürüttünüz?

1. İşçi: Cengiz Tekstil’de üç sene çalıştım. Fabrikada sorunlarımız vardı. Mesela sigorta, prim, ücretsiz izin vb. Bir de son olarak patron boş kağıt getirerek işçilere imzalattı. Bana sıra geldiğinde imzalamadım ve kartını bırak çık dediler. Benimle işe başlayan bir arkadaş, bir sefer işe gelmedi diye çıkardılar. Daha sonra da geri aldılar. Bu arkadaş bana sendikalaşmak için çalışalım dedi ve çalışmaya başladık. Daha önce de birkaç kez sendikayı işyerine getirmeyi denemiştim. Fakat başarısız olmuştum. Çünkü kimse destek çıkmamıştı.

Arkadaşla bir ay kadar çalıştık, seminerler yaptık. Fakat o arkadaş da işten ayrıldı. Komiteyi 5 kişiye çıkardık. Yeni arkadaşlarla birlikte 6 ay çalıştık ve ondan sonra sendikaya üye olduk. Üye olmadan bir gün önce beş kişiyi attılar işten. İçlerinde ben de vardım. Dışarıdan toplantılara katıldım. 5 ay boş gezdim. Bir tekstil fabrikasına girdim, adamlar oraya da geldi beni işimden etti. “Ben bu adamı çıkarmak için 1 milyar para veririm. Bu eski asilerden” dediler. Çok zor durumda kaldım. Patron bir işçiyle uğraşıyor. Neden? Tabii ki, biz onun cebine battık. Adam sigorta etmiyor, primi, tasarruf teşvikini ödemiyor. 3 yıl çalıştım sadece bir sefer alabildim.

“İşçi sınıfının birleşmesi ve örgütlenmesi,
sadece sendikal değil siyasi de olmak zorunda”

2. İşçi: Bu mücadele sadece Cengiz Tekstil’in mücadelesi değil, Türkiye ve dünya işçi sınıfının mücadalesi. Patronlar, kapitalistler ve emperyalistler, kendi sistemlerini oluşturmuşlar işçi ve emekçi kesimini eziyorlar. Nasıl eziyorlar? Sigortasını ödemiyorlar, sağlık sorunlarıyla ilgilenmiyorlar, yani hiçbir hakkı tam olarak vermiyorlar. Günde 12 saat çalıştırıyorlar, ama karşılığında üç kuruşluk parayı çok görüyorlar. Verdiklerini de geriye çekmeye çalışıyorlar. Sen sendikalaşmaya kalktığın zaman; “vay efendim, sen benim çıkarlarıma engel oluyor, çalışmıyorsun, ben de seni hiçbir yerde çalıştırmayacağım” diyorlar.

Örneğin Gaziantep’te, işverenler aralarında internet sistemi oluşturmuşlar. Bir işyerinden sendikal faaliyetten dolayı atılan işçiyi, başka bir işyerine gittiği zaman, tespit ediyorlar ve o işçinin adını soyadını alarak, ne olduğunu, neler yaptığını öğreniyorlar. Ve duruma göre o işçiyi işe almıyorlar. Tamamıyla tecrit ediyor ve uzaklaştırıyorlar.

İşçi sınıfının birleşmesi ve örgütlenmesi sadece sendikal değil siyasi de olmak zorunda. Eğer siyasi olmazsa sendikal mücadelede bir noktadan sonra tıkanıklık olur ve bu da işçiler arasında soğukluk yaratır. Bizim bu konuya ilişkin çalışmalarımız var.

“Bu sistemi işçilerden başka hiç kimse değiştiremez”
- Şimdi çalışıyor musunuz? Ne yapmayı düşünüyorsunuz?

1. İşçi: Bundan sonra da fikrim aynıdır. Ben kendi menfaatimi düşünerek bu işi kesinlikle yapmadım. Eğer öyle olsaydı ben de tazminatımı alır giderdim. Adam bana para veriyordu, bense hakkım neyse onu alırım dedim. Son olarak diyorum ki, Türkiye’de herkes sendikalı olsun, bu sistemi işçilerden başka hiç kimse değiştiremez. Patron kendine göre sistem kurar, işçiler de kendine göre bir sistem kurar. Benim fikrim böyle.
- Yaşadığınız süreci aktarır mısın?

2. İşçi: 180 işçi fabrikamızda çalışıyor. Sigortalı olan 120 kişinin 100’ü örgütlü. Sendikalı hiçbir işçide yılmak yok. Hatta en bilinçsiz üye arkadaşlar bile, “ya fabrika kapanacak, ya da kazanacağız” diyor.

- Geri bilinçli arkadaşları nasıl kazanabildiniz?

2. İşçi: O arkadaşların siyasi görüşlerini gözönünde bulundurarak bir yakınlık sağladık ve bilinçlendirerek kazandık. Önceden hiçbir topluma katılmayan bu arkadaşlar, bugün bu pikniğe gelebiliyorlarsa, bu büyük bir başarıdır. Bu da son 6 ayda hızlı bir çalışmanın sonucunda ortaya çıkmıştır. Bu da özellikle iki arkadaşımız tarafından bir sene önce başlatılan çalışma üzerinden olmuştur.

Sendikalaşma faaliyetimiz 17 Ağustos’tan 1 gün önce başlamıştı. 43 kişiye ulaştığımız bir süreçte tıkanıklık yaşadık. Aramızda ne yapacağımızı konuştuk. Çünkü aramızda maçlara gitmekten başka işi olmayanlar ve camiye giden arkadaşlar vardı. Ve biz onlara ulaşamıyorduk. Bunun için her iki taraftan birer arkadaşla ilişkiye girdik ve 43 kişiyi bir gün içinde 65 kişi yaptık.

“Sadece bu fabrikayla sınırlı kalırsak,
bizi boğmaları kolaylaşacaktır”
- İşten atılan arkadaşlarınızı nasıl geri alabildiniz?

1. İşçi: Maaşları ödemeyeceklerini, erteleyeceklerini söylediler. Biz de komitede yeralan sendikalı arkadaşlarla ve sendikaya da danışarak karar aldık. Mesaiye kalmayacağız dedik. Yemek saatinden sonra sendikalı ve sendikasız tüm işçiler şalterleri kapatarak evlerine gittiler. Hiç kimse o gün fabrikada kalmadı.

Ertesi sabah müdür kapıda “sen gir, sen girme” diye bir ayrım yaptı. 13 arkadaşımızı ayırdı. Bu duruma tepki, içeride iş yavaşlatma eylemine dönüştü. Dışarıdaki arkadaşlarla sürekli iletişim halinde olduk. Dışarıda neler olup bittiğini bizlere anında haber verdiler.

Patron önce, sendika başkanımıza fabrikayı kapatacağını söyledi. Sonrasında sendikayı kabul edeceğini söyledi. Ve bizleri, işçileri, komiteyi, sendikayı bu gibi yalanlarla kandırdı. Sendikadan Kazım Doğan geldi ve “ben girmezsem bu toplantıya, bu tartışmalar olmaz” dedi. Muharrem Kılıç en iyi olanlar içinde, onunla birlikte içeriye girdiler. Biz de tartışma süreci başlattık. Bu 13 arkadaştan 6 arkadaş, “pazarlık olacaksa bizim üzerimizde olsun, yani biz dışarıda kalalım, önder arkadaşlar içeri girsinler, ama sendikadaki arkadaşlar neden önder arkadaşları dışarıda bırakmayı tercih etti bilemiyoruz. Patronun dediği arkadaşlar içeri alındı, bu bize ters geldi” dediler.

Biz de; “Bundan sonra (bunu Muharrem Kılıç’a da söyledik) Kazım Doğan buraya gelirse ya biz de gireriz içeriye, ya da o adamın tek başına gelmesini istemiyoruz” dedik. Kazım Doğan’ın işçilere karşı tutumunun yanlış olduğunu söyledik. Ama Muharrem Kılıç gayet kişilikli ve onurlu bir arkadaş. İşçilerin yanında yer alıyor. Sendikadan başka da kimse yok bu şekilde davranan. Bütün bu tartışmaların sonunda 6 arkadaş işe alındı.

Zaman zaman patronun köpekleri saldırıyor, sözlü sataşmalarda bulunuyorlar. Biz de sendikal hareket sekteye uğramasın diye bu insanlara sesimizi çıkarmıyoruz. Çünkü biz bu haklı mücadeleyi kazanacağız ve kazandığımıza da inanıyoruz. Sonuna kadar gideceğiz. Sadece bu fabrikayla sınırlı kalırsak, bizi boğmaları kolaylaşacaktır. Bu nedenle çevremizdeki fabrikaları da az çok örgütleyebilirsek ancak başaralı olabileceğimiz düşüncesindeyiz. Bu yönlü çalışmamız var. Diğer fabrikalardaki arkadaşlarla iletişim kurmaya çalışıyoruz.

Sistemli ve disiplinli bir çalışmayla başardık
1. İşçi: Çevre fabrikalardan gelerek bizden yardım isteyen arkadaşlar da var. Önceleri çok deneyimsizdim. Burada yaptığımız çalışmayı çok disiplinli bir şekilde yaptık. Önce de belirttim, komisyonda 5 kişiydik. Aramızda oylama yaparak karar alıyorduk. Aramızda güvenilir olan arkadaşları birinci plana, fazla güvenilir olmayan arkadaşları da ikinci plana koyarak hedefli çalışıyorduk. Mesela yapacağımız çalışmayı güvendiğimiz arkadaşlardan birine söylüyorduk. İki kişi olduğumuzu, üçüncü kişiye ihtiyaç olduğunu söylüyorduk. Böylece hiç kimse ilk başta birbirini bilmiyordu. Bu sistemle çalıştık ve başardık.





Cengiz Tekstil işçileri pikniği


Bir yıllık bir çalışma sonucu sendikalaşmayı başaran Cengiz Tekstil işçileri, 18 Haziran’da, 250 kişiye yakın katılımla piknik düzenlediler. Piknikle amaçlanan sendikalaşma yönünde atılan adımı tüm işçileri kapsayacak bir örgütlülüğe dönüştürmekti. “Bütün ülkelerin işçileri birleşin”, “İşçi sınıfının kurtuluşu kendi ellerindedir” şiarların yazılı olduğu iki pankart da günün içeriğini anlatıyordu.

Sabah kahvaltıdan sonra kürsü oluşturarak, Nazım Hikmet’ten ve Hasan Hüseyin’den şiirler okundu. Sendikalaşma sürecini anlatan öncü işçilerin ardından, DİSK Tekstil 1 No’lu Şube Başkanı Muharrem Kılıç, 15-16 Haziran ve sınıf mücadelesi üzerine bir konuşma yaptı. Esenyurt İşçi Evi imzalı mesaj okundu. Yaşanan sorunlar üzerine de bir konuşma yapıldı. Halaylar çekildi.

Tekstil işçileri şu ana kadar bir dizi deneyim yaşadılar. Yaşanan direnişlerin çoğu yenilgiyle sonuçlandı. Bunların kimi sınıf dayanışması olmayışından, kimi işyeri komitesinin olmayışından ya da komitenin işlevsiz olmasından dolayı yenilgiyle sonuçlandı. Cengiz Tekstil işçileri, başarılı bir çalışma sonucunda, fabrikada işçiler arasındaki birlikteliği yakalayıp sendikalaşmayı başardılar. Ama Cengiz Tekstil patronu hala sendikayı kabul etmiş değil.

Patronun bu tutumunu boşa çıkarmak için yasal işlemlerin beklenmesi, yasalar üzerinden hareket edilmesi gerekmiyor. Sendikayı ya da işten atılmaları kesinlikle pazarlık konusu yapmamalıyız. Kesinlikle hiçbir taviz vermemeliyiz. Şimdiden mücadelemizin haklılığı ve patronların saldırısını anlatıp çevre halkını duyarlı hale getirmeliyiz. Yakın fabrikalardaki işçilerle ilişki kurup hem buralardan destek sağlamalı, hem de buralarda da örgütlenme çalışması başlatmalıyız.

Kızıl Bayrak/Esenyurt