ARSIVANA SAYFA
 
24 Haziran '00
SAYI: 23
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan...
TİS'ler ve sınıfın sorumluluğu
Tarımda yıkım programı başladı
Tüm çalışanlara işgüvencesi!
TİS sürecinde mücadeleyi yükseltelim!
İşçi sınıfı yasakları çiğneyerek grev hakkını...
Belediyelerde grev hazırlığı
Sistemli ve disiplinli bir çalışmayla başardık
İEP'in derinleşen zaafiyeti
EXSA grevi büyük bir coşkuyla başladı
Adana'da sınıf çalışmasının güncel gerekleri
Yerel sınıf çalışmasında yüklenilmesi gereken halka
Norm kadro yönetmeliği
Hazırlık öğrencileri ve yazokulu süreci
Programda tarım ve köylü sorunu/1
Polis zihniyetli bürokratları başımızdan...
Devrimci tutsaklar onurumuzdur, onurumuzu...
Hücrelere girmeyeceğiz, direneceğiz!
Yaşamın hücreleştirilme sine ve...
ABD politikasının iflası
ABD'nin yeni dış politik açılımlarının arka planı
Opel'de binlerce işçinin iki günlük grevi
Komünist militanlardan parti programı üzerine...
Burjuva basından seçmeler
Mücadele Postası
 
Tüm başlıklar






 
 
Polis zihniyetli bürokratları başımızdan defedelim!


“Devrimciye değil, sermayeye barikat!”
Eğitim-Sen’in 10 Haziran’da düzenlediği merkezi mitingte, devrimciler bu sloganı da eklediler listelerine. Bu slogan, üzerlerinde “Eğitim-Sen/Görevli” yazılı önlükleriyle sendika bürokratlarına karşı atıldı! Bu bürokratlar birbirlerine kenetlenerek devrimcilere barikat ördüler!

Bürokratların tecrit etme tavrı, toplanma yerinde “Eğitimde Fırsat Eşitliği İçin Lise ve Dersane Öğrencileri İnisiyatifi”nin “Eğitimin özelleştirilmesine, hücre tipi yaşama karşı birleşik mücadele!” yazılı imzasız pankartı açmasıyla başladı. Eğitim-Sen dönem sözcüsü Nazım Alkaya pankartların kapatılmasını istedi. Gerekçesi, “Bu eylemin bir hukuku var, uyacaksınız!”, oldu. Bir yoldaş polisin dahi pankartlara müdahale etmediğini, ama “görevli Eğitim-Sen”lilerin polisin görevini yaptığını söyleyince, gerilimli bir tartışma başladı. Büro Emekçileri Sendikası, tutsak aileleri, Ankara Üniversiteleri Hücrelere Hayır Platformu ve ÖMP de pankart açmak istediler. Alınan tavır aynıydı. Sonuçta pankartlarımızı kaldırdık. Devrimci-demokrat arkadaşlar ve tutsak analarıyla birlikte döviz ve sloganlarımızla yürümeye başladık. Devrimcilere alınan bu garip tutumu alanda protesto etmeye karar verdik.
Yürüyüşe geçer geçmez, bu kez Ankara 3 No’lu Şube Başkanı dövizlerimizi de kaldırmamızı istedi. Söylenenleri umursamadık, yürümeye devam ettik. Sıhhıye’ye doğru yürüyüşte ÖMP yeniden pankartını açınca, bu kez fiziki müdahale gündeme geldi. Köprü altına yaklaştığımızda ise bir arbede yaşandığını gördük. Polis saldırısı olduğunu düşünerek oraya doğru koştuk. Bu kez de SİP imzalı dövizler yüzünden SİP’liler ve “görevli Eğitim-Sen”liler tekme-tokat kavga ediyorlardı! Ayırmak için uğraşırken, kendimizi kavganın içinde bulduk. İnsanlar biraz yatıştıktan sonra bir sürü “görevli Eğitim-Sen”li hemen önümüze yığıldı. Bu “görevli bürokratlar” karşımıza fiilen ilk barikatlarını örmüşlerdi! Emekçi kitlesi akıyor, biz “barikat” yüzünden ilerleyemiyorduk. Bu karmaşa içinde sendika bürokratlarına fiziki bir müdahalede bulunmadık, insanları sakinleştirmeye çalıştık. Fakat bu “görevli”ler bir yoldaşımızın elindeki dövizi yırtmaya kalkınca, yaptıklarını yanıtsız bırakmadık.

Bu polis kafalı sendika bürokratları ve şefleri zincir oluşturarak yürüyüş boyunca dağılmayacak “kuvvetli” bir “barikat” oluşturdular. Bu sırada alanda, “Devrimciye değil, sermayeye barikat!” sloganı atıldı.

Yürüyüş öncesi ve sırasında, emekçiler arasında bizleri destekleyenler, kavga sırasında bürokratları yuhlayanlar oldu. Bazı kamu emekçileri yaşananları duyunca yanımıza gelerek bizimle yürüdüler. “Bu nasıl devrimci sendika?” diyen bir emekçi arkadaş, “beğenmiyorsan git!” yanıtını aldı ve yanımıza gelerek bizimle yürüdü.

Alana gelindiğinde, barikat hala önümüzdeydi. Tutsak anaları pankartlarını açtılar. Yine müdahale oldu, ancak bu sefer pankart kapatılmadı. Ardından ÖMP pankartını açtı. “Ankara Üniversiteleri Hücrelere Hayır Platformu” ise pankartını direğe astı. Eylemin sonuna dek devrimcileri “tecrit” etme girişimleri devam etti.

Neler oluyor?
Eğitim-Sen’li görevli bürokratları devrimcilere karşı bu kadar öfkeli hale getiren ne? Bu sendikayı yaratanlar “Devrimciye değil, sermayeye barikat” kuran, “hak verilmez alınır” bakışaçısına sahip militan kamu emekçileri değil mi? Şimdi bu bürokratlar ne hakla ve ne adına devrimcileri sendikalardan “tecrit” etmeye çalışıyorlar. Hem de polis kafası ve polis yöntemleriyle... Bu “sendika bürokratları” ne yapmaya çalışıyorlar?

“Görevli” Eğitim-Sen’li bürokratların tutumları, biz devrimcileri emekçi kitlesinden yalıtmayı hedefliyor ve polise hedef göstermeye hizmet ediyor. Polis eyleme müdahalede bulunmadıysa, bunu zaten sendika bürokratlarının hakkıyla yerine getirdiklerini düşündükleri içindir.

KESK içindeki devrimci-demokrat emekçilere çağrımızdır!
Bu yaşananlar sendika bürokratlarının geleneksel tavrının eyleme ve kitleye çok açık ve somut olarak yansıması açısından ilktir. Ancak son olmayacağı açıktır. Buna ancak kamu emekçileri engel olabilir. Bu eylemde kendisini açıkça ortaya koyan polis zihniyetli sendika bürokratlarını ve benzer anlayışları, yılların fiili-meşru-militan mücadelemizle yarattığımız sendikalarımızdan temizleyelim. Önümüzde KESK’in kongre süreci var. Bu fırsatı değerlendirelim. “Hak verilmez, alınır!” şiarı ve “Sınıfa karşı sınıf, düzene karşı devrim, kapitalizme karşı sosyalizm!” perspektifiyle sendikalarımıza sahip çıkalım. Kamu emekçi hareketinin dinamizmini, tepkisini ve militan mücadelesini yeniden oluşturalım!

N. Nehir/Ankara